Da Vinci Şifresi’nin acı intikamı

Björn Runge imzalı ‘Nobel Adayının Karısı’ filmini izleyenler hatırlayacak: Joan Castleman her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözünün yaşayan kanıtı.

Glenn Close’un canlandırdığı zeki ve yetenekli olan Joan, 40 yıllık evliliğinde eşi için her şeyi yapan bir kadın.

Kendi yeteneğini feda ederek eşinin yükselen edebiyat kariyeri için gece gündüz demeden çalışıyor.

Ama eşine verilen Nobel Edebiyat Ödülü’nü almaya gittikleri yolculukta aldatılmaya ve aşağılanmaya artık daha fazla dayanamayacağını anlıyor ve eşinden ayrılmaya karar veriyor.

İşte tam da bu filmdekine benzer bir öykü var şimdi dünya edebiyat gündeminde.

En çok satan kitapların yazarı Dan Brown, 2019’da ayrıldığı 21 yıllık eşi Blythe Newlon Brown tarafından suçlanıyor.

Dan Brown, filmdeki Nobelli yazarın aksine itiraf ediyor, tüm dünyada 100 milyon adet satan Da Vinci Şifresi’ni yazarken eşi Blythe Newlon Brown’un araştırmalarından yararlandığını, hatta Magdalalı Meryem ile Hz. İsa’nın yaşadığı öne sürülen gizli aşka merak duymasını ve kitapta yer vermesini sağlayan kişinin de yine eşi olduğunu.

“Artık araştırma gezilerinde bana eşlik edecek bir ortağım vardı... Ayrıca yazdıklarımı okuyan ilk kişiydi” diye de anlatıyordu Dan Brown eşini.
Şimdi ise Blythe Newlon Brown, yeni bir dava açtı Dan Brown’a, hem boşanma sırasında mal varlığını eksik gösterdiği, hem de birlikte temelini attıkları projeler için kendisinden gizli yeni anlaşmalar yaptığı gerekçesiyle.

Tabii bu davada yazarın evliliğinin son yıllarında dört ayrı kadınla birden yaşadığı ilişki de ortaya döküldü.

Eylül ayında çıkacak çocuk kitabı, Da Vinci Şifresi’nin kahramanından ilham alan ‘Langdon’ isimli bir TV dizisi ve Da Vinci Şifresi’nin İngiltere’de 3 Nisan’dan itibaren 33 hafta boyunca sahnelenecek bir tiyatro oyununa adaptasyonu da yeni projeler arasında.

Şimdi bakalım, Blythe Newlon Brown kendi fikirleri sayesinde milyonlarca kişi tarafından okunan Da Vinci Şifresi’nin yeni versiyonlarından pay alabilecek mi?
Hep birlikte göreceğiz.

Oscarlar da modaya uydu

Oscarlar yıllardır çok beyaz olmakla eleştirildiği gibi, geçen yıl da çok erkek egemenliğinde olmakla eleştirildi.

Hatırlatalım, o zaman 92 yıllık Oscarlarda sadece bir kez, 2010’da, Kathryn Bigelow, ‘The Hurt Locker’ filmiyle en iyi yönetmen ödülünü almıştı.

Geçen yıl ‘Küçük Kadınlar’ ile Greta Gerwig, ‘The Farewell’ ile Lulu Wang, ‘Hustlers’ ile Lorene Scafaria, ‘Queen & Slim’ ile Melina Matsoukas, ‘A Beautiful Day in the Neighborhood’ ile Marielle Heller, ‘Clemency’ ile Chinonye Chukwu ve ‘Harriet’ ile Kasi Lemmons da pekâlâ adaylar arasında olabilirdi.

Hatta en iyi film kategorisinde adaylar arasına seçilen ‘Küçük Kadınlar’ın yönetmeni Greta Gerwig en iyi yönetmen adayları arasına alınmayınca sinema eleştirmenleri, “Görünüşe göre ‘Küçük Kadınlar’ kendi kendini yönetti” diyerek Oscarlardaki haksızlığı gündeme getirdi.

Şimdi ise 25 Nisan 2021’de gerçekleşecek 93. Akademi Ödülleri için çok kültürlülüğe önem vermek, din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmamak konusunda önemli bir adım atıldı.

Oscar ödüllerini dağıtan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’ne bu yıl davet edilen 819 yeni üyenin yarısı kadın, yüzde 36’sı ise 59 farklı ülkeden, farklı ırklara mensup.

Hatırlatalım, bu oran bundan 5 yıl önce sadece yüzde 8’di ve Oscar jürisi beyaz erkeklerin egemenliğindeydi.
Bir de Türkiye ile ilgili sevindirici haber verelim, Akademi jürisine Türkiye’den bir yapımcı, Nuri Bilge Ceylan filmlerinin de yapımcısı Zeynep Özbatur Atakan da davet edildi.

Tebrikler Zeynep Özbatur Atakan!