Japon hayranlığı (Yoksa Kore mi?)

"Japonlar karşıdan karşıya geçtikten sonra kendilerine yol veren sürücülere eğilerek selam verip teşekkür edermiş…”

“Japonlar kırılan eşyalarını tamir ederken kopan veya kırılan parçanın yerini altınla doldururlarmış! İnanışa göre, bir eşya ya da insan hasara uğramışsa, acı çekmişse o bundan sonra bir hatıraya sahiptir, ders almıştır ve artık olduğundan çok daha değerlidir..”

“Japonlar için ayrı uyumak mutlu evliliğin anahtarıdır…”

Garip bir Japon hayranlığı var ülkemizde. Garip, çünkü bu hayranlık sonucu ilgimizi yönelttiğimiz bu ülke ve onun insanları, tarihi, kültürü, geleneği hakkında bildiklerimizin çoğu yanlış. Sosyal medya, normal medya, kişisel gelişim “piyasası” hep bu yanlış bilgilerle dolu. Bu kadarla kalsa yine iyi. Japon zannettiklerimizin yine büyük bir kısmı da ya Koreli ya da Çinli…

Mesela yukardaki sözde Japonya bilgilerinin doğruları sırasıyla şöyle:

“Hayır. Sadece ufak bir kasabadaki bir gelenekmiş. Diğer Japonlara da gördüklerinde ilginç gelirmiş.”

“ Geleneksel Japon sanat tekniği  de,  inanışı ile ne alaka ?”

“Saçmalamayın…”

Bu yanıtları bize veren ise bir süredir Türkiye’de yaşayan bir Japon, Yoshi Enomoto. Bir ara sosyal medyada bu yanlışları düzeltmek için bayağı ciddi bir mücadele veriyordu. Ayrıca bol bol da “Hayır burası Çin, hayır burası Kore” gibi cümleler kuruyordu. Ama geçenlerde bir Türk sosyal medya kullanıcısı Japonca ile alakalı bir konuda “bilmiyorsun. Bence araştır” deyince hevesi biraz kırıldı sanırım.

Ne demişti adını hatırlayamadığım bir sosyal medya kullanıcısı:

“Burası Papa’ya ‘İncil’i okumanı öneririm’ denilen yer”. Şaka değil “benim böyle bir sözüm yok” diyen Ataol Behramoğlu’na bile yanılıyorsun, bence araştır” diyeni bizzat gördüm.

Neyse, özetle Japonlar iyidir hoştur ama Japon diye yanlışlıkla Koreliye hayran olmamak lazım.

Euro 2020

En baştan ve açık açık söyleyeyim, futbol dünyasına ilgim sıfır, mesafem ışık yılı. Dolayısıyla cuma akşamı oynanan İtalya-Türkiye maçına da şöyle bir göz ucuyla bakıp çizgi roman okumaya döndüm. Fakat bu maç benim açımdan üç açıdan haftanın olayı oldu:

1 - Garip hem de çok garip bir marş yazıp besteledi bir sanatçı, kendi inisiyatifiyle sanırım. Marş güzel de acaba bir futbol takımı için değil de Hakkari Dağ Komando Tugayı, Bolu Komando Tugayı ya da Hudut Kartalları için daha şık ve uygun olmaz mıydı?

2 - Garip hem de çok garip bir reklam yayınladı bir gıda şirketi. Yukarda ayıp olmasın diye marşa güzel dedim ama bu reklamda güzel tek bir şey yok. Irkçı, cinsiyetçi, ham ve seviyesiz. “Enjoy, I’m vaccinated” (keyfini çıkar, aşılıyım) absürtlüğü ile birlikte bu yılın en kötüsü olabilir sanırım.

3 - Garip hem de çok garip şekilde bir İtalyan maçın skor ve golleri kimin atacağını önceden tahmin etti. @VaneJuice isimli Twitter kullanıcısı maçı 3-0 İtalya’nın alacağını bilmekle kalmadı, diğer gollerle birlikte Merih Demiral’ın kendi kalesini attığı golü de tahmin etti.

Clubhouse ne yapıyordur şimdi?

Daha üç-dört ay önce dijital vatandaşlarımızın neredeyse tamamının gündemindeydi. Bir iki gün içinde bir çok insan uygulamayı tanıdı, öğrendi. Artık sohbet odaları açılıyor, denemeler yapılıyor, deneyimler paylaşılıyordu. Kısa süre sonra benzer bir sohbet özelliği Twitter’a da geldi. Sanırım bu alandaki kullanıcıların büyük kısmı Twitter’a kaydı. Bugünlerde Clubhouse’da pek Türk kullanıcı yok. Bu arada Twitter’ın sohbet odalarında da baştaki heyecan yok. Sosyal medya evreninde yazı, fotoğraf ve video bu kadar tutmasına rağmen ses neden tutmadı acaba?