Yaz sıcakları başlarken

Siyasetçiler geçen bu hafta boyunca Millet İttifakı’nın adayının kim olacağını, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun Yargıtay kararı ile parti üyeliğinin düşürülmesini, DBP’li vekilin polise attığı yumruğu ve vekilliğinin düşürülmesi meselesini tartıştı. Elbette tartışma konuları bu kadarla sınırlı değildi. Ama ne burada saydıklarımızın ne de saymadıklarımızın aslında kendi başına bir önemi vardı. Çünkü tamamı tek bir konu çerçevesinde anlam kazanıyordu. O konu da seçim konusuydu. Kısacası siyaset -erken ya da zamanında- seçim havasına iyiden iyiye girmişti.

Vatandaşın gündeminde ise ilk sırada geçim sıkıntısı vardı. Mevcut durum içinde de bu sıkıntının ortadan kalkacağı ya da hafifleyeceğine dair bir işaret de maalesef göremiyorduk. Gerçi Cumhurbaşkanı bu hafta boyunca her konuşmasında muhakkak sıkıntının farkında olduklarını söylemiş, sorunları yine AK Parti’nin çözeceğini vurgulamıştı. Ama özellikle akaryakıta gelen zamlar bu açıklamaların etkisini bir hayli azaltmıştı.

Vatandaşın gündeminde ikinci sırada yer alan konu ise yine “yabancılar” meselesi oldu. Vatandaşın bu konuyla alakalı “ruh sağlığı” gitgide bozuluyordu. Vatandaşı rahatlatacak pek bir adım ya da açıklama yoktu. Yalnız İçişleri Bakanlığı rutin bir şekilde kaç yasa dışı göçmenin geri gönderildiğini açıklıyordu ama onun da vatandaşın endişelerini giderme açısından pek bir etkisi olmuyordu.

Kiralar ve ev fiyatları ise uçmaya devam ediyor ve bu durum kentin yaşanmaz bir yer olmasına yol açıyordu iyiden iyiye. Araştırmalar toplumun belkemiği olan orta sınıfın kent merkezlerinden çeperlere doğru taşınmasına yol açtığını, onlardan boşalan yerlere ise yabancıların yerleştiğini ortaya koyuyordu.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısında dördüncü ayı bitirmek üzereydik. Avrupa Birliği Savaşı -gerekirse Ukrayna’nın teslim olması pahasına- bitirmek için aslında hiçbir işe yaramayacak açıklamalarla oyalanırken, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin itirazları devam ediyordu.

Suriye ve Kuzey Irak’ta operasyonlar hızlanırken maalesef şehit haberleri de artmaya başlamıştı. Bir taraftan da Yunanistan ile aramızdaki gerilim iyiden iyiye artmıştı. Karşılıklı sert açıklamalar sürerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Konuşmak fayda etmiyor. Artık Yunanistan başının çaresine baksın” açıklamasıyla gerilim bir başka boyuta geçmiş oluyordu.

Ve daha yaz sıcakları başlamamıştı.

Saab restoranın bölücü renkleri

“Yabancılar meselesi ruh sağlığımızı bozuyor” dedik ya, onu çok absürt bir örneğini gördük bu hafta. Kamu otoritesi gereken adımları atmayınca bazen iyi niyetle, bazen de fırsattan istifade siyasi rant devşirmeye çalışan -birtakım kişi ya da kuruluşlar devreye giriyor. Mesela Bolu Belediyesi bu siyasi rantçılığın en pespaye örneklerini sergiledi. Neyse ki partisi geç de olsa onu disiplin kuruluna sevk ederek bu saçmalığa kayıtsız kalmayacağını göstermiş oldu. Bir de Ankara Çankaya’da yaşananlar var. Orada -yasalara uygun- mekân açmış Afrikalılara yönelik bir kolluk baskısı olduğu dile getiriliyordu. Hatta bir mekâna yönelik “Buradan taşının” baskısı haberlere de konu oldu. Şimdi de gündemde Saab isimli Afrika-Arap yemekleri yapan bir kafe-restoran var. Mayıs ayında mekânın isminin Türkçe olmaması nedeniyle değişmesi isteniyor. Sonra tabela sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle tekrar asılıyor. Bu hafta da tabelada bölücü terör örgütünün renkleri olduğu için engel çıkartılıyor. Tabelanın beyaza boyanması isteniyor. Restoran sahipleri beyaza boyuyor o renkleri. Bu kez de yetmez denilerek tabela tamamen beyaza boyanıyor. Bir sürü saçmalık, bir sürü rezalet. Restoranın ortağı bir kadın, T.C. kimliği elinde isyan ediyordu cuma günü kameraların önünde, “Ben Türk vatandaşıyım. Ne yapayım bu kimliği verip, çocuklarımı da alıp gideyim mi?” diyerek.

Oysa neredeyse tüm Afrika sarı, kırmızı ve yeşil geleneksel olarak bir arada sıkça kullanılır. Benin, Orta Afrika Cumhuriyeti, Burkina Faso, Komor Adaları, Kongo, Gana, Etiyopya ve daha birçok ülkenin bayraklarında bu renkler yer alır. Acaba Sayın Çankayalı yetkililer bu bayraklar için ne derler? O kadar uzağa da gitmeye gerek yok, trafik ışıklarımızda var aynı renkler. Onları da mı beyaza boyayalım? Azıcık akıl ya hu!