ROKANIN KARDEŞİ, SOĞANIN YARENİ

Eylül ayını diğerlerinden ayıran en önemli özellik, hem sonların hem de başlangıçların ayı olması. Aynı otuz günlük dönemde buluşmuş, yazın son demleri ile kışın ergenlik hali. Şehre dönüş demek eylül, okula, işe dönüş! Dumanı tüten çaylar, sarı yapraklar, sonsuz yağmurlar…

Ama en çok da balık demek bence. Uzun bir aradan sonra, balıkçıların yüzünü güldüren, soframızı şenlendiren, rokanın kardeşi, soğanın yareni, balık vakti!

Yalnız bu seneki eylülü farklı kılan, üstündeki kocaman gölge. Marmara Denizi'ni tehdit eden müsilaj gölgesinde balık sezonu açıldı. Müsilaj ve avlanma yasakları yüzünden, zor bir sezon atlatan balıkçılar yeni dönemin heyecanını, halk da haliyle kaygısını yaşıyor. Uzmanlara göre denizlerde şu an olumsuz bir tablo yok ancak tehlike de henüz geçmedi. Hepimizi kahreden müsilaj derdi, 17 Ağustos 2021’de nihayet görünmez hale geçti. Eskiden şeritler halinde kümeler halinde toplanan müsilajı artık deniz yüzeyinde görmüyoruz çok şükür. Ama tamamen bitti de diyemiyoruz çünkü diplerdeki etkisi hala devam ediyor. Bunların çözülmesi, parçalanması zaman alacak.

Ah balıklar ahhh! Sanki tüm evren karşı balıklara, onları yemek, yok etmek için sırada ama şans da galiba onlardan yana. Sinir sistemleri olmadığından acı duyguları yok. Yalnızlık nedir bilmiyorlar çünkü en büyüklerinden en küçüklerine kadar hepsi sürü halinde dolaşıyor. Dünyaları bizimkinden çok farklı, sakin, huzurlu. Renkleri muazzam, manzaraları nefes kesici. Üstelik manzaralarının dikilen gökdelenlerle kapanma ihtimali yok, en güzeli de hep suyun içindeler ama rutubet dertleri yok.

“Balık, her şeyi bildiğinden konuşmazmış” der bir Kızılderili atasözü. Sen git koca denizlere, sonsuz ummanlara hakim ol, göllerde, nehirlerde salın nazlı nazlı, sonra konuşsunlar arkandan bir de meze yapsınlar seni sarhoş masalarına. Konuşur musun, konuşmazsın tabi. Atarsın içine, haksızlıklar acıtır içini pare pare. Yaptığın iyilikler, kılçık olur içinde. Dayanamaz denize atarsın iyiliğini. Su sussa da balık konuşur seni. Ondandır ki; ‘İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik’in vardır illa bir bildiği!

………………………………………………………………*…………………………………………………………………

Şşşt şşşt sakin olamayacağım !

İntikam davullarının gümbür gümbür çaldığı, sadece cüzdanımızı, maaşımızı değil iyi niyetimizi de tokmakladığı günlerden geçiyoruz valla. Koca bir yılın acısının bizden çıkartıldığının, suçumuz yokken bedel ödemek zorunda kaldığımızın açık ilanıdır bu yazı! Bedel ödemek kısmını sadece mecazi anladıysanız yanıldınız. Tam da sözlük anlamıyla kullandım aslında, evlere tıkıldığımız koca bir yılın acısının bizlerden çıkarıldığının beyanatı olsun, burada da dursun.

Tamam bu pandemide en büyük darbeyi, yeme-içme, müzik-eğlence sektörü aldı, kabul ediyorum. Tamam her sektöre bulaşan lanet virüs, en çok onları acıttı, zorladı, dağıttı. Alınan tedbirler koruma amaçlıydı ama evet belki onlara biraz haksızlık da yapıldı. İyi de soruyorum Eyyy İşletmeciler!

Biz halkın, bunda bir suçu, günahı var mıydı?

Bilmiyorum sen de bana katılır mısın Sertabcığım ama ‘Şşşt, şşşt sakin olamayacağım, sinirlerime de hakim olamayacağım!’ Dışarıda, iyi bir yerde yemek yemenin maliyeti neredeyse 3 günlük tatil fiyatıyla aynı olmuş valla buna sessiz kalamayacağım! İçkisiz bile gitsen kişi başı en aşağı 400- 500 TL’den ucuza yemek yemek çok zor. Yanında içki olunca çarpı iki. Canlı müzik falan o konulara zaten girmiyorum ama pandemide kapanan işlerin acısının müşteriden çıkarılmasını da kabul edemiyorum. Hadi yaz sezonu kısa dedik, işletmeler süreli iş yapıyor Çeşme’de, Bodrum’da kabul ettik ama mevzu oralardan taşmış, İstanbul, İzmir, Ankara’yı aşmış, ülkeye yayılmış. 1,5 yıl çalışamamanın, kapalı kalan dükkanların zararını kısa sürede telafi etmeye çalışan esnaf, iyice abartmış. Eskiden tıklım tıklım olan lokantalar, şimdi yarıya yarıya. Aynı gün, önceden aramadan gidilebiliyor, günlerce önceden rezervasyon yapılarak gidilen mekanlara. Yani kısa zamanda zarar kapatmak uğruna bindirilen fahiş fiyatlarla esnaf da zor durumda aslında ama kimin umurunda!

Bu pandemi döneminde evde oturmaya başladık. E bu arada sadece ekmek yapmakla kalmadık, dünya mutfağı ile de uğraştık. Yani sakin hayata alıştık. O zaman mecburiyetten evde kaldık ama böyle giderse otururuz evimizde, kazıklanmayız göz göre göre!

Sözüm size işletmeciler! Alın şapkanızı önünüze,

 biraz düşünün bence!

……………………………………..*……………………………………………

Güzeller içinden bir seni seçtiler !

Haftanın en çok konuşulan konularından biriydi Miss Turkey seçilen Dilara Korkmaz’ın, seçildikten sonra; ‘Bu taç şu an benim kafamdaysa sebebi, güzel bir kalbimin olması’ diyerek kafaları karıştırdı. Bir kısım; ‘ Güzelsen güzelsin, kalple bunun ne alakası var’ derken bir kısım da; ‘Güzel kalbinin ekmeğini yemiş kız, ne var bunda canım’ diyerek mevzuyu uhrevi bir kapitalizme taşıdı :)

Güzellik, milyonlarca yıldır tartışılan, üzerinde konuşulan bir konu. Büyük bir güç bence güzellik, önünde prenslerin, kralların, ünün şanın ve de paranın eğildiği. Sadece dışta ise az süre idare edilen, içe de yansımışsa asla vazgeçilmeyen. Dışı güzel olan bulunuyor bir şekilde, bulunmasa da yaratılıyor, tıbbın estetik mucizesiyle de içi güzel olanı bulmak, pek de kolay değil. Paranın değiştirmediği, statünün deviremediği en büyük güzelliktir o işte! Tenine tapanın ruhu için kurtuluş yoktur. Çünkü önce güzellik diyen, karşılığında ruhunu satıyordur. Yönetim biçimlerinden biri olsaydı güzellik, kesinlikle faşizm olurdu; Dayatma yoluyla alışılan, en adaletsiz dağıtılan. Bir film olsaydı da fragman; görme isteğiyle hayranlık uyandıran sonrasında hayalkırıklığı yaratan…

Zeka ve güzellik ikilisi, en çok tartışılan çiftlerden olmuşlardır yıllar yılı. Pek yakıştırılmazlar birbirlerine. Denir ki; İkisi aynı yolda yürür ama zıt yönlere. Oysa tarih, hem zeki hem de güzel kadınlarla doludur. Aksi takdirde Süleyman’ın Hürremi’, İngiltere’nin kraliçesi, Nazım’ın Piraye’si bu kadar konuşulur muydu! 

Valla bu seneki güzelimiz Dilara Korkmaz, güzel kalbi sayesinde mi, uzun bacakları sebebiyle mi birinci oldu bilmem. Bildiğim; Yüze güzele kırk günde doyulur da, içi güzele kırk yılda doyulmaz!

……………………………………………………….*………………………………………………

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın En Kötü Olayı; Hiç kuşkusuz jandarma ekiplerinin okul servisi şoförlerine yönelik yaptığı denetimlerde, bir şoförün uyuşturucu testinin pozitif çıkması oldu. Alınan örnekte 'Amfetamin' uyuşturucu maddesi tespit edilen şoförle ilgili soruşturma başlatıldı. Canlarımız, ömrümüzü ömürlerine adadığımız çocuklarımızı emanet ettiğimiz servislerde bile böyle şeyler oluyorsa ah ülkemize, vah halimize !

Haftanın En Kadersel Olayı; İnşaatında işçi olarak çalıştığı kütüphanede şimdi ders çalışan 23 yaşındaki Hasan Coşkun’un hikayesi oldu. Elazığ'da yaşayan tıp fakültesi 5'inci sınıf öğrencisi Hasan Coşkun, ailesine destek olmak için 2017 yılında Fırat Üniversitesi Kütüphanesinin inşaatında gece-gündüz çalıştı. Daha sonra hayali olan tıp fakültesini kazanan Coşkun, yıllar sonra henüz 18 yaşındayken inşaatında çalıştığı kütüphaneye gelerek derslerine ve TUS sınavına hazırlanıyor. Benim de dilimde şu şarkı dolanıyor; “Kader diyemezsin, en kendin ettin…”

Haftanın En Pahalı Tanıtımı; Tabiki i-phone 13 modelinin tanıtımıydı. Eskiden yılbaşında Victoria’s Secret defilesi beklenirdi bütün yıl şimdi de acaba yeni modelde neler var diye :)

Melek tanımayan teknoloji! Durmak yok, tam yol ileriii…!

Haftanın Organizasyonu; Günlerdir basından takip ettiğimiz, ünlü konukları, sıradışı kıyafetleri ile MET Gala oldu. 1948 yılından beri New York Metropolitan Müzesi Kostüm Enstitüsü'ne gelir sağlamak için düzenlenen ve geçen yıl pandemi sebebiyle yapılamayınca bu yıl daha bir coşkulu olan gala gecesi, New York'ta yapıldı. Gecenin en dikkat çeken ismi ise yüzü dahil vücudunun tamamını kapatan siyah bir kıyafet tercih eden Kim Kardashian oldu. Neymiş, dikkat çekmek için illa seksapelite değil orjinalliğin de yettiği, tamamen soyunmak yerine tamamen giyinerek de konuşulabileceği gösterildi.

CANSEN ERDOĞAN