İddia, hazırlık, politika ve değişim

23 Kasım 2020

AK Partili Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan geçen hafta, sosyal medya hesabından “HDP’ye karşı birleşen, terörü reddeden, mütedeyyin, muhafazakar, vatanın birlik ve beraberliğine tam destek veren Kürt siyasetçiler yeni bir parti kurup Cumhur İttifakına destek verecekler... Taze ve kesin bilgidir... Haydi hayırlısı..” paylaşımı yaptı. Bu paylaşım istihbarat kabul edilip, peşine düşüldüğünde ortada “henüz” bir kaç kaynak tarafından teyit edilen, somut bir bilgi yok. İddia ise muhtelif. Akla gelen bir çok olasılık da, iddia formatına sokulmaya müsait.

HDP açısından

Her şeyden önce, uzun yıllardır siyaset kulislerinde, “devlet onaylı”, “PKK’ya müzahir olmayan bir Kürt Partisi” fikri konuşulagelmiştir. Ancak bundan ayrı olarak, 25 Eylül 2020’deki Kobani olayları soruşturması kapsamında aralarında HDP eski milletvekilleri ve belediye başkanlarının da olduğu 82 kişi hakkındaki tutuklama kararından bu yana, soruşturmanın HDP’nin kapatılmasına doğru giden bir sürecin ilk adımı olduğuna dair yorumlar var. Bunları HDP de ciddiye alıyor olmalı ki, Eş Genel Başkan Mithat Sancar, 25 Ekim 2020 tarihli bir röportajında, partinin kapatılması olasılığına karşı B planları olup olmadığı sorusuna, “Her seçeneğe hazırlıklı olmak gerekir. Biz gereken hazırlıkları yapıyoruz” yanıtını verdi. HDP’nin kapatılma olasılığına karşı yedeğinin, hâlen TBMM’de Diyarbakır milletvekili Salihe Aydeniz ile temsil edilen Demokratik Bölgeler Partisi olduğu biliniyor.

Son dönemde asıl atıf yapılan ise, iki ‘muhafazakar’ ve HDP ile bağlantılı ismin açıklamaları. Bunlardan biri Kobani soruşturmasıyla tutuklanan Kars eski Belediye Başkanı, HDP’li Ayhan Bilgen. Bilgen tutuklandıktan kısa süre sonra cezaevinden, “HDP tersine Türkiyelileşme yaşıyor” başlıklı bir açıklama yaptı. Milletvekilliğinin son döneminden bu yana eleştirilerini parti içinde dile getiren ve sonuç alamadığı konuşulan Bilgen, açıklamasıyla HDP’yi bu kez kamuoyuna açık şekilde ve yüksek sesle eleştirmiş oldu. 

İkincisi ise, HDP ile yolunu 2018 seçimlerinden önce “Solun Kürt siyasal hareketi içerisindeki etkisini” ve “HDP’nin, HÜDA-PAR’la ittifak yapmamasını” gerekçe göstererek ayıran, eski milletvekili Altan Tan. Tan, Ayhan Bilgen’den hemen sonra, siyasi bir çalışma içinde olmadığını ancak ‘HDP kadro ve politikalarında bir değişikliğe gitmezse her şey olabileceğini’ söylemişti. Sayan’ın paylaşımındaki tarif ve söylentiler üzerine, Milliyet muhabiri Namık Durukan, Tan’a bir kez daha ulaştı ve bir parti çalışması içinde olmadığı cevabını aldı. 

Buraya kadarki tüm yorumlar, iddialar HDP’den hareketle yapılanlar... Nereye evrileceklerini zaman gösterecek.

AK Parti açısından

Ama Sayan’ın paylaşımında da yer alan, işin bir de Cumhur İttifakı’nı ilgilendiren yönü var. Çünkü Sayan’ın paylaşımı bir başka açıdan da, hem AK Parti’nin desteklediği bir partileşme çabası olduğu, hem de Cumhur İttifakı’nın buna ihtiyaç duyduğu izlenimi veriyor...

Yazının devamı...

Yatırımcıya hukuk güvencesi paketi

16 Kasım 2020

Gün gün mesaj sıralaması şöyle oldu: Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, 10 Kasım’da bakanlığının bütçe görüşmelerinde ilk işareti verdi. Gül, “önümüzdeki dönemde ekonominin kamu ve özel sektördeki tüm temsilcileriyle bir araya geleceğiz” dedikten sonra, mevzuatın yerli - yabancı yatırımcılara, işletmecilere güvence vermek amacıyla, uluslararası standartlara ve en iyi uygulama örneklerine göre güncelleneceğini söyledi. Adalet Bakanı “Sadece mevzuat düzenlemesiyle değil, hukuk kurallarını ekonomik hayatın bir teminatı, bir bekçisi olarak gören uygulamayla birlikte güven iklimi, yatırımcının en büyük güvencesi olacaktır.” ifadesini kullandı.

Bakan Gül’ün o gün ekonomi - hukuk ilişkisini kurarken insan haklarına vurgusu da dikkat çekiciydi. Şöyle dedi; “Bize göre, hukuk devleti demokratikleşme, insan hakları, hak arama hürriyeti, düşünce özgürlüğü, hukuki belirlilik, öngörülebilirlik, mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı gibi haklarla somut bir hâl alır. Sağlıklı ve güçlü bir ekonominin olmazsa olmaz, vazgeçilemez ve ihmal edilemez zemini bu ilke ve haklardır. Ülkemizin de ekonomik ve sosyal kalkınmasının ve büyümesinin en önemli dayanaklarından biri insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletidir ve böyle olmaya devam edecektir.”

Mesaj ve uygulama

Hemen ertesi gün 11 Kasım’da, AK Parti grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise işareti biraz daha açtı. Erdoğan, “Yatırım yapıldığında en yüksek ve güvenli kazancın sağlanacağı ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini tüm dünyaya göstereceğiz. Bu çerçevede ekonomi yönetimimiz yerli ve uluslararası yatırımcılarla yakın mesai içinde olacaktır. Özellikle ülkemize doğrudan yatırım getirecek herkese bu fırsatları birlikte değerlendirme teklifini yapacağız” ifadesini kullandı. Bir kaç saat sonra da, Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Başkanı Ayşem Sargın’ın başkanlık ettiği heyetle bir araya geldi.

12 Kasım’da Adalet Bakanı bu kez Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce düzenlenen Ceza Hukukunda Alternatif Çözüm Yolları Sempozyumu’nun açılışına katıldı ve “yatırımcı için öngörülebilir bir hukuk pratiği”nden bahsetti. Gül, “Anayasa Mahkemesi bir karar verip, ‘Mahkeme  buna uyar mı uymaz mı’ gibi bir öngörülebilirliğin olmadığı bir yerde yatırımda  hukuk öngörülebilirliğinden bahsetmek mümkün değil. Dolayısıyla hukukun  öngörülebilir olması hukuk devletinin yerine gelmesi anlamında hayati  derecededir.” ifadelerini kullandı. Ayrıca İnsan Hakları Eylem Planı’nın önlerinde olduğunu vurgulayarak, “daha fazla güvence nasıl olur, yakın zamanda iş dünyasının bu konudaki beklentilerini Hazine ve Maliye Bakanımızla birlikte dinleyeceğiz” dedi.

Gelelim 13 Kasım’a. Bu kez yine Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti’nin Tekirdağ İl Kongresi’nde konuştu ve 2021’in ilk aylarında Meclis gündemine yeni düzenlemeler geleceğini söyledi. Sözlerini şöyle sürdürdü: Bunlar içinde insan hakları eylem planına özellikle ehemmiyet veriyoruz. Ekonomideki yeni dönemin ruhuna uygun şekilde, temel hakların korunmasından  mülkiyet hakkının geliştirilmesine kadar, pek çok ilave hükümleri ilgili tüm taraflarla istişare ederek bu eylem planına derc edeceğiz.

Son olarak 14 Kasım’da yine Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin Kars ve Karaman İl Kongrelerine video konferans ile katıldı ve “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz...Geçtiğimiz yıl başlattığımız hukuk reformlarını, ekonomik güven iklimini de tahkim edecek şekilde hızlandırarak sürdürüyoruz” dedi.

YRSB’de ne denilmişti?

Yazının devamı...

İkinci Deprem Komisyonu’ndan beklenti

9 Kasım 2020

TBMM’de geçen hafta, on yıl aradan sonra ikinci Deprem Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon, ilk toplantısını yarın yapacak ve yol haritasını belirleyecek. Bundan önceki komisyon ise, 1999’daki Gölcük ve Düzce depremlerinden on yıl sonra, 2010’da kurulmuş, dört ay çalışmış ve ortaya 154 sayfalık bir rapor çıkarmıştı. Başkanlığını daha önce 61.,62. ve 63. Hükümetlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı olan İdris Güllüce’nin yaptığı komisyon, on iki toplantı gerçekleştirmiş, elli üç ayrı birimi komisyona davet ederek, 100’den fazla kişinin bilgisine başvurmuştu. O komisyon çalışmalarını, “Türkiye’nin Depremselliği” ve “Zarar Azaltma” şeklinde iki ana başlık altında toplayarak, deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrasına yönelik alınan ve alınması gereken tedbirler açısından incelemelerde bulunmuştu.

2010 Komisyonu’nun yayınladığı raporun, ‘Sorunlar’ başlıklı üçüncü bölümünde şu tespitler yer almış:

“Afet yönetimimizin genel sorunları olarak aşağıdaki hususlara dikkat çekmek gerekmektedir:

Yasal düzenlemeler ve toplumsal alışkanlıklarımız açısından, afetten sonra yardım ve yara sarma politikalarına öncelik verilmektedir.

Kanun ve yönetmeliklere aykırı eylem ve işlemlerin yeterli yaptırımı bulunmamaktadır.

Afetlerle karşılaşıldığında, eylem kararları yerel yönetimlerce belirlenmek yerine, üst düzey karar vericiler tarafından alınmaktadır.

İmar düzenlemelerinde afet konusu ihmal edilmiştir.

Afet ve imar düzenlemeleri, birbirinden bağımsız ve yabancı hale getirilmiştir.

Yazının devamı...

Almanya, Fransa, Hollanda ilk beşte

2 Kasım 2020

Geçen hafta üç ülkede, ardı ardına, bir şekilde Türkiye’yi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ama aynı zamanda Müslümanlığı ve İslam’ı da hedef alan bir dizi olay gerçekleşti. Almanya-camii baskını, Fransa-Macron-boykot-Charlie Hebdo, Hollanda-Geert Wilders -Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret denildiğinde, kasıt hemen anlaşılacaktır. Bu üç ülkedeki farklı olayların ortak noktaları çok. Aynı zamanda ilk de değiller.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı Abdullah Eren, ırkçılık ve İslam karşıtlığını “adeta yeni normal” olarak tanımlıyor. “Avrupa’da içeride sıkışan siyasetin ırkçı ve İslam karşıtlığı popülizmiyle çıkış aradığına şahit oluyoruz” diyen Eren, YTB’nin yurtdışındaki vatandaşlara yönelik saldırıları raporladığını hatırlatıyor. 2019 raporu bu çerçevede 4 dilde yayınlandı, Almanya’daki saldırılara ilişkin rapor da bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Şansölye Merkel’e verildi.

Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya’da yerleşik Türk toplumunu hedef alan saldırılardan ‘bildirilen’ ve medyaya yansıyanları kapsayan rapordan önce genel bazı tespitleri aktaralım:

- 2018’de Türk vatandaşlarına yönelik, dini ve ırkçı motivasyonla toplam 128 saldırı kayda alındı.

- 2019’da YTB’nin kaydettiği İslamofobik ve ırkçı saldırı sayısı, yüzde 137’lik artışla toplam 303(*).

- 303 saldırının 50’si Müslüman ancak Türkiye kökenli olmayan kişi ve gruplara yönelik.

- 303 saldırının 253’ü doğrudan/dolaylı Türkiye vatandaşlarını hedef alan saldırı. (47’si PKK terör örgütü, 126’sı İslamafobik, 80’i ırkçı).

- 253 saldırının yüzde 66,9’u (170) fiziksel. Rapordaki ifade şu; “Fiziksel saldırı içinde 64 saldırı ile en çok camilerimiz hedef alınmaktadır. Nefret söylemi ve tehditlerin de ağırlıklı olarak camilerimize yapılan asılsız ihbarlar, bırakılan domuz kafası ve tehdit mektupları olduğu düşünüldüğünde nefret suçlarının en büyük hedefinin camilerimiz olduğu ortaya çıkmaktadır.”

Yazının devamı...

Azerbaycan uluslararası hukukun yapmadığını yapıyor

26 Ekim 2020

Sahibe Gafarova, Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı... Bir filolog, hoca ve uluslararası siyasette de tanınan, deneyimli politikacı. 2010’dan bu yana Azerbaycan parlamento-sunda. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi’nde 2013’den itibaren cinsiyet eşitliği, ırkçılık, ksenofobi, kadına yönelik şiddet, göç, mülteciler ve yerinden edilmiş kişilerle ilgili komisyonlarda görev üstlenmiş bir isim. TBMM heyetinin Azerbaycan ziyareti sırasında kendisiyle sohbet etme imkanı buldum.

Ermenistan’ın saldırılarının başladığı ilk saatlerden itibaren Türkiye’nin hem resmi görevlilerinin hem de halkının açık, net desteğini gördüklerini söyleyen Gafarova “TBMM’de temsil olunan 4 parti tarafından Azerbaycan’ın haklı davasına verilen destek çok değerli olmuştur. Bu destekten dolayı ben ister kendi adıma, ister Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin tüm milletvekilleri adına, Türkiye Cumhuriyeti’ne, TBMM ve parlamenterlere çok büyük minnettarlığımı bildirmek istiyorum” dedi. Gafarova sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her bir Azerbaycanlı bilir ki her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının gönlü burada, Azerbaycan’dadır. Bu karşılıklıdır, her bir Azerbaycan vatandaşının kalbi de zor günlerinde kardeş Türkiye ile beraber atar.”

Azerbaycan Meclis Başkanı’na sözünü ettiği bildiri altında bir partinin, HDP’nin, imzası bulunmadığını belirterek, bu konudaki görüşünü de sordum. Hiç bir ülkedeki hiçbir parti için yorum yapmak istemediğini belirten Başkan “Söyleyebileceğim şudur; her kim ki Türkiye’nin hayrına çalışır, her kim ki Türkiye’nin daha da güçlenmesi, müreffeh bir geleceğe kavuşması için çaba harcar, Azerbaycan onun yanında olur. Biz Türkiye’nin geleceğinin yanındayız. Biz kardeş ülke olarak Türkiye’nin daha da güçlü olması için elimizden geleni yapmaya hazırız ve yapıyoruz. Aynen Türkiye’nin de kardeş Azerbaycan’ın güçlenmesi, kudretli bir devlet olması için gereken her şeyi yaptığı gibi” dedi.

Azerbaycan’ın adını ağızlarına alamıyorlardı

Gafarova saldırıların ardından, kendisinin Azerbaycan’ın aktif işbirliği olan 80’in üzerindeki ülkedeki mevkidaşlarına, Meclis’teki dostluk grubu başkanlarının da kendi muhataplarına mektup yazarak bilgi verdiklerini anlattı. Gördüğünüz destek yeterli mi? soruma ise şu yanıtı verdi:

1990’lı yılların başlarında yaşadığımız savaşla şimdikini kıyasladığımızda ortaya çok ciddi fark çıkmakta. 1992’de birçok ülke Azerbaycan’ın adını bile ağzına alamıyordu. Ama bugün Azerbaycan’ın haklı davası dünyada destek görüyor. Bugün dünyanın gördüğü bir diğer konu Ermenistan’ın sivillere karşı terörü. Gerçi bu bizler için bugüne ait bir şey değil. Bizim için 30 yıldan beri Ermeni terör var. Terör, Gence saldırısı ile başlamadı. Terör ilk Karabağlı’nın yerinden edildiği gün başladı. Biz onlar gibi terörist bir millet değiliz. Onların istediği teröre zemin hazırlamak. Ermenistan sadece Azerbaycan’dan toprak istemiyor ki. Haritaya bakarsanız Ermenistan dört ülke ile komşu Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve İran. Ermenistan komşusu olan bu 4 ülkeden 3’üne karşı toprak iddiasına sahip, bu devletlerden toprak talebi var.

Yazının devamı...

Şentop’un Azerbaycan heyetinde dikkatleri çeken iki isim

22 Ekim 2020

TBMM Başkanlarının resmi ziyaretlerinde siyasi parti gruplarının dostluk gruplarından ya da dışişleri komisyonundaki üyelerinden temsilci bulunması adettendir. Nitekim TBMM Başkanı Mustafa Şentop da, ikinci döneminin ilk resmi ziyaretini hem özellikle Azerbaycan’ın Bağımsızlık Günü’ne denk getirdi, hem de heyetini adete göre şekillendirdi.

HDP’ye davet yapılmamasının nedeni, TBMM’nin Ermenistan’ın 27 Eylül’de başlayan saldırılarından hemen sonra yayınladığı, saldırıyı kınayan ve Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında olmaya devam edeceğini vurgulayan bildiriye imza vermemesiydi. Bildirinin altında imzası olan dört partiden, AK Parti’yi Grup Başkanvekili Cahit Özkan ve CHP’yi ise Grup Başkanvekili Engin Altay temsil etti.

CHP’nin ilk tercihi Çeviköz’dü ama...

Ancak öğrendiğim kadarıyla CHP’nin aslında Şentop’un heyetine katılması için hazırlık yaptığı isim CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dış politikada başdanışmanı olan İstanbul milletvekili Ünal Çeviköz’müş. Henüz CHP’den resmi yazı ulaştırılmadan Çeviköz’ün heyete dahil edilme girişiminden haberdar olan TBMM Başkanı Şentop, Çeviköz’ü kabul etmeyeceğinin mesajını ulaştırmış. Aslında Çeviköz 2001-2004 yılları arasında Türkiye’nin Bakü Büyükelçiliği’ni de yapmış bir isim. Fakat katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği “Bir yandan Türkiye’nin Azerbaycan’a silah yardımı ve bazı söylentilere göre de bir takım milis, cihatçı grupların aktarımı varken, Rusya’dan da Ermenistan’a milis ve silah yardımı yapıldığı söyleniyor” cümlesi tepki çekmiş ve tartışma yaratmıştı.

Bakü’de bulunduğum üç gün boyunca, Çeviköz’ün sözlerine tepkili olanların sadece Türkiye’deki politikacılar olmadığını gözlemlediğimi de söyleyebilirim.

Ermeni cemaatinin temsilcileri dinlenecek

Şentop’un heyetinde ayrıca Türkiye Azerbaycan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu’nun Başkanı Şamil Ayrım ile AK Partili üye İbrahim Aydemir ve MHPli üye Yaşar Karadağ ile İYİ Parti’nin Türk Dünyası ve Yurtdışı Türklerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yavuz Ağıralioğlu yer aldı. Heyette yer alan iki milletvekili daha vardı ama onlar Parlamentolararası Dostluk Grubu üyesi değildi. Bunlardan biri TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu’ydu. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu geçen hafta Ermenistan’ın saldırısı sonrası başlayan çatışma sürecinde yaşanan hak ihlallerini incelemek üzere bir alt komisyon oluşturdu. Dışişleri Bakanlığı’nın koordinasyonunda bir kaç hafta içinde Azerbaycan’a gidecek olan heyet sivil yerleşim alanlarında inceleme yapacak. Çavuşoğlu’nun heyette bulunmasının anlamı buydu. Ancak komisyonun dikkatle izlenecek bir çalışması daha olacak. O da, Türkiye’deki Ermenilerin durumu... Komisyon Başkanı Çavuşoğlu bu çerçevede önümüzdeki günlerde Ermeni cemaati temsilcileriyle bir araya geleceklerini, bunun için hazırlık yaptıklarını söyledi.

Yazının devamı...

Öngörülen dezenformasyon

19 Ekim 2020

TBMM Başkanı Mustafa Şentop bugün Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile görüşecek ve Türkiye’nin desteğini bir kez daha dile getirecek. Şentop, Aliyev’in davetlisi olarak ülkenin bağımsızlık günü olan 18 Ekim’de, beraberinde milletvekilleriyle geldiği Bakü’de yarın da Azerbaycan Milli Meclisi’ne hitap ederek, özetle “Azerbaycan bizden ne zaman ne konuda destek isterse gereken her şeyi yapmaya hazırız, dertlerimiz ve sevinçlerimiz ortak” diyecek. 

Türkiye, Ermenistan’ın 27 Eylül sabah altı sularında başlattığı saldırılardan bu yana Azerbaycan’a koşulsuz desteğini her düzeyde ve platformda yineliyor. Geçen hafta detaylarını aktardığım, TBMM Dışişleri Komisyonu’nun yeni yasama yılındaki ilk toplantısının gündemine özellikle Azerbaycan ile ilgili anlaşmaları alması, bunlardan sadece biriydi. İki ülkenin işbirliği yapmaya başladığı ve bundan sonra da artırarak, geliştirerek sürdürmeyi hedeflediği bir diğer alan ise iletişim, medya ve kamu diplomasisi.

3 harekâtın deneyimi

Türkiye, Suriye’nin kuzeyine üç harekât gerçekleştirdi. Bazı ülkelerin eleştirdiği bu operasyonlara yönelik itibarsızlaştırma ve algı operasyonları ise bir çok kanaldan yürütüldü.  

18 Ekim 2019 tarihli “Operasyonun sosyal medya mücadele sahası” başlıklı yazıma, “Barış Pınarı Harekâtı vesilesiyle günümüzde devletlerin mücadelelerini bir kaç sahada aynı anda vermesi gerektiğini bir kez daha hatırladık. Fiziksel olarak sahada, diplomatik olarak masada, propaganda ve dezenformasyona karşı basın-yayın ve sosyal medyada” diyerek başlamıştım. O yazıda örnekleriyle gerek sosyal medya, gerek basın aracılığıyla yapılanları aktarmıştım. Türkiye’nin kimyasal silah kullandığından, ibadethaneleri hedef aldığına ya da hapishanelerin kapılarını açarak mahkûmları serbest bıraktığına kadar bir dizi iddia ile operasyonun amacı sorgulatılmaya çalışıldı.

Bu tablonun benzeriyle hem Azerbaycan, hem de Türkiye, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarına saldırısının ardından bir kez daha karşılaştı. Ermenistan Savunma Bakanlığı 29 Eylül’de, Ermenistan’a ait bir savaş uçağının Türk F - 16’sı tarafından düşürüldüğünü iddia etti. Tıpkı Libya için olduğu gibi, Azerbaycan için de Türkiye’nin Suriye’den cihatçı grupları para karşılığında getirdiği işlenmeye başladı. Diplomatik kaynaklar, Ermenistan’ın kendini içine düşürdüğü durumu gölgelemek için algı operasyonlarının peşinde olduğunu belirterek, “Bunun farkındayız, o nedenle İletişim Başkanlığının desteğiyle, Azerbaycan makamlarıyla birlikte karşı çalışma yürütüyoruz” diyor.

27 Eylül’den önce atılan adım

Yürütülen o çalışma resmen eylül ayında başladı. Ermenistan’ın temmuzda, Azerbaycan ve Türkiye’nin ortak enerji ve ulaştırma projelerinin olduğu sınıra yakın Tovuz şehrine saldırısından sonra. 7 Eylül 2020’de İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev ile bir görüşme yaptı. İki ülke heyetleri de masaya oturdu. Altun o gün yaptığı açıklamada her iki ülkeye karşı “itibar suikastlarına ve algı operasyonlarına kalkışıldığını” belirterek, “Türkiye ve Azerbaycan’a saldıranlar, devletlerimiz aleyhinde dezenformasyon ve itibarsızlaştırma faaliyetleri yürütenler, vatandaşlarımızın canına, malına kastedenler bir olduğuna göre; bize de ancak bir olmak, iri olmak, diri olmak düşer.” demişti. O toplantıda iki ülkenin medya, iletişim ve kamu diplomasisi alanlarında iş birliğinin artırılmasına karar verildi. Bu amaçla ortak medya platformu için mutabakata varıldı.

Yazının devamı...