Moskova 'ev sahibi' kalsın

Önümüzdeki hafta Türkiye ve Ermenistan Özel Temsilcileri önemli bir görüşme yapacak. Türkiye’nin Temsilcisi Büyükelçi Serdar Kılıç ve Ermenistan’ın Temsilcisi Ruben Rubinyan 14 Ocak’ta Moskova’da ilk kez aynı masada buluşacak. Görüşmenin yeri ile ilgili Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Öyle anlıyoruz ki Rusya bu ilk toplantıya ev sahipliği yapmak istiyor. Ermenistan da bizim edindiğimiz izlenime göre bu ilk toplantının Moskova’da olmasını arzu ediyor” demişti.

Rusya bu görüşmede sadece “ev sahibi." Ankara, Rusya’nın ev sahipliğini önemsiyor ancak bu ilk toplantının üçlü bir formata dönüşmesini de istemiyor. Bir başka deyişle, Rusya'nın rolünün bu ilk görüşmedeki "ev sahipliği"yle sınırlı kalmasını istiyor. Bu isteğin sebebi, Ermenistan ile doğrudan ve samimi bir görüşme sürecini yürütebilmek. “Doğrudan görüşme” fikriyle yola çıkılan bu tip müzakerelere üçüncü bir ülkenin dahil olması, masadaki taraflar açısından “rahatlık” sağlayabildiği gibi "baskı unsuru' da olabiliyor. Ankara bu riske girmek istemediği için görüşmelerin iki taraf arasında yapılmasını istiyor.

Serdar Kılıç

64 yaşında,

1980: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu,

1984: Dışişleri Bakanlığı’na girdi,

2008-2010: Beyrut Büyükelçiliği’nde görev yaptı,

2010-2012: Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri,

2012-2014: Tokyo Büyükelçisi,

2014-2021: Washington Büyükelçisi,

Ruben Rubinyan

32 yaşında

2010: Erivan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu,

2017-18: Hrant Vakfı Projesi’nde Türkiye’de araştırmalar yaptı,

2018-2019: Dışişleri Bakan Yardımcısı,

2018: Milletvekili seçildi

2021: Ermenistan Ulusal Meclis Başkan Yardımcısı

Moskova ev sahibi kalsın

Rus askeri geri döner mi?

Kazakistan’da yönetim, akaryakıt zammının tetiklediği hükümet karşıtı gösterilere dönüşen protestoları bastırmak için “Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü”nden yardım talep etti. Bunun üzerine yaklaşık 2500 askerlik “Barış Gücü” Kazakistan’da konuşlanmaya başladı. ‘Barış Gücü’nde Rusya, Kazakistan, Ermenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan askerleri de var ama bu, aslında Rusya’nın öncülüğündeki bir askeri gücün Kazakistan’a girmesi demek.

Batı elbette bu gelişmeyi endişeyle takip ediyor. ABD, “Ruslar bir kez evinize girdiğinde onları uzaklaştırmanız zordur” açıklaması yaptı, AB ise bu adımı “Kaçınılması gereken hatıraları canlandırıyor” sözleriyle niteledi. Batı’nın merak ettiği şey Kazakistan’a giren Rus askerlerinin tansiyon yatıştığında oradan çıkıp çıkmayacağı. Son dönemde Moskova’nın ‘arka bahçesi’ ya da ‘nüfuz alanı’ olarak gördüğü kriz bölgelerine asker gönderdikten sonra bir daha oralardan “çıkmadığı” düşünülürse bunlar yersiz kaygılar değil. Bu endişeyi Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly’e sorduğumda aldığım yanıt şu oldu:

“Bu teşkilat ilk defa Kazakistan’a destek oluyor. Bu gücün büyük kısmı Rusya’dan geliyor ama diğer ülkeler de destek gönderiyor. Barış Gücü’nün konuşlandırılacağı yerler belli. Askerler Kazakistan istediğinde geri dönecekler. Kararlarımızı kendimiz veriyoruz.”

‘Aylar değil haftalar’

Peki, “Barış Gücü” Kazakistan’da ne kadar kalacak? Olaylar yatıştığında özellikle Rus askerlerinin ülkeden ayrılacağına dair bir garanti var mı? Büyükelçi Saparbekuly, bu garantinin Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün açıklamasında yer aldığını hatırlattı. “Örgüt, Kazakistan’ın istediği tarihte Barış Gücü’nün geri çekileceğini duyurdu. Aylardan bahsetmiyoruz, haftalar da olabilir. Tabii bu Kazakistan’daki duruma bağlı” dedi.

Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü sahada Kazakistan’a olayların bastırılmasında fiilen destek olacak. Bu hassas süreçte Türk Devletleri Teşkilatı da devrede olacak. Daha çok siyasi ve teknik alanlardaki destek bu teşkilat üzerinden verilecek. Türk Devletleri Teşkilatı 11 Ocak’ta Dışişleri Bakanları seviyesinde olağanüstü toplanacak. Dönem Başkanı olarak Türkiye’nin girişimleriyle yapılacak video-konferansta Kazakistan yönetiminin talepleri ve ihtiyaçları dinlenecek, buna göre ülkeler yardım tekliflerini masaya koyacak.

Moskova ev sahibi kalsın

Satterfield’ın ardından

ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi Jeff Flake nihayet Türkiye’ye geldi. ABD yönetimi Türkiye’ye ilk kez “kariyer diplomat” olmayan bir isim atadı. 2013-2019 arasında ABD Kongresi’nde Senatör olan Flake’i Ankara’da zorlu bir görev bekliyor. Zira selefi David Satterfield, 2019’dan bu yana Türkiye’de en krizli zamanlarda çok önemli bir görev yaptı.

Satterfield, iki yıllık görev süresinde basına sadece birkaç kez konuştu, sessiz ama derinden gitti. Çok fazla bilinmez ama Satterfield sadece Türkiye ile ilgili değil Amerika’nın Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge ile ilgili kararlarının şekillenmesinde önemli etkileri olan bir isimdi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın en kıdemli diplomatı olan Satterfield’in kriz dönemlerinde izlediği yol ve yöntem de- iki ülke arasında halihazırda devam eden YPG/F-35/ S-400/ FETÖ sorunlarına rağmen- dengeliydi. Ankara’daki görev süresi boyunca iç siyasette tansiyonu yükselten açıklamalardan hep kaçındı. Hatta çok büyük krizlerde iki ülke ilişkilerinin kopmasını engellemek için uğraştı. Son olarak “Kavala açıklaması” ile başlayan “istenmeyen adam” krizini yatıştırmada Türk yetkililerle birlikte tarihi bir rol oynamıştı.

İlişkiler sıkıntılı

Satterfield’dan önceki iki büyükelçinin John Bass ve Francis Ricciardone’nin Ankara’da hükümetin yer yer sert tepkilerine hedef olduğunu hatırlıyoruz. Kendisinden önceki iki büyükelçinin arkalarında bıraktığı tablo Satterfield için neredeyse bir “enkaz’ idi. Ankara-Washington ilişkileri yine sıkıntılı ve yeni Büyükelçi göreve başlarken daha uygun bir iklim olduğunu söylemek zor. Ama en azından yeni Amerikan Büyükelçisi görevine selefinden bir “enkaz” devralarak başlamıyor. Yine de Jeff Flake’i zorlu bir dönem bekliyor. Zira iki ülke arasında krizli başlıklarda başkentlerde pozisyonlar değişmedikçe, krizlerin bitmesi de söz konusu olmayacak. Ankara’ya rahat ve özgüvenli bir tavırla gelen siyaset kökenli Flake’in görev süresindeki en büyük imtihanı artık devamlılık arz eden hatta kemikleşmeye başlayan bu krizleri yönetme tarzı olacak.