Bir bilgi

Vandalizm modernlikle birlikte hayatımıza giren kavramlardan biri. Bu bir hastalık mı yoksa bir davranış bozukluğu mu? Ya da modern hayata karşı umutsuz bir başkaldırı mı? Genel görüş bunun toplumsal bir hastalık olduğu yönünde. Özetle, kamu malına bilinçli zarar vermenin bilimsel adı Vandalizm. Bizde kamusal alan denen şey herkesin ortak malı ve sorumluluğu olarak algılanmaz. Aksine, eğer bir alan kamusal alansa, “sahipsiz” muamelesi görür. Kimsenin değildir. Dolayısıyla, kirletilebilir, yok edilebilir. O yüzden, bizde Vandalizm örnekleri tükenmez.

Bir fıkra

Temel ile Fadime nişanlı, evlenecekmiş. Düğün öncesi zaman zaman fırsat bulup bir araya gelip o çaylık senin, bu fındıklık benim geziyorlarmış. -Gençler tabii, kanları kaynıyor- akılları fikirleri de o işteymiş! Ama utandıklarından ikisi de açık açık bir şey söyleyemiyormuş. Yine öyle bir gün fındıklıklarda gezerken Temel dayanamayıp, “Bu bahçeden bir fındık dalı kıranı bilmem ne ederim” demiş. Fadime de fırsatı kaçırmayıp gülümseyerek bir fındık dalı kırıvermiş. Temel sözünü tutmuş elbette. Fakat beş dakika sonra bir dal daha kırmış Fadime. Sonra bir dal daha, bir dal daha... dördüncü dala geldiğinde artık gücü kalmayan Temel bir kırılan dala, bir Fadime’ye bakmış ve “O kırdığın vakıf malıdır, ben karışamam” demiş.

Bir olay

İlginç bir Vandalizm örneği düştü önüme üç dört gün önce. Ama bu denli nadide bir örnekle karşılaşacağımı hiç ummamıştım. Görüntü Niğde’de çekilmiş. Adamın biri sokaktaki bir çöp kutusuyla güreşip sonunda kutuyu kırıyor. Ama sıradan bir Vandalizm vakası değil bu. Adam kişisel bir meselesi varmış gibi kavga ediyor çünkü çöp kutusuyla. Üstelik mücadele de bayağı uzun sürüyor. Adam kutuyu defalarca yere vuruyor görüntüde ama çöp kutusu beklenenin üzerinde bir güçle tuş olmamak için uzun süre direniyor. Adam yerlere yatıyor, tek dalıyor, çift dalıyor ve sonunda çöp kutusunu alt etmeyi başarıyor. Son olarak da zaferini taçlandırmak için o kutuyu yerinden söküp caddenin karşısına fırlatıyor ve yoluna devam ediyor.

İşin asıl ilginç yanı, tüm bunlar olurken seyreden bir sürü başka insan da girip çıkıyor görüntüde. Kimse müdahale etmiyor adama. Bakmıyor bile o tarafa.
Neden? Çünkü o vakıf malıdır, biz karışamayız.

İnsan nedir? (1)

İnsan eşref-i mahlukattır, yaratılanların en şereflisi.
Şahin Akdemir. Bir turizm çalışanı. Marmaris’te yangın söndürme çalışmalarına gönüllü yardım ederken hayatını kaybetti. Yangınla mücadele edenlere su ve ayran taşıyordu. “Yangıncılara su taşımaya devam. Allah hayırlarımızı kabul etsin” yazmıştı son sosyal medya mesajında. O mesajdan bir süre sonra yolda kaza yaptı. Yangının içinde kaldı, hayatını kaybetti. Geriye yüzü is içinde çekilmiş son fotoğrafı ve bir ucu yanık kimlik kartı kaldı. O kartın en başında yazıyordu: Eşref-i mahlukat.

İnsan nedir? (2)

İnsan esfel-i safilindir, aşağıların en aşağısı.
Adını yazıp onurlandırmayacağım. Zaten bir tek o olsa bu kadar yanmayacaktı içimiz. Fotoğrafta denizde seyreden bir botun içinde uzanmış yatan zengin bir kadın var. Arkada bir iki kilometre gerideki sahilden dumanlar yükseliyor. Memleketin ciğerini yakan o orman yangını bu kişinin sosyal medya pozlarının fonu olmuş. Bir başka fotoğrafta ise iskelede kurulmuş masalarında akşam yemeklerini yiyen insanlar görüyorsunuz. Sadece bir iki kilometre ötede ise alevler göğe ulaşmış. İnsanlar umursamıyor, tamam, bari korksalar. O da yok. Yemeğe devam ediyorlar. Fotoğrafların altyazısı hep aynı benim için: Esfel-i safilin.