Irak için CMI inisiyatifi: Boğaziçi

25 Ocak 2021

Bu yıl, dış politika ve güvenliğin önemli kesişim noktalarından birini Ankara  Bağdat  Erbil üçgenindeki trafik ve işbirliği arayışının oluşturacağı anlaşılıyor. Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’nin ziyaretinden bir ay sonra, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, Genelkurmay Başkanı ile 36 saat içinde Bağdat ve Erbil’de gerçekleştirdiği 9 görüşme bunun işaretini veriyor. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığını sona erdirmek üzere uzun süredir teklif ettiği ‘ortak operasyon’ ete kemiğe büründürülmeye çalışılıyor.  

Operasyon denildiğinde sadece askeri anlamla da sınırlı tutmamak lâzım. Zira Türkiye PKK ve uzantılarının faaliyet gösterdiği ya da göstermeye çalıştığı tüm alanları kast ediyor. Ayrıca operasyonun zamanlaması, şekli, yetki ve sorumluluk alanlarına ilişkin detaylardan önce üzerinde durulan, iki ülke arasında uzun soluklu işlev görecek mekanizmaların ve işbirliği alanlarının oluşturulması. Bakan Akar’ın “bilgi değişimi konusunda uygun mekanizmaları kuracağız” ve Irak ordusunun yeniden yapılanma ve modernizasyon çalışmalarına atıf ile “Ortak eğitimler, tatbikatlar yapacağız. Personellerimizi karşılıklı olarak lisan öğrenmek için göndereceğiz” sözlerini bu çerçevede değerlendirmek gerek. Ancak asıl önemli olan mekanizmaları oluşturmak değil, aynı zamanda işletilebilmek.

Zor ve istikrara hasret bir ülke

İşbirliği konusunda niyet her ne kadar iyi olursa olsun, gerçekleşmesi koşullara bağlı. Irak açısından, birinci koşul içeride birlik ve istikrar. Yaklaşık 40 yıldır birbirini izleyen savaşların, çok parçalı toplumsal, etnik, dini ve mezhepsel yapı nedeniyle eksik olmayan iç çatışmaların, başka ülkelerin oyun sahası olmaya zorlanmanın, güvensizliğin, ekonomik güçlüğün, yoksulluğun ve yolsuzluğun yorduğu bir ülke Irak. Zorlamaları, zorlukları çok, karışanı, karıştıranı çok.

Irak’ın koşullarının iyileşmesi öncelikle kendi çabasına bağlı elbette.  Ancak başta komşuları olmak üzere diğer ülkelerin katkısına da ihtiyaç duyuyor. Hükümet dışı aktörlerin de toplumlar arası anlayışı artırmak için desteği gerekiyor. 

İnisiyatifin ilk tavsiyeleri

Finlandiya’nın Nobel Barış Ödülü’ne sahip eski cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari’nin yaklaşık 20 yıl önce faaliyete geçirdiği Crisis Management Initiative (CMI - Kriz Yönetimi Girişimi) tam da bu amaçla Irak’ın üç komşusu ile diyalog toplantıları başlattı.

Türkiye, İran ve Suudi Arabistan ile Irak’tan farklı toplumsal kesimlerin temsiliyle yapılacak olan diyalog toplantılarının ilki geçen hafta İstanbul’da basına kapalı olarak gerçekleştirildi. Yeri gelmişken, toplantı Boğaziçi’ne nazır bir mekanda yapıldığı ve diyalog arayışı olan başlıklardan biri su olduğu için, toplantının sonunda sürecin adının Boğaziçi İnisiyatifi (Bosphorus Initiative) olmasına karar verildi. 

Yazının devamı...

Bugünden itibaren iki hafta AB

18 Ocak 2021

Önümüzdeki iki hafta boyunca dış politikada hızlı işleyecek bir Türkiye-AB ziyaret trafiğine odaklanacağız. Bugün Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın gelişi ile başlayacak süreç, 21- 22 Ocak’ta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Brüksel’e gidişiyle ivmelenip, 26 Ocak’tan sonra bu kez Brüksel’den AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in birlikte yapacakları ziyaret ile tamamlanacak. Konsey Başkanı Michel göreve geldikten sonra iki kez Türkiye’ye gelmişti ama komisyon başkanlığı düzeyinde son birkaç yıldır yapılmış bir ziyaret yoktu.

Ocak ayı sonuna kadar aslında iç içe geçmiş iki ayrı süreç işleyecek. Çünkü, Yunanistan ile Doğu Akdeniz konusunda ayrıştırma usullerinin ele alınacağı NATO uhdesinde Brüksel’deki toplantılar ile 25 Ocak’ta 5 yıl aradan sonra İstanbul’da başlayacak istikşafi görüşmeler de bu trafikle birlikte değerlendirilmeli. Her bir toplantıda, görüşmede katedilen/edilmeyen mesafenin bir diğerine de etkisi az ya da çok olacak.

Karşılıklı ziyaretlerdeki gündem belli; Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin müzakerelerin başlanması, Türk vatandaşlarına vize serbestisi, 18 Mart Mutabakatı’nın güncellenmesi, göç iş birliğinin değişen koşullar gözönüne alınarak elden geçirilmesi ve Türkiye’nin gündeme getirdiği tüm tarafların temsil edildiği Doğu Akdeniz Konferansı’nın hazırlığı.



Her biri kapsamlı, sıkı müzakare, aynı zamanda diplomasi mahareti gerektiren başlıklar. Sadece birinden örnek vermek gerekirse, Doğu Akdeniz Konferansının katılımcıları konusundaki ‘formül arayışı’na bakılabilir. Türkiye Doğu Akdeniz’de ‘hakça paylaşımı’ konuşmak için çağrı yaptığı konferansta doğal olarak KKTC’nin mutlaka olması gerektiğini savunuyor. Çavuşoğlu Türkiye’nin bakışını, “İki taraf da bu konferansa katılsın. KKTC katılmayacaksa Rum tarafının katılmasına izin vermeyiz” sözleriyle açıkladı. Ancak AB açısından, ‘tanınmayan’ KKTC’nin, değil masaya oturması, konferans salonuna girmesi ‘mesele’.

Yazının devamı...

2021’de turizmde ‘v’ çıkışı yolda

13 Ocak 2021

Türkiye turizmde sezonu nisanda açmaya hazırlanıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy bu yıl sektörde ‘V’ çıkış beklediklerini vurgulayarak “Bu yıl 31 milyon turisti, gelirde ise 23.3 milyar doları geçeceğimizi umuyoruz” dedi

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy turizmde 2021 yılında ‘V’ çıkış beklendiğini belirterek, “Vaka sayısı hızla aşağıya iniyor. Bu hafta itibarıyla aşılama başlayacak. Nisan ayı itibarıyla biz sezonun açılacağına inanıyoruz” dedi.

Turizm sektörünü “zor günlere alışık, deneyimli bir sektör” olarak tanımlayan Ersoy, ‘goTurkey’ sitesinde şubat sonundan itibaren Türkiye’deki 81 vilayetin tanıtılacağını söyledi.

Ersoy, bakanlığın 2020 faaliyetlerini ve 2021 hedeflerini gazete ve televizyonların Ankara Temsilcileriyle paylaştı. 2020 yılını turizm sektörünün tüm dünyada ziyaretçi sayısında yüzde 80, gelirde yüzde 88 daralma ile kapatırken, Türkiye’nin daha iyi bir konumda tamamlayacağını belirten Ersoy, “Türkiye turizmde bu seneyi 15.5 milyona yakın turist ve yüzde 70’lik bir daralmayla kapatacak. Gelirlerde 11 milyar doların üzerine geçerek dünyadaki yüzde 88 daralmaya karşılık yüzde 20’lik bir performansla yüzde 68’lik bir daralmayla kapatacak gibi gözüküyor” dedi.

Nisanda açılış

Ersoy, 2021 yılında sektörde ‘V’ çıkış beklediklerini vurgulayarak şunları dile getirdi:

“Martta 2 binli, nisanda binli rakamların altına ineriz. Nisan itibariyle sezonun açılabileceğini düşünüyoruz. Bu yıl 31 milyon turist, gelirde ise 23.3 milyar doları geçeceğimizi umuyoruz” dedi.

Krizden çıkışta en hızlı düzelen sektörün seyahat sektörü olduğunun görüldüğünü belirten Ersoy, “Asya’da ‘V’ çıkış fazlasıyla gerçekleşiyor” ifadesini kullandı. Ersoy özetle şunları da söyledi:

Yazının devamı...

Öyle bir koşturacağız ki...

11 Ocak 2021

2021 yılında iç siyasete ilişkin beklenti ve öngörüleri tanımlamak gerekse tercihlerim; ‘sıcak’, ‘yığınak’, ‘oyun kurma’ ve ‘şekillendirme’ olur. Zira; erken ya da zamanında olmasını kesinlikle kastetmeksizin, zannımca seçim için geri sayım başladı. Çünkü  bir siyasi dönemin neredeyse yarısına gelindi. Bunun anlamı kalanın da hazırlık dönemi olduğudur.

Öncelikle, önümüzdeki 4 ay içinde iki önemli kongre var. Muhalefet partileri 2020’de kongre/kurultaylarını tamamlayarak kendilerini seçime hazırlayacak kadrolarını oluşturdular. Geriye Cumhur İttifakı üyesi AK Parti ve MHP kaldı. MHP’nin; 9 Ağustos 2020’de başlattığı kongre sürecinde il kongreleri tamamlandı, şimdi gözler 14 Mart 2021’deki 13. Olağan Büyük Kurultay’da. AK Parti ise pandemi nedeniyle iki kez ara vermek zorunda kaldığı kongre sürecini çarşamba günü tekrar başlatarak, 7. Olağan Kongre’ye doğru geri sayacak. Parti kaynakları, pandemi koşulları ve MHP Kurultayı da dikkate alınarak nisan ayında kongrenin yapılabileceğini belirtiyor.

Başkentte doğal olarak, son bir yıldır ‘oldu’, ‘olacak’, ‘ha bugün, ha yarın’ diye diye sözü bugüne kadar getirilen kabine değişikliği de şimdilerde AK Parti’nin kongresine endekslendi. “Şurada kalmış bir kaç ay, Tayyip Bey parti yönetimini kongrede tasarlar ona göre kabineye şekil verir” cümlesi bir kez daha siyasetin içindekilerin ve gözlemcilerinin dillerinde pelesenk. Her ne olursa olsun, iktidar ittifakında gidenlerdi, yeni gelenlerdi derken bir heyecan, hareketlenme olacak.

Çetrefilli konular

İktidar cenahındaki kadro yenilenmesine bir de pandemi ve bütçe görüşmeleri nedeniyle ötelenen TBMM çalışma takvimini, muhalefet cenahındaki siyasi oluşum, yeni parlamenter sistem önerisi gibi ‘işbirliği’ alanı arayışlarını eklediğinizde, siyasi ortamı tarif için ‘sıcak’ kelimesi oldukça uygun. Yıllardır konuşulan ama çetrefilli olması nedeniyle ötelenen, siyasi partiler ve seçim kanunu, siyasi etik, iç tüzük değişikliği gibi hacimli konular bir tarafta. Tartışması bol ve zorlu başlıklar. Elbette bir de 2020’nin son ayı itibarıyla kamuoyunun hazırlanmaya başlandığı ‘reform gündemi” var. Tüm bunlar, partilerin sağlam ‘yığınak’la yürütebileceği müzakereler.

Öte yandan, 2018 seçimlerinden tüm partilerin çıkardığı ders, bir sonraki seçimin bıçak sırtı olmasına izin vermemek oldu. Dolayısıyla, bir sonraki seçim için tüm partiler/bloklar/ ittifaklar, ‘arada fark olan’ sonuç çıkarma motivasyonuna sahip. Bir kaynak bunu şöyle tanımlıyor, “Tüm partilerin kanının son damlasına kadar asıldığı, varlık yokluk mücadelesi haline gelecek bir seçim”. Yüzde 1’lerin önem arzettiği, bu nedenle neredeyse kendinde liderlik emareleri olduğuna kanaat getiren hemen her aktörün büyük bir özgüvenle ortaya çıktığı bir dönemde, siyasette sonuç alınacak ‘oyun kurmak’ önem kazanıyor. İddia odur ki, bir sonraki seçimi oyunu en iyi kuran(lar) kazanacak.

Ankara kulislerinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yılın son günlerindeki kabul ve yeni yılın ilk günlerinde başlattığı ziyaret trafiği ile kendi oyun planının taşlarını döşemeye başladığı konuşuluyor. Cumhurbaşkanının cuma namazı çıkışında yaptığı açıklama ile bu yorumu kısmen desteklediği de söylenebilir. Erdoğan, Saadet Partisi (SP) Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti konusunda, “Benim bu ziyaretim hem bir nezaket ziyareti hem de bu ittifak  meselesinde yani bir seçim ittifakı mı olur veya geleceğe yönelik biz bir terörle  mücadele verirken burada bu terörle mücadelede her türlü desteğin bizim yanımızda olması lâzım. Yani biz bir yalnızlığı hissetmememiz lâzım. Bunun için de şu anda  buna benzer görüşmeleri bundan sonra da yapmayı planlıyorum, yapacağım. Geçenlerde biliyorsunuz Demokratik Sol Partinin Genel Başkanıyla da Külliye’de bir görüşmemiz oldu. Bundan sonraki süreçte de bu tür görüşmeler devam edecek” dedi.

Bakalım siyasette yeni dönem nasıl ‘şekillenecek’.

Yazının devamı...

İki haftaya sığdırılan üç imza

28 Aralık 2020

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı (SSB) İsmail Demir geçtiğimiz günlerdeki sohbetimizde, ABD’nin yaptırım kararına rağmen savunma sanayii diplomasisinin hız kesmeden devam ettiğini söylemişti. Yaptırım kararının üzerinden bugün itibariyle sadece iki hafta geçti. SSB’nin bu süreçte, üç ülke ile işbirliği ve ihracat imzası atabilmesi, biraz daha yakından bakmayı hak ediyor.

Ukrayna

Yaptırım kararının daha dumanı üzerinde tüterken SSB Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, Ukrayna’nın başkenti Kiev’den dönüş yolundaydı.  Orada atılan imzaların içeriğine geçmeden, Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Taran’ın “Türk SİHA’larının en etkili modern silah olduğu konusunda kimseyi ikna etmeye gerek yok. Bunu herkes Suriye’de, Libya’da ve en son Dağlık Karabağ’daki çatışmalarda gördü. SİHA’lar maliyet etkinler. Satın almanın yanı sıra Ukrayna’da beraber üretmek ve teknoloji transferi yapmak istiyoruz” dediğini aktaralım. Demir, Kiev’deyken tam da bu yapıldı.

Karadeniz ve Azak Denizi’nde güvenliği artırmak için donanmasını güçlendirmeyi amaçlayan Ukrayna ile ADA sınıfı korvet ve SİHA’lar için üretim ve teknoloji paylaşımı alanında anlaşma imzalandı. Ukrayna, Türkiye’den 2019 yılında da 6 Bayraktar TB2 İHA ve 3 yer kontrol istasyonu satın almıştı.

Bu arada, Kiev - Ankara hattında sıklaşan trafik dikkat çekici. SSB Başkanı Demir’den sadece bir kaç gün sonra, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, iki ülke arasındaki ilk Quadriya formatındaki (2+2), askeri-siyasi, askeri - teknik konuların ele alınıp ve Karadeniz’de güvenliğin nasıl artırılabileceğinin konuşulacağı toplantı için Ukrayna’daydı.

Belarus

Yaptırım kararından dört gün sonra, SSB bu kez Ukrayna’nın ardından Belarus ile masaya oturdu. SSB Başkanı Demir ve Belarus Savunma Sanayii Bakanı Dmitry Pantus önce bir toplantı yaptılar, sonunda da ‘çeşitli alanlarda işbirliği’ anlaşmaları imzaladılar. Anlaşmaların içerikleri henüz açıklanmadı. Ancak geçmişe dair biliyoruz ki, Roketsan’ın geliştirdiği Kara Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde bulunan BORA Balistik Füze Sistemi’nin füze taşıyıcı ve fırlatıcı aracı Belarus yapımı “VOLAT” marka bir araç.

Tunus

Yazının devamı...

‘Adayı erken belirlemek yıpranmasına yol açar’

26 Aralık 2020

Kılıçdaroğlu, geleneksel yıl sonu değerlendirme toplantılarının ilkini gazetelerin Ankara temsilcileriyle gerçekleştirdi. Parti Genel Merkezi’nde pandemi tedbirlerine uygun olarak düzenlenen toplantıda Kılıçdaroğlu gündemdeki konulara ilişkin açıklamalar yaptı

DİDEM ÖZEL TÜMER

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, parti kurması için para desteği vadedilen kişiler olduğu ve telefonlarının dinlendiği iddiasından sonra, anketlerde CHP’nin oylarının düşük gösterilmesi talimatının verildiğini söyledi. “Oylarımızın yüzde 15’e kadar düşeceği konusunda anketler de yayınlanacak arkadaşlar, biz bunları biliyoruz. Talimatın kimden verildiğini biliyoruz” dedi. Erken seçimi, Türkiye’nin ağırlaşan bir faturayı ödememesi için istediğini kaydeden Kılıçdaroğlu, “Sandığı koyalım, toplum ‘devam et’ diyorsa devam etsinler. Ama ‘devam etmeyin, yeter, artık başkaları gelsin onlar belki soruna çözüm üretebilirler’ diyorlarsa, o zaman muhalefete oy verirler. Dolayısıyla iktidar yer değiştirmiş olur” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, AİHM’in Selahattin Demirtaş kararının, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli tarafından sert sözlerle eleştirilmesine rağmen uygulanacağını kaydetti. Kılıçdaroğlu, “Bundan benim bir endişem yok. Uygulayacaklar ama topluma, ‘uygulamayacaktık ama elimiz mahkûm biz bunu uygulayacağız’ diyecekler. Karar uygulanmazsa ne olur? Faturası ağır olur. Onlar da biliyorlar. Kararın uygulanmaması? Çok şaşırtıcı olmaz. Kendi ülkesinde Anayasa Mahkemesi (AYM) kararını uygulamayan bir yönetim, bir başka krize yol açacaktır. Türkiye ile Avrupa arasındaki bağların kopmasına yol açacaktır” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu gündemdeki konulara ilişkin özetle şunları söyledi:

Kılıçdaroğlu aralarında Milliyet gazetesi Ankara Temsilcisi Didem Özel Tümer’in de bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı.

ERKEN SEÇİM İSTEMEMİN NEDENİ

Yazının devamı...

Dış politikada tesadüfe yer yok

22 Aralık 2020

Geçen hafta Ankara’da, bir mutabakat zaptının altına atılan imzaların yeterince kıymetlen-dirilmediği kanaatindeyim. 15 Aralık 2020’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ile Azerbaycan Enerji Bakanı Perviz Şahbazov’un imzaladığı Türkiye-Nahçıvan Doğalgaz Boru Hattı Mutabakat Zaptı’ndan söz ediyorum. Iğdır’dan başlayarak Nahçıvan Sederek’e uzanacak hattın Türkiye bölümü 85 km. uzunluğunda olacak ve 500 bin nüfusun, 500 milyon metreküplük doğalgaz tüketimini karşılayacak.

Bir başka deyişle, Azerbaycan gazı Türkiye üzerinden Nahçıvan’a ulaşacak. İmzaların önemi Nahçıvan’da doğalgaz yoktu şimdi kavuşuyor ondan mı? Hayır. Nüfus ve doğalgaz miktarı mı dikkat çekici? Hayır. Önemi, gazın kaynağının değişmiş olması. Nahçıvan doğalgazı daha önce İran’dan alıyordu.

İkinci not, bu hattın yapılacağına dair söz Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 25 Şubat 2020’deki Bakü ziyaretinde verilmişti. Hattan söz edildiğinde ortada ne Tovuz saldırısı vardı, ne de 44 günlük savaş.

Şimdi biraz daha geriye giderek bir de, 10 Kasım 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Bakü’de birlikte dile getirdikleri 6’lı platform önerisini hatırlayalım. Bölge ülkeleri arasındaki ikili, üçlü mekanizmaları yeni bir işbirliği platformuna dönüştürmeyi önermişti iki cumhurbaşkanı. Rusya-Türkiye-Azerbaycan-İran-Gürcistan ile “eğer kabullenirse Ermenistan da” bu platformda yer alabilir demişlerdi.

Aliyev, “Ermenistan yönetimi, savaştan doğru sonuç çıkarırsa ve kendi asılsız iddialarından vazgeçerek geleceğe bakarsa, o zaman onların da bu platformda yeri olabilir. Biz iş birliğine açığız. Bu sayfayı kapatmalıyız. Bu düşmanlığa son vermeliyiz” demişti ortak basın toplantısında. Erdoğan da 6’lı platformu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de kabul ettiğini söylemişti. İki cumhurbaşkanı bu çağrıyı yaptığında, İlham Aliyev ile eşinin çatışmalar bittikten sonra, Azerbaycan-İran sınırındaki Hudaferin Köprüsü civarında İran Devrim Muhafızlarına bağlı keskin nişancının dürbünden yansıyan görüntülerinin sosyal medyaya düşmesinin üzerinden kısa bir süre geçmişti.

Rusya ve İran nasıl yaklaşır?

Cumhur-başkanı Erdoğan’ın Bakü’de okuduğu şiiri gerekçe göstererek İranlı siyasiler ve medyanın verdiği tepkiyi de hatırladıktan sonra şu soruyu soralım: Türkiye ve Azerbaycan’ın bölgede işbirliği ve ‘barış güvercinleri uçurma’ çağrısının samimi destek görmesi ne kadar mümkün?

Bayburt Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Ramin Sadıgov soruya yanıt verirken öncelikle 44 günlük savaşın ortaya çıkardığı realiteye dikkat çekiyor. Bu realite; kalıcı barışın tesisi ile doğal kaynakların daha ucuz ve güvenli şekilde arzının sağlanmasının mümkün olması. Bunu ilk Türkiye’nin dile getirdiğini, Türkiye’nin kendi ihtiyacını karşılamanın yanında başka ülkeler için de bir enerji üssü olmak istediğini belirten Sadıgov bunun öncelikle Rusya’yı rahatsız ettiği görüşünde. Sadıgov, tezine örnek olarak da, doğalgazda Rusya’ya bağımlı Ermenistan’ın, İran ile arasındaki doğalgaz boru hattının başka ülkeleri de kapsayacak şekilde geliştirilmesi gündeme geldiğinde buna ilk karşı çıkan Rusya’yı gösterdi.

Yazının devamı...

'Büyük projeler etkilenmeyecek'

21 Aralık 2020

ABD tarafından uygulanan yaptırımın hedefindeki isim olan Savunma Sanayi Başkanı Demir, bu yaptırımdan savunma sanayimizin pek etkilenmeyeceğini, alınmayan ürünlerin yerlisinin yapılacağını belirtti.

Bu yerlileştirmenin bir maliyeti olduğunu söyleyen Demir, “Ancak ileriye dönük baktığımızda maliyet değil, kazanç olarak görüyoruz. İnanıyorum ki bu süreçten savunma sanayimiz güçlenerek çıkacak” dedi.

DİDEM ÖZEL TÜMER

Savunma Sanayii Başkanı (SSB) Prof. Dr. İsmail Demir, ABD yaptırımlarından, Hürjet, ATAK, F-16 parçaları, MİLGEM gibi büyük projelerin etkilenmeyeceğini belirtti. Yaptırımlara karşı, alınamayan ürünleri yerlileştirmeye devam edeceklerini söyleyen Demir, Milli Muharip Uçak (MMU) ile ilgili de “2023 yılında hangardan çıkarıp bütün dünyaya nasıl bir uçak olacağını göstereceğiz” dedi. Demir, S-400’ün imzasının 2017 öncesinde atıldığını hatırlatarak, “Bu anlamda yaptırım kapsamına da aslında girmemesi gerekiyordu” ifadesini kullandı.

Demir, Türkiye’nin S-400 alımı nedeniyle ABD tarafından uygulanan CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımlarına ilişkin bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı. Demir “Bu karar Türkiye’ye yaptırım demek değil, bu karar Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), beni ve ekibimden üç arkadaşımı kapsıyor. Milli Savunma Bakanlığı (MSB) ve savunma sanayii sektörümüz genelde bu kapsamda değil” cümlesinin altını çizdi. SSB’nin doğrudan satın aldığı pek bir şey olmadığını, doğrudan alımları ana yüklenicilerin yaptığı kaydeden SSB Başkanı, “Bu şirketler de yaptırım kapsamında değil. MSB kendi envanterindeki ürünlerin idamesi için bakım-onarım için çeşitli alımlar yapıyor zaten. Bunlarda da bir sıkıntı yok” ifadesini kullandı.

‘KENDİMİZ YAPTIK’

“Yaptırımların Türkiye’yi 1.5-2 milyar dolar zarara uğratacağı” yorumlarını gerçekçi bulmadığını belirten Demir, “Bu CATSAA yaptırımlarının şu an için açıklanan çerçevesinde olacak bir şey değil. Bunun ötesinde bir uygulama ve niyet varsa o başka bir şey. Uzunca bir süredir yavaşlatma ve engelleme uygulamaları zaten var. Geçmişte İHA kameraları ve akıllı bombalar istediğimiz zaman vermediler veya ihracat izinlerini uzattılar. Ne oldu? Biz kendimiz yaptık ve yapıyoruz hepsini” ifadesini kullandı.

Yazının devamı...