Glasgow’da çetin müzakere

Glasgow’da 31 Ekim’de başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı (COP26) devam ediyor. Sözleşmeye taraf olan ülkeler iklim kriziyle mücadele için atabilecek adımları müzakere ediyor. Liderler bazı konularda “taahhütlerde” bulunsa da, gözler, 12 Kasım’da bitecek zirveden çıkacak kararlarda olacak.

Glasgow’daki zirveyi Türkiye’nin İklim Başmüzakerecisi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Prof. Mehmet Emin Birpınar ile konuştum. Prof. Birpınar, 1992’de imzalanan ve 197 ülkenin taraf olduğu BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin bu işin anayasası olduğunu belirterek, “Paris İklim Anlaşması ise bu sözleşmenin bir anlamda uygulayıcısı. Eskiden Kyoto Protokolü vardı, bugün artık dünyanın ulaşmak istediği hedefler Paris Antlaşması’nda yazıyor. İşte bu zirvede de o hedeflere ulaşmak için müzakere ediliyor” dedi. Prof. Birpınar ayrıntıya girmedi ama Glasgow’daki çetin müzakereleri briç oyununa benzetti ve “Herkes birbirinin elini hesap ederek bir sonraki adımını atmaya ve bu adımları kararlara yansıtmaya çalışıyor” ifadesini kullandı.

Glasgow’da çetin müzakere

Masada ne var?

Zirvede iki grup var. Bir yanda “sera gazı emisyonlarını sınırlandırma ve verilerini iletmekle yükümlü” Ek-1 ülkeleri, diğer yanda ise iklim kriziyle mücadelede gelişme yolundaki ülkelere teknoloji transfer etmek ve onlara finans sağlamakla yükümlü Ek-2 ülkeleri...

Zirvede birçok müzakere grubu var ve bunlar Glasgow’da 40 ayrı salonda pek çok başlığı müzakere ediyor. Örneğin bir salonda fosil yakıtlarının maliyeti yükselirken, ucuzlayan yenilenebilir enerji altyapılarının nasıl kurulabileceğini yani enerjide dönüşüm konusu ele alınıyor. Öteki salonda sanayileşmiş ülkelerin, “gelişmekte olan ekonomiler” sınıfındaki ülkelere yapabileceği teknoloji transferlerine ya da kapasite geliştirme süreçlerine vereceği destek müzakere ediliyor. Bir başka salonda projelerin çevre boyutu tartışılırken, bir diğerinde bu projelerin finansal ve mali boyutları ele alınıyor. Yine bir başkasında “ülkelerin azalttığı sera gazı salınımlarının sertifikalandırılması suretiyle, bunların piyasalarda alınıp satılması” yani “karbon ticareti” ile ilgili müzakereler yürüyor.

Konuşulan konular bu kadar kapsamlı ve ayrıntılı olunca ülkeler kalabalık müzakere heyetleriyle Glasgow’da. Nihai hedef ise Paris İklim Anlaşması’nın öngördüğü küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla +1.5 santigrat derecede tutmak. (Dünya Meteoroloji Örgütü verilerine göre Sanayi Devrimi öncesinden bugüne kadar yerküre yaklaşık 1.2 santigrat derece ısınmış durumda. Paris İklim anlaşmasıyla ülkeler bu ısınmanın iki dereceye çıkmasını önlemek, hatta mümkünse bunu +1.5 derece tutmayı hedefliyor.)

Türkiye’den 60 müzakereci

Türkiye, 1992’de BM İklim Çerçeve Sözleşmesiyle hem Ek-1 (Azaltım sağlama) listesinde, hem de Ek-2 listesinde yer alıyordu. Uzun yıllar süren mücadele sonrası Ek-2 listesinden çıkıp Ek-1 ülkeleri arasında yer aldı ancak “özel şartları” ve “özel konumu” olan bir ülke olarak tanımlandı.

Zirvede Türkiye’yi Prof. Dr. Birpınar başkanlığındaki 60 kişilik müzakere heyeti temsil ediyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar, Sanayi ve Teknoloji, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği, Ulaştırma ve Altyapı, Hazine ve Maliye, Tarım ve Sağlık Bakanlığı’ndan müzakereciler 40 ayrı salonda her gün masaya oturuyor. Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar “Türkiye’nin menfaatlerine halel getirmeyecek şekilde müzakere ediyoruz” diyor. Müzakere edilen herhangi bir başlığın, maddenin kabul edilebilmesi için oy birliği gerektiğini hatırlatıyor ve bir kararın ancak o birlik sağlanırsa mümkün olabileceğini ifade ediyor. Yani masada olmak önemli. Birpınar, “Bir ülke ret yönünde oy kullanırsa karar kabul edilmemiş oluyor. Ama o toplantı sırasında masada olmazsanız, alınacak kararı kabul etmiş sayılıyorsunuz. Yani o karara itiraz etseniz de sonradan düzeltmeniz imkânsız hale geliyor” diyor. Bu yüzden Türk heyeti, büyük bir koordinasyonla tüm masalarda yer alıyor.

Bu arada Glasgow’daki zirveyi dünyadan toplamda 40 bin katılımcı kayıt yaptırdı. Oturumları sanal ortamda çevirim içi izleyenlerle bu sayı katlanıyor.  Zirveye Türkiye’den 350’den fazla kişi katılıyor. 2014’deki Lima (Peru) Zirvesi’nde bu sayı sadece 10 kişiydi. Bugün ise müzakere heyetinin yanı sıra sivil toplum örgütü, özel sektör temsilcileri de iklim zirvesine katılıyor.

Glasgow’da çetin müzakere

‘Taahhütler bağlayıcı değil’

Zirvede, 12 günlük müzakerelerin sonucunda nihai kararlar ortaya çıkacak. Ülkeler açısından asıl bağlayıcı olanlar da o kararlar. Liderlerin Glasgow’da ilk bir-iki günde yaptığı taahhütlerse “iyi niyet beyanı”ndan ibaret.

Örneğin 100’den fazla liderin 2030’a kadar orman kaybını durdurmayı taahhüt etmesi veya Türkiye dahil 40’ın üzerindeki ülkenin 2030’a kadar küresel emisyonların yarısında sorumluluğu olan 5 sektörde dönüşüm vaadi sadece bir iyi niyet beyanı... Yani elektrik üretiminden, ulaştırma-çelik sektöründe sıfır emisyona yaklaşılması, düşük karbonlu hidrojen üretiminin uygun maliyetli hale getirilmesinden, tarım sektörünün iklime dirençli hale dönüştürülmesine kadar bir dizi başlıkta verdiği sözleri tutmasalar da bunun yaptırımı yok.

Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar “12 Kasım’da ortaya çıkacak kararlar öyle değil. O kararla ülkeler kendilerini bağlayacak ve bunları uygulamak zorunda kalacaklar” diyor. Bu yüzden heyetler müzakere masalarında ter dökerken, dünya da Glasgow’dan çıkacak sonuçları bekliyor.

İklim krizinin dolaylı etkileri

Dünyanın karşı karşıya kalacağı felaketi bu hafta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres “Kendi mezarımızı kazıyoruz” sözleriyle özetledi. Bu hem çok çarpıcı hem de tarihi bir açıklamaydı. Çünkü bu çok büyük bir kriz ama dünya bunun boyutlarını ve sonuçlarını tam anlamıyla göremiyor. İleride yaşanabilecek su krizleriyle jeopolitik mücadelelere hatta savaşlara dönüşecek bir boyutu da olacak. Hali hazırdaysa cinsiyet eşitsizliğinden çocuk ölüm oranlarının yükselmesine kadar bir dizi alanda sorunları yaşamaya başladık bile.

Glasgow’da çetin müzakere

BM Genel Sekreter Yardımcısı ve BM Nüfus Fonu Yardımcı Yönetici Direktörü Diene Keita, “Afrika’da ya da Kuzey ülkelerinde yaşıyor olmanız fark etmiyor” diyor. Dezavantajlı gruplarla iklim değişikliği arasında ilişkiyi ise örneklerle anlatıyor: “Halihazırda yoksul ve susuz bölgede yaşayan bir kadın, iklim değişikliği sebebiyle daha az suya ulaşacak. Örneğin savunmasız toplumlar, kaynaklar karşılığında yiyecek bulabilmek için çocuklarını para karşılığı satmak zorunda kalıyor. Bir başka boyutu ise bizim gibi korunmalı yaşam süremeyen mültecilerle ilgili. Onlar çadırlarda yaşıyor. Aşırı sıcak ve soğuk onları daha çok etkileyecek.”

Glasgow’da çetin müzakere

Hedefler gerçekçi mi?

Keita, liderlerin ve ülkelerin Glasgow’da ortaya koyduğu taahhütlerin gerçekçi olup olmadığını sorduğumda “Gerçekçi olmayan hedef yoktur. Sadece irade eksikliği vardır. Ben her türlü hedefin istendiği takdirde gerçekleştirilebileceğine inanıyorum” dedi. Liderlerin İklim Konferansı’na jetleriyle geldiklerini ve şehirdeki araç konvoylarıyla eleştiri oklarının hedefi olduklarını hatırlattığımda, BM Genel Sekreter yardımcısı Keita bu eleştirilere farklı bir boyuttan baktı ve “kendilerini imajla sınırlıyor. Bunu anlıyorum ama bu kişilerin dünya liderleri olduğunu unutmamanız gerekiyor. Küresel olarak çaba gösterilmesini sağlıyorlar” diyor ve ekliyor “Tabii ki modern yaşamın araçlarını kullanmaktan vazgeçmekten bahsetmiyoruz ama bir sonraki zirveye belki daha az uçakla gelip, konvoyları daha az olabilir. Belki biraz daha fazla yürürler” ifadelerini de kullanıyor.

Glasgow’da çetin müzakere