CAHİLİYE

Ortalık kavga kıyamet, yer gök inliyor. Neden mi? Elimiz ayağımız, olmazsa olmazımız Whatsapp, kişisel verilerimizin paylaşımına olanak tanıyan bir sözleşme yayınlayarak 8 Şubat'a kadar bu sözleşmeye onay vermeyenlerin artık uygulamadan yararlanamayacağını duyurdu. Bunun üzerine de kızılca kıyamet koptu. Mesajların, konuşmaların, konumların hatta fotoğrafların paylaşılacağı kaygısıyla aldı herkesi bir gam bir tasa. Ve yüzyılın kavimler göçü başladı dijital dünyada. Whatsapp’tan Telegram’a, Telegram’dan Signal’e oradan BİP’e doğru akın etti kullanıcılar. Hayır sanırsın ki oralar, daha güvenli, daha emniyetli. Elon Musk’lı Signal Kanada, Zuckenberg’li Whatsapp Amerika ise, Telegram da Rusya. CIA’den gizleyip KGBB’den çekinmediğiniz neyiniz var, anlamıyorum ki :)   Arkadaşlar biz bu izni baştan verdik, yok sözleşmeymiş yok imzaymış geçiniz. Elimizdeki akıllı telefonlarla telefonu kurarken gerekli gereksiz her şeye okumadan verdiğimiz onaylarla e tabi bir de Siri isimli özel asistanımızla çoktandır takip altındayız ki aslında. Ne yani arkadaşınızla mesajlaşırken, eşinizle konuşurken bahsettiğiniz tatilin, ayakkabı, kıyafetin reklam olarak pat diye karşınıza çıkması tesadüf olabilir mi? Bunca yıl bedava kullandınız uygulamayı da hiç mi düşünmediniz, yok mudur acaba bunun herhangi bir bedeli? Buna inanmak mümkün değil tabi; Tek tuşla dünyanın öbür ucuyla görüntülü konuşacaksın, tek tuşla istediğin belgeyi göndereceksin, gruplar arasında organizasyonlar yapıp kendi istihbarat teşkilatını kuracaksın, aynı anda kaç kişiyle temas kuracaksın, en ücra yerden bile konum paylaşacaksın ve tüm bunları karşılıksız, bedava sanacaksın; Oldu canım!  Acı haberi vereyim o halde; Instagram – Facebook kullanıyorsanız gizliliğiniz çoktan bitmiş vaziyette. Tabi bu arada Whatsapp’a tü-kaka diyenlere bir sorum olacak, her gün kullandığınız Google var ya peki o ne olacak?  Google da kaydediyor her şeyi, depoluyor, yedekliyor, reklamları da önünüze seriveriyor. İşin kötüsü sizden imza falan isteme zahmetine katlanmıyor. Doğrudan kullanıyor, verilerinizi rahat rahat paylaşıyor. Bu durumda oradan niye vazgeçmiyorsunuz, yerine Yahoo, Bing falan kullanmıyorsunuz? “Uçtan uca şifreleme” özelliği geldiğinden beri bir nebze rahattım ben. Böylece yazışmalar, taraflar haricindeki kişiler dışında okunamıyordu. Bu sözleşme gösteriyor ki bu da büyük bir balonmuş ve paylaşılanlar Whatsapp tarafından gayet de güzel okunuyormuş. Bunca reklam da bunun doğal  sonucuymuş. Hee derseniz ki bu sözleşme Avrupa ülkelerinden istenmiyor, onların gizliliği neden korunuyor da bizimki korunmuyor derseniz de;  Avrupa’dan senin ülkene ellerini kollarını sallayarak sadece pasaportlarıyla gelirken sen onlarına ülkelerine ancak 100 tane evrak, belge toplayıp, üstüne bir de para verip vizeyle giriyorsun, önce onu sormalısın bence niye diye! Kıssadan hisse, herkesin gönüllü olarak yediğini içtiğini, gezdiğini gördüğünü, görüştüğü kişileri, gittiği yerleri paylaştığı bu dönemde, Whatsapp gizli mi, güvenli mi, Mark Zuckenberg bizi görecek mi, her yaptığımızı bilecek mi tartışmasına girmek gereksiz bence. Her şeyin bir alternatifi vardır elbet, tabiat boşluk bırakmaz da iz bırakmamak o mümkün değil işte. Verilerimiz zaten artık her yerde, istesek de istemesek de.  Ama isteyen kuşla dumanla haberleşsin, bak o güvenli işte. Koskoca atalarımızın bir bildiği varmış elbette :) …………………………………………….*………………………………………................................................................

Elon Musk, Mark Zuckenberg falan deyince aklıma Acun Ilıcalı geldi bakın, nereden geldiyse artık. Hatırladım hatırladım geçenlerde verdiği bir röportajdan dolayı. Ne demişti Ilıcalı; “Ekstrem bir insanım. Yaptığım seyahat programları bile aklı başında birinin yapacağı şeyler değil. Mesela Hollanda’da maç varken öğlen yemeğini burada yiyip, akşamüstü Hollanda’da maça gidip, gece Atina’ya geçip orada ‘Survivor’ seçmeleri yaptıktan sonra Türkiye’ye dönebiliyorum. Duramıyorum, durduramıyorum kendimi”  Ah Acuncum ya ekstrem değilsin, baya baya zenginsin sen :) En pahalı arabaları, sürat motorlarını, forma, krampon falan değil bildiğin futbol takımını satın al, dünyanın en çok izlenen yarışma programlarını yüksek meblağlarla ithal et, bizim memlekete uyarla sonra ekstrem de kendine, vallahi kabul etmem, edemem.  Yalnız gerçekten başarılı bir televizyoncu kendisi, kabul edelim. Vizyonu geniş, gayet de güzel gidiyor yaptığı her iş. Kimsenin de kolay kolay cesaret edemediği bir iş yaptı, Netflix’e rakip olup Exxen’i kurdu. Survivor, daha ilk haftasında yine zirveye oturdu. MasterChef’i söylemiyorum bile, aylardır hep en tepede !  Başarı, asla tesadüf değil. Çok çalışmak, çok terlemek, emek vermek gerekiyor. Hayatta ya tozu dumana katarsın ya da tozu dumanı yutarsın. Sizi bilmem de Acun, tozu dumana katanlardan. Kolay gelmedi olduğu yere, denedi, uğraştı, çabaladı. Bazıları; “Yok birilerine dayandı, arkasında birleri vardı, görünmez finansörler hep yanındaydı “ dedi, diyor da hala. Ama o hep başarılı hep en önde. Ve alternatifi de yok bile. Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak birisi oraya sürünerek gelmiştir diğeri ise süzülerek. Önemli olan nasıl gelmiş olduğunuzdan çok, orada ne kadar kaldığınızdır. Çünkü orada kaldığınız süre,  işte asıl başarınızdır !  ……………………………………………………………….*…………………………………………………..........................

Orada kalmak, burada kalmak derken şu ‘Evde kalma’ halimiz ne olacak bilmiyorum. Hayatı eve sığdırdık sığdırmasına da biz evlere sığamıyoruz artık. Sığamıyoruz kelimesi, hem sözlük hem mecaz  anlamda yalnız burada. Evde otura otura mutfaktan çıkamaz haliyle de kapılardan geçemez olduk. Ne pantolonlara sığıyoruz ne de içimiz içimize sığıyor valla. Yalnız öyle böyle derken 1 yıl oldu, malum virüsü bağrımıza basalı. İlk zamanlarda bir değişik gelmişti uzun süre evde oturmak, kendimize zaman ayırmak. Ama uzayınca zaman, tadı da kalmadı. İzleyecek dizi, film bitti. Evdekiler birbirine fazlasıyla doydu, halk mutfak işlerinde usta oldu. Lakin psikolojiler de fazlasıyla bozuldu. Herkes birbirine karşı pek bir tahammülsüz sanırsınız yarasayı karşısındaki yedi. Hafta sonu tamam da hafta içi 21:00’den sonraki sokağa çıkma yasağı, herkesi baya zorladı. O saatte evde olmak için aynı saatlerde yola çıkan kişiler, toplu taşıma araçlarını, yolları doldurdu. Güneş battıktan sonra sokakta olamamak da hani bir virüsle değil de vampirlerle savaşıyoruz gibi oldu sanki ne bileyim. Ama malum yasaklar insanoğluna cazip gelir. Bugün hala yasaklara rağmen dışarıda olanlar,  maske takmayan, tedbir almayanlar, bu cazibenin esiridir. Velhasıl gördüğüm onca insan manzarası karşısında, hastanelerde bir bölüm açılmalı bence. Adı da; ‘Cahiliye’   

CANSEN ERDOĞAN