Facebook’un özrü

60 saniyede sanal dünyada neler oluyor?

Google’da 2 milyon 315 bin arama yapılıyor.

Whatsapp’ta 44 milyon mesaj gönderiliyor.

Instagram’da 56 bin fotoğraf paylaşılıyor.

Facebook’ta 3 milyon 125 bin like alınıyor.

150 milyon e-posta gönderiliyor.

430 bin tweet atılıyor.

Bütün bu bilgi akışını izleyebilmek 7 gün 24 saatlik bir maraton.

Bu maratonun da bir bedeli var tabii.

Zeynep Tüfekçi yıllardır anlatıyor, TED konuşmasını izleyenler bilir.

‘Data’nın hayatımızı nasıl kontrol edebildiğini ve iyiye olduğu gibi nasıl kötüye de kullanılabildiğini açıkça anlatıyor.

Şimdi ise Facebook’un 50 milyon kullanıcı profiline ait verilerin Cambridge Analytica veri şirketi tarafından usulsüz kullanıldığının ortaya çıkması gündemimizde.

Sanki daha önce hiç bilmiyormuşuz, sosyal medyada bıraktığımız izleri gibi, herkes tepkili. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, “Hata yaptık” deyip özür üstüne özür diliyor.

Gazetelere tam sayfa ilanlar veriyor.

“Verilerinizi koruma sorumluluğumuz var, eğer bunu yapamıyorsak sizi de hak etmiyoruz demektir” mesajı paylaşıyor.

Gerçekten de bizi hak etmiyor.

Elon Musk’ın Facebook tepkisi

Elon Musk ise bu olayda Facebook’u silin diyenler safında yer aldı ve kendisi de şirketleri de Facebook hesaplarını sildi.

Peki ama bu bir kahramanlık örneği mi?

Musk, zaten modası geçmiş olan ve artık eski gücü olmayan Facebook hesabını silerek sosyal platformlarda aktif hayatından vazgeçmiş mi oldu?

Tabii ki hayır.

Ve en önemlisi Facebook’un sahip olduğu Instagram hesabını da aynı şekilde silmeye cesaret edebilir mi?

Kesinlikle hayır.

Yoksa günümüzün en güçlü sosyal medya mecrası olan Instagram’dan bir markanın vazgeçmesi, genç jenerasyonlarda geçerliliğini çoktan yitiren Facebook’tan vazgeçmekten daha mı zor?

Kesinlikle evet.

Gözler Alaçatı’da

New York Times’ın 2 yıl önce derlediği, öne çıkan tatil destinasyonları listesinde ilk sırada Mexico City, ikinci sırada Bordeaux, üçüncüde ise
Malta vardı.

Bu 52 maddelik listeye Türkiye’den girmeyi başaran ise 14. sırayla Çeşme oldu. Eskiden İzmirlilerin sayfiyesiydi Çeşme.

Bir de rüzgârı sayesinde sörfçüler biliyordu değerini.

Babylon Alaçatı’nın açılışıyla İstanbullular da Çeşme’yi keşfetti.

Babylon, Alaçatı’dan Aya Yorgi’ye taşındı ama İstanbullular Alaçatı’dan vazgeçmedi.

Emre Ergani’den Metin Fadıllıoğlu’na İstanbul’un tanınmış işletmecileri de Çeşme’de mekân açtı.

Güler Sabancı’dan Erol Tabanca’ya iş dünyasından birçok isim de Çeşme’ye otel yatırımı yaptı.

Yine de turizmciler hep dertliydi, “Çeşme zor bir bölge, çünkü yabancı turist gelmiyor” diye.

Gerçekten de öyleydi, Bodrum’a, Antalya’ya, Fethiye’ye yabancı turistler akın ederken Çeşme’de sadece yerli turistler vardı.

İşte bu yüzden Çeşme’nin New York Times’ın 2016’da gezilecek görülecek 52 yer listesine girmesi çok önemliydi.

New York Times, “Gastronominin öne çıktığı bir Ege kıyısı” diye özetlemişti Çeşme’yi.

Zeytin, sakız, enginar gibi yerel lezzetlerin ve şarap bağlarının, Noma’dan ilham alan Alancha’dan ve İstanbul ve İzmir’den transfer olan restoranların etkisinden bahsetmişti.

Şimdi ise Alaçatı’yı dünyaya tanıtacak iki etkinlik var gündemde.

11-13 Mayıs’ta Tasting Alaçatı ve Peak-Talks.

Dünyadan yıldız şefleri ağırlayacak Peak Talks’un küratörü ise şef Kemal Demirasal.

Heyecanla bekliyoruz.