Arkasında ne var?

Daha haftanın ortasına gelmeden hafta başında neler olduğunu unutuyorum. Unutuyorum derken bir hafıza sorunum olduğundan değil, o kadar çok hatırlamaya değer olay üst üste yaşanıyor ki daha bir olay beyin tarafından işlenip kısa vadeli hafızadan uzun vadeliye atılmadan beynin proses etmesi gereken yeni bir olayla daha karşılaşıyorum. O bitmeden bir sonraki ve bir sonraki ve bir sonraki… 

Tuhaf tuhaf olayları üst üste yaşadık bu hafta da. 

Pazartesi günü neyse de salı ve çarşamba günü yaşananlar hele… Sokakta cinsel ilişkiye girenlerden bahsediyorum. Sadece Bebek sahilindeki görüntüler değil, İstanbul’un ve ülkenin farklı yerlerinden gelen farklı görüntüler vardı. Bir de soyunup kendini sokağa atanlar, Şener Şen’in başrolünde oynadığı “Çıplak Vatandaş” filmini getirdi akıllara. 

Bu görüntülerin birdenbire artmasının ve üst üste gelmesinin arkasında ne vardı peki? 

Haftanın önemli bir kısmı bu soruya yanıt arayarak geçti. Bir kesim bunun yeni bir polisiye birim, bir “ahlak polisi” biriminin kurulması için oynanan bir oyun olduğunu, bir kesim vatandaşın sinirini bozmak için dış güçler tarafından tertip edildiğini, bir kesim bu kişilerin uyruğundan yola çıkarak sığınmacı nefreti yaratmak için özel kurgulandığını, bir kesim de milletin iyiden iyiye delirdiğine delalet ettiğini söyledi… Elbette bu konuyla alakalı teoriler bu kadarla sınırlı değildi ama hepsini yazmaya imkan olmadığından ve yukarıda saydıklarımız çok geniş bir kesimi kapsadığından -mesela “bu ülkeye cinsel devrim lazım” nev’inden teorileri yazmadım- listeyi bu kadarla bırakıyorum. 

Yani elbette öyle bir ülkede yaşıyoruz ki azıcık kendinizi kaptırırsanız bu teorilerin herhangi birine inanmanız işten bile değil. Ama azıcık bile olsa sosyal bilimlerle ilgilenmiş birisi başka şeyler düşünür. Başka şeyler düşünmese bile başka şekilde düşünür. (O yüzden hepimiz biraz ilgilenmeliyiz sosyal bilimlerle.) 

Mesela şöyle düşünür: Bir olayla sizin bizzat ve ilk kez karşılaşıyor olmanız o olayın ilk, tek ya da çok önemli olduğuna işaret etmez. Sadece sizin için yeni, ilk ve önemlidir. (Elbette yukarıdaki örnekte yaşanan olaylar- sokakta cinsel ilişki- sıradan, basit ve herkesin bildiği, gördüğü olaylar değildir. Ama şu da bir gerçektir ki dünyanın her yerinde, her ülkesinde, her kültüründe bu tür olaylara rastlanabilir ve zaten rastlanılıyor da.) Önemli olan bu olayların nüfusa oranla “normal” sayılabilecek sayılarda yani marjinal oranlarda kalıp kalmadığı meselesidir. Eğer olaylar artıyorsa bu kez de artış hızıdır önemli olan. Bir anda mı patlamıştır yoksa yavaş ama istikrarlı bir artışı mı vardır? Bu artışın olası sebepleri nedir, neler olabilir? Daha önce böyle bir durumun örneği başka bir yerde yaşanmış mıdır? Yaşandıysa orada sebepler ve sonuçlar ne olmuştur? Değilse burada özel olan durum nedir? Buradaki durumu daha önce incelemiş biri var mıdır? Varsa o bu duruma hangi açılardan bakmış ve neler söylemiştir? Bu konularda fikir beyan edeceklerin en azından bu soruları sorması gerektiğini düşünür sosyal bilimlerle azıcık ilgilenmiş birisi. 

Türkiye’deki olaylara dönersek; bu tür olayların görünürlüğünde bir artış var, bu doğru. Ama gelin bu durumu bir de yukarıda özetlemeye çalıştığımız yöntemle düşünelim. Bunların yanına bir de sosyal medya etkisi, ilgi çekme ihtiyacı ve bunların sonucu ortaya çıkan sosyal bulaşma gibi kavramları ekleyelim. Neden böyle yapalım biliyor musunuz? Çünkü bunu yaparsak ister istemez kestirme sonuçlara ulaşmak yerine bu tezleri destekleyecek veri, bilgi, istatistik var mı diye düşünmeye başlayacağız. Bu da hem ulaştığımız sonuçlara ilişkin hep daha şüpheci ve bu sonuçları dile getirirken de daha iddiasız olmayı öğretecek bizlere. Böylelikle de kamuya açık fikir beyan eden kişiler olarak “toplumsal” sorumluluklarımıza daha uygun davranmış olacağız. 

Şahsi kanaatimi soracak olursanız tam kıyısındayız ama yine de elimizde -en azından bildiğim kadarıyla- bu sonucu -yani “ülke komple kafayı yedi” sonucunu- destekleyecek bir veri yok. 

Ha elbette şunu da söylemek lazım, destekleyecek veri olmaması da kafayı yemediğimiz anlamına gelmiyor. 

Belki gerçekten delirmişizdir hepimiz ama farkında değilizdir. 

Olamaz mı? 

Olabilir. 

Ama daha da kötüsü var. 

Ya tüm bunlar gerçekten doğruysa ve biz de delirmemişsek...? 

Olamaz mı? 

Olabilir.