Sincar’da ne oluyor?

Bir süredir Irak’ın kuzeyinde terör örgütü PKK’ya dönük gelişmeleri takip ediyoruz. 9 Ekim’de Bağdat’taki merkezi yönetim ile Erbil’deki Kürdistan Bölgesel Yönetimi bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, PKK başta olmak üzere tüm yabancı unsurları çıkarmayı, Sincar’ın güvenliğini sağlamayı ve bölgeden göç etmek zorunda kalan Yezidilerin Sincar’a dönüşünü hedefliyor. 4 maddeden oluşan ve bir yol haritası belirleyen anlaşma yapıldı yapılmasına ama uygulamasının nasıl olacağına dair ciddi soru işaretleri var. Uygulamadaki zorluklara gelmeden önce yine herkesin kafasındaki bir soruyu soralım: “Taraflar nasıl oldu da anlaştı?”

Sincar’da ne oluyor

Bunun altında iki temel soru var. İlki, “ABD, PKK’nın Suriye kolu YPG’ye silah desteği verirken PKK’ya karşı görünen bir anlaşmaya ve muhtemel operasyona nasıl yeşil ışık yakabildi?”. İkinci soru da “İran, yönetimi bölgede İran-Suriye bağlantısını Kuzey Irak koridoru ve kendi desteğindeki Haşdi Şabi örgütünü de hedef alan bu anlaşmayı nasıl yapabildi?” Bu soru anlamlı, zira İran’ın Bağdat yönetimi üzerindeki nüfuzu biliniyor.

İlişkileri iyi olmasa da, uzun zamandır PKK’ya karşı harekete geçmeyen Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin şimdi neden örgütü  bölgeden çıkartmak için hareketlendiği de önemli bir soru. Görüştüğümüz Türk yetkililer bu soruya karşılık olarak, Kuzey Irak’ta ekonomik gerekçelerle başlayan protestolarda PKK unsurlarının da varlık gösterdiğini, örgütün bölgede taban tutma çalışmalarının uzun süredir KDP- KYB gruplarının manevra alanlarını daralttığını, Bölgesel Yönetim’in bu durumdan uzunca bir süredir rahatsız olduğuna dikkat çekiyor.

ABD’nin pozisyonu:

İran ve Haşdi Şabi’nin bölgede zayıflamasını istiyor,

Irak’ta PKK’ya yapılan bir operasyona karşı çıkmıyor,

Suriye sahasında SDG-YPG merkezli oyun planının bozulmasını istemiyor,

Anlaşmayı, SDG ile PKK’yı ayrıştırma veya öyle gösterme politikasına vesile görüyor,

Irak’ta PKK’yı dışlar görünüp Suriye’de SDG’ye meşruiyet kazandırma çabası var,

Kırmızı çizgisi Suriye-Irak geçişkenliğini sağlayan koridorun kesilmemesi.

İran’ın pozisyonu:

Kırmızı çizgisi Suriye ile K.Irak bağlantısının kesilmesi,

K.Irak’ta konuşlu Haşdi Şabi’nin zemin kaybetmemesi,

PKK operasyonlarına karşı görünmek istemiyor.

Türkiye ne istiyor?       
                                                                           
PKK’nın bölgeden tamamen çıkarılması

Sincar merkezinden dağa çekilmek yeterli değil

Sincar’da kurulacak yerel güç içinde PKK ve PKK ile iltisaklı unsurların olmaması

TIMSS’de dikkat çeken boyut

Bu hafta eğitim başlığı altında umut veren bir haber geldi. Öğrencilerin uluslarası düzeyde Matematik ve Fen alanlarında derecelerini ölçen TIMMS (Trends in International Mathematics and Science Study) sonuçları açıklandı. 4 yılda bir yapılan sınavda Türkiye, 2015’e göre başarı kaydetti ve ülke sıralamasında her iki alanda da yerini yukarı taşıdı. Bu sınavlara dair en önemli başarı ise, 1991’den beri bu sınava giren Türk öğrencilerin ilk kez iki alanda da ortalama puan olan 500’ün üzerine çıkmasıydı. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un bu başarıyı açıklarken “Yeterli değil” demesi de önemliydi. Sonuçlara ilişkin Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) hazırladığı raporda not edilmesi gereken iki önemli nokta var: Bölgeler arası farklılık ve pandemi sürecinde daha da önemli hale gelen bilgisayar kullanımı.

1- Bölgesel fark

Bakan Ziya Selçuk sonuçları açıklarken, 2015 ile kıyaslandığında 2019 yılındaki testte Türkiye’nin bölgeler arasındaki farkı azalttığını söyledi. TIMSS sonuçlarına göre bölgeler arası fark matematik testinde 33, fen testinde ise 19.3 puan azaldı. Ancak yine de bölgeler arasındaki puanlarda büyük fark var. ERG uzmanları, bu farkın kapanması için destek politikalarının önemine dikkat çekiyor.

4.sınıf testinde bölgesel farklılık

En başarılı: Doğu Marmara
En başarısız: Güneydoğu Anadolu
Matematik testinde fark: 83.1 puan
Fen testinde fark: 87.1 puan

8. sınıf testinde bölgesel farklılık

En başarılı: Doğu Karadeniz
En başarısız: Güney Doğu Anadolu
Matematik testinde fark: 44 puan
Fen testinde: 50.7 puan

2- Bilgisayara erişim

Pandemi sürecine dair en büyük endişe, uzaktan eğitimin öğrenciler arasında bilgisayara erişim sebebiyle dezavantaj yaratıp yaratmayacağı. ERG raporunda bu süreçten önce de okullarda bilgisayara erişimin halen uluslararası düzeyin altına olduğuna dikkat çekiyor.

Sınıfta bilgisayara erişim

Öğrencilerin kullanımı:

Türkiye: Yüzde 15-20
TIMSS ortalaması: Yüzde 37-48

Öğretmenlerin kullanımı:

Türkiye: Yüzde 20
TIMSS ortalaması: Yüzde 40

Bilgisayarla yapılan sınav:

Türkiye: Yüzde 5-10
TIMSS ortalaması: Yüzde 30-40

Avrupa’nın atığına fren

Geçen hafta satır arasında kalan ama çok dikkat çekici bir haber vardı. Adana’da Çukurova ilçesine bağlı Karahan Mahallesi’nde yol kenarlarına dökülmüş çöplerin fotoğrafları basına yansıdı. Plastik atıkların yabancı ülkelere ait markalar olduğu ortaya çıkınca, “Avrupa’nın çöpü Türkiye’ye mi geliyor?” tartışması gündeme taşındı. 2018 yılına kadar Hong Kong ile birlikte dünyanın çöpünün yüzde 70’ini alan Çin’in, bu politikasından vazgeçmesi ile birlikte Türkiye’nin atık ithalat yükü de artmıştı. Bu artışa dur demek için Çevre Bakanlığı devreye girdi.

Çin çekildi denge değişti

Çöp ithalatı, aslında 1980’lerin sonunda ortaya çıkmış bir kavram. 5 Eylül 1986’da “Khian Sea” isimli ABD gemisi, 15 bin ton toksik atığını Haiti’ye boşaltmış, bu ülkenin getirdiği yasak sonrası da gemi iki yıl içinde 20 ülkeyi dolaşarak atığını dökecek yer aramış; ancak bulamayınca da çöpünü Hint Okyanusu’na bırakmıştı. Bu olay, hem “Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesini öngören Basel Sözleşmesi”ni ortaya çıkardı hem de çöp ithalatının ilk duyulduğu olay olarak kayıtlara geçti.

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu o tarihten 2018 yılına kadar Çin’in kıyılarına 1.3 ila 1.5 milyon ton plastik çöp döküldüğünü hatırlattı ve “Çin bu çöpleri alıyor, yakıyor ardından da kalitesiz plastik eşyaya dönüştürüp dünya piyasasına sunuyordu. Dev bir ekonomi haline gelince bu politikadan vazgeçti ve ‘Artık çöp almıyorum’ dedi. Devreye o zaman Türkiye, Malezya, Sri Lanka, Bangladeş, Hindistan gibi ülkeler devreye girdi” dedi.

Atığın tespiti zor

Aslında şirketlerin karşılıklı anlaşmalarıyla, ticari amaçla yapılan bir faaliyet bu. Şirketlere düşen sorumluluk ise o atıkların geri dönüşümünü yapmak ve çöpü bertaraf etmek. Ancak bu noktada önemli bir sorun da konteynerler içinde gemi yoluyla gelen atıkların ne olduğunun bilinmemesi. Doç. Dr. Sedat Gündoğdu “X-ray cihazları var ama bin konteynerın açılıp tek tek içerisinde ne olduğunun kontrol edilmesi mümkün değil. Gelen ürün, kirli mi, toksik mi, karıştırılmış mı, bunun tespiti zor. Ulusal mevzuata göre atıkların kodları var. Rastgele konteyner seçilip denetim yapılır, uygunsa geçer, değilse ceza yazılır. Mevzuatta sorun yok, sorun gümrüklerdeki denetimlerde” diyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanı duyurdu

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı geçtiğimiz dönemde artışın önüne geçmek için plastik atık ithalatı kotasını yüzde 80’den yüzde 50’ye düşürmüştü. Bakan Murat Kurum Ocak ayında yeni bir dönemin başlayacağını “2019’da 6 farklı kod ile Türkiye’ye gelen plastik atıklarda, “karışık kod” altında geleceklerin kabul edilmeyecek” sözleriyle duyurdu. Bu adımın Avrupa’dan gelen atık ithalatını azaltması bekleniyor.

Plastik atık Türkiye’ye nereden geliyor? 

(Eurostat 2019 verileri-ton)

Toplam: .......... 583 milyon

İngiltere:.......... 154 bin

İtalya:............... 90 bin

Almanya:......... 70 bin

Belçika:............ 60 bin

Fransa: 56 bin ton

Dünya çöp ithalatı (Eurostat verileri - Yıl/ton)

2015:

Toplam:.............. 6,5 milyon

Çin: ..................... 1.6 milyon

Hong Kong:....... 768 bin

Almanya: ........... 562  bin

Hollanda: ........... 381 bin

2019:

Toplam: ............. 5.7 milyon

Türkiye: ............. 582 bin

Almanya: ........... 554 bin

Hindistan: .......... 535 bin

Hollanda: ........... 428 bin