Neden İsrail’in hedefindeydi?

İran’ın nükleer programının kilit isimlerinden, hatta İran’ı yakından takip eden uzmanlara göre ülkenin en etkili 5 isminden biri olan bilim insanı Muhsin Fahrizade, aracında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Yıllardır İran’ın nükleer programı için çalışan çok sayıda fizikçinin öldürülmesinin ardında İsrail’in olduğunda pek az kimsenin şüphesi vardı. Fahrizade’nin de suikast sonucu hayatını kaybetmesi, yine aynı ülkeyi işaret etti. Nitekim Tahran yönetimi İsrail’in rolüne vurgu yapan açıklamalarda bulundu.

İsrail gizli servisinin uzun süredir Fahrizade’yi yakından izlediği biliniyor. İsrail’e göre Fahrizade, İran’ın nükleer silah programının arkasındaki isim... İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bunu, 2018 yılında yaptığı bir konuşmada açık açık söylemişti.

Amad (Umut) Projesi

Tarihler 30 Nisan 2018’i gösteriyordu... İsrail Başbakanı Netanyahu, o günkü basın toplantısında “İran’ın Gizli Nükleer Dosyası” başlıklı bir sunum yapmıştı.

Netanyahu, İran’ın nükleer silah programına dair gizli belgelerin orijinallerini ele geçirdiklerini iddia ediyor, salondakilere 55 bin sayfalık doküman ve bir o kadar belgeyi içeren 183 CD’yi gösteriyordu. O belgelere dayanarak da İran’ın, 1999-2003 yılları arasında yürüttüğü “Amad (Umut) Projesi”yle her biri 10 kiloton TNT kapasiteli 5 nükleer başlık yapımını denediğini savunuyordu. 2003’ten sonra İran’ın Körfez Savaşı’nın ardından gördüğü yoğun baskı sonucu projenin rafa kalktığını kaydeden Netanyahu, buna karşın Tahran yönetiminin nükleer silah hedefinin sürdüğünü anlatıyordu. İsrail, Cuma günü öldürülen İranlı bilim insanı Muhsin Fahrizade’yi o hedefin arkasındaki isim olarak görüyordu.

İsrail Başbakanı, İran’ın 2003’te nükleer planını ikiye ayırdığını anlatıyor ve şöyle söylüyordu:

‘Bu ismi unutmayın!’

“O dönemki İran Savunma Bakanı Ali Şamkhani’nin yeni direktifi sonrasında plan ‘dönüştü’ ve ‘açık olarak’ ikiye bölündü. Amad Projesi’nin başındaki isim Dr. Muhsin Fahrizade, planın anahtar noktasını ‘nükleer dosyanın devamı için yeni bir yapının kurulması’ olarak tanımlamıştı. Bu ismi unutmayın. Fahrizade ‘Amad Projesi’nin sonlandırıldığını ilan etmek ana hedeftir’ demişti; ama sonra da eklemişti: ‘Özel faaliyetler - Bunun ne olduğunu biliyorsunuz - teknik bilgi geliştirme başlığı altında yürütülecektir.’ İşte bu, tam da İran’ın izlediği yol. Yıllar içinde bu çalışmayı böyle yürüttüler. Bu çalışma, bugün (konuşmanın yapıldığı yıl 2018) SPND tarafından yürütülüyor. Bu, İran Savunma Bakanlığı içindeki bir yapı ve tabii ki şaşırmayacaksınız, SPND programının başındaki isim de Amad Projesi’nin başındaki isimle aynı: Dr. Muhsin Fahrizade... Bu, elbette tesadüf değil. SPND’nin pek çok kilit personeli, Amad Projesi’nde onun emri altında çalışmıştı.”

Özetle İsrail, Fahrizade’yi çok uzun süredir, yakından izliyordu. Ancak tabii ki “Bu suikastın arkasında kim var?” sorusunun cevabı henüz belirsiz. Bunun gibi cevabı belirsiz bir diğer soru ise “Neden şimdi?” Şu an için bu konuda en dikkate değer yorum şu: Suikast ‘ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden’ın İran ile nükleer anlaşmaya dönme hedefinin önünü kesmeye yönelik bir eylemdi.’

Son 15 yılda öldürülen İranlı bilim insanları:

Ardeşir Hüseyinpur (15 Ocak 2007)

- “Arızalı ısıtıcıdan kaynaklı” gaz zehirlenmesinden öldüğü açıklandı,

- ABD istihbarat şirketi Stratfor raporu: “Kurban uzun süredir Mossad’ın hedefindeydi.”

Mesud Alimuhammedi (12 Ocak 2010)

- Uzaktan kumandalı bomba düzeneğiyle yapılan suikastte öldürüldü,

- Eylemi yapan Mecid Cemali Feşi: Mossad talimatları doğrultusunda hareket ettim, Tel-Aviv’de eğitim gördüm.

Macid Şahriari (29 Kasım 2010)

- Aracına konulan bomba sonucu hayatını kaybetti,

- Şahriari, Şehit Beheşti Üniversitesi’nde görevli bir fizikçiydi.

Feridun Davani Abbasi (29 Kasım 2010)

- Şahriari ile aynı gün, eşzamanlı bombalı saldırıda ağır yaralandı. Bu olaydan bir yıl sonra İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı oldu (2011-2013).

Daryuş Rızainejad (23 Temmuz 2011)

- Evinin önünde silahla vurularak öldürüldü. 35 yaşındaki fizik profesörü, İran’ın nükleer programı için çalışıyordu,

- İsrail istihbarat yetkilisi: Mossad’ın yeni şefi Tamir Pardo’nun halka açık ilk operasyonuydu!

Mustafa Ahmedi Ruşen (11 Ocak 2012)

- Aracının yanına takılan patlayıcıyla öldürüldü,

- Batılı istihbarat kaynaklarına göre saldırının arkasında Mossad vardı.

- İranlı yetkililer Mossad’ın İranlı nükleer fizikçiye yönelik suikast girişimini engellediklerini açıkladı. (Ocak 2015)

Neden İsrail’in hedefindeydi

Türkiye’nin önündeki seçenekler

Bu hafta gündemin üst sıralarında kendisine yer bulan konu, Libya’nın Misrata Limanı’na giden Türk bayraklı ticari kargo gemisine yapılan baskındı. Operasyonu BM kararı uyarınca AB yürütüyordu, komuta ve harekât merkezi İtalya’daydı, sahadaki komutan Yunanlı, Türk gemisine çıkanlarsa Alman askerleriydi. Olayın duyulmasından sonra Türkiye ve AB tarafından farklı açıklamalar geldi.

Gemide arama için istenen izinden sonra kaç saat geçtiğinden, Türkiye’den gelen olumsuz yanıta rağmen aramanın nasıl yapılabildiğine, Alman askerlerinin Türk mürettebata kötü muamelesine kadar pek çok konuyu tartıştık. Bu aramanın 11-12 Aralık’taki AB Zirvesi öncesinde Türkiye’yi köşeye sıkıştırma amacı taşıyıp taşımadığı da dikkate değer bir soruydu. Ankara, yapılanı “Uluslararası hukuka aykırılık” olarak tanımladı ve bundan sonra atabileceği adımları da hafta boyu değerlendirdi.

İki boyutlu sorun

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selami Kuran, bu olaydaki uluslararası hukuka aykırılığı iki boyutuyla ortaya koyuyor. Biri, 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin hükümlerine göre “açık denizde seyrüsefer serbestliğine” aykırılık. Kuran, “Sözleşmelerde deniz haydutluğu, uyuşturucu kaçakçılığı, köle ticareti gibi konularda istisnalarla gemiye müdahale vardır ama muğlak bir şüphe ile somut delil olmadan bu şekilde arama yapılamaz” diyor. Aykırılığın diğer boyutu ise İrini Operasyonu’nun meşru Libya hükümetiyle istişare edilmeden yapılıyor olması. Prof. Dr. Kuran, Türkiye’nin verdiği notada tazminat haklarının saklı olduğunu hatırlatıyor ve hem tazminat hem de ceza davaları açılabileceğini söylüyor.

Prof. Dr. Selami Kuran’a göre Türkiye hangi davaları açabilir?

Türkiye’nin bayrak devleti olarak tazminat hakkı saklıdır,

Tazminat davaları karar mercii, talimat veren ve icra edenlere ayrı ayrı açılabilir,

Gemi sahibi ve mürettebatı tazminat davası açabilir,

Yük sahibi, malların tesliminde 16 saatlik gecikmeden dolayı şikayetçi olabilir,

Tazminat davalarının yanı sıra gemi personeli “Hürriyetlerinden yoksun kaldıkları” için ceza davaları açılabilir,

Gemi Türk bandralı olduğu için suç Türkiye’nin egemenlik alanında işlenmiş sayılır, davalar Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde açılabilir,

Uluslararası Denizcilik Örgütü IMO’nun cezai yaptırım kararı yoktur. IMO en fazla “seyrüsefer serbestliğini ihlalden doğan zararın giderilmemesi durumunda idari yaptırım uygulanabilir” yazısı gönderebilir.

Neden İsrail’in hedefindeydi