Hepimize geçmiş olsun!

’99 depremini daha dün gibi net hatırlıyorum.

Hepimizin üzerinde farklı bir etkisi olmuştu, hayatın aslında çok da anlık olduğu konusuyla bizi yüzleştirmişti.

Asla dediğim hiçbir şey için aslında o kadar da katı olmamak gerektiğini öğretmişti bana.

Büyük konuşmamak gerektiğini, hayatta her şeyin olabileceğini göstermişti.

İşte o zamanlar deprem konusunda önlemleri hepimiz hatmetmiştik.

Aradan dile kolay tam 20 yıl geçti.

Önceki gün bir kez daha anladık, bu 20 yılda aslında almamız gereken dersi hiç de almamışız.

Başka şeylere odaklanmışız, doğal afetler karşısında aslında hepimizin ne kadar çaresiz olduğunu unutmuşuz.

Levent Erden haklı, “Korku, geçtiğinde, ondan alınması gerektiği varsayılan ders de çoktan buharlaşıyor galiba!”

Notre Dame’daki gibi dayanışma şart

Depremin ardından, Notre Dame Katedrali’ndeki korkunç yangından sonra Fransa’da başlatılan seferberliği bir kez daha hatırladım.

Fransa’nın önde gelen aileleri milyonlarca bağış yaptı Notre Dame’ı restore edebilmek için.

Evet, Notre Dame Katedrali gibi dünya çapında değerli bir tarihi eserin yanmasına hiç şüphesiz hepimiz üzüldük.

Ama hatırlayalım, daha yangın söndürülemeden önce Gucci grubunun sahibi, Kering ve Artemis Grup’un başkanı François-Henri Pinault, ailesi ve şirketi adına Notre Dame’a 100 milyon euro’luk bağış yapacağını açıkladı.

Hemen akabinde ezeli rakibi, LVMH grubunun patronu Bernard Arnault 200 milyon euro bağış yapacağını açıkladı ve bir anda 100 milyon euro’luk bağışı gölgede bıraktı, her ne kadar bağış konusunda Pinault ailesi öncü olsa da.

Bağışların artmasıyla Macron da “5 yılda tadilatı tamamlarız” açıklamasını yaptı.

Bu durumda bir de kendimize bakıyoruz, bizde böyle facialarda büyük gruplar, büyük aileler kültürel mirası koruyabilmek için ne yapıyor?

İstanbul, dünya çapında birçok medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi bir şehir, her ne kadar biz bozmak için elimizden geleni yapmış olsak da.

İşte bu durumda devletin yanı sıra büyük iş insanlarının da ellerini ceplerine atıp olası büyük İstanbul depremine en iyi şekilde hazırlanabilmek için yapılacak araştırmaları desteklemesi gerekiyor.

Bu kadar büyük bir uyarıdan sonra hepimiz “Bilimin önünde boynumuzu bükmeye hazır” olmalıyız.

Bilgi kirliliğine kapılmamak lazım

Böyle zamanlarda en kötü şeylerden biri de bilgi kirliliği.

“Şu saatte büyük deprem olacakmış” iddialarına kadar geldi durum.

Dünyada depremin tam saatini belirleyebilen bir teknoloji henüz yok bildiğimiz kadarıyla.

Olsa, sadece Türkiye’de değil, dünyanın başka deprem bölgelerinde de kullanılıyor olur ve kimse depremlerden bu kadar etkilenmezdi.

Teknoloji konusunda bu kadar ileri olan Japonya bile gördüğümüz gibi deprem konusunda böyle bir teknoloji henüz geliştiremedi.

İşte bu yüzden böyle felaket haberleri yayanlara hiç kulak asmadan, normal hayata devam etmek gerekiyor.

Tabii bir de depremin şiddeti hakkında AFAD ve Kandilli Rasathanesi’nden farklı sonuçlar yerine, tek bir sonuç alabilsek ne kadar iyi olur.