DELİ - KAN

Bir iş gününün son saatleri…

Nasıl olduğunu anlayamadığım bir tempoda geçen günden sonra eve gitmek üzere yola koyuldum. Bardaktan boşanırcasına yağan deli bir yağmur, zaten şah olan trafiği, şahbaz etmiş durumdaydı. Kornalar çalıyor, araba pencerelerinden çıkarılan kollarla ‘yol verdin, vermedin’ tartışmaları yapılıyordu. Yani İstanbul, yağmurlu bir günü, çılgın bir adrenalinle noktalamak üzereydi. Arabada oturmuş trafiğin ilerlemesini beklerken, gözüm, yandaki durakta, birbirine sarılmış kahkahalarla bir şeyler anlatan çifte takıldı. Kız, üniversitede okuyor olmalıydı tahminimce, erkek de ondan birkaç yaş büyük. Ne yağan yağmurun altında sırılsıklam olmak, ne de korna keşmekeşi içinde ayakta bekliyor olmak umurlarındaydı. Öyle genç, öyle mutlu, öyle umutluydular ki…

Genç olmak! İnsan hayatının en karmaşık, en zor, en kolay, en kıymet bilinmez ve en geri gelmez dönemi! ‘Bana bir şey olmaz’  demektir genç olmak. Her şeyin, eninde sonunda iyi olacağına inanılır. Coşkudur gençlik ‘deli kan’ denmesi bundandır işte. Sevdi mi yürekten sever. Sevgisini, denize yazabilir dalgalarla, üstelik buna da inanır tüm kalbiyle. Kızdı mı, dağları yıkar, siler, geçer bir kalemde. Her şeyi başaracak güçte olup hatta buna inanabilmektir tüm kalbiyle. Tüm değeri, geçici olmasında saklı belki de. Geçici bir süre için verilen emanet bence. Halil Cibran’ın gençlik tasvirini çok severim; "Bulutların üstüne yükselmek için gerekli olan iki şeye, şiirden kanatlara ve düşlerden oluşan bir mizaca sahip gençlik! İnsanları gökkuşağının renklerinden bir ışığın arasından gören, hayatın da onun ihtişamına ve yüceliğine övgüsüne kulak veren gençlik! Kanatları çok geçmeden felaket tufanlarıyla parçalanacak, insanın kendini küçülmüş ve çirkinleşmiş gördüğü tuhaf bir ayna olan bu gerçek dünyaya fırlatılacak gençlik!"

Kimbilir belki de gençlik, çocukluğun cinayet mahalline geri dönüşüdür. Ondandır belki de heyecanı gençlerin, cesaretleri, pervasızlıkları. Gençlik güzel de keşke gençlerin elinde heba olmasaydı. Çocukluk, dizlerdeki kabuk bağlamaya bir türlü fırsat bulamayan yaralardan ibaretken gençlik, saçlarında, teninde, gözlerinde uçuşan kuşlar! Ama o kuşlar göç ediyor ya zamanı gelince işte o can acıtıyor. Yetişkinlikten olma, ergenlikten doğma ‘gençlik’, rüya görmek gibi; Uyanır gibi oluyorsun, geriniyorsun,  mahmurluktan kurtuluyorsun, gerçek dünyaya geri dönüyorsun!

E tabi bu kısa ve çok kıymetli dönem de kutlanmayı hak ediyor, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, gençliğe armağan ediliyor!

Eeee madem gençler anlaşmış aralarında, bize de ulu önder Atatürk’ü minnetle anmak, gençleri kutlamak düşüyor!

Bayramınız kutlu olsun gençler!

…………………………………*……………………………………

Cem Belevi, Bahtsız Bedevi mi ?

Günümüzü anlatan iki atasözü var. Biri; “Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar” ki çeneler çok yoruluyor bu aralar diğeri de; “El alemin derdi, bizi gerdi” hatta germekle kalmadı, yorum yapmayı farz kıldı! Hikayede, İrem Derici kızgın kedi, Cem Belevi bahtsız bedevi! Kavgalar, tartışmalar bir yana Belevi, ikinci bir telefonla yakalanınca, mevzu gündemdeki Sadakatsiz dizisine benzedi. Orada da ikinci telefonla karısıyla sevgilisini aynı anda idare eden Volkan karakteriydi.

Hadi evliyken bir derece de bir de evli bile değilken sevgilisini aldatmak da ne!

Sadakat, bir imza bir söz değil karakter meselesi. İnsanın kendine ve başkalarına dürüst olma sanatı. Sanat diyorum yani herkeste olmayan, olamayan. Allah vergisi bir şey, istesen de sadık olmak, içinde yoksa olamazsın. Herkes ahkam kesiyor hakkında, ahkam kesenleri de yargılıyor. “Bilemezsin yaşamadan” diyor; “İsteyerek sadakatsizlik yapar mı insan ?”

Ahkam kesmeden söylüyorum o zaman; Sadakat, kalbinde o kişiye yer ayırması ve o yeri onun için korumasıdır. Sadakatsizlik ise o yerin korunmasının savsaklanması, bir süre için o yerin korumasız kalmasıdır. Ve ihanet, artık o yere duygusal olarak bir başkasının koyulmasıdır.

Hayata bakış tarzımız çeşit çeşit olduğundan ya da kendi doğrularımızı kendimiz tanımladığımızdan mı nedir, herkesin sadakatsizlik anlayışı da farklı birbirinden. Sorduğumda etrafımdakilere, sence nedir sadakatsizlik diye, kimisi 'flört etmek' sadakatsizlik değildir diyor, sadece cinsel birleşme sadakatsizliktir”. Kimine göre ise bakışmak, arzulamak, sadece düşünüp hayal kurmak bile sadakatsizlik. Öyle az az, sadaka gibi verilmez sadakat, isteyen hepsini ister. Çok sevdiğim bir sözdür;

‘İnkara dönüşmenin eşiğinde, aşkın ikrarıdır sadakat!’

Ve bir insanın kaderi, sevdiğinin ihaneti ile sevmediğinin sadakati arasında çizilir !

Bir meydan okuma, göze alma, elindekini sonsuza kadar kaybetme ihtimaline rağmen karşı koyamama vardır sadakatsizlikte. Cesarettir onu iten, kendine dahi itiraf etmese de içten içe biliyordur ki kendisini üzmeyecektir giden, biten. Duygularına karşı koyamamış, göze almış, aldatmıştır. Aldatılan, affetse de tekrarlanacağını biliyordur içten içe. Aldatan ise kalbindeki bir yeri başkasıyla doldurmuştur çoktan, sonunu bile bile!

 İşte o yüzden derler ya;

“Olur da iki kişi arasında kalırsanız ikinciyi seçiniz. Çünkü birinciyi gerçekten sevseydiniz, ikincisini görmezdiniz !”

………………………………………..*………………………………………….

Absürd Komedi- Erşan Kuneri;

Gündeme bomba gibi düştü Erşan Kuneri! Cem Yılmaz’ın sabırsızlıkla beklenen dizisi ‘Erşan Kuneri’ yayına girdi, polemiklerin ardı arkası kesilmedi. Beğenenler olduğu kadar beğenmeyenlerin sayısı da az değildi.

Erşan Kuneri’yi  GORA, Arif V 216 filmlerinden tanıyoruz aslında. Cem Yılmaz tarafından canlandırılmış kurgusal bir karakter olan Kuneri, erotik film yapımcısı ve bir eğlence mekanının sahibi. Dizide de Erşan Kuneri’nin 70’li 80’li yıllardaki maceraları anlatılıyor. Bilindiği üzere Cem Yılmaz farklı bir mizah anlayışına sahip. Alışılagelmiş esprilerden, genel-geçer şakalardan farklı, ince göndermeler, titiz gözlemler ile yapıyor mizahını. Az gelişmiş ülkelerin iktidarlarında olan; ‘Yaptım-oldu, başkasının düşüncesini umursamıyorum, yaptıysam doğrudur- eleştiriye hacet yoktur’ mantığı, sanat dünyasında da görülebiliyor sıklıkla. Burada da bunun yansımasını görebiliyoruz pekala. Rüştünü ispat etmiş, kemik seyircisini oturtmuş bir komedyen olarak yaptığına güveniyor, eleştirilere pek de kulak asmıyor gibi gözüküyor Cem Yılmaz! ‘Neresi komik, her üç dakikada bir küfür var’ eleştirisine karşı Yılmaz’ın yanındayım yalnız. Porno film yapımcısının hayatı çekilirken Osmanlı ağırlığı, ağdalı edebiyatlı cümleler olmayacak elbet, hayatın olağan akışına aykırı. Ama dozunda kullanılmalıydı diyenler de haklı. Kadın bedeni üzerinden, cinsel temalı küfür alışkanlığı, tehlikeli olmaya başladı, tadı kaçtı.

Bunlar bir yana renkli tiyatro havası da var dizide.  Kostümlerin zenginliği, mekanların renkleri diziye hoşluk katmış. Kurgu da yormuyor izleyeni, daimi bir ekip var ve her bölümde ayrı bir hikaye işleniyor. Yani bir dizi niyetine yedi film izleniyor. Nostaljiye bir selam çakılıyor, Yeşilçam anılıyor, anılar tazeleniyor. Cem Yılmaz’ın stand up’ları formatında bir mizah beklemeyi, diğer filmlerinde bırakmış olduğumuzdan mukayase etmek gibi bir durum olamaz elbet. Ama Recep İvedik filmlerine kahkahalarla gülen, Konuşanlar’ı izlemek için ekstra para ödeyen kesimin, kara mizah konseptli bu diziyi eleştirmesi de ne bileyim, tuhaf değil mi?

İzleyenler beğendi mi beğenmedi mi bilmem ama Cem Yılmaz ve ekibi, çekerken çok eğlenmiş belli :)

Reytingi bol olsun!

……………………………………..*……………………………………………………..

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın Üzüntüsü; Taaa uzaklardan Almanya’dan geldi maalesef! Çıktığı 75 maçta da yenilmeyen, yarı ağır sıklet boksta, WBF ve GBU kemerlerinin sahibi 36 yaşındaki boksör Musa Askan Yamak, + 84 kg'da çıktığı ringde, üçüncü raunda aniden kalp krizi geçirerek ringe yığıldı ve hayatını kaybetti. Bu kadar genç yaşta, bu kadar başarılı bir sporcumuzun vefatı, gerçekten çok acı! Her sanatçı sahnede ölmek ister ya o da kendini en ait hissettiği yerde, ringde verdi son nefesini. Yolu ışık olsun!

Haftanın Utancı; Beklediğimiz ama bu kadar da çabuk olmaz dediğimiz şekilde gerçekleşti. Türkiye’nin Maldiv’leri denilen, suyunun rengi, kumunun güzelliği ile bir doğa harikası olan Salda Gölü ve çevresinin son görüntüsü, yürekleri sızlattı! Gölün etrafının sarı renk balçıkla bataklığa döndüğü görüntülere ilişkin açıklama Yapan Burdur Yeşilova kaymakamı Erdem Yenisoy, bölgenin arka tarafının uçsuz bucaksız sarıçam ormanlarıyla kaplı olduğunu, orman ve sazlık alandan çıkan polenin rüzgarla göl kıyısına taşındığını, bataklık oluşumunun sözkonusu olmadığını belirtti. Valla içeriği bataklık mı polen mi bilemem de bu görüntüyü asla görmek istemem! Şimdi bana kaybolan yıllarımı bir de Salda Gölü’nü geri versinler!

Haftanın Tuhaflığı; Güleyim mi şaşırayım mı bilemeyeceğim cinsten! Tüm dünya iki yıldır Koronavirüs salgınıyla mücadele ederken hayat adeta durmuş başka konu konuşulmazken böyle bir gündemi olmayan Kuzey Kore’de ilk vaka bu hafta görülmüş! Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, salgınla mücadele kapsamında orduyu göreve çağırmış! Dünyada pandemi bitti, aşılar çıktı, vakalar azaldı, maskeler atıldı, Kuzey Kore, virüsle ilk kez karşılaştı. Ne diyeyim; ‘Allah kurtarsın Kuzey Kore kardeş, aşıya ihtiyacın olursa biz de beleş!

Haftanın Eleştirisi; Yürek yemiş Elon Musk kardeşimizden! Amerika’da son 40 yılın en yüksek enflasyon rakamları görülürken tartışmalar sürerken dünyanın en zengin insanı sıfatıyla Elon Musk da geri kalmadı, tartışmalara katıldı. Tesla ve SpaceX'in kurucusu Musk, ABD ekonomisinin resesyona gireceğini, bu günlerin sebebinin Biden yönetimi olduğunu söyledi. Dünya liderine zaten Musk gibi bir deli-dahi kafa tutabilirdi. Trump’ın Twitter’a geri dönmesi gerektiğini de belirten Elon Musk’ın canı sıkılmış galiba Twitter’da tek başına, arkadaşlarını istiyor yanında!

Haftanın Kararı; tartışmalara da açıklık getirecek cinsten’ NATO miyadını doldurdu mu doldurmadı mı, Türkiye, çıkmalı mı çıkmamalı mı, kalması faydalı mı zararlı mı tartışmaları sürerken Finlandiya’nın ardından İsveç de NATO üyeliği için başvuru yapacaklarını belirtti! Bunu duyan Rusya, çok sinirlendi ve NATO’nun genişlemesine tepki vereceğini söyledi! Dünya karışıyor, kaos artıyor, ay tutuluyor, Merkür önüne bakamıyor! Bakalım kahramanlarımızı neler bekliyor!

CANSEN ERDOĞAN