2012’den 2021’e ne değişti?

"Moralinizi bozmak istemem ama bütün dünya kavurucu sıcakları ve iklim değişikliğini ne kadar ciddiye almamız gerektiğini konuşuyor.

Peki ya biz?

Klima taktırmak dışında önlem alıyor muyuz?

Yoksa sadece söyleniyor muyuz?

“İklim değişikliği aslında mevsimsel bir sorun değil ama hayatımızı değiştiren acil ısı değişikliğiyle ilgilendiğimiz tek zaman yaz ayları. Bu yaz da sıcaklar rekor düzeyde. Doğal olarak küresel ısınmanın sonuçları hakkında endişeliyiz.” 

Yukarıdaki satırları pekâlâ hepimiz söyleyebilirdik.

Oysa New York Times’da New York Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Eric Klinenberg yazmış.

Ürkütücü olan da bu zaten.

Hepimiz aynı konudan şikayetçiyiz ve ne yazık ki hepimiz suçluyuz.

Bazılarımız daha da suçlu.

Malum aşırı sıcaklar bu sene sadece ABD’de değil, Türkiye’de de büyük sorun.

Hatta öyle ki klima almaya kalksanız bile en erken 2-3 haftaya gelip takabiliriz diyorlar.

Öyle yoğun bir talep var.

İklim değişikliğinin bırakın dünyaya zararlarını, günlük hayatımızdaki etkilerine baksak yeter.

Sıcaklardan kaynaklanan hastalıklar her geçen gün artıyor.

Ama nedense ülkede birçok tartışılan sorun arasında iklim değişikliği bir türlü yer alamıyor.

Sıra bir türlü bu konuya gelmiyor.

Hepimizin bu iklim değişikliğinde payı olsa da.

Son bir hafta sıcaklardan bunalmakla sele dönüşen sağanak yağmura tutulmak arasında geçti.

Yağmur yağmasına sevindik ama doğrusu sel beklemiyorduk.

İstanbul’un havası son zamanlarda tamamen değişti.

Bizi sürekli şaşırtıyor.

Yaz ortasında eskiden böyle yağmur olur muydu?

Şimdi bunu sadece ‘Akşam açık havada daveti, düğünü, konseri olanlar ne yapacak?’ minvalinde konuşuyoruz. 

Biz bunu havadan sudan bir konu olarak görüyoruz.

Söz etmiyoruz, tartışmıyoruz, iyileştirmek için hiçbir şey yapmıyoruz.

Günlük konularla günü kurtarıyoruz ama karşılaşacağımız ve üstesinden gelemeyeceğimiz en büyük sorunlardan biri, iklim değişikliği.

Doğa karşısında bu kadar çaresiz kalırken, bu konuyu da artık ciddiye almak gerekmiyor mu?”

Yukarıdaki satırları tam 9 yıl önce 5 Ağustos 2012’de yazmışım.

Şimdi tam 9 yıl sonra 5 Ağustos 2021’de 9 gündür perişanız, göz göre göre gelen, beklenen iklim kriziyle ilgili hiçbir şey yapamadığımız gibi elimizdekileri koruyabilmek için hiç önlem alınamadığını görmek de canımızı acıtıyor ve doğrusu şu an başka hiçbir şey düşünecek durumda değiliz.  

Daha iyi bir dünya için en iyi tasarım: 400 ağaç

 Haziran’da gerçekleşen Londra Tasarım Bienali’nde tasarım objeler yerine Somerset House’un ortasında minik bir orman dikkat çekiyordu.

Çok beğendiğim sanatçı ve tasarımcı Es Devlin, Londra Tasarım Bienali’nde Somerset House’da bir orman yaratarak iklim krizi ve doğayı koruma gerekliliği konusunda farkındalık yaratmak istedi.

Venedik Mimarlık Bienali “Birlikte Nasıl Yaşayacağız”ı sorgularken, Londra Tasarım Bienali de “Nasıl daha iyi bir dünya tasarlarız?” sorusunu sorguluyordu.

18 yıldır John Sorrell ile birlikte düzenlediği Londra Tasarım Festivali’ne Londra Tasarım Bienali’ni de ekleyerek, geçen yıl pandemi nedeniyle ertelenen bienalin 3. edisyonunu bu yıl gerçekleştiren Ben Evans, Londra’yı bir tasarım başkenti haline getirmeyi başardı.

Çok kısa bir süre önce Londra Tasarım Bienali’nde bir kez daha gördük, daha güzel bir dünya için sadece daha iyi tasarımlı ürünlere değil, daha fazla ağaca, doğaya ihtiyacımız var.

Es Devlin’in Somerset House’un merkezine yerleştirdiği 400 ağaçtan oluşan ormana bakarken ister istemez Türkiye’de inşaatlar ve tabii manzarayı           bozduğu gerekçesiyle kesilen ağaçları düşünmüştüm.

Şimdi ise sadece ağaçları değil, çok daha fazlasını düşünmeden ve üzülmeden durabilmek mümkün değil.