Zanzibar’dan Nobel ödülüne

Bu yılın Nobel ödülleri sahiplerini buldu. Edebiyat dalında da ödüle Abdulrazak Gurnah layık görüldü. Hayata gözlerini Afrika’nın doğusunda küçük bir adada, Zanzibar’da açmış, 18 yaşında mülteci olarak Birleşik Krallık’a göç etmiş, mülteci veya sığınmacı olmanın bütün acısını yaşamış biri. 72 yılı bulan maceralı hayata dair gözlemlerini, bu hayatın onda bıraktığı izleri veya açtığı yaraları kaleme dökmesi, nihayetinde ona dünyanın en önemli edebiyat ödülünü getirdi.

Nobel Ödül Komitesi’nin gerekçesi şaşırtıcı değildi... Ödül, onun “romanlarında sığınmacıların kaderini ödünsüz ve merhametle ele alışına, ayrıca kültürler ve kıtalar arasında sömürgeciliğin etkilerini anlatışına” verilmişti. Gurnah ile Nobel’i, kendi hikayesini, romanlarını ve mülteci krizleriyle boğuşan yeni dünya düzenini konuştum.

‘Ödülü beklemiyordum’

İlk romanı “Ayrılışın Hatırası”nı 1987’de yayınlayan Gurnah, bugüne kadar 10 esere imza attı. Dünyada ve Türkiye’de de eserleri çevrilen yazar, Nobel ödülünü almayı hiç beklemiyormuş. Gurnah, “Bunun bir tarifi yok aslında. Oturup Nobel ödülünü bana verirler mi diye düşünmüyorsunuz” diyor. Hatta İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi’nden kendisini aradıklarında onlara “Şaka mı yapıyorsunuz, neyin peşindesiniz?” gibi şeyler söylediğini de gülerek aktaran Gurnah, “Çok sıra dışı bir şey, harika bir duygu. İlk işittiğinizde bu duyguları karşı konulamaz şekilde hissediyorsunuz” ifadelerini kullanıyor.

Gurnah için Nobel’e uzanan yolculuk elbette hiç kolay değildi. 18 yaşında ağabeyiyle İngiltere’ye giden Gurnah yaşadıkları sıkıntıları anlattı:

“Zanzibar’dan ayrılma sebebimiz eğitimimize devam edebilmekti. İngiltere’ye geldiğimizde birkaç yıl okuyabildik, sonra paramız bitti. O dönemde o koşullarda okumak zordu. Ardından ikimiz de çalışmaya başladık. Ben üç yıl bir hastanede çalıştım. O günlerde daha sonra bu durum çok değişti. Ülkede belirli bir süre çalıştıktan sonra okullardan burs alabiliyordunuz. Ancak ondan sonra eğitimime devam edebildim. Sonra çalıştım, çalıştım çalıştım. Yazdım, yazdım, yazdım.”

Zanzibar’dan Nobel ödülüne

‘Kariyer planımda yoktu’

Abdulrazak Gurnah, “Yazmaya nasıl başladınız?” soruma hiç beklemediğim şekilde “Yazmak kariyer planımda yoktu!” yanıtını veriyor. Bunun sebebini büyüdüğü dönem ve yaşadığı coğrafya ile açıklayan Gurnah, şöyle devam ediyor:

“Küçük bir yerde yaşadığınızda büyük şeyler düşünemiyorsunuz. Benim zamanımda insanların değer verdiği şey, öğrenmek ve eğitim görmekti. Ailemiz açısından da önemli şey buydu, çünkü bu onların çoğunda olmayan bir şeydi. Dolayısıyla asıl olan kariyerimiz, hangi mesleği yapacağımız değildi. Kendimizi tamamlama, öğrenme, faydalı bir vatandaş olma fikri ön plandaydı. Avukat mı, öğretmen mi olacaksın gibi fikirler yoktu. Hepimiz çok toyduk.”

Gurnah’ı farklı kılan, hiç kuşkusuz kendisinin de bir dönem yaşadığı mülteci hayatını derinlemesine ama basit bir dille anlatabilmesi. Gurnah bu yeteneğini, “Ben insanların hayatlarına, acıyla nasıl mücadele ettiklerine, şefkatlerine ve nezaketlerine derinlemesine ilgi duyarım. Yazabildiğim kadar iyi ve güzel yazabilmekle ilgiliyim” diyerek açıklıyor.

Dünyada zulmün egemen olduğunu söyleyen Gurnah, buna karşılık küçük de olsa nezaket örnekleri bulunduğunu da söylüyor ve bunlara siyasetten bir örnek veriyor:

“Bir tarafta Suriyeli mülteciler konusunda Angela Merkel’in adımlarını görüyorsunuz, ama buna mukabil Trump’ın Meksika sınırına örmeye çalıştığı duvarı da görüyorsunuz. İçinde yaşadığımız dünya bu maalesef. Nezaket ve zulüm, nezaket ve zulüm… Umarım bir gün nezaketin ağır bastığı bir dengeyi görebiliriz.”

Kimleri okuyor?

Nobelli yazar, bu soruyu ‘cevaplanması imkânsız’ bir soru olarak görüyor. Her kitabın kendisine ayrı haz verdiğini söyledi. Türkiye’den ise Orhan Pamuk’un tüm eserlerini okuduğunu söyleyen Gurnah, Ahmet Altan’ı da okuduğu isimler arasında saydı. Türk halkına da “Lütfen okuyun ve sadece benim eserlerimi değil tüm yazarların eserlerini okuyun ve keyif alın.” mesajı verdi.

Bu arada Abdulrazak Gurnah ile yaptığım röportaja dair son bir notu da aktarayım. Türkiye’de kendisinin aktör Morgan Freeman’a benzetildiğini söylediğimde kahkaha atarak, “Bunu bilmiyordum, ama çok ünlü bir adam, benzetenlerin güzelliği” dedi.

Abdulrazak Gurnah kimdir? 

1948 Zanzibar doğumlu,

1968’de mülteci olarak gittiği İngiltere’de yüksek öğrenimini tamamladı,

Sömürge sonrası edebiyat alanında uzmanlaştı,

Kent Üniversitesi’nde İngilizce ve sömürge sonrası edebiyat profesörüydü.

Kitapları: Ayrılışın Hatırası (1987), Hac Yolu (1988), Dottie (1990), Cennet (1994), Deniz Kenarında (2001), Son hediye (2011), Terkediş (2016), Kumdan Yürek (2017), Sessizliğe Hayranlık (2018), Ölümden Sonraki Hayatlar (2020)

Neden Ankara tercih edildi?

Üst düzey Taliban heyetinin sürpriz şekilde Ankara’ya gelişi, bu haftanın en önemli başlıklarından biriydi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Tanımak farklı, angajman farklı” sözleriyle bu ziyaretin “tanıma anlamına gelmediğinin” altını çizdi. Zaten Türkiye, her seferinde “Taliban’ın meşruiyetinin ancak söylemler eyleme geçerse mümkün olacağını” ifade ediyor. Ancak bu açıklamalara rağmen heyeti başkentte ve dahası Dışişleri Bakanlığı’nda ağırlamak dikkat çekti.

Peki taraflar neden geçen hafta ABD ve AB’li yetkililerin yaptığı gibi -Taliban’ın ofisinin de olduğu- Doha’da görüşmedi? Neden Ankara tercih edildi? Edinebildiğim bilgilere göre bu ziyaretin planlaması Endonezya Dışişleri Bakanı Retno Lestari Priansari Marsudi’nin Ankara’da görüşmeleri sırasında gelişti.

Bilindiği üzere Eylül ayı sonunda New York’ta yapılan Birlemiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında Endonezya heyetiyle yapılan görüşmelerde, Dışişleri Bakanlarından oluşan üst düzey bir heyetin Kabil’e gitmesi konusunda fikir birliğine varılmıştı. (Bu heyetin genişletilmesi için diğer ülkelerle görüşmeler sürüyor.)

Zanzibar’dan Nobel ödülüne

Telefon trafiği

Endonezya Dışişleri Bakanı Marsudi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde Kabil’e gitme fikri biraz daha olgunlaştı. Bunun üzerine Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Taliban’ın geçici hükümetinin Dışişleri Bakan vekili Emirhan Muttaki’yi aradı. Aslında Çavuşoğlu’nun o telefon görüşmesindeki amacının, gelecek dönemde Kabil’e gelmek istediklerini söylemek olduğu belirtiliyor. Ancak aldığım bilgilere göre, Doha’da olan Muttaki, Çarşamba gecesi saat 18.00 civarı yapılan görüşmede kendilerinin Türkiye’ye gelmek istediklerini söyledi. Bunun üzerine yapılan ikinci bir istişare sonucunda Taliban heyetinin Ankara’ya gelme taleplerine olumlu cevap verildi.

Ziyaretin dikkat çeken bir boyutu da Taliban heyetinin Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş ile görüşmesiydi. Edinebildiğim bilgilere göre, bu görüşmenin programa dahil edilmesi de Ankara’nın önerisiyle oldu. Şeriat kurallarıyla ülkeyi yöneten Taliban’ın, özellikle ülkede kız çocuklarının eğitimleri, kadınların çalışma hayatına katılımı gibi konularda atacağı adımlar merak edilirken, Ankara’nın “Afganistan’da daha ılımlı bir sürecin ilerletilebilmesi çabasına destek vermek ve sürecin ilmi boyuttan da ele alınmasını sağlamak amacıyla” bu görüşmeyi programa dahil ettiği belirtiliyor.