ENGEL’ LEME!                                                

Kısacık tatili fırsat bilip güneye kaçtım ben de herkes gibi! Gelmemekte inat eden bahara, ben gideyim dedim bari. Tabi hava değişikliği, bir giyin bir soyun derken kaptım şifayı. Burun akıntısı, boğaz ağrısı ve de sulu gözlerle bindim uçağa. Binmez olaydım, kapalı sinüslerim yüksek basınç ile karşılaşmaktan hiç hoşlanmadı ve iki kulağım tamamen tıkandı. Öyle böyle değil, baya baya duymuyordum ve doktor bunun uzun sürebileceğini söylediğindeki dehşetimi görmeliydiniz. Dudak okumaya çalışmak, aynı şeyi yüz kere yüksek sesle anlattırmak ve insanları bıktırmak! Seslenince duymamak, karşındakini anlayamamak ne kötüydü. Bunun geçici olduğunu bildiğin halde dayanamamak, kendini yıpratmak da cabası! İşin enteresan yanı, tatile gitmeden kısa süre önce Esentepe’deki ‘Karanlıkta Diyalog’ müzesine gitmiş olmamdı. Görme engelli rehberlerin, 60 dakikalık parkurda ziyaretçilerin dokunarak, koklayarak ve duyarak “yeni ve farklı” bir biçimde görmelerini sağladığı ‘Karanlıkta Diyalog'un amacı, görme engellilerin yeteneklerinden faydalanmak, onları anlamaktı. Art arda görme ve duyma’ya ilişkin deneyimlerin, tam da bu haftaya ‘Engelliler Haftası’na gelmesi, nasıl bir tesadüf acaba!

Engelliler Haftası, 10 Mayıs ile 16 Mayıs arasında, Birleşmiş Milletler’e üye 156 ülkede aynı tarihlerde, engelli bireyleri daha iyi anlamak, farkındalık oluşturmak ve engelleri kaldırmak adına kutlanan özel bir hafta! Aslında kutlamak kelimesi, hiç de uygun düşmüyor bu haftaya. Büyükler öyle demiş olsa da ben, kutlamak yerine; Farkındayız ve aynıyız’ı tercih ediyorum valla.

Özürlü kelimesi, sakat’ın yerine geçmişti neyseki. Şimdilerde ise engelli kelimesi tercih ediliyor çok şükür. Çünkü engelli dediğimizde ilk akla gelmesi gereken, engellenmiş olan! Yani bu onların eksik uzuvlarından dolayı değil, bu eksiklikleri ile onların hayatlarını kolaylaştırmayanların kusuru! Yürüme engelliler için rampalar yapmayanların, bastonla yürünecek bozuk yolları onarmayanların, yolun ortasına ağaç dikenlerin, tabela yerleştirenlerin suçu!

Engellilerin engelleri görmezden gelinerek onlara iyilik yapıldığı düşünülüyor; Görme engelli birisini görünce renklerden güzelliklerden hiç bahsetmeyerek, işitme engelli birisine rastlayınca ağzını aça aça, mimik yapa yapa konuşup şekilden şekile girerek durum yok sayılıyor. Engelli görünce içi sızlayan, acıma duyguları kabaran, haline bakıp; “Allah’ım ne şanslıyım" diyen insan sürüsü içinde engelliler, zor şartlarda yaşıyor. Oysa engelliler, gerçek engelin insanların zihinlerinde olduğunu ve kendilerine şans tanındığı takdirde her işi başarabileceklerini belirterek, kendilerine olanak verilmesini istiyor.

Unutmamak gerekir ki en büyük engel, kafadadır, vicdandadır.

Ve her engelsiz insan, bir engelli adayıdır!

………………………….*………………………………

Son Kocabükücüler;

Gündemin iki popüler konusu var malum; Biri ünlü şarkıcılarımızdan Hadise ile Mehmet Dinçerler’in sessizce evlenmesi diğeri Seda Sayan ile Çağlar Ökten’in göstere göstere evlenmesi!

Tören seçimi, tercih sebebi de işin enteresanı Hadise’nin yaşı yaşına uygun biriyle sessiz sedası evlenmesiyken Seda Sayan’ın kendinden 25 yaş küçük birisiyle yedinci evliliğini, telli duvaklı, anlı şanlı düğünle yapması!

Kınayacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Helal olsun kadına, istediği ile çatır çatır birlikte oluyor, kimin ne dediğini umursamıyor. Estetikleri olay oluyor, ortalık karışıyor ama yakışıyor. Madonna yapsa, ‘Maşallah kadına, iyi yapmış’ deriz, Seda Sayan olunca; ‘Ayıptır, günahtır’ deyip eleştiririz. Takmıyor işte kadın kimseyi, 25 yaş küçük sevgiliyi koluna takmış, nikahı basmış. Oh iyi yapmış! Bu yedinci evliliği, her evlenişinde tüm evlilikleri en baştan anlatılıyor, magazin basınına iş çıkıyor. Her evlenişi, belediyeye kar sağlıyor. E boşanıyor, avukatlar kazanıyor. Kadın resmen onlarca kişiye istihdam sağlıyor, daha ne istiyorsunuz :)) Tabi Paris sokaklarında gelinlikle dolaşması, genç kız tavırları pek hoş görülmese de ne yapacaksın, kalp kontrolden çıkmış bir kere. Aman kınamayın, kınanacak hale düşersiniz, söyleyeyim de!

Bu kalp, gönül işleri ciddi mesele. Kalp devreye girince, beyin müsaade istiyor bence. O başta esen kavak yelleri üşütünce el alemi, midede uçuşan kelebekler hızlarını alamayıp konunca el alemin üstüne, konuşmak için hava uygun, zemin müsait oluyor haliyle. Valla en büyük terör örgütünden daha tehlikeli bu el alem dedikleri! Dedikodunun beşiği olur kendileri, haddi dışında her şeyi bilen ve kendinde yorum yapma hakkı gören ilkel topluluk da diyebiliriz sanki. Öğrencisindir, "Derslerin nasıl?" derler. Üniversite okursun, “Ee ne zaman mezun olacaksın?" derler. Mezun olursun, "Ne zaman çalışmaya başlayacaksın?" derler. Çalışmaya başlarsın, "Evlen artık" derler. Evlenirsin, "Çocuk yapın bir tane" derler. Çocuğunuz olur, "ikinciyi de yapın, kardeşi olsun" derler. Oysa kendi hayatlarıyla kendi tercihleriyle meşgul olsalar, o değerli zamanlarını, başkalarının hayatını gözetleyerek geçirmeseler!

Valla şu el alem izin verirse ben de kendi hayatıma karışmak istiyorum, Seda Sayan’ı da bu açıdan valla tebrik ediyorum!

….……………………..*……………………………………… 

Rejim Değişiyor;

Havalar güzelleşirken yazın yaklaştığını çevrede beliren bir grup insandan anlıyorum. Genelde siyah büyük gözlükler takıyorlar, altlarında tayt ya da eşofman oluyor. En dikkat çekici özellikleri,  çantalarındaki su şişeleri ve guruldayan mideleri.  Aynı kafada olmayanları aralarına almıyorlar, aksi hareket edenleri kınıyorlar. Hepsinin sayılarla arası iyi, çok iyi biliyorlar, hangi meyve, sebze kaç kalori!

Rejim meselesinden bahsediyorum. Rejim değişiyor, sevgili okuyucular !

Dukan, Karatay rejimleri derken bir de; ‘Ölümüne açız, olsun zayıfız’ rejimi çıktı. Yedi günde beş kilo garanti, kafayı sıyırmazsan tabi. Yaz yaklaşınca artan ama kışın da rahat bırakmayan bir ses var, kafanın içinde. Sürekli ince, daha ince, daha da ince olabileceğini fısıldıyor kulağına. Şöyle tatlı, sulu bir portakal yemeyi hayal etsen portakal kabukları geliyor akla; ‘Ben selilütim, beeennn selilütimmm’ diye bağıran. Bir tereyağ kokusu gelse buruna uzaklardan, kalçaya sımsıkı yapışan yağları çağrıştırıyor, bırakmaya niyeti olmayan.  Etraftaki insanlar, an itibariyle üçe ayrılmış durumda; Diyet yapanlar, diyet yapamayıp çenesine vuranlar, diyet yapmak için zaman kollayanlar. Kime çarpsam diyet muhabbeti, nasılsın diyorum kilo aldım cevabını alıyorum. İşler nasıl desem, cevap; ‘Ah bir kilo versem’…

Olay kontrolden çıktı diyeyim size, diyet bizi yönetiyor. Spor salonuna gitmeyen adam sayılmıyor, kinoayı duymayan aforoz ediliyor. Valla gelmeyin bu tuzaklara, bunlar hep Amerika’nın oyunları. Ata yadigarı kebapla baklavayla büyümüş, iskenderi künefeye katık yapmış bir milletin evlatlarıyız biz. Can boğazdan gelir dediler, bize yalan mı söylediler? Hani; ‘Bir gram et, bin ayıp örterdi’ , ‘Etin salçalısı, kadının kalçalısı’ değil miydi makbul olan!

Canım siz de maydanoz diyeti yapın, lahmacuna sarıp sarıp bitirin. İlla egzersiz mi yapacaksınız, hayallerinizin peşinden koşun. Ya da başınızı önce sağa sonra sola çevirin. Bu hareketi size her yemek ikram edildiğinde üç kez deneyin. Kilo değil aslında, sorun, herşeyi içimize atıyoruz. Atmayın içinize, söyleyin…

Ve kilonuzla dalga geçen olursa onları da yiyin! :))

…………………………………….*……………………………………………..

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın Davası; Yılan hikayesine dönen Amber Heard ile Johnny Deep’in boşanma davası! Dava, şiddet gören kadınlar için emsal nitelikte. Ama aynı zamanda şiddet mağduru erkekler için de öncü olabilecek mahiyette! Merak ettiğim, verilecek kararın toplumu nasıl etkileyeceği, taraflardan ziyade. Son olarak, bu davadan 1500 bölümlük Brezilya dizisi çıkar, diyeyim size!

Haftanın Şampiyonluğu; daha doğrusu yılın şampiyonluğu Trabzonspor’un oldu. Üç büyükler dışında bir Anadolu takımının şampiyon olması, eminim kendi taraftarları dışında da birçok kişiyi memnun etti.

38 yıldır şampiyonluk görmeden ama bunu düşünmeden, kar- kış demeden takımını yalnız bırakmayan taraftarının sonuna kadar hak ettiği şampiyonluk oldu. O kupanın üstünde, sayısız insanın umudu neşesi, kederi, koca bir şehrin emeği, beklentisi vardı. Trabzonspor, bu şampiyonluğa layıktı!

Haftanın İksiri; Bayramda Bodrum’da verdiği konserle hayranlarının takdirini toplayan Ajda Pekkan’ın da kullandığı iddia edilen gençlik iksiri! Tayland'daki Viking Mağarası'nın bir bölgesindeki okyanus suyu ve birçok farklı bitkilerle hazırlanan bu özel içecek, halk arasında 'ölümsüzlük iksiri' olarak biliniyor. Litresi 500 bin dolar olan iksir, 50 mililitrelik şişelerle satılıyor. Ajda Pekkan da şişesi 25 bin dolarlık bu özel içeceği, yılda ortalama 2 kez tüketiyor. 'Ölümsüzlük iksiri' olarak anılan içeceğin tüm hücreleri yenilediği ve kişiye enerji verdiği iddia ediliyor. 76 yaşındaki Ajda Pekkan’ın, dünyanın sonu gelmeden gitmeyeceği, yaşlılıkla yüzleşmeyeceği buradan da anlaşılıyor!

Haftanın Rekabeti; Dünyanın zirvesinde yaşanıyor! Dünyanın en zengin adamı olma ünvanını, Elon Musk’a kaptıran Bill Gates, bu durumu pek kabullenecek gibi gözükmüyor! Gates, geçen ay kendisiyle dalga geçen görseller paylaşan Elon Musk'ın Twitter'ı daha kötü hale getirebileceğini iddia ediyor! Son yılların en büyük komplo teorisi olan koronavirüs aşılarına çip yerleştirilmesi olayını tuhaf ve mantıksız bulduğunu belirten Bill Gates’in, dağılan karizmasını toplamak için 3.000 kişilik ekip kurduğu söyleniyor! Valla onu bilmem de bildiğim, zenginin malı, züğürdün çenesini fena yoruyor!

CANSEN ERDOĞAN