İş sağlığında bilinçli olalım

Türkiye’de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 2012 yılında yürürlüğe girdi. Yasayla birlikte önemli bir boşluk giderildi. Ancak güvenlik ve sağlık alanında daha bilinçli bir anlayışa ihtiyacımız var.

Türkiye’de müstakil bir İş Sağlığı ve Güvenliği yasasının yürürlüğe girmesinin üzerinden on yıl geçti. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 2012 yılında yürürlüğe girdi. Bu yasayla önemli bir boşluk giderilmiş oldu. Ancak iş kazaları hiçbir zaman hız kesmedi. Bu durum aslında konunun sadece hukuktan ibaret olmadığını, güvenlik ve sağlık alanında daha bilinçli bir anlayışa ihtiyacımız olduğunu açıkça ortaya koydu.

Geçtiğimiz hafta, 28 Nisan’da Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü kutlandı. Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın belirlediği bu tarihte, 2003 yılından bu yana, iş sağlığı ve güvenliği konusu bir günlüğüne bile olsa dünyanın her yerinde masaya yatırılıyor. Bizde de bir takım etkinlikler yapıldı. Uluslararası Çalışma Teşkilatı bu yılın temasını “Sosyal Diyalogla Çözüme Odaklanma” olarak belirledi.

İş sağlığında bilinçli olalım

Önemini kavramalıyız

İş kazalarının ortaya çıkmasında elbette kuralların hiçe sayılması bir numaralı etken unsur durumda. Gerek işveren gerekse çalışanların belirlenen kurallara uyumu kazaların önlenmesinde çok önemli. Ne var ki ülkemiz gibi sanayi devrimini çok sonra yaşayan ülkelerde kurallara riayet edilmesini engelleyen tutum ve davranışlar var. İşveren cephesinden bakacak olursak, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin salt maliyet unsuru olarak görülmesi bir numaralı faktör, ayrıca konunun önemini kavrayamama da ayrı bir sorun.

Çalışanlar açısından ilk söylenmesi gereken “bana bir şey olmaz” düşüncesinin yaygın bir kabulünün olması. Bu da elbette konuyla ilgili eğitimlerin yetersizliğinden kaynaklanmakta. Aslında buradaki en önemli sorun çalışanların bu konuda birlikte hareket etmelerini sağlayacak, işverene olan taleplerini iletecek örgütlerden yani sendikalardan mahrum olmaları. Örgütsüzlük, sendikalaşmanın yetersiz olması. Bir diğer sorun ise taşeron işçi kullanımının yaygın olması. Taşeron sistemi bizatihi kendi içinde “düşük maliyet” anlayışını taşıdığından, çalışanlara yeterli iş sağlığı ve güvenliği harcaması yapılmamakta, çalışanlar tamamen korumasız iş koşullarında çalışmaktalar.

Geçtiğimiz yıl ülkemizde 2 bin 170 işçi iş kazaları sonucu yaşamını yitirdi. Konuya sadece rakam boyutuyla bakıldığında bu rakam çok yüksek. Oysaki konu sadece rakamdan ibaret değil, tek bir canın bile kaybedilmesi kabul edilemez bir durum. İster gelişmiş isterse gelişmekte olan ülke olsun. İş kazaları neticesinde ölümlerin beşte biri inşaat sektöründe yaşandı. Yaşamını yitirenler arasında çocuk yaştakiler ile göçmenlerin yer alması dikkat çekiyor.

TÜRK–İŞ ve YOL–İŞ anma etkinliği düzenledi

Kamuoyunun dikkatini işçi ölümlerine çekmek ve tüm çalışanlar için sağlıklı, güvenli ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları talep etmek için TÜRK-İŞ Genel Mali Sekreteri ve YOL-İŞ Genel Başkanı Ramazan Ağar’ın çağrısıyla, inşaat, yapı materyalleri, ağaç işleri ve ormancılık sektörlerinde örgütlü sendikalar 28 Nisan’da Ankara’da bir anma etkinliği düzenledi. Bu etkinlikte bir takım talepler ortaya çıktı.

Küresel düzeyde 13 milyon işçiyi ve 127 farklı ülkeden 351 sendikayı temsil eden İnşaat ve Ağaç İşçileri Enternasyonali’ne (BWI) Türkiye’den üye AĞAÇ-İŞ, ÇİMSE-İŞ, ORMAN-İŞ, TARIM ORMAN-İŞ ve YOL-İŞ sendikalarının talepleri şu şekilde sıralandı: İSG’de zihniyet değişimine gidilmeli, “önce insan ve işçi güvenliği” anlayışı benimsenmelidir. İSG mevzuatının eksiksiz hayata geçmesi ve hukuki zeminin tam olarak sağlanabilmesi için bu alanla ilgili ILO Sözleşmeleri ruhuna uygun bir şekilde ulusal mevzuata kazandırılmalıdır. Sendikal özgürlüklerin ve sendikal örgütlenmenin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Taşeron işçilik uygulamasına son verilmelidir.

İSG kültürü çok önemli

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hayata geçeli 10 yılı yakın bir süre oldu. Kanun, hukuki çerçevenin oluşturulması ve İSG’nin taraflarının sorumluluklarının ortaya konulması açısından yeterli.

Diğer yandan iş sağlığı ve güvenliği açısından hukuki çerçevenin yeterli olması, iş kazalarının önlenmesi anlamına gelmiyor. Kanunun uygulanmasının da başarılı olması gerekiyor. Bu başarı da güvenli davranışlardan, işverenlerin konuya olan bakış açılarını değiştirmelerinden ve İSG profesyonellerinin işlerini layığıyla yapabilecekleri ortamın sağlanmasından geçiyor. Aslında bütün bu unsurları iş sağlığı ve güvenliği kültürü olarak tanımlamak mümkün.