HAVAİ ÇIPLAKLAR

Valla o değil de şaka maka bitti ve de gitti 2020. Geldiği gibi gitmedi yalnız, büyük coşkuyla umutla atraksiyonlarla karşılanmıştı kendisi. Lakin derin bir ıssızlık, kısıtlamalar, yasaklar eşliğinde uğurlandı. Bana kalsa tef çalıp arkasından, oynardım hiç durmadan. Ama eğlenceler, müzikli, danslı organizasyonlar, toplu halde olmalar yasaktı bu sene. Öyle dışarıda, lüks lokantalarda astronomik fiyatlarla bir yıllık kazancın, bir gecede çıkarıldığı yılbaşı kutlamaları da yoktu bu sene. Herkes evinde, pijama-terlik- televizyon eşliğinde, üç-dört kişilik çekirdek ailesiyle girdi yeni yıla. Kah tombalayla geçti vakit kah sohbet, muhabbet ve 2020’ye yakılan ağıtlarla. 80’li yılları hatırlattı bana bu seneki yılbaşı. Tek farkı, acaba dansöz çıkacak mı ekrana çıkmayacak mı heyecanı yoktu. Ha bir de Müren acaba kiminle dans edecek, Zeki-Metin ikilisi hangi skeçlerini sergileyecek, milli piyango talihlisi kim seçilecek diye düşünmedik. Yine o yılların muhteşem üçlüsünden bahsetmemek olmaz tabi. Şapka-düdük- maske olmadan girmek yasaktı yeni yıla. Girseniz bile o yeni yıl kabul olmaz, çıkıp bir daha girmeniz gerekliydi valla. Bir de yakın zamana kadar Victoria’s Secret Melekleri’nin defilesi olurdu yılbaşı akşamları, o bile bu sene yoktu. En kötüsü de neydi biliyor musunuz; 10- 9- 8- 7 diye geriye sayıp da sıfıra gelince sevdiklerimize sarılıp öpüşmek yerine öylece kalakalmaktı olduğun yerde. Ne yapacağını bilemeden, yeni bir yıla girip ruhunun bir parçasını bırakmak 2020’de… 

Tuhaf, farklı, zor, tatsız bir seneydi 2020. Tüm sene olduğu gibi gidişi de keyifsiz, renksizdi. Buruk karşıladık o yüzden yeni yılı, içimiz sıkıntılı, kafamız karışıktı.
Ama hissediyorum 2021 güzel geçecek, söz verdi bizi hiç üzmeyecek !

Çıtayı düşürdük zaten iyice, bize sağlık versin, yetiniriz.

O olsun da gerisini nasılsa hallederiz !

……………………………*……………………………..

Büyük umutlarla girdiğimiz yeni yılda, ilk gördüklerimizin Zülfü Livaneli ile Meryem Uzerli’nin çıplak halleri olması da ayrı bir ironi tabi. Yeni yıla nasıl girersen yıl öyle geçermiş sözüne binaen ilk gördüklerimiz bunlar ise tüm yıl neler ile karşılaşacağız desenize.

Ne sürprizlerin var 2021 bize, yol yakınken dönsek mi acaba geriye? Hayır yani, hazır alışmışken öncekinin her türlü virüs, hastalık ve musibetine…

Şaka bir yana, yılların sanatçısı, yazarı, politikacısı Zülfü Livaneli’nin doktoruna göndereceği resimli mesajı yanlışlıkla sosyal medyada paylaşması, bomba etkisi yarattı. Gerçekten yanlışlıkla mıydı yoksa bir tür ‘yıkılmadım, ayaktayım’ mesajı mıydı bilemem. Aklıma getirmek istemesem de, getirmemek için dirensem de Kerimcan Durmaz isimli sosyal medya fenomeninin arkadaşına göndermek üzere uçakta çektiği ama yanlışlıkla Instagram'da paylaştığı görüntüler geldi gözümün önüne. O zaman da ortalık karışmış, yer yerinden oynamıştı. Tabi oradaki görüntüler müstehcendi, Livaneli’ninkilerle kıyas mukayese etmezdi de şu ‘yanlışlıkla gönderme ‘ meselesi açısından bence dikkat çeker nitelikte.

Meryem Uzerli’nin de  8 aylık hamileyken çektirdiği erotik fotoğraflar da haftanın en konuşulan konularından biriydi. Nedir bu çıplaklık mevzusu, neden genci yaşlısı, ünlüsü ünsüzü, gebesi, bebeklisi sürekli çıplak resimler çektiriyor, çektirmekle de kalmıyor, bunları paylaşma ihtiyacı duyuyor ?

Cevap belli; Görülme, beğenilme, arzulanma isteği…

Sürekli değişen, tüketen ve acımasızca yiyip yutan bir toplumun içinde insan, görülmeye, fark edilmeye, dikkat çekmeye daha çok ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacını da herkesin kolay kolay yapmaya cesaret edemediği, cüretkar methotlar kullanarak karşılıyor. Ve daha az az kumaş daha çok görülmek demek sanıyor. Ya gündem olmak ya gündemde kalmak veya para kazanmak; Bu üçü, çıplak fotoğraf çektirmenin sebepleri. Tabi bir de şöhret yolunda çıplak gidiliyor, kıyafetli pek kabul edilmiyor. Oysa sanattır farklı kılan kişiyi, tarzıdır, bilgisi, duruşudur. Çıplaklık değildir ki karşındakinin hayal gücünü çalıştıran, gizemdir seksi olan. Neden derseniz resim, düşüncenin sessizliği, görüntünün müziğidir. Çıplak bir bedende hayalgücünü çalıştıracak bir şey yoktur oysa zarif, sade bir dekolte, kitap bile yazdırabilir.

Bana soracak olursanız da; İnsanlar, resim çektirmektense resim çizmeyi öğrenmeliler. Böylece karanlık zamanlarda kendi güneşlerini çizerler !

Çünkü insan, önce resmi hayal eder sonra da hayalini resmeder !

……………………………………*…………………………………

Yıl, enterasan olduğu kadar kötü ve tatsız haberlerle de başladı. Bunlardan birisi de Galatasaraylı ünlü futbolcu Omar’ın elinde patlayan havai fişek yüzünden yüzünün yanması, gözlerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasıydı. Ah be çocuk, elinde ne işi vardı o fişeğin diye kızacağım ama bunu, evlat edindiği down sendromlu çocuğunu gülümsetmek, eğlendirmek için yaptığını öğrendiğimden beri burnum sızlıyor, gözlerim doluyor.

Eskiden çok severdim ben de havai fişekleri. Dikerdim gözlerimi yukarı, izlerdim o renk şölenini, arka arkaya patlayan yeşilleri, morları, mavileri. Ne zamanki öğrendim kuşlar ölüyor onlar yüzünden, hayvanlar korkuyla kaçıp saklanıyor, küçük çocuklar ağlıyor, vazgeçtim sevmekten ve de izlemekten. Bu tür eğlence malzemeleri tek kullanımlık oldukları için o kadar kötü ve kalitesiz imal ediliyor ki inanılır gibi değil. Hatırlayın daha birkaç ay önce bir havai fişek fabrikası da patlayıp yanmıştı, ortalık toz dumandı.

Havasından geçilmeyen, sosyetik bir fişek olmakla beraber gözü hep yükseklerdedir kendisinin. Oğlum ‘havai çiçek’ derdi küçükken, çiçek gibi rengarenk açılmasından sebep.  Ya komik bir şey söyleyeyim mi; Meteor yağmurları oluyor ya hani bazı gecelerde, uzaylıların patlattığı havai fişekler olabilir mi acaba bunlar diye düşünüyorum o zaman kendimce. Hayali şimşek de denebilir bak kendisine. Şimşek gibi sesi geliyor, kendi patlamadan önce.

Omar’ın olayından sonra daha bir korktum kendisinden. Hayvanları, çocukları üzen, yaralayan bir şey, ne kadar keyfi olabilir ki zaten. Gökyüzünde ateşler patlıyor, sen bunu seyrediyorsun hayran hayran…

İlk havai fişekler, Çinliler tarafından üretilmiş. Şimdi düşündüm de başımıza ne musibet geldiyse bunlar yüzünden gelmiş. Yüksek sesli bir patlama oluşturmak için bambu saplarını ateşe atmışlar sonra da yanan bambu seslerini taklit etmek için küçük kaplara paketlenmiş, sıkıştırılmış barut koymuşlar. Olmuş size havai fişek işte.

Dedim ya artık eski renkleri, pırıltıları yok gözümde. John Piper’in çok hoşuma giden şu cümleleri de her şeyi özetliyor bence;

“Güneşi göremezseniz bir sokak lambasından etkileneceksiniz. Hiç gök gürültüsü ve şimşek işitmediyseniz, havai fişeklerden büyüleneceksiniz. Ve Tanrı’nın büyüklüğüne ve görkemine sırtınızı dönersiniz, gölgeler dünyasında anlık zevklerle yetineceksiniz.”

CANSEN ERDOĞAN