Bugünden itibaren iki hafta AB

Önümüzdeki iki hafta boyunca dış politikada hızlı işleyecek bir Türkiye-AB ziyaret trafiğine odaklanacağız. Bugün Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın gelişi ile başlayacak süreç, 21- 22 Ocak’ta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Brüksel’e gidişiyle ivmelenip, 26 Ocak’tan sonra bu kez Brüksel’den AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in birlikte yapacakları ziyaret ile tamamlanacak. Konsey Başkanı Michel göreve geldikten sonra iki kez Türkiye’ye gelmişti ama komisyon başkanlığı düzeyinde son birkaç yıldır yapılmış bir ziyaret yoktu.

Ocak ayı sonuna kadar aslında iç içe geçmiş iki ayrı süreç işleyecek. Çünkü, Yunanistan ile Doğu Akdeniz konusunda ayrıştırma usullerinin ele alınacağı NATO uhdesinde Brüksel’deki toplantılar ile 25 Ocak’ta 5 yıl aradan sonra İstanbul’da başlayacak istikşafi görüşmeler de bu trafikle birlikte değerlendirilmeli. Her bir toplantıda, görüşmede katedilen/edilmeyen mesafenin bir diğerine de etkisi az ya da çok olacak.

Karşılıklı ziyaretlerdeki gündem belli; Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin müzakerelerin başlanması, Türk vatandaşlarına vize serbestisi, 18 Mart Mutabakatı’nın güncellenmesi, göç iş birliğinin değişen koşullar gözönüne alınarak elden geçirilmesi ve Türkiye’nin gündeme getirdiği tüm tarafların temsil edildiği Doğu Akdeniz Konferansı’nın hazırlığı.

Bugünden itibaren iki hafta AB

Her biri kapsamlı, sıkı müzakare, aynı zamanda diplomasi mahareti gerektiren başlıklar. Sadece birinden örnek vermek gerekirse, Doğu Akdeniz Konferansının katılımcıları konusundaki ‘formül arayışı’na bakılabilir. Türkiye Doğu Akdeniz’de ‘hakça paylaşımı’ konuşmak için çağrı yaptığı konferansta doğal olarak KKTC’nin mutlaka olması gerektiğini savunuyor. Çavuşoğlu Türkiye’nin bakışını, “İki taraf da bu konferansa katılsın. KKTC katılmayacaksa Rum tarafının katılmasına izin vermeyiz” sözleriyle açıkladı. Ancak AB açısından, ‘tanınmayan’ KKTC’nin, değil masaya oturması, konferans salonuna girmesi ‘mesele’.

Yukarıdaki ‘resmi gündem’ başlıkları arasında sayılmayan ancak görüşmelerde AB tarafından gündeme taşınabilecek konulardan biri de, Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma ve sondaj gemilerine refakat eden Türk donanmasına ait fırkateynler olabilir. Çünkü bu konu daha önceki bazı görüşmelerde AB tarafından Türkiye’ye iletilmiş. Bir AB ülkesi Büyükelçisi, AB’nin bunu anlamakta güçlük çektiğini söyledi. Anlaşılan AB bunu gözdağı olarak okuyor. Türkiye de İrini Operasyonu’na şüphe ile yaklaşıyor. Operasyon gerekçesiyle bir Türk gemisine çıkan silahlı AB askerleri örneği de çok yakın zamandan.

Özetle başlı başına trafik önemli ama zorlukları var. Bir AB yetkilisi zorluklara karşın, özellikle 15 Temmuz’da FETÖ’nün darbe girişiminden sonra ağır yara alan ilişkilerin düzeltilmesi için her iki tarafın da gayret sarfettiğini belirterek, bu seferki görüşmelerin sonuç doğurucu olabileceği görüşünde. Yetkili, bir beklenti olarak, 2 yıldır gerçekleştirilemeyen Yüksek Düzeyli Diyalog Toplantılarının önümüzdeki 6 ay içinde yapılması kararının alınabileceğini aktardı.

Almanya katkısına bir parantez

Bu arada, Türkiye - AB ilişkilerindeki zararın onarılmasına katkı konusunda, bir önceki dönem başkanı Almanya’ya, başta Şansölye Merkel olmak üzere diğer “Alman aktörlere” de ayrı bir vurgu yapıldığının altını çizmek gerekiyor. Her ne kadar Portekiz’in dönem başkanlığına denk gelse de, şartları oluşturan ‘Almanlar’ oldu. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Almanya’nın eski Savunma Bakanı, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Nikolaus Meyer-Landrut , Almanya’nın AB’deki daimi temsilciliğini uzun süre yürüten, Merkel’in danışmanlığını üstlenmiş bir isim ve henüz yeni göreve başlamış olsa da Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Jürgen Schulz. Bu isimlere, Türkiye açısından, ülkesinde lakabı ‘Türk Armin’ olan CDU’nun yeni lideri Armin Laschet’in katılması da kolaylaştırıcı bir etki oluşturabilir.