Birinci Karabağ Savaşı’nda topraklarını terk etmek zorunda kalanlar artık evlerine dönüyor! Olağanüstü gayretle yeniden kurulan köylere, kasabalara ve kentlere yerleşiyorlar. Onların tersine göçüne “Büyük Dönüş” deniyor...
“Çok zorluk çektik” diye özetledi yaşadıklarını Veli Hüseyinov. Birinci Karabağ Savaşı’nda Laçın’daki topraklarını yalnızca üzerindeki kıyafetlerle terk etmek zorunda kalmıştı. Kısa süre önce kardeşi, çocukları, gelinleri ve torunlarıyla Azerbaycan devletinin bedelsiz tahsis ettiği Sus köyündeki evine yerleşmesini ise “İnanmıyorduk ama oldu” sözleriyle anlattı. Onun gibi yüz binlerce kişi var.
Giderken sayıları yaklaşık bir milyondu. Geçen 30 yıldan fazla sürede onlara çocuklar ve torunlar eklendi. İşgalden kurtarılmasından sonra Karabağ’a dönenlerin sayısı şimdilik yaklaşık 60 bin. Olağanüstü gayretle yeniden kurulan köylere, kasabalara ve kentlere yerleşiyorlar. Onların tersine göçüne “Büyük
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hacıyev, İsrail’in Türkiye’yi kışkırtmak için sözde Ermeni soykırımını tanıma girişimini nasıl ortadan kaldırdıklarını anlattı. Bunu bir borç olarak gördüklerini belirten Hikmet Hacıyev, “Bunun için teşekkür beklemeyiz; bu bizim kardeşlik görevimizdir” diye konuştu.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hikmet Hacıyev, İsrail’in Türkiye’yi kışkırtma amaçlı Ermeni soykırımını tanıma girişimini nasıl ortadan kaldırdıklarını Türkiye’den bir grup gazeteciye anlattı. “Birçok konuda Ankara ile istişare ettiğimiz hâlde, bu konuda Ankara ile konuşmadan adım attık. Çünkü ‘bir millet, iki devlet’ ilkesi de bunu gerektirir” ifadesini kullanan Hacıyev, “İsrail’e ‘Yaptığınız iş doğru değil. Eğer bu konuyla Türkiye’yi rahatsız edeceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz’ dedik” dedi. Bunu bir borç olarak gördüklerini belirten Hacıyev, “Bunun için teşekkür beklemeyiz; bu bizim kardeşlik görevimizdir”
Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi, yapay zekâ, siber güvenlik, drone ve nükleer tesis güvenliği gibi alanlarda yeni nesil personel yetiştiriyor
Güvenlik risklerinin arttığı ve çeşitlendiği bir dönemde Avrupa ülkeleri zorunlu askerliği geri getirmeye çabalarken, Türkiye ihtiyacı olan nitelikli, donanımlı askeri personeli, dönemin ruhunu yakalayarak yetiştiriyor. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra Jandarma Teşkilatı da genişleyen ve dönüşen görev alanlarına teknoloji desteğiyle uyum sağlayabilen kadrolar yetiştiriyor.
2016’dan bugüne 72’si uluslararası öğrenci olmak üzere toplam 40 bin 163 mezun veren; iç güvenlik teşkilatının subay ve astsubay ihtiyacını karşılayan; enstitü ve araştırma merkezleriyle akademik çalışma alanını personeli kadar siviller için de genişleten Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi (JSGA ) kapılarını Milliyet’e açtı. Akademiden sorumlu İçişleri Bakan Yardımcısı Vali Kübra Güran Yiğitbaşı ve JSGA Başkanı Tümgeneral Recep Yalçınkaya, bu yıl 5 bin 871
Özgür Özel yönetimi ‘Yeni Parti’ için hazırlıklarını yaparken alternatifli çalışma yürüttü ve her olasılığı planlamasına dahil etti. “Maksimum dikkat ve özeni” gözetmek zorunda olduklarını belirten Özel’e yakın isimler, “organize kötülüğe karşı önlem almak zorundayız” dedi. Bu nedenle başvurusu için saat sayılan parti ismi için bile üç alternatif hazırlandığı söyleniyor.
Kurucu olarak yer alacak milletvekillerinden imza alma işlemi dün bu yazının yazıldığı sıralarda halen devam ediyordu. Gerekli belgelere atılan imza ve paraf sayısının yaklaşık 800 olduğunu belirten kaynaklar, “Hazırlıklar ‘Yeni Parti’ olarak yürütülüyor ama bu ismin alınmış olması ya da başka bir engel haline karşı üç alternatif parti ismi daha hazırlandı” dedi.
Partinin kurucularının milletvekilleri olması da birkaç açıdan bir önlem olarak değerlendiriliyor. Biri, partinin hızla kurulmasını sağlamak. Milletvekilleri halihazırda haklarında güvenlik soruşturmaları yapılmış
PKK’nın kalıcı olarak silah bırakmasına yönelik yasal düzenleme için beklenti saati, Kurban Bayramı sonrasına kurulmuştu. Üzerinden bir ay 20 gün geçti. Taraflar buna rağmen sürecin ilerlemesi iradelerini koruyor. Geçen haftaki görüşme trafiği o açıdan önemli. Yine, yeni bir eşiğin atlatılması öncesindeki sancı çekiliyor. Bazı tereddütlerin geride bırakılmasına ihtiyaç duyuluyor. Karşılıklı güven yoklanıyor, tepkiler ve nasıl yönetileceği hesap ediliyor. Tıpkı PKK’nın fesih kararı alıp almayacağının ya da Meclis’te komisyon kurulup kurulmayacağının tartışıldığı dönemlerde olduğu gibi.
Geçen hafta DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Antalya milletvekili Saruhan Oluç, Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel ve STK Komisyonu üyesi Sultan Özcan Ankara’da iki gün üst üste basınla buluştu. Düzenlemeden beklentilerini ve gerekçelerini anlattılar.
Kapsam ve dil beklentisi
DEM Parti, “faydalanmak istemeyen faydalanmaz ama isteyen herkesin faydalanabileceği bir yasa yapmak gerekiyor”
Türkiye önemli bir siyasi karar verdi ve Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemini üçüncü bir ülkeye satma kararı aldı. Bu, parasını ödediği altı adet F-35 uçağını temin etmesi ve diğer savunma sanayi ürünlerine ulaşmasının önündeki engeli kaldırmanın şartıydı. Satışın gerçekleşmesi için Rusya’nın “son kullanıcı” onayı yani rızası gerekiyor.
Kremlin Sözcüsü’nün dün Türkiye ile görüşüldüğünü açıklaması aslında konunun Moskova ayağının büyük ölçüde tamamlandığına işaret ediyor. Peki Türkiye S-400’ü sattığında tüm engeller kalkmış olacak mı? Türkiye F-35’lerine sorunsuz kavuşabilecek mi?
Bu soruları şimdiden “evet” ya da “hayır” olarak yanıtlamak mümkün değil. Çünkü önümüzde zaman baskısı altında yönetilecek yeni bir süreç var. Ne demek istediğimizi açalım…
Bu satışın gerçekleşebilmesi için aynı anda dört-beş ülke arasında,
Lingua Franca, ortak ya da melez dil demek. 11. - 19. yüzyıllar arasında Akdeniz boyunca denizcilerin anlaşmasını sağlayan İtalyanca, Rumca, Fransızca, Arapça, Türkçe gibi dillerin karışımından doğan ortak terimsel dile bu isim verilmişti. Birbirlerinin dillerini bilmeyen topluluklar ticarette, diplomaside ve gündelik hayatta anlaşmak için geliştirdikleri bu dili kullanırdı. Ankara Zirvesi, ittifakın Lingua Francası’nın tekrar canlanması konusunda müttefiklerin iradelerinin sergilendiği bir platform oldu.
Zirve vesilesiyle NATO’nun yeni sürümü 3.0 hakkında o kadar çok yazıldı çizildi ki, artık konuya en ilgisiz kişi bile ne demek olduğunu öğrendi. Yine de meramı anlatabilmek için üzerinden kısaca geçmek gerekiyor. NATO’nun ilk dönemi kuruluş ilkelerine sahip çıkıldığı ve gerekliliklerin yerine getirildiği dönemdi. Bu dönemde kaygı ortak olduğu için dili geliştirme çabası da yüksekti.
Soğuk Savaş sonrasında dünyaya görece hâkim barış ortamının etkisiyle, ‘fantezilere’ odaklanıldığı 2.0 döneminde ise
Polonya Cumhurbaşkanı Nawrocki’nin ASELSAN ve İncirlik’te görev yapan Polonya askerlerine yaptığı ziyaretin ardından bu kez Türkiye’den bir grup milletvekili Polonya’daydı. Son dönemde artan karşılıklı ziyaretler Polonya ile geniş yelpazeli bir ilişki arayışının habercisi...
TBMM heyeti, Parlamento ve Türkiye toplumunu temsil eden derneklerin yanı sıra Varşova Üniversitesi’ni de ziyaret etti. Heyet ayrıca Doğu Çalışmaları Merkezi’nde (OSW) Rusya, Türk dış politikası ve NATO alanlarında çalışan uzmanlarla görüştü.
Türkiye -Polonya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı, AK Parti Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu başkanlığındaki bir grup milletvekili, 2-4 Temmuz’da Varşova’yı ziyaret etti. Bugünkü yazıyı, Nasıroğlu’nun davetiyle katıldığım ve Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin Türkiye temaslarından kısa süre sonra gerçekleşen bu ziyarete ilişkin izlenimlerime ayırdım.
Son dönemde Türkiye ile Polonya arasında hızlı bir temas trafiği var. Nawrocki’nin NATO Zirvesi öncesindeki Türkiye programı;