YILBAŞI PTT’SİNDEN İZLENİMLER

Efendimmmm, yeni bir yıla daha girdik, bir yıla daha düşler, hayaller, umutlar, dualar yükledik!

‘Nerede o eski bayramlar’ veryansınına bir de; ‘Nerede o eski yılbaşılar’ ekledik!

Ne sokaklarda, havai fişeklerle eğlenenler vardı ne eğlence yerlerini eskisi gibi tıka basa dolduranlar!

Herkes de bir korku, herkes de bir endişe, ya Covid sırası bana geldiyse eğer diye! 

Hal böyle olunca PTT girdi devreye; Pijama- Terlik- Televizyon üçlüsü yani. Keşke girmez olaydı, bu seneki yılbaşı televizyon ekranı, fecahatti çünkü bence!

Hayal meyal hatırlıyorum ama tek kanallı yılbaşı ekranları, çok daha güzel çok daha yaratıcıydı. Pek tanınmayan sanatçılar için yılbaşı akşamı televizyona çıkmak, şöhrete ulaşmanın en kısa yollarından biriydi. Ünlüler için ise saat tam onikide ekranda olmak büyük prestijdi. Bunun için ne kıyametler kopar, ne kavgalar edilirdi. Araya torpiller sokulur, perde arkasında saçlar başlar yolunurdu. Bugün ise o kadar çok televizyon kanalı var ki birinde olmasa birinde mutlaka yer bulunur oldu. İbo Şov, bence en renklisiydi. Ünlü sanatçılar, şarkılarıyla esprileriyle geceye renk kattılar. Bir zamanların küçük Ceylan’ı, bu ünvanını kaptırmak istemiyor olsa gerek estetikten neredeyse bebekliğine dönecek. İrem Derici, şarkı seçimleri ve en çok da içtenliği ve sempatikliğiyle bence gecenin yıldızı oldu. Tatlıses’in oğlu İdo’nun da esprileriyle geri kalır yanı yoktu. Gerçi dansöz faciasına da değinmeden geçemeyeceğim çünkü dansöz Didem’i alüminyum folyoya sarıp oynatmalarından beri kendime gelemedim! 1980’de televizyona çıkan ilk dansöz olan Nesrin Topkapı bile daha çıplaktı. Aradan geçmiş 40 yıl, milenyum çağında kadınlar anadan-üryan çaşıda, pazarda, sosyal medyada televizyondaki dansözden tahrik olup günaha girdiğine inanan var mı hala! Ah RTÜK vah RTÜK, yılbaşındaki dansözü giydireceğine herkesin birbirini kesip doğradığı, hırsızların kahraman sayıldığı, abuk sabuk ilişkilerin, normal olmayan cinselliğin yaşandığı dizileri mi engelleseydin acaba! Her yılbaşı gecesi heyecanla beklenen Victoria’s Secret defileleri kalktığından beri yurdum erkekler zaten yasta. Bir darbe de sen vurmasa mıydın acaba :))

Valla ne yalan söyleyeyim Sibel Can’lı, Hakan Altun’lu ‘Şarkılar Bizi Söyler’den yana umudum çoktu. Ama her haftanınkinin tersine, bu sefer zorla çekmişler gibi bence. Oysa Hüsnü Şenlendirici’nin klarneti, yeterdi programı tek başına götürmeye. Acun’lu ‘O ses Türkiye’ ünlü yarışmacılarıyla güzeldi yine. Ama her sene aynı format, farklı bir şey yapılsa mı artık ne! Hoş Acun Ilıcalı, hep aynı; Master Şef ve Survivor ile her yıl topluyor malı. Hazır izleyici varken, reytingler de iyiyken başka şey için niye kafa yormalı! Güldür Güldür Şov, Kim Milyoner Olmak İster de keyifliydi ama yılbaşının daha çok vurgulanmasını gönül isterdi tabi.

Ve artık zaman bir televizyoncu repliği ile ayrılıyorum huzurlarınızdan;

“İyi seneler Türkiye, her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan !”

………………………………………*……………………………………………………….

Zam neye gelmeli ?

Yeni yıl, zam depremiyle sarsıldı! Zam yağmuru falan demedim dikkat ederseniz deprem dedim. Yağmurun çaresi var sonuçta, açarsın şemsiye, girersin evine ıslanmazsın. Deprem öyle mi?

Hiç beklemediğin anda yakalanırsın, olduğun yerde çaresizce kalakalırsın. Sarsıldıkça sarsılır, hiç bitmeyecek sanırsın. Bu son zamlar da öyle geldi valla hem de yeni yılın ilk dakikalarında. İlk dakikaları derken mecaz yapmıyorum ha, gece saat oniki beş-on geçe düştü sosyal medyaya. Siz ne düşündünüz bilmem ama, ‘Biz yeni yıla girerken sarılıp kucaklaşırken yakınlarımızla, sevinirken umutla’ zam yapanlar neredeydi diye düşündüm acaba. Tam da yılbaşı gecesi olur muydu, yeni yıla daha yeni girmişken bu yapılır mıydı diye düşünen arkadaşlarım; Demeyin öyle, belki de özellikle seçilmiştir o hengame. Arada kaynasın, çok da acıtmasın canımızı diye! Hem zam değildir o, zam olsa duramazdık, tarife değişikliğidir olsa olsa, diyeyim size :)

Yalnız elektriğe, doğalgaza, akaryakıta, vergi ve harçlara, köprü geçişlerine nerdeyse aldığımız nefese bilen gelen fahiş zamlar, ne yeni yıl sevinci bıraktı ne de heves içimizde. Zor bir dönemden geçiyoruz, pandemiyle bükülen beller için doğrulma, sönen ocaklar için harlanma umudu taşıyorduk içimizde. Lakin yılın başı böyleyse sonu ne olacak diye düşünmeden edilmemekte! Neyse ki inancı sağlam milletiz, imanımız da çok şükür yerinde. E zaten damarlarımızdaki asil kanda mevcut, muhtaç olduğumuz kudret de, daha ne!

Bu virajı da açacağız inşallah, bu zorlukların da üstesinden geleceğiz. Yalnız naçizane bir önerim olacak zam yapıcılara; Gelecekse illa zam, insanlara gelsin. Bazıları çok ucuz gerçekten, tadımız ekşimesin!

……………………………………..*…………………………………………

Ölmeden Önce Yapılacaklar Listesinde 1 Numara;

En az yılbaşı akşamı kadar güzel olan şey, yılbaşının ertesi sabahı. Bir gece önceye yüklenen o derin anlam, sabah her şeyin başka olacağına dair çocukça umut, biraz yorgunluk, biraz sersemlik. Ama en güzeli, yılbaşı ertesinin yıllardır süren geleneği, değişmeyen televizyon ritüeli; Viyana Flarmoni Orkestrası konseri!

İki sene öce yeni yıla Viyana’da girdiğimizde ve ertesi gün konseri canlı izlemek istediğimizde şahit olmuştuk biletlerin aylar önce tükendiğine. Ne üzülmüştük, gelip ta uzaklardan olay mahaline, izleyememek konseri tam da yerinde. Aslında en çok da neyi merak ediyorum biliyor musunuz; yılbaşı ertesi, ben öğleye kadar kafamı kaldıramazken izleyicilerin sabahın köründe şık şık giyinip takıp takıştırıp o konsere nasıl gittiklerini! Saygı efendim saygı, sanata saygı, müziğe saygı. Oysa davulcu darbukacıyla göbek atıp klarnetin kulağınıza sokulması coğrafi bir yazgı, burada doğmak gibi! Bir şey söyleyeyim mi iyi ki bizimkiler Viyana kapılarına dayanmışlar da içeri girememişler. Yoksa o taş yolları, o müthiş cepheli binaların mozaik kaplamalarını, heykelleri göremeyecek, görsel ziyafetin tadını hiç bilemeyecektik. Halihazırda içinde yaşadığımız cehalet festivalinde müziğin sesini duymadan dansetmeye devam edip orkestradaki her enstrümanın ayrı ayrı yaydığı ruhsal dinginliğe bürünemeyecektik. Doğasına saygılı bir milletin sanatla harmanlamasına şahitlik edemeyecektik!

Velhasılkelam Viyana Flarmoni Orkestrası konserini canlı izlemek, ölmeden yapılacaklar listesinde 1 numara.

Peki nazar etmesek ne olur, çalışırsak bizim de olur mu acaba?

………………………………………*………………………………………………..

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın Nikahı; Nuri Alço ile Burcu Sezginoğlu’nunki oldu. Türk filmlerinin değişmeyen kötü adamı Nuri Alço’nun 11 yıldır birlikte olduğu, kendisinden 33 yaş küçük Sezginoğlu ile evlenmesi, halkı ikiye böldü. Bir kısım Alço’nun yaşlandığını ve kendisine baktıracak genç biriyle evlenmesinde haklı olduğunu, diğer tarafın da bunu bile isteye kabul ettiğini ve normal olduğunu söylerken diğer kısım ise 36 yaşında bie kadının 69 yaşında biriyle olmasının doğaya aykırı olduğunu, aşk dışında başka şeylerin önde tutulduğunu söylüyor. Valla bence Nuri Alço, ropdöşambırını giyip kadının gazozuna ilaç atmış öyle kandırmıştır. Benim aklıma o geliyor :)

Haftanın Kabusu; Yine çılgınca hortlayan ve bir anda ortalığı kasıp kavuran Covid-19 Omicron varyantı! An itibariyle Amerika’da 1 milyon, İngiltere’de 100.000’lerde seyreden vakalar ile birlikte kapanma haberleri hızla gelmeye başladı bile! Bizde de vakalar 50.000 civarı, ortalık karmakarışık! Bize de kapanma gelecek mi, aşılar yetecek mi, bu virüs eninde sonunda herkese geçecek mi?….

Kafamda deli sorular! Acaba bir gün bitecek mi bu tarumar yoksa bizi teneşir mi paklar?

Haftanın Starı: Demeyelim de süperstarı diyelim. Yılbaşı gecesi sahneye çıkan Ajda Pekkan görünümüyle büyük sansasyon yarattı. 75 yaşındaki sanatçının akranları torunlarına hırka örerken kendisinin uzun saçlarıyla gençkız görüntüsü elbette ki hayret vericiydi. Ah be Ajdacım! Bu kadar estetikten sonra Tanrı da seni tanıyamayacak, bunu böyle yaratmadım ki diyecek gibi sanki. Yaşlılığı kabullenmek de bir meziyet, her şey yaşında güzel, artık kabullensen mi ki!

Haftanın Tartışması; Değil sadece haftanın, son zamanların en büyük tartışması ‘Aşı olmalı mı- Olmamalı mı’ tüm şiddetiyle devam ediyor. Virüs yine üst seviyelere çıkmışken, olmayanlar hızla ölürken neyin tartışması bu hala anlamıyorum. Aşı olan hasta olmaz denmiyor hala inat eden arkadaşım! Hastalığı hafif geçiriyor yani ölmeden atlatıyor. Buna rağmen olmamakta direniyorsan tahtalıköye bedava bilet var, seni bekliyor!

CANSEN ERDOĞAN