Bir yılın ardından

İsrail’in Körfez ülkeleriyle yakınlaşma hamlelerinin üzerinden bir yıl geçti. Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde “bölgeye barış getirme” iddiasıyla yapılan anlaşmalar, pek çok analiste göre Filistin’i dışladığı için bu hedeften uzaktı. Zaten geçen bir yılda İsrail-Filistin arasındaki çatışmaların da ardı arkası kesilmedi.

Biliyoruz ki Türkiye, bir süredir İsrail’in bu adımlarını dikkatle izlerken, 2018’den bu yana ilişkilerin kopuk olduğu Tel Aviv’le yeni bir diyalog sürecine soğuk bakmıyor, ama aynı zamanda Körfez ile ilişkilerini de düzeltme gayretinde. Ben de “İbrahim Anlaşmaları”nın yıldönümünde İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat ve Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa ile bölgedeki yeni dengeleri konuştum.

Türk-İsrail diyaloğu

Öncelikle bir notla başlayalım. Malum, bu hafta gözler New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda olacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha önce BM toplantıları sırasında İsrail’in yeni Cumhurbaşkanı ile görüşebileceğini söylemişti ancak şu an için planlanan hiçbir ikili görüşmesi yok. Zaten İsrail Dışişleri Sözcüsü, ülkeyi New York’ta Cumhurbaşkanı Isaac Herzog değil, yeni Başbakan Naftali Bennett’in temsil edeceğini söyledi. BM’de program yoğunluğu sebebiyle İsrail’le üst düzey temas bir başka bahara kalabilir.

Gelelim, Türkiye-İsrail ilişkilerine... İsrail Dışişleri Sözcüsü’ne arka planda Ankara ile bir temas olup olmadığını sordum. Sözcü Haiat “İbrahim anlaşmaları bizim için ana konu değil. Aramızda çözmemiz gereken başka sorunlar var” dedi ve bu sorunları da Filistin ile Gazze’deki duruma bakış açısındaki diplomatik farklılıklar diye ifade etti.

İbrahim Anlaşmaları

İsrail bir yıl önce Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Fas ve Sudan ile anlaşmalar yaptı. Sözcü Haiat, geçen bir yılda büyükelçiliklerin açılması için atılan adımların yanı sıra bu ülkelerle ekonomi, ticaret, bilim, teknoloji alanında 40’ın üzerinde anlaşma yapıldığını anlatıyor.

İsrail tarafı “Bu anlaşmaların Filistin ile ilişkilere yarar sağlayacak bir tarafı olacağı” iddiasında... Hatta Filistin yönetiminden “güçlü bir liderlik sergilemesini ve müzakere masasına dönmesini” bekliyor. İsrail’in bu yaklaşımlarını Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa ile konuştum. “İsrail Filistin ve Arap topraklarını işgalini sürdürürken aynı zamanda kendini barış isteyen taraf olarak sunması ironik. İsrail’in belirlediği değil uluslararası hukuk şemsiyesi altında, belirli bir takvime bağlı her türlü türlü ciddi müzakereye açığız” diyor.

Mustafa, 2002’de Beyrut’ta Arap Zirvesi’nde alınan kararı hatırlatarak “Arap kardeşlerimize normalleşmenin ancak bu işgalin sona erdirilmesi sonrası olması gerektiğini söyledik” diyor; bunun aksini de “Uluslararası hukuku ihlal eden İsrail’in ödüllendirilmesi” olarak yorumluyor. Mustafa, “İsrail, Filistin ile sorununu çözmeden güvenlik ve istikrarı hissedemeyecek, normalleşen Arap ülkeleri de bundan fayda sağlamayacak” diyor.

Bir yılın ardından

Abu Dabi’nin çıkarı ne?

Bir süredir Türkiye ile BAE arasındaki yakınlaşmayı konuşuyoruz. Bunu, Türkiye’nin Körfez ile ilişkilerini normalleştirme çabasının bir ayağı olarak görenler de var, mafya lideri Sedat Peker’le ilişkilendirenler de...

Ankara’nın 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki aktörlerden biri olarak gördüğü, dahası Libya gibi pek çok sahada da karşısında bulduğu Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerini düzeltme çabası, farklı gerekçelerle izah edilebilir ancak burada merak edilen, Abu Dabi yönetiminin neden Türkiye’ye yanaştığı. Burada üç temel sebep sayılabilir:

1- Abu Dabi yönetiminin Suudi Arabistan ile ilişkilerinin bozulması, 2- Kovid salgını, 3- ABD’deki yeni yönetim...

Gergin hat: Riyad- Abu Dabi

Suudi Arabistan ile BAE arasında uzun süredir Yemen dosyası üzerinde patlak veren bir gerginlik olduğu biliniyor. BAE, uluslararası deniz ticaretini liman yatırımlarıyla kontrol etmeye çalışıyor; Yemen’de Aden ve Mocha limanları üzerindeki etkisi biliniyor. BAE’nin, Yemen’de kuzey ve güneyde çatışmalar sürerken BAE’nin Suudi Arabistan’dan farklı olarak güney Yemen’deki ayrılıkçı hareketlere destek verdiği biliniyor. BAE’nin 2019’da Yemen’de Huti isyancılarına karşı Suudi Arabistan önderliğinde savaşan koalisyondan çekilme kararı alması da iki ülke ilişkilerini germişti.

Bu krizin son perdesi 2021 Temmuz’undaki OPEC toplantısında yaşandı. Kovid salgınının dünyada enerji talebi düşürdüğü bir dönemde dünyanın en büyük petrol üreticileri Suudi Arabistan ve Rusya arz kesintilerinin 2022 sonuna kadar devam ettirilmesini önerdi ancak BAE bunu reddetti.  

Bir diğer taraftan, BAE uluslararası şirketlerin bölgesel merkezi durumunda. Hem ticaret hem de insan hareketliliğinin Körfez’deki başkenti. Ancak Suudi Arabistan, yaşanan tüm gerginliklerin ardından hayati bir karar aldı ve uluslararası şirketlere kendisiyle iş yapmak istiyorlarsa ülkede bir merkez açma zorunluluğu getirdi. Bunun bir adım sonrasında da BAE ile salgın gerekçesiyle sınırları kapattı ve uçuşları durdurdu. Bu da iki ülke ilişkilerine OPEC krizinden sonra bir diğer darbe oldu.

(Bir not: İsrail’in İbrahim Anlaşmalarına Suudi Arabistan’ı dahil edememesinin arkasında yatan sebeplerden biri de hiç kuşkusuz Washington’ın Abu Dabi ile Riyad’dan önce böyle bir anlaşma yapmış olması.)

ABD’de yeni dönem

ABD Eski Başkanı Donald Trump dönemi, Körfez için muazzam bir alan açmıştı. Ancak Washington’da artık Cumhuriyetçiler değil Demokratlar var. Özellikle Suudi Arabistan’a Trump döneminde verilen destek, Joe Biden döneminde eskisi gibi değil. İşte tüm bu gerekçelerle Riyad’dan uzaklaşan BAE yönetimi de yeni bir dış politika arayışına gitti, husumetleri gözden geçirme, Türkiye ile arayı düzeltme eğilimine girdi. Bir anlamda Ankara ve Abu Dabi’nin çıkarları buluştu. Elbette Libya başta olmak üzere bir dizi dosyada farklı görüşler var ama ekonomik iş birliği iki taraf için de yol alınabilecek bir alan.

Bir yılın ardından