Salgının süresini ölüm oranı belirliyor

Bu hafta dünyanın en önemli gündem maddesi “Kovid-19”a yol açan “SARS-CoV-2” virüsünün mutasyona uğradığının açıklanmasıydı. Birleşik Krallık’tan gelen haberler, yeni türün, yüzde 70’e kadar daha bulaşıcı olduğu şeklinde. Şu aşamada virüsün öldürücülüğüne dair bilimsel bir kanıt yok, ancak mutasyon haberinin yarattığı moral bozukluğu insanlar üzerinde “Bir sarmala girdik ve buradan çıkamayacağız!” duygusu yarattı.

Bu haberlerle birlikte “Virüsün geçirdiği mutasyon, sonun başlangıcı olabilir” yorumları da yapıldı, “Virüs daha bulaşıcı olduysa başa döndük” yorumları da... Oysa tarihteki pandemi süreçleriyle ilgili yapılan araştırmalar ortaya koyuyor ki, salgının sönümlenmesiyle virüsün öldürücülüğü arasında doğrudan bir bağ var. Bir virüs ne kadar öldürücü ise salgının süresi o kadar kısalıyor. Bir başka deyişle, SARS-CoV-2 virüsünün bulaşma ve ölüm oranlarına bakıldığında, Kovid-19 salgını uzun yıllara yayılabilir.

Dünyanın en büyük sınavı

Dünyada görülen en büyük virüs salgınlarına influenza ve korona ailesine ait virüsler yol açtı. 1918’de influenza ailesinden A(H1N1) virüsü İspanyol gribine, 1957’de A(H2N2) virüsü Asya gribine, 1968’de de A(H3N3) virüsü Hong Kong gribine sebep oldu.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. M. Kemal Temel “İspanyol gribi” ile ilgili yazdığı kitapta, salgının dünyadaki 3 liman kentinden (ABD-Boston/ Fransa-Brest/ Sierra Leone- Freetown) yayıldığına dikkat çekip, buna gerekçe olarak da 1. Dünya Savaşı’nda yaşanan askeri hareketliliği gösteriyor. ABD’de ortaya çıkan virüs, askerlerce Fransa’ya taşınıyor ve salgının ikinci dalgası bu ülkede başlıyor. Daha çarpıcı olansa mutasyon geçirmiş virüsün öldürücülük oranının, ikinci dalgada çok daha fazla olması. Yüzde 20’lere çıkan bu oranla yaşanan salgın ancak savaş bittikten sonra ortadan kalkıyor.

14 ay süren salgının sönümlenmesinin bir sebebi askeri hareketliliğin bitmesiyse diğer sebebi de ölüm oranının yüksek olması ve belki de iyi yönlü bir mutasyonun varlığı olarak gösteriliyor. “Asya” gribinde bu oranların önüne ancak aşının bulunmasıyla geçilebildi. “Hong Kong” gribi ise virüsün en yüksek ölüm oranına ulaştığı 1969’dan sonra 1970 yılında sönümlendi.

Koronavirüs ailesi

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Ertin’in verdiği bilgiye göre dünya üzerinde koronavirüs ilk kez 1965’te tespit edildi. D. A. J. Tyrrell ve M. L. Bynoe, bir erkek çocuğunun burnundan alınan virüse “B814” adını verdi.

Dünya koronavirüs kaynaklı ilk büyük salgını 2002’de SARS pandemisiyle yaşadı. Kuşlardan insanlara geçen SARS-CoV-1 virüsü, bulaşıcılığı az ama bulaştığında da öldürücü bir virüstü. Ertin, “Virüs, yaşamak için insandan insana bulaşmak zorunda, insan hayatını kaybettiği zaman virüs de ölüyor. Yani bir anlamda virüs kendi kendini yok etmiş oluyor” diyor. 2012’de başlayan MERS salgınına yol açan koronavirüs ailesinden Mers-CoV ise, SARS-CoV-1 virüsüne göre daha da öldürücüydü. Haziran 2012’de başlayan virüsün bulaşıcılığı yine az ama öldürücülüğü yüzde 36 ile çok yüksekti. Prof. Ertin, “Bir virüs ne kadar öldürücü ise, salgın o kadar hızlı sönümlenir. Bu, tıp dünyasında genel bir kabuldür” diyor. İçinde bulunduğumuz salgının yol açtığı ölümlere bakıldığında ise oran yüzde 0.4... Ertin, “Bu oran bize virüsün varlığını sürdürebildiğini gösteriyor. Genel kabul teorisi doğruysa bu salgının sönümlenmesi için aşıya umut bağlayabiliriz veya virüs iyi yönde mutasyon geçirmeli” diyor.

Salgının süresini ölüm oranı belirliyor

INFLUENZA AİLESİ

1918 İspanyol gribi - Influenza A(H1N1)

1.dalga: Mart 1918’de ABD’de başladı

2.dalga: Ağustos 1918’de Fransa’da başladı

3.dalga: Ocak-Mayıs 1919 (Bu evrede salgın bitiyor) 

Dünya nüfusu: 1.5 milyar

Vaka sayısı: 500 milyon

Ölü sayısı: 50 ila 100 milyon (Ölümlerin çoğu mutasyonun yaşandığı 2. dalgada)

Ölüm oranı: %20

1957 Asya Gribi Influenza A(H2N2)

Başlangıç: Şubat 1957- Çin kaynaklı

Bitiş: Haziran 1958 

Dünya nüfusu: 2.8 milyar

Ölü sayısı: Yaklaşık 1 milyon (Hızla geliştirilen aşı ölüm oranını dizginledi)

1968 Hong Kong gribi- Influenza A(H3N3)

Başlangıç: Temmuz 1968 Çin kaynaklı

(Vietnam’dan dönen askerler virüsü ABD’ye taşıdı)

Bitiş: 1970

Dünya nüfusu: 3.5 milyar

Ölü sayısı: Yaklaşık 1 milyon  

KORONAVİRÜS AİLESİ

SARS salgını: SARS-CoV-1 virüsü

Başlangıç: Kasım 2002

Bitiş: Temmuz 2003

Sebebi: Virüs yarasadan misk kedilerine oradan da insana bulaştı

Görülen ülke sayısı: 29

Dünya nüfusu: 6.3 milyar

Vaka sayısı: 8.373

Ölü sayısı: 774

Ölüm oranı: Yüzde 10

MERS salgını: MERS-CoV virüsü

Başlangıç: Haziran 2012

Bitiş: Aralık 2013

Sebebi: Virüsün deveden insana geçtiği tahmin ediliyor

Görülen ülke sayısı: 26

Dünya nüfusu: 7.1 milyar

Vaka sayısı: 1.791

Ölü sayısı: 640

Ölüm oranı: Yüzde 36

Kovid-19 salgını: Sars CoV-2 virüsü

Başlangıç: Aralık 2019

Bitiş: -

Sebebi: Virüsün yarasadan insana geçtiği tahmin ediliyor

Dünya nüfusu: 7.7 milyar

Vaka sayısı: 79.8 milyon

Ölü sayısı: 1,7 milyon

Ölüm oranı: Yüzde 0.4

(*Veriler: M.Kemal Temel- “Gelmiş Geçmiş En Büyük Katil: 1918 İspanyol Gribi” kitabı)

Kırmızı çizgi Filistin

Türkiye - İsrail arasındaki krizlerde Filistin meselesi hep belirleyici oldu. 2009’un Ocak ayında Davos’taki oturumda o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın, dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e yönelttiği “One Minute” tepkisinin temelinde, 2008’in son günlerinde İsrail’in Gazze’ye yaptığı “Dökme Kurşun Operasyonu” vardı.

2010’da İsrail’in Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda yaptığı baskın sonucu 10 kişinin öldürülmesi ve Gazze’ye götürülen yardımın engellenmesi, Türkiye’nin İsrail’le diplomatik ilişkilerini ikinci katiplik seviyesine düşmesine sebep olmuştu. 6 yıl boş kalan büyükelçiliklere 2016’da atama yapılmış ama başlayan yeni dönem sadece iki yıl sürmüştü. Türkiye-İsrail arasındaki krizi tetikleyen, ABD Başkanı Donald Trump’ın Aralık 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etme ve ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararıydı. O karar sonrası, büyükelçiliğin açılış tarihi olarak belirlenen Mayıs 2018’de Filistinliler büyük bir protesto gösterisi düzenlemiş, Gazze’deki göstericilere ateş açan İsrail güvenlik güçleri 60’tan fazla Filistinliyi öldürmüştü. İşte Türkiye o olaydan sonra Büyükelçisi Kemal Ökem’i geri çağırmış, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Eitan Na’eh de İsrail’e geri dönmüştü.

Türkiye ve İsrail ilişkileri 2018’den bu yana maslahatgüzar seviyesinde. İlerleyen dönemde taraflar büyükelçilerini geri gönderir mi, bu elbette İsrail’in Filistin’e yönelik adımlarına ve normalleşme sürecine bağlı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bütçe görüşmelerinde “İsrail’e Büyükelçi atandı” iddialarını net şekilde yalanlamıştı. Şu aşamada böyle bir adım yok ancak normalleşme olduğunda Türkiye’nin Tel Aviv’e göndereceği ismin belli olduğu da Ankara’da konuşuluyor.

Salgının süresini ölüm oranı belirliyor

Normalleşme Mart ayından sonra mı? 

Uzun süredir gündemde olan bir iddia, bu hafta iyiden iyiye alevlendi. Buna göre Türkiye ile İsrail arasında 2018’den beri bozuk olan ilişkilerin düzelmesi için önemli bir aşamaya gelinmişti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ankara-Tel Aviv arasında arabulucu olduğu da söyleniyordu. Bu iddia Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a soruldu ve görüşmelerin istihbarat yetkilileri düzeyinde sürdüğünü söylerken, sıkıntının “en tepedeki isimlerden” kaynaklandığını belirtti. Bir anlamda isim vermeden Başbakan Benyamin Nethanyahu’yu işaret etmiş oldu.

En üst düzeyde normalleşme için müzakereler mi etkili olacak yoksa normalleşme için bir dönemin kapanması mı beklenecek, bu henüz belirsiz. Ancak özellikle pandemi sürecinde karşılıklı olumlu adımlar atılırken, normalleşme için kritik eşik Mart ayı gibi görünüyor. Zira 2020 bütçesi Meclis’ten geçmediği için İsrail, iki yıl içinde 4. kez erken seçime gidecek ve bu seçimin Mart ayında olması bekleniyor. Eğer bir normalleşme olacaksa, bunun İsrail’de seçim ve hükümet kurma sürecinin bitmesinin ardından olması daha kuvvetli bir ihtimal. Zira iki ülke ilişkileri genellikle seçim dönemlerinde gergin oluyor.

İsrail ve Türkiye arasında yumuşama sinyalleri aslında pandemi süreciyle birlikte gelmişti. Türkiye, koronavirüs salgını başladıktan sonra Nisan ayında hem Batı Şeria hem de Gazze’ye yardım malzemesi göndermek istedi. Tel-Aviv ile yapılan görüşmeler sonrası taraflar uzlaştı ve Türkiye’den giden yardımlar Filistinlilere dağıtıldı.

Bugüne kadar iki ülke ilişkilerini bozan önemli faktörlerden biri İsrail’in Filistinlilere yönelik şiddetiydi. Son krizin ardından ilişkileri yumuşatan da yine Filistin konusundaki bu gelişme oldu. Pandemi yardımlarının ardından İsrail’in Ankara’daki Maslahatgüzarı Roey Gilad, “Çıkarları korumak için ilişkilerin normalleşmesinin faydalı olacağının” altını çizmişti.