Batı’da ‘5. madde’ çekincesi

Ukrayna-Rusya arasındaki barış görüşmeleri zaman zaman büyük yaralar alıyor ama henüz masa devrilmiş değil. Lakin 29 Mart’taki İstanbul turunun ertesinde özellikle "garantörlük" başlığında yapılan görüşmeler gösteriyor ki, Ukrayna’nın verdiği tek mücadele Rusya’ya karşı değil. Kiev yönetimi "garantörlük" konusunda Batılı ülkelerden istediği garantileri alabilmekte sıkıntı yaşıyor. Bu sıkıntının temelinde, bu garanti talebinin, “NATO sözleşmesinin 5. maddesindekine benzer olması" yatıyor.

Nitekim İstanbul’daki toplantının ardından Ukrayna müzakere üyesi Oleksandr Chalyi tekliflerini “Çok net, yasal açıdan bağlayıcı güvenlik garantileri olması gerekir ve bunun niteliği de NATO sözleşmesinin 5. maddesiyle benzer olmalıdır” diye özetlemişti. NATO Anlaşması'nın 5. maddesi, en basit ifadeyle “birimiz hepimiz hepimiz birimiz için” demek. Yani bir NATO üyesine yapılan saldırının tüm NATO ülkelerine yapılmış sayılması ve buna göre mukabelede bulunulması. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, NTV yayınındaki sözleri Batı'nın Ukrayna'nın bu talebine mesafeli durduğunu açıkça ortaya koyuyor:
“Eğer Ukrayna’nın NATO’nun 5. maddesindekine benzer garanti beklentisi karşılanmayacaksa, alternatif olarak Ukrayna’ya ne önerilmelidir? Özellikle garantörlerden beklentiler konusunda, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyeleriyle bu konudaki görüşmelerimizi devam ettiriyoruz.”
Başta ABD olmak üzere NATO ülkeleri, Rusya ile hiçbir koşulda doğrudan doğruya karşı karşıya gelmek istemiyor. Bu sebeple savaş başladıktan sonra da “uçuşa yasak bölge”, “asker gönderme” gibi Ukrayna taleplerine karşı tavırlarını baştan koymuşlardı. Bu tutum, "Ukrayna'nın istediği çerçevedeki güvenlik garantileri" için de geçerli. Edindiğim bilgilere göre, bu ülkeler, yarın “sınırları belli olmayan” bir tehditle karşı karşıya da kalmak istemiyor. ABD’den de İngiltere’den de Fransa’dan da “Ukrayna’ya her türlü desteği veriyoruz, vereceğiz” mesajları geldi ama garanti talebini istenildiği şekilde karşılamaya yanaşmıyorlar. Ukrayna da, bu olmayacaksa 1994 Budapeşte Anlaşması'nın (Nükleer silahlarının ülkeden çıkarılmasını öngören anlaşma) ötesine geçen bir çerçevenin arayışında. Çavuşoğlu’nun “Nasıl bir garanti verilecekse bu açıklanmalı” mesajları da bunun sebebi.

Ukrayna, Rusya'nın talep ettiği gibi "tarafsız bir ülke" olacaksa, elindeki silah kapasitesini sınırlandıracaksa bunu yapmadan önce kendisini güvenceye alacak garantiler istiyor. Yarın yeni bir Rus saldırısına maruz kalmayacağından, kalırsa Batılı ülkeleri yanında göreceğinden emin olmak istiyor. Bu haklı bir talep elbette. Ama bunları alabilmesi zor görünüyor. Bu garantileri almadan savaşı bitirmesi de en az onun kadar zor. Dahası bu garantileri almadan savaşı bitirmeyi hata olarak gören Ukraynalıların sayısı da az değil.

Batı’da ‘5. madde’ çekincesi

Pakistan’da ordu izliyor

Tarihte hiçbir Pakistan başbakanına 5 yıllık görev süresini tamamlayabilmek nasip olmadı. Başbakan İmran Han da bunun bir istisnası olamadı. Ülkede muhalefet, ekonomideki çöküş ve kötü yönetimi gerekçe göstererek 3 Nisan’da İmran Han hakkında Meclis’e gensoru önergesi verdi. Bundan önce Meclis’teki dengeleri değiştiren bir gelişme oldu. Bazı milletvekilleri iktidar partisinden ayrılıp muhalefet saflarına geçti. Oturumu yöneten Meclis Başkan Yardımcısı bu girişimi “Dış güçlerin etkisi var!” diyerek engelledi. Başbakan Han da, Cumhurbaşkanı’ndan parlamentoyu feshedip ülkeyi 90 gün içinde seçime götürmesini istedi, Cumhurbaşkanı da bu talebi kabul etti.
Ama işler istedikleri gibi gitmedi. Muhalefet, gensorunun görüştürülmemesinin, meclisin feshedilmesinin ve seçime gitme kararının da anayasa aykırı olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Yüksek Mahkeme, muhalefetin bütün taleplerini haklı buldu. Meclis’teki güven oylamasının ardından İmran Han dönemi bitti ve Şahbaz Şerif dönemi başladı.

Bu süreçte merak edilen şey, Pakistan için çok kilit bir yerde duran ve eski Başbakan Navaz Şerif’in görevden alındığı dönemde İmran Han’a Başbakanlık yolunda destek veren Pakistan ordusunun nasıl bir tavır alacağıydı. Özellikle de İmran Han, parlamentodaki bu adımı açıkça “yabancı devletlerin kendisini devirme çabası” olarak yorumlamış ve bu durum, Afganistan’dan çekilme sürecinde ABD ile işbirliği yapmamasına, son dönemde Çin ile yakınlaşan ilişkileriyle açıklanmışken...

Bu hafta ülkede en kuvvetli askeri yetkili olarak görülen Kara Kuvvetleri Komutanı Cavid Bacva hakkında önemli iddialar ortaya atıldı ve Han’ın kendisine muhalefetle arasında arabuluculuk yapmasını teklif ettiği konuşuldu. Pakistan ordusu iddiaları yalanladı ve Han’ın sadece muhalefete gensoru önergesini çekerse erken seçim çağrısı yapacağını iletmek için yardım talep ettiğini ama muhalefetin bu talep karşısında geri adım atmadığını duyurdu.

Bacva’nın bir hafta önce yaptığı açıklama ile bu gelişme birleştirilince, göreve gelişinde İmran Han’a önemli destek veren ordunun artık o desteği kestiği ve geri çekilip gelişmeleri izlediği anlaşılıyor. Bacva, o açıklamasında, “Çağdaş ulusal güvenlik kavramı sadece bir ülkeyi iç ve dış tehditlerden korumak değil, aynı zamanda insan güvenliği, ulusal ilerleme isteklerinin gerçekleştirilebileceği elverişli bir ortam sağlamayı içerir. Bugünün hiçbir lideri bu faktörleri görmezden gelemez” demişti.

Ordu ayrıcaş, Han’ın “yabancı komplosu” iddialarını “Ordu ile halk arasında çatlak yaratma” çabası olarak görüyor. Eski Başbakan’ın ülke içindeki mitingleri devam ederken, seçimin yapılacağı Ağustos ayına kadar mücadelenin keskinleşmesi bekleniyor.

Batı’da ‘5. madde’ çekincesi