Tarih ve tekerrür

Bu haftaya damgasını vuran olay, hiç kuşkusuz Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın Ankara ziyaretiydi. Ortak basın açıklaması güzel başladı... Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, nezâket cümleleriyle başlayıp, diyaloğun devamından, barış ve uzlaşı temennilerinden bahsetti. Ama söz Dendias’a geldiğinde, dinleyenleri şaşırtan cümleler salondaki havayı bir anda soğuttu.

“Türkiye egemenlik haklarımızı ihlal ediyor” diyerek başladı, “Böyle devam ederse Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yaptırım uygulayacağını” söyledi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun bu sözlere net ifadelerle tepki göstermesi üzerine basın açıklaması bir anda karşılıklı atışmaya dönüştü. Aslında Türkiye-Yunanistan dosyasına yakından takipler edenler açısından olup bitenler o kadar da şaşırtıcı değildi. Zira geçmişte benzer tablolar çok görülmüş ve esasen tarih tekerrür etmişti.

‘10 yıl geriye gittik’

Örneğin 2011 yılında, dönemin Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’nun Erzurum’da yapılan Büyükelçiler Konferansı’ndaki konuşmasında Türk uçaklarının Yunan hava sahasını ihlal ettiğini iddia etmiş, “Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz? Barış için bunları durdurmalısınız. Kıbrıs’taki işgali sona erdirmelisiniz” ifadelerini kullanmıştı. O dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın ise kendisine “Dadaş’ın da sabrının bir sınırı vardır, bizi Avrupa’da görmek istemiyorsanız açıkça söyleyin” dediğinde, salondaki gazetecilerden biri olarak gerilime bizzat şahit olmuştum.

Son tabloyu, Türkiye’nin o günkü Atina Büyükelçisi Hasan Göğüş’e sordum. Cevabı “İçimden ‘10 yıl geriye gittik’ diye geçirdim” oldu.

2017’de Lozan atışması

Diğer bir örnekse, Aralık 2017’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan ziyaretinde yaşananlardı. 65 yıl sonra Atina’ya ilk kez Cumhurbaşkanı düzeyinde gidiliyordu ve taraflar arasında başlayan “Lozan atışması”, her şeyin önüne geçti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaretinin ilk gününde Lozan Anlaşması’nın güncellenebileceği mesajını vermiş, bir gün sonra Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos da, basın toplantısında “Anlaşmayı gözden geçirmeye gerek yok” demişti. Erdoğan bunun üzerine söz almış ve “Sizler bazı gerçekleri ortaya koydunuz ben de koyacağım. Lozan’da buradaki Türkler ile ilgili Müslüman azınlık ifadesinin geçtiğinden bahsediyorsunuz. Doğrudur ama AİHM kararlarında Türk ifadesi de geçmektedir” deyince ortam yine gerilmişti. Geçmiş iki ziyarette de, tıpkı bugün olduğu gibi konular, pozisyonlar ve açıklamalar neredeyse birebir aynıydı. Özetle bugün de aslında değişen bir şey yok. İki taraf da tezlerine sıkı sıkıya bağlı.

Son ziyaretin ardından Türk-Yunan ilişkilerinin geleceğini değerlendiren eski Atina Büyükelçisi Göğüş, “İftar nasıl geçti bilmiyorum ama genellikle böyle krizler yaşandıktan sonra yemeklerde gergin atmosfer dağılır” dedi. Krizleri tam anlamıyla aşmak için böyle dönemlerde diplomatların mesaisinin arttığını da hatırlattı. Göğüş’ün tek endişesi ise Çavuşoğlu-Dendias arasında yaşanan tansiyonun, Nisan ayı sonunda Cenevre’de yapılması planlanan Kıbrıs görüşmelerini olumsuz etkilemesi.

Tarih ve tekerrür

Taliban ikna edilebilecek mi?

İstanbul’da yapılacak Afgan Barış Süreci konferansının tarihi için ilk planlama 16-26 Nisan tarihleriydi. Ancak Taliban, açıkça o tarihlerde bir konferans yapılırsa, katılmayacağını duyurdu. Türk yetkililer, “Hazırlıkların daha iyi yapılması, heyet kompozisyonlarının netleşmesi” gibi unsurlarda biraz daha çalışmak için tarihi bir hafta öteledi. Sadece Taliban’ın pozisyonu değil, Afgan hükümetindeki “Cumhuriyet grubu”nun kendi arasındaki görüş ayrılıklarını aşabilmesi için zamana ihtiyaç olduğu biliniyor.

Ancak hiç kuşkusuz Taliban’ın ikna edilebilmesi, bu süreçte önemli. Zira Afganistan’da “bitmeyen savaşı” bitirmek için iki ayrı süreç yürüyor. Bir tarafta ABD-Taliban arasında 2019’da varılan Doha Anlaşması, diğer tarafta Afgan hükümeti ile Taliban arasında yürüyen ve İstanbul’da toplantısı yapılacak “Afganlararası Diyalog” süreci. Doha anlaşmasına göre 1 Mayıs’a kadar ABD güçleri dahil tüm yabancı askerler ülkeden çekilecekti, olmadı. Bu hafta içinde Başkan Joe Biden “Çekilme 1 Mayıs’ta başlayacak ve 11 Eylül’de bitecek” açıklaması yaptı. Ama bu takvim esnetmesini Taliban kabul etmiyor ve İstanbul masasına gelmek istemeyişinin sebebi de bu...

Taliban açısından, “ABD askerlerini eninde sonunda çekecekse, birkaç ay daha beklerim sonra yönetimi devralırım, bir barış konferansına da gerek yok” görüşü mü ağır basıyor, bunu şu aşamada bilmiyoruz. Ama Taliban masaya oturmayı reddettikçe hem Doha Anlaşması’nın uygulanabilmesi hem de Afganlararası diyalog sürecinin ilerletilmesi zorlaşıyor.

İstanbul’da üç başlık

Eğer Taliban temsilcileri, İstanbul’daki konferansa gelmeyi kabul ederse, Türkiye’de yapılacak “Afganlararası diyalog konferansında” üç temel gündem başlığı olacak. Temel ilkeler, siyasi yol haritası ve ateşkes...

İlk başlıkta taraflar Afganistan’ın geleceğinin hangi temel üzerine şekillenmesi gerektiğini müzakere edecek. Yani ülkenin yönetim sistemi ne olacak, İslam ilkeleri temelinde mi şekillenecek, kadın hakları konusunda taraflar nasıl uzlaşacak, tüm bu başlıkları belirlemeye çalışacak. Türk yetkililer, İstanbul toplantısı için hedefin “temel beklentinin ilk başlıkta yani temel prensiplerde uzlaşmaya varılması, ikinci ve üçüncü başlıklarda bir takvim çerçevesinde yol haritasının belirlenmesi” olduğunu söyledi. Eğer İstanbul’daki konferansta bu zemin oluşturulursa, Afganlararası görüşmelerin Doha’da kendi mecrasında devam etmesi hedefleniyor.

Ancak siyasi yol haritasının belirlenmesi ve ateşkes konuları, Türk yetkililere göre de en çetrefilli konular. Zira Cumhurbaşkanı Eşref Gani “Ben halkın oylarına ihanet etmem” diyerek görevi bırakmayı reddediyor ve geçiş hükümeti olacaksa Taliban’ın kendisine katılmasını istiyor. Taliban ise bunu reddediyor. Ayrıca Gani dışında Afganistan’daki diğer siyasi gruplar arasında da birlik olmadığı biliniyor. Bu şartlar altında bir ateşkesin nasıl sağlanacağı da meçhul. Dolayısıyla takvim daralırken konferansa dair pek çok bilinmezlik hâlâ masada duruyor.

Tarih ve tekerrür

Haftaya dair iki farklı fotoğraf

 

Haftanın dikkat çeken iki fotoğraf karesi, vaka sayılarındaki tablo itibariyle dünyada ilk iki sırada yer alan Hindistan ile ABD’den geldi. O karelerde bir tarafta çöken sağlık sisteminde yaşama tutunmaya çalışan insanlar, diğer tarafta tedbirlerle normalleşen hayatların yansıması vardı. 1 milyar 200 milyon nüfuslu Hindistan, günlük 230 binin üzerinde vaka sayısıyla dünyada ilk sırada. Yeni Delhi’deki hastanelerde Kovid-19 hastaları artık yatakları paylaşmaya başladı. Diğer taraftan en fazla toplam vaka sayısında bir numarada duran 350 milyon nüfuslu ABD’de aşılama sayesinde hayat kontrollü şekilde normalleşiyor. New York Filarmoni Orkestrası 10 Mart 2020 tarihinden bu yana ilk kez seyirci önünde ilk kez konser verdi. İki ülkedeki iki farklı tablo haftanın dikkat çeken kareleriydi.

Tarih ve tekerrür

 

 

 

 

DİĞER YENİ YAZILAR