KKTC’de delinen ambargolar sürprizler ve tepkiler

19 Temmuz 2021

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un da aralarında bulunduğu kalabalık bir heyet, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 47’nci yılı ve 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı için bugün ve yarın KKTC’de olacak. Cuma günü, “gerek Ada’ya gerekse tüm dünyaya dünya barışının tesisi için mesajlarımız olacak” ve “Kuzey Kıbrıs’a müjdesini orada parlamentoda vermek istiyoruz” sözleriyle Erdoğan, deyim yerindeyse son haftalarda ilmek ilmek işlediği bir strateji ile “Kıbrıs” meselesiyle ilgilenen tüm devletlerin dikkatini taçlandırdı. Şüphesiz bilinçli olarak bunu yaptı.

Kıbrıs sorununun çözümü ve ona bağlı olarak Doğu Akdeniz’de gerilimin azaltılması ve hem KKTC’nin hem de Türkiye’nin ulusal çıkarlarının korunması iç içe geçmiş konular silsilesi. Bu ziyarete ilişkin öncelikle, Erdoğan’ın bir kaç hafta önce AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kendisinden KKTC ziyaretinde sert mesajlar vermemesini istediğini açıklayarak, “Dedim, ‘Nasıl mesajlar vereceğimi de bana bildirirseniz, ben o metni orada okurum’. Bunlar kimin kim olduğunu hâlâ öğrenememişler. Yahu ben bu milletin bir evladıyım. Sen Erdoğan’ın ne zamandan beri talimatla konuşma yaptığını öğrendin. Biz hakkımız ne ise hakkımızı söke söke alırız ve alacağız” cevabını verdiğini hatırlamakta yarar var. 

Öte yandan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)de Erdoğan’ın Kapalı Maraş konusunda bazı Rumları da ikna edebilecek ve fiilen KKTC’yi tanımaları anlamına gelecek bir açıklama yapabileceği ihtimaliyle günlerdir diken üstünde. Tam ziyaret öncesinde Rum kesiminden gelen ve KKTC makamlarınca “her zamanki yalan senaryo” cevabı verilen “gemimize ateş açıldı” iddiası da tesadüf gibi durmuyor.

Azerbaycan heyeyti Kapalı Maraş’ta.

Sürpriz demişken

Bu ziyarete denk gelen başka gelişmeler de var ki onlar da tesadüften çok stratejiye işaret ediyor. Azerbaycan Milli Meclisi Dışişleri ve Parlamentolararası İlişkiler Komitesi Başkanı Samad Seyidov başkanlığındaki heyet geçen hafta Ankara’da bir dizi görüşme gerçekleştirirken, eş zamanlı olarak KKTC Cumhuriyet Meclisi Hukuk, Siyasi İşler ve Dışilişkiler Komitesi Başkanı Yasemin Öztürk başkanlığındaki bir heyet de başkentte bulunuyordu. İki heyet, TBMM Dışişleri Komisyonu’nun da katılımıyla Ankara’da üçlü bir toplantı gerçekleştirdi. Azerbaycan heyeti daha sonra 16 Temmuz’da ilk kez KKTC’ye gitti. Seyidov gitmeden, “Bizim 19 Temmuz’dan 21 Temmuz’a kadar KKTC’de olmamız, Türk dünyasının gücünün ve birliğinin dünyaya gösterilmesi meselesini de içinde ihtiva ediyor.” demişti. Yani Azerbaycan heyeti KKTC’deki törenler süresince Türkiye heyeti ile birlikte olacak. Kısa süre önce bir Pakistan heyetinin de Ada’da temaslarda bulunduğu biliniyor. Ayrıca dün de Kırgızistan Basketbol Milli Takımı biri bu akşam olmak üzere iki maç için KKTC’ye gitti. Böylece uzun yıllardır KKTC’ye uygulanan spor ambargosu da delinmiş oluyor. Tüm bunlar Dağlık Karabağ ihtilafından Azerbaycan’ın yaptığı gibi Kıbrıs meselesinde de KKTC’nin “göbek bağının” kesilmeye doğru gittiğine işaret ediyor.

Yazının devamı...

Yenilenen kavil ve Doğu Masası

12 Temmuz 2021

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iki buçuk yıl aradan sonra gittiği Diyarbakır’da vereceği mesajlar merakla bekleniyordu. Elbette bunun nedeni AK Parti’nin Kürt seçmenle ilişkisindeki mesafenin hendek / çukur olayları, çözüm sürecinin sona ermesi, kayyum atamaları gibi nedenlerle açılmış olmasıydı. Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı yardımcısı, 9 bakan, iki genel başkan vekili, genel başkan yardımcıları ve bölge milletvekilleriyle adeta çıkartma yaptığı Diyarbakır’da verdiği mesajları şöyle özetlemek mümkün:

Cumhurbaşkanı, “Çözüm sürecini her türlü riski göze alarak başlatmıştık” ama “neler yaşadığımızın şahidi sizlersiniz”, “çözüm sürecini sonlandıran biz olmadık çünkü çözüm sürecini bunların kötü niyeti, art niyeti gizli gündemleri sonlandırdı” dedi.

‘Hesap sormayacak mıyız?’

HDP ile PKK’yı aynı kefede tutan Erdoğan, CHP ve İYİ Parti’nin de onlarla birlikte yürüdüğünü burada da bir kez daha söyledi.

Diyarbakır Annelerini ziyaret ederek ve “Alçakça kanları dökülen mazlum Kürt kardeşlerimin hesabını sormayacak mıyız? ‘Her köye bir cenaze’ diyerek kana, gözyaşına, şiddete, kine bulayanlardan hesap sormayacak mıyız?” diyerek, terörle mücadelede kararlılık vurgusu yaptı.

Özellikle Çözüm Süreci döneminden bu yana daha sık dillendirilen, geçmişte uygulanan işkence yöntemleri nedeniyle mimli Diyarbakır Cezaevi’nin kültür merkezine dönüştürülmesi projesini hatırlattı.

Bu hatırlatmayı, Erdoğan’ın daha önce farklı tarihlerde söylediği “Biz Diyarbakır’da 2005 yılında size ne demişsek, dün de oradaydık, bugün de aynı yerdeyiz, yarın da aynı yerde olacağız” cümlesiyle birlikte düşünmek gerek. O konuşma Erdoğan’ın açılımı başlattığı tarih olarak anılır, kültür merkezi hatırlatması da geçmişe dönük bir semboldür.

Bazıları Erdoğan için atılan “Biji Serok Erdoğan” sloganına dikkat çekse de, Erdoğan da Diyarbakırlılara “Sizin hangi hizmete, yatırıma ihtiyacınız varsa hepsini yapmak boynumuzun borcudur. Başım gözüm üstüne Diyarbekir. Ser sera ser çava Diyarbekir.” karşılığını verdi.

Yazının devamı...

‘Göç ve gönüllü dönüş etkilenir’

9 Temmuz 2021

Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık, insani yardıma muhtaç 4 milyon insanın, “Kapı kapandı, bizi rejime teslim ettiler” düşüncesine kapılabileceğini vurgularken gönüllü geri dönüşün de sekteye uğrama ihtimali olduğunu kaydetti.

DİDEM ÖZEL TÜMER Ankara

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Suriye’ye uluslararası insani yardım güzergahındaki tek kapı olarak kalan Cilvegözü Sınır Kapısı’nın kapanmasını tartışırken, Türkiye’nin bölgedeki insani yardım operasyonlarının yürütücüsü Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık, gelinen kritik eşiği Milliyet’e değerlendirdi.

Kınık’ın mesajları özetle şöyle:

HAYATLARINI SÜRDÜREMEZLER: Burada 4 milyon insan var. O 4 milyon insan, ‘burası açık kalsın’ diyor; bir el kalkıyor ve kapatılmasını istiyor. Bu, adaletsizliği gösteriyor. BM aracılığı ile ilettiğimiz 40 bin, bizim ise 25 bin civarında tırımız içeri girdi. Kızılay’ın 3 bin personeli var orada. Hastaneler, mülteci kampları, yetimhaneler işletiyoruz, her yıl içeri sadece 100 bin ton un sokuyoruz. Orada bulunan insanlar Şam’dan Halep’ten sürgün edilmiş. Çadırlarda, derme çatma yerlerde yaşıyorlar. İnsani yardım gelmezse hayatlarını sürdüremezler. Sadece bizim gönderdiklerimiz değil, BM’nin, AB’nin kuruluşlarının yardımlarında ‘Dünya bize kapanmadı, yardım geliyor’ deniliyor. ‘Dünya bizi burada unuttu’ mesajı çok ağır, korku oluşturacak bir mesaj. Bize ve Avrupa’ya göçün psikolojik alt yapısını oluşturacak bir mesaj. ‘Kapı kapandı, bizi rejime teslim ettiler bunlar. Kaderimiz artık onların elinde’ düşüncesi yaratıyor.

ŞAM’IN KENDİSİNE FAYDASI YOK: Göç kaygıyla oluşan bir şeydir. İnsanlar, kendilerinin ve ailelerinin hayatından endişe ederlerse, gıdaya erişemeyeceklerini düşünürlerse, güvenlik noktasında bir endişeye kapılırlarsa çok doğal bir şey bu. Rusya diyor ki, ‘Yardımlar kesilmeyecek. Bu yardımları Şam’dan yapın’. Bu gerçekçi değil. Şam’ın kendisine faydası yok. Bugün Şam’da iki saat elektrik verilebiliyor, işsizlik olmuş yüzde 60. Ekmek fırınlarının önünde kuyruk var. Kendi vatandaşına destek veremeyen, burada zaten düşman gibi gördüğü kitleye destek vermesi, gerçekçi değil bu yaklaşım.

‘BİR GÜN DÖNECEKSİNİZ’ DEMEYE ÇALIŞIYORUZ:

Yazının devamı...

HDP nasıl bir savunma yapacak?

5 Temmuz 2021

HDP, hakkında açılan kapatma davasına yönelik sadece Anayasa Mahkemesi süreci değil, davanın aleyhine sonuçlanması durumuna karşı yapılabilecekleri de içeren bir çalışma yürütüyor. Hazırlıklar için bir hukuk komisyonu oluşturuldu ama başka istişare süreçleri de işletiliyor. Eş Genel Başkan Mithat Sancar, 25 Haziran’da Tunceli’de Alevi kuruluşları ve kanaat önderleriyle buluşmasında bunu, “Bizim bundan sonra kapatma davasına da, dava ola ki aleyhimize sonuçlanırsa, sonrasına da karar verirken temel şiarımız istişaredir, müzakeredir, toplumun demokrasi güçleri dediğimiz bütün çevreleriyle diyalogdur. Bizim yolumuzu biz değil siz belirleyeceksiniz” diyerek anlattı. Tunceli, HDP’nin bu çerçevede planladığı buluşmaların ilkiydi.

Ardından 28 Haziran’da İstanbul’da parti dışı hukukçuların, derneklerin, uzmanların katıldığı bir toplantı yapıldı. Sancar bir gün sonraki TBMM grup toplantısında bu kez davada savunmayı sadece HDP avukatlarının yapmayacağını vurgulayarak şunları söyledi:

“Bizim işimiz gibi görmüyoruz bu davayı. O nedenle İstanbul’da Türkiye’nin önde gelen hukukçuları ile bir araya gelip konuştuk, fikir aldık ve çalışma grupları oluşturduk. Savunmayı da mahkeme salonlarında okumak için yazmayacağız. Bu savunma sadece bir hukuki savunma olmayacak, bu savunmayı hukuk yoluyla demokrasi mücadelesinin gelecekte parlak bir belgesi olacak şekilde hazırlayacağız.”

30 Haziran’da Ankara’da yapılan “Yeni döneme hazırlık çalışmaları” olarak anılan üçüncü toplantıya ise Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve “bileşen partiler” olarak anılan DBP, Devrimci Parti, ESP, SODAP, SYKP, Yeşil Sol Parti’nin Eş Genel Başkanları ile yöneticileri katıldı.

Erbakan’ın savunması

Ankara’da, HDP’nin hem yazılı, hem sözlü savunmasını tarihe geçirme hazırlığı yaptığı konuşuluyor. Örnek olarak da Refah Partisi’nin kapatılması davası ve o davada mühendis kökenli olmasına karşın Necmettin Erbakan’ın yaptığı sözlü savunma hatırlatılıyor. 71 yaşındaki Erbakan, 18 Kasım 1997’de başladığı sözlü savunmasında ilk gün dört buçuk saat ayakta savunma yapar. Üç gün süren savunma, toplamda 11 saati bulur. Benzer bir tablonun HDP davasında da yaşanabileceği belirtilirken, Sancar’ın anayasa hukuku konusunda çalışmalar yapmış bir akademisyen ve mevcut siyasi parti genel başkanları arasındaki tek hukukçu olduğuna dikkat çekiliyor. Bir başka nokta ise, haklarında siyasi yasak istenen 52’si milletvekili 451 ismin sözlü savunma talebinde bulunup bulunmayacağı.

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’un 52. maddesinde haklarında siyasi yasaklılık istenenlerin savunmalarını yazılı olarak sunabileceği belirtiliyor.

Aynı maddeye göre “Genel Kurul, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek için ilgilileri ve konu hakkında bilgisi olanları çağırabilir”. Daha önce kapatma davalarında görev almış bir hukukçuya göre; Anayasanın 36. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre hakkında yasaklılık istenenlerin hepsi AYM’ye başvurarak, sözlü savunma yapma hakkına sahip. Savunmasız ceza olamayacağı görüşü, dayanak olarak gösteriliyor. Ancak başka bir görüşe göre, bu mümkün değil. “Asıl olan siyasi partidir” diyenler, AYM’nin makul süre şartıyla, gerekli görmesi halinde bazı kişilere sözlü savunma hakkı verebileceğini söylüyor.

Yazının devamı...

AK Parti’de ‘saha yığınağı’ hazırlığı

28 Haziran 2021

Muhalefet partileri bu yaz seçmenle temas faaliyetlerini yoğunlaştıracak, AK Parti’de ise, ‘saha yığınağı’ denilebilecek bir kaç koldan yürüyen bir hazırlık var.

Bu yaz partilerin yolları sahada daha çok kesişecek gibi. Pandemi yüzünden olmadığı kadar sekteye uğrayan seçmenle bire bir temas açısından bu yaz farkı kapatma çabasına sahne olacak.

Muhalefet kanadı, kurultaylarını geçen sene tamamlar tamamlamaz harekete geçmişti. Milliyet Ankara Büro’dan Mehtap Gökdemir, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 2020 temmuz sonundaki 37. Olağan Kurultay’dan iki hafta sonra Hacı Bektaş’tan başlayarak 21 kenti ziyaret ettiği ya da etkinliklere katıldığını aktardı.

İlk tur tamamlandı

Parti Ekonomi Masası ve Esnaf Masası adıyla iki de çalışma grubu oluşturdu. Ekonomi Masası, 2020 Kasım’ında başlattığı programı çerçevesinde dün itibarıyla 21 ile gitti. Esnaf masası, doğudan başladığı turunda 10 ili ziyaret etti. Bir de zaman zaman 40 kişiyi bulan gruplarla milletvekillerinin il ve ilçe ziyaretleri var ki, Türkiye çapında ilk tur neredeyse tamamlandı.

Yine Ankara Büro’dan Bahar Atakan’ın notlarına göre ise, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Millet Bizi Çağırıyor” sloganını belirlediği Eylül 2020’deki 2. Olağan Kurultayı’ndan bu yana 36 il ve 154 ilçeye gitti. HDP’ye yönelik kapatma davasının tartışıldığı günlerde, Kürt seçmeni dinlemek için doğu illerine giden Akşener ve parti üst yöneticilerinin ziyaret programında son dönemde çiftçi sorunlarını gündemde tutma amacıyla Orta Anadolu illeri ön planda. Esnaf ziyaretleri adı verilen programların yanında ilki geçen hafta İstanbul’da başlayan ve ikincisi yine aynı kentte bu hafta sonu 39 ilçede devam eden “saha programı” ilan edildi. Bu arada Akşener, İstanbul’da 20 Ağustos 2020 - 25 Şubat 2021 arasında 10 ilçe ziyareti yapmış durumda. Üç büyüklerden devamla, Ankara’da 7 Ocak 2021’den bu güne kadar 7 ilçe, İzmir’de 30 Ocak 2020’den bu güne 14 ilçe ziyareti gerçekleştirilmiş. İstanbul’da başlayan saha programı Ankara ve Konya ile devam edecek...

Erdoğan’ın tercihleri

AK Parti’de de son iki haftadır ‘saha yığınağı’ denilebilecek, bir kaç koldan yürüyen bir hazırlık var. Temmuz ortasında Meclis’in kapanmasıyla yoğunlaşması istenen faaliyetler öncesinde bir nevi tahkimat toplantıları. Önce Kızılcahamam’da üç günlük il başkanları kampı, ardından 40 belediye başkanıyla yapılan toplantı ve son olarak gruplar halinde milletvekilleriyle istişare buluşması.

Yazının devamı...

Diplomasinin ADF’ye ihtiyacı varmış

21 Haziran 2021

İki yıllık çabanın ürünü Antalya Diplomasi Forumu (ADF), üç günlük maratonun ardından dün sona erdi.  KOVID-19 nedeniyle bir yıl ertelenmek zorunda kalan Forum, buna rağmen pandemi dünyayı ele geçirdiğinden bu yana yapılan, alanının ilki oldu. Diplomasinin kravatsız tartışma ve fikir alışverişlerine ne kadar ihtiyacı olduğunun göstergesi ise kanımca paneller ve oturumlardan daha çok ikili görüşme trafiğiydi. Önceden planlananlar dışında onlarca baş başa görüşmeye tanıklık ettik ve sanırım o trafikte bazıları da gözden kaçtı.

ADF’nin öne çıkan alanlarından biri ise gençlerin varlığıydı. 50’den fazla üniversiteden katılan 256 lisans, yüksek lisans, doktora öğrencisi etkinliğe dinamizm kattı. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi çalışan gençler, kendilerine tanınan imkânın hakkını tüm oturumları doldurarak, sorular sorarak verdiler.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Bakan Yardımcıları, ADF Koordinatörü Büyükelçi Murat Karagöz, Bakanlık Enformasyon Genel Müdürlüğü ekibi ve konuklara mihmandarlık eden bakanlık personeliyle aile fotoğrafı çektirdi.

***

Aynı anda birçok paralel oturum ve yan etkinliğin düzenlendiği ADF’den ilgi ile takip ettiğim oturumlardan biri, Yenilikçi Arabuluculuk etkinliğiydi. Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi ve aynı zamanda arabuluculuk konusunda akademik çalışmalarda da imzası olan Burak Akçapar’ın moderatörlüğündeki oturumda, Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Kuveyt Dışişleri Bakanı Mohammed Al Sabah da Yemen çatışmalarındaki arabuluculuk deneyimlerini paylaştı.

Al Sani, ihtilafın konusuna ve bölge dinamiklerine uygun bir ülkenin arabulucu olarak seçilmesi gerektiğini belirtti ve birinci meselenin arabulucunun güvenilirliği olduğunu söyledi. Arabulucunun tahkimdeki gibi değil, çözüm önerileri getiren bir rol üstlenmesi gerektiğine dikkat çeken Katar Dışişleri Bakanı, buna hızın da eklenmesi gerektiğini vurguladı. Afganistan’a özel olarak da Al Sani, “Afganistan ihtilafı iki taraflı değil, çok taraflı. Zamanlama çok kritik. 3 ay sonra ne olacak? Devlet neye benzeyecek? Afganistan’ın geleceğinin neye benzeyeceği konusunda fikir birliği yok” dedi.  Öncelikle ülkede ateşkesin ve taraflar arasında fikir birliğinin sağlanarak, toplumun tüm unsurlarının özellikle gençlerin ve kadınların katkısının alınması gerektiğini belirten Al Sani’nin, “Müzakerelere katılanlar aciliyeti anlıyor mu emin değilim. Birçok ülkenin Afganistan’da barışın sağlanmasından çıkarı var. Bunlardan biri de Türkiye…” sözleri dikkat çekti. Al Sani’nin, “Arabulucu olmanın olumsuz tarafı, tarafların sizi tarafsız olmamakla suçlamasıdır. Motive edecek en önemli şey ise ihtilafın çözülmesiyle hizmet edeceğiniz amaçtır” ifadesinin de altı çizildi.

Yazının devamı...

Biden’a rehberlik edebilecek yazı

14 Haziran 2021

Geçen hafta Wall Street Journal’da (WSJ), aynı zamanda ABD dış politikası uzmanı bir akademisyen olan Walter Russell Mead’ın kaleminden çıkan makale, bugün gerçekleşecek Biden - Erdoğan görüşmesi öncesinde Ankara’da deyim yerindeyse elden ele dolaştı. Hatta birkaç haber ve yazıya da, “Karşınızdaki dedelerinizin dönemindeki Türkiye değil” başlığı hasebiyle ayrıca konu oldu.

Ankara’da, WSJ’deki bu makalenin Beyaz Saray’da “ilgilileri” tarafından mutlaka dikkatle okunmuş olduğuna vurgu yapılıyor. Yazı bu yönüyle sadece başlığı değil, ABD Başkanı’na Erdoğan ile “görüşme hazırlanırken, bu önemli ilişki hakkında yeni bir düşünce şekli geliştirmesi gerekir” diyerek, bunun nedenlerini “Türklerin” bakış açısından tek tek sıralaması nedeniyle de önemli. Yazıdan altını çizdiğim notları, buraya taşımadan önce kişisel bir çıkarımı da aktarmak isterim. Mead yazısında birçok üst düzey Türk yetkiliyle gerçekleştirdiği bir dizi görüşmeden bahsediyor. Sanırım Mead’in görüştüğü isimler arasında bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğunu varsayabiliriz. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan 1 Haziran 2021 tarihinde TRT’de katıldığı programda Biden ile görüşmesine ilişkin soruları yanıtlarken sözü ABD’nin YPG’ye verdiği desteğe ilişkin Türkiye’nin rahatsızlığını anlatırken şöyle demişti, “ABD’den bir yayın kuruluşu geldi. Onlara anlattım. Hak veriyorlar”...

Türkiye’yi anlama rehberi

Yazısının son cümlesi “Biden’ın Erdoğan ise görüşmesindeki işi, eski ABD - Türkiye ittifakını kurtarmak değil, yeni bir ittifakın temelini atmak” olan Mead, görüşme öncesinde Biden’a adeta bir Türkiye’yi anlama rehberi sunuyor. “Türkiye ve bulunduğu bölge, ABD Türkiye ilişkilerini daha önemli ve karmaşık kılacak şekilde değişti ancak Washington bu yeni ortaklığın işe yaraması için henüz bir vizyon geliştirmiş değil” saptamasının da yer aldığı ve bizzat bir Amerikalı tarafından ABD yönetiminin dikkatine sunulan tespitler şöyle:

“...Rusya, Ankara’nın hesaplarını değiştiren tek gerilemekte olan bölgesel güç değil. İran da ekonomik yaptırımlardan aldığı darbelerle sendeliyor. Arap dünyası da serbest düşüşte. Libya, Irak ve Suriye, hepsi de zayıf ve savaştan zarar görmüş durumdalar. Mısır artık ciddi bir bölgesel güç gibi görünmüyor. Bütün bunlara bir de Washington’ın, ABD’nin Orta Doğu’daki mevcudiyetini azaltacağına dair açıklamaları eklenince, Türkiye’nin doğusunda ve güneyinde açılan güç boşluklarının neden hem cazibesine kapılıp hem de kendini tehdit altında hissettiğini anlamak mümkün.

...Türkler, Yunanistan ve Kıbrıs’ın AB üyeliği nedeniyle Brüksel’in Türkiye’ye karşı kesin bir şekilde önyargılı olduğunu düşünüyor. Ancak AB, etkili bir bölgesel aktöre dönüşemedi ve Türkiye’nin mülteciler gibi konulardaki baskılarına karşı savunmasız.

Ankara’nın yeni dünyası da gül bahçesi değil. Rusya, Türkiye’nin göz ardı edemeyeceği bir güç olmaya devam ediyor. Suriye’deki iç savaş Türkiye için bir felaket oldu, ekonomisine zarar verdi ve milyonlarca çaresiz mültecinin sınırlarından geçmesine neden oldu.

İlişkilerdeki mevcut soğukluğa rağmen ABD ve Türkiye’nin ortak çıkarları var. Her iki ülke de Libya, Suriye ve Irak’ta barış ve düzen görmek istiyor. Her ikisi de İran’ın nüfuzu kırılsın istiyor. Her ikisi de Rusya’nın Orta Doğu, Karadeniz ve Kafkaslar’daki gücünü sınırlandırmak istiyor. Ve geniş Orta Asya genelinde de hem Ankara, hem de Washington, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelerin, Rusya ile Çin’in, bu ülkeleri emperyalist sistemlerine katma girişimlerine direndiğini görmek istiyor.”

Yazının devamı...

Enerjide güneş açtı

12 Haziran 2021

KONYA

Dünyanın sayılı güneş santrallerinden Kalyon Karapınar GES’in ilk fazı tamamlandı ve elektrik üretimine başlandı. 1 milyar dolarlık yatırım, 2022 sonu tam kapasiteye ulaşacak. Yenilenebilir enerji üretiminin yanında panel ithalatını da önleyecek

1000 megavat elektrik gücüne sahip Kalyon Karapınar GES’in yönetim binası olan Scada Merkezi’nin temeli de törenle atıldı.

Türkiye’nin en büyük güneş enerjisi santrali (GES) olan Kalyon Karapınar GES’in birinci fazı tamamlandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Karapınar GES, Entegre Güneş Paneli Fabrikası ve Ar - Ge tesisiyle, yenilenebilir enerjiye yerli teknoloji ve ‘Made in Türkiye’ damgası vuruyoruz” dedi.

Kalyon Holding’in inşa ettiği santrale düzenlenen teknik geziye, Enerji Bakanı Dönmez, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum katıldı. Organizasyon kapsamında ayrıca, santralin yönetim ve veri merkezi olarak inşa edilecek SCADA binasının temeli atıldı.

Yüzde 70’i aşan yerlilik

“Elektrik ihtiyacımızın önemli bir kısmını yerli kaynaklardan karşılamanın yanı sıra, elektriğin fiyatlandırılmasının yapıldığı bir enerji merkezi olmak için önemli bir adım attık” diyen Dönmez, 3-4 yıldır devreye alınan toplam kurulu gücün yüzde 90’ından fazlasının yenilenebilir enerji kaynaklarından geldiğini belirtti.

Yazının devamı...