DEVA ve Gelecek kapışacak mı?

1 Ağustos 2022

Geçen hafta Ankara’da siyaset ilgililerinin merceğinde altılı masanın iki üyesi, Gelecek ve DEVA Partisi liderlerinin röportajlar aracılığı ile birbirlerine sitemleri, mesajları vardı. Adeta sıkı bir masa tenisi karşılaşması izlermiş gibi bakışlar bir o partiye bir öteki partiye döndü. İki taraf da lafını esirgemeyince, ipler kopabilir mi, bu masaya nasıl yansır gibi soruların peşine düşüldü.

 Kaçıranlar için kısa özet...

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan Doğu Karadeniz seyahatinde, “Altılı masa birden çok ittifak oluşturabilir mi?” sorusu yöneltildi. Bu arada bir süredir kulislerde ‘Gelecek Partisi lideri Davutoğlu Saadet ve DEVA ile üçlü ittifak istedi ama DEVA kabul etmedi’ iddiasının da konuşulduğunu da biliyoruz. Babacan kendisine yöneltilen soruya cevap verirken bir deklarasyondan bahsederek sözlerini şöyle sürdürdü; “Partinin yetkili organlarına götürdük. Başkanlık kurulunda 21’de 21 reddedildi. Bir arkadaşımız bile desteklemedi. O bizim kendimizi nasıl tanımladığımızla ilgili bir konu. İstemiyor arkadaşlarımız.” dedi. Deklarasyon ifadesi ilk etapta sanki bir ittifak için deklarasyon gibi anlaşılıyor. Ancak bunun pek öyle olmadığı ve Davutoğlu’nun da bu sözlerden çok rahatsız, hatta kırgın olduğu,  bu kez onun verdiği bir röportaj ile görüldü.  Davutoğlu deklarasyonun 28 Şubat benzeri bir girişim olasılığına karşı olduğunu açıkladı ve “DEVA’da ‘hayır’ diyen 21 arkadaşıma soruyorum: İki paragraflık metinde sizi ne rahatsız etti kimlik olarak? ’28 Şubat’ı yapmak isterlerse onlara karşı mücadele edeceğiz’ dememiz mi, rahatsız etti? ’28 Şubat’ı örtü gibi istismar ederek yolsuzluk yapanlara karşı mücadele edeceğiz’ dememiz mi?” dedi. Davutoğlu’nun bu sözleri söylerken ne kadar sert bir şekilde ifade ettiği, satırlardan bile hissedilebiliyor. Bunun üzerine, Babacan Cuma akşamı katıldığı bir programda, “Birbirimizin samimiyetinden emin olmazsak, böyle ufak tefek şeylere hemen alınganlık gösterirsek, bu yol beraber yürünmez zaten. Altılı masa diye bir yapı kurduk, yol arkadaşlığı var. Tüm bu süreçte böyle ufak tefek şeylere takılırsak bu uzun yol yürünmez. Herkes birbirini biraz idare edecek, anlayışla karşılayacağız.” ifadesini kullandı. 

Bunun adı rekabet olmasın?

İki isim yıllarca AK Parti’de dirsek dirseğe çalıştı. Partiden kopuşları da hemen hemen aynı zamanlarda. Ama biliyoruz ki, deklarasyon önerisi kabul edilmediği gibi, Davutoğlu’nun yeni bir siyasi parti hazırlığı sırasında yaptığı ‘birlikte hareket edelim önerisi de’ Babacan tarafından reddedilmişti. Dolayısıyla son açıklamalar iki parti arasındaki mesafeyi biraz daha açar nitelikte.

DEVA Partisi Sözcüsü ve Seçim İşleri Başkanı İdris Şahin’e, “Sanki kapışacakmışsınız gibi bir izlenim var dedim ve yorumunu istedim. Şahin şunları söyledi:“Altılı masa içerisinde bizim parti programı ve kadroları itibarıyla en çok benzeştiğimiz parti Gelecek Partisi. Altılı masaya oturduğumuz günden itibaren, hiçbir konuda bir ayrılığa düşmedik ve mutabakat metinlerinin hepsinin altına birlikte imza koyduk. Hiçbir sıkıntımız yok. Bu niye böyle? İşin doğası gereği ikimiz de yeni partiyiz. İkimiz de sürekli olarak diplere namzetmişiz gibi gösteriliyoruz. Siyasette yeni olanların, belki direnci zayıf. Onların sıçramamasının nedeni olarak belki bizi görebilirler, belki bizimkiler onları görebilirler. Ama genel olarak, müzakereleri yürüten arkadaşlar arasında hiçbir sıkıntı yok. Son kertede, eğer altılı masa içerisinde tartışılmak kaydıyla, bizim Gelecek ile birlikte bir yapı ile seçime girmemizin uygun olacağı anlaşılırsa, biz bunu yetkili kurullarımızda çok rahat bir şekilde savunabiliriz, hiçbir sıkıntı olmaz. Gelecek Partisi ile DEVA arasında bir sorun çıkmasına biz fırsat vermeyiz. Buradan kimseye ekmek çıkmaz. Gerek genel başkanlar düzeyinde, gerek karar verici kadrolar düzeyinde en ufak bir ihtilaf veya sıkıntı yok.” İdris Şahin partisi adına adeta garanti verir şekilde konuştu ama daha önce Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın yaptığı paylaşım nedeniyle yaşanan sıkıntının bir benzerinin de bu kez iki parti arasında geçmesi, altılı masanın neredeyse mottosu haline gelen “Rekabete kadar işbirliği” ifadesini hatırlatıyor. Aslında durum, rekabet ederken işbirliği de yapmak zorunda kalmak gibi görünüyor. 

Şahin ile sohbetimden iki not daha... Şahin, deklarasyona neden imza koymadıklarını, “Altılı masaya girelim mi, girmeyelim mi diye tartışırken, bunun öncesinde daha alt bir kümede birleşmiş olmak, oraya karşı bir güvensizlik oluşturabilir dedik. Şu aşamada değerlendirmek doğru olmaz diye düşündük” diye açıkladı. İkincisi; anket yaptırmak konusunda acele etmeyen ve bunu olabildiğince sahadaki görünürlüğünü artırdıktan sonraya bırakan DEVA Partisi, üç firma ile el sıkışmış. İki firma büyükşehirler, diğer firma da diğer iller olmak üzere 81 ilde araştırma yapıyor. Şahin, “15 güne kadar gerçek durumumuzu, ilk defa göreceğiz” dedi. Bakalım anketlerin partiyi gösterdiği noktadan şikayetçi olan DEVA’nın kendi anketinden ne çıkacak?

Yazının devamı...

‘Yalvardık, kıvrandık burası çürüyor diye’

31 Temmuz 2022

Ankapark’ı bir problem olarak tanımlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Yavaş, ‘Ama biz bunu kim yaptı tartışmasını yargıya bıraktık’ dedi. Yavaş, ‘Cenazeyi nasıl ayağa kaldırabiliriz bundan sonra ona bakacağız’ ifadesini kullandı

ABB Başkanı Mansur Yavaş, 18 Temmuz 2022 tarihi itibarıyla uzun bir davalar silsilesinin ardından ABB’ye devredilen tartışmalı Ankapark’ın son halini bu kez de gazetecilere gösterdi. Daha sonra basın toplantısıyla Ankapark’ın 2018’de, daha açılmadan, yasa değişikliği ile başlayan ve ABB’ye devrine kadar geçen hukuki süreci belgeler eşliğinde anlatan Yavaş, “Adeta kıvrandık, yalvardık burası çürüyor, çürüyor, çürüyor diye” dedi. 

Peş peşe suç duyurusu 

Devir kararının hemen ardından işletmeci şirketin iflasının hileli iflas olduğu şüphesiyle savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını belirten Yavaş, aynı şekilde alanın belediyeye teslim edilmediği süre boyunca yıpranması ve çürümesine sebep olanlar hakkında da suç duyurusunda bulunulduğunu kaydetti. Yavaş, “Bizi de inceleyin diye verdik. Kim çürüttüyse cezalandırılsın diye suç duyurusunda bulunduk” ifadelerini kullandı.  

ABB Başkanı Yavaş sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu geçen 3 yıl içinde kim sorumlu. Ben Adalet Bakanlığına tazminat davası açmayı planlıyorum. Burada çok ağır bir kusur vardır. Bu tespitler yapıldıktan sonra Adalet Bakanlığına tazminat davası açacağız.” 

Yavaş, Ankapark’ın yeniden çalıştırılabilecek hale getirilmesi için yapılması gereken masraf tutarının ne kadar olacağının tespiti için de delil tespit davası açıldığını söyledi. 

Ankapark’ın mevcut durumu hakkında tespit çalışması yapıldığını, TMMOB’dan bir ekibin de belediyesinin hasar tespit çalışmalarına destek olduğunu kaydeden Yavaş, konuyla ilgili meslek odalarına, STK’lara yazılar yazıldığını ayrıca parkın yapımında oyuncak alınan yabancı firmalardan da oyuncakların tekrar çalıştırılabilmesi için gereken işlemler ve doğacak maliyet hakkında bilgi istendiğini aktardı.  

Yazının devamı...

Türkiye Venezuela’da enerji de aramasın mı?

25 Temmuz 2022

Rusya – Ukrayna Savaşı’nda bugün, savaşın kendisinden çok, doğurduğu sonuçları konuştuğumuz bir aşamaya geldik. Meğer Dünya’yı savaşa tutuşan bu iki ülke doyuruyormuş, onu öğrendik. Onlar savaşadururken Dünya’nın ‘acından öleceği’ ortaya çıktı. Bu, savaşın sonuçlarından sadece biri. Bir yandan da Avrupa’da kavurucu sıcağın altında, önümüzdeki kışın nasıl donmadan geçirileceğinin hesabı başladı.

Öte yandan, tahıl koridoru meselesinde imza aşamasına Türkiye’nin büyük çabasıyla ulaşıldı. İmzalar atılır atılmaz, dört bir yandan gelen tebrik ve teşekkürler, teslim edilen bir hak. Ancak, imzaların daha mürekkebi kurumadan Odessa Limanı’na düzenlenen saldırı, soru işareti yarattı. Bundan sonraki temel mesele koordinasyon sürecinin işleyişi, verilen sözlere sadakatin yakından izlenmesi olacak.

Cuma günü, ‘açlık krizine’ doğru giden ‘gıda krizinde’ kritik imzalar için Dünya gözünü kulağını İstanbul’a çevirmişken, aynı sırada içeride, kabaca “bizim çiftçimiz, toprağımız, hayvanımız var iken ne işimiz var Venezuela’da” şeklinde özetlenebilecek tartışma da bir kez daha gündemdeydi. Aynı gün Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan gelen, “yurtdışında arazi kiralamıyoruz” açıklaması bu eleştiriye cevaptı. Açıklamayı görünce, “dışarda Dünya’ya merhem olmaya çalışırken, içerde ikna ile uğraşmak diye buna denir” diye düşündüm.

Konuya aşina olmayanlara kısa bir özet. Tartışmanın fitili Haziran ayı başında Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’nun ziyaretiyle ateşlendi. O ziyarette imzalanan anlaşmalardan biri de tarım alanındaydı. Ziyaretten iki gün sonra Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci Diyarbakır’da katıldığı bir etkinlikte, Maduro’nun Türkiye’ye, “gelin bizim ülkemizde üretim yapın. 100 kilo buğday üretin 70’ini alın kendiniz dışarıda değerlendirin, 30’unu bize bırakın yeter” dediğini aktardı. İşte bu açıklamadan sonra, “tropik ülkede buğday nasıl yetişir?” sorusuyla başlayan tartışma, yukarıda ‘kabaca’ tarif ettiğim noktaya kadar geldi dayandı.

Tarım Bakanlığı, eleştiriler üzerine önce, 15 Haziran’da bir açıklama yaptı ve özetle şunları söyledi:

*Venezuela Üretken Tarım ve Araziler Bakanı Wilman Castro Soteldo, “Türk yatırımcıların Venezuela’da 400 bin hektar tarımsal alanda yatırım yapabileceklerini” iletti.

*Yapılan teklif, Türkiye için ayrılan ve ‘Turkish land’ olarak adlandırılan bölgede tarımsal yatırım yapılması ve elde edilecek hasılatın yüzde 70’inin yatırımcıya, geri kalan yüzde 30’luk kısmının da Venezuela’ya bırakılması şeklinde. Yatırımcının elde edeceği hasılatın Türkiye’nin ihracatı için de kullanılabileceği kaydedildi.

*Dünya Ticaret Örgütünün raporlarına göre yaklaşık 41 ülke, başka ülkelerde arazi kiraladı, 62 ülke de arazilerini başka ülkelere kiraladı veya sattı. İngiltere başta Afrika’da olmak üzere 4,4 milyon hektar arazi kiraladı. Bu, Danimarka’nın yüzölçümüne eşit. ABD’nin aynı yöntemle kiraladığı arazilerin büyüklüğü 3,7 milyon hektar. ABD, İsviçre ve Çin’in Moldova büyüklüğünde kiraladığı tarım arazileri bulunuyor.

Yazının devamı...

‘YİD olmasaydı Rize-Artvin ve Tokat havalimanlarını yapamazdık’

21 Temmuz 2022

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, muhalefetin Yap İşlet Devret (YİD) projeleriyle ilgili eleştirilerini yanıtlarken, “20 yılda yapılan 183 milyar dolarlık yatırımın, 37,5 milyar doları yap-işlet-devret projesidir. Bunu devlet bütçesinden yapsaydık, Tokat Havalimanı’nı, Rize-Artvin Havalimanı’nı yapamayacaktık” dedi.

Karaismailoğlu, basın kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle gerçekleştirdiği buluşmada özetle şunları söyledi:

YİD’DE BİRİNCİ KÖPRÜ ÖRNEĞİ: Devletimiz o kıt imkanları ile bütün yatırım bütçesinin tamamını Birinci Boğaz Köprüsüne harcadığı için Anadolu’daki hiçbir yatırıma giremedi, Anadolu maalesef geri kalmıştır. Şimdi o eşit paylaşımı yapmak için fizibilitesi uygun olan projeleri yap-işlet-devret yaparak yapım sırasında devletimize hiçbir yük getirmiyor, onun yanında Anadolu’da bölgesi için çok kıymetli işleri de aynı anda yapıp bitirerek ülkemizin hizmetine sokuyoruz.

YATIRIMIN YÜZDE 20’Sİ YİD: Son 20 yılda 183 milyar dolarlık yatırım yaptık. Bunun sadece yüzde 20’sini biz yap-işlet-devret olarak yaptık,Yani 183 milyar dolarlık yatırımın, 37.5 milyar doları yap-işlet-devret projesidir. 37.5 milyar dolarlık yatırımı devlet bütçesinden yapsaydık, Tokat Havalimanı’nı, Rize-Artvin Havalimanı’nı yapamayacaktık, Kömürhan Köprüsü’nü yapamayacaktık.

GÜNDE BİR UÇAK BİLE İNSE: Kars Havalimanı’nı, Zafer Havalimanı’nı biz devlet olarak yapmış olsaydık, 50 milyon dolar direkt devletin bütçesinden harcayacaktık ve her yıl 7 milyon dolar buraya işletme masrafı harcayacaktık. Zafer Havalimanı, doğru bir projedir, fizibıl bir projedir, o bölgenin ihtiyacı olarak bu havalimanı yapılmıştır. Yolcu sayıları söyleniyor. 2 yıldır Kovid-19 salgın süreci vardı, devlet havalimanlarını kapattı, tabii ki yolcular düşecektir. Bugüne geldiğimizde yolcular artıyor sürekli... Günde bir tane bile uçak inse o havalimanı kıymetlidir. O havalimanı zarar ediyor diye kapatacak mıyız? Ona bakarsak hastaneler de zarar ediyor, adalet sarayları da zarar ediyor, kapatalım.

OLMAZSA OLMAZIMIZ: Kanal İstanbul olmazsa olmazlarımızdan biri. Hem bizim hem de Karadeniz’e komşu olan ülkelerin limanlarına yapmış oldukları yatırımlar, tabii ki bu arada Rusya-Ukrayna krizi, oradaki limanlarda yaşanan krizler, onları da bir taraftan takip ediyoruz. Ulaşım yollarını yaptıktan sonra ana ihaleyi yaparak Kanal İstanbul’u gerçekleştireceğiz… Aslında kesinleştirdiğimiz işler var ama, farklı bir gözle de yine bunun araştırması, incelmesi de-vam ediyor.

Yazının devamı...

‘Yaş haddi’nde ‘Güler’ düzenlemesi

21 Haziran 2022

Bedelli yasa teklifinin içinden çıkan sürpriz, Genelkurmay Başkanı’nın yaş haddinin 67’den 72’ye yükseltilmesine ilişkin madde oldu. Teklife göre, Genelkurmay Başkanı’nın görev süresi birer yıllık süreyle 72 yaşına kadar uzatılabilecek.

Böylece düzenlemenin hayata geçmesi ile normal şartlar altında bu yıl 30 Ağustos itibarıyla görev süresi dolacak olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler görevinin başında kalmaya devam edebilecek. 18 Eylül 1955 doğumlu Genelkurmay Başkanı Güler, geçen yıl YAŞ kararlarının geçerlilik tarihinden 18 gün sonrasına denk gelen doğum tarihi nedeniyle yaş haddine takılmamış; böylece görevine 1 yıl daha devam edebilmişti.

Tecrübe ve ahenk etkisi

Askeri teamüller gereği, Güler’den sonra Kara Kuvvetleri Komutanı Musa Avsever’in Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturması gerekiyor. Ancak, Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Küçükakyüz, Güler’den sonraki en kıdemli kuvvet komutanı. Bu durum geçen yıl Yüksek Askeri Şura’dan (YAŞ) sonra Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Hava Kuvvetleri Komutanı’nın Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturması ihtimalinin ortaya çıktığı şeklinde tartışılmıştı. Bu yıl Ağustos’ta gerçekleşecek YAŞ öncesinde, yapılan istişareler sonucunda konu hakkında verilen karar, Yaşar Paşa’nın görevine devamı şeklinde oldu.

15 Temmuz 2016’da FETÖ’nün askeri darbe girişiminin ardından TSK içindeki tasfiyeler nedeniyle ordunun insan kaynağı dengesi bozuldu. O nedenle, 15 Temmuz sonrası süreçte YAŞ’larda komuta kademesinde çok büyük değişiklikler yapılmadı.

Konuya yakın kaynaklar, Yaşar Paşa’nın görevine devam etmesinin istenmesinde iki faktörün etkili olduğunu belirtiyor. Bu etkenler, ‘askeri tecrübe’ ve ‘komuta kademesindeki ahenk’ olarak özetleniyor. Komuta kademesinin uyum içinde çalıştığı, içinden geçilen dönemde bu iki unsurun vazgeçilemez olduğu kaydediliyor.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın da mesaisine Güler ile devam etmek istediği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu talebi yerinde bulduğu vurgulanıyor.

Yazının devamı...

Türkiye - İsrail - İran üçgenine dair notlar

20 Haziran 2022

İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid’in 13 Haziran’da İstanbul’u ziyaret eden İsrailli turistlere “mümkün olan en kısa sürede Türkiye’den ayrılmaları gerektiği” yönündeki uyarısı, yakın zamandaki ikinci ikaz. İsrail, 30 Mayıs’ta da vatandaşlarına benzer bir uyarıda bulunmuştu.

İsrail, aslında bu dikkat çekişleri tam olarak 22 Mayıs’ta, Tahran’da, İran Devrim Muhafızları’ndan Albay Hasan Sayid Hodayi’ni adlı kişinin öldürülmesinden sonra yapmaya başladı. Çünkü İran bu cinayetten onu sorumlu tutuyor. İsrail de, İran’ın intikamını Türkiye’de İsrailli turistler üzerinden alacağını düşünüyor.  Ayrıca, geçen ay Türkiye ve İsrail’in İstanbul’da birlikte İran kaynaklı terör saldırısını engellediğine dair haberler de var.

Türkiye, Lapid’in açıklamasına Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Tanju Bilgiç aracılığıyla, “Söz konusu uyarıların, farklı uluslararası gelişmelerle ve saiklerle bağlantılı olduğu düşünülmektedir.” diyerek yanıt verdi. Bilgiç, Türkiye’nin güvenli bir ülke olduğunu vurgularken, Şalom Gazetesi’nin aktardığına göre, Hahambaşı Rav İsak Haleva da benzer bir güvence verdi İsrail vatandaşlarına. Haleva, The Jerusalem Post gazetesine verdiği röportajda, İsrail hükümetinin uyarısına rağmen İsraillilerin Türkiye’yi ziyaret etmeye devam etmesi gerektiğini düşünüp düşünmediği sorusuna, “Bence İsrailliler Türkiye’yi ziyaret etmeye devam etmeli. Türkiye çok güzel bir ülke. Telaşa kapılmadan gelip tadını çıkarabilirler. Türkiye’de kendilerini evlerinde gibi hissederler’’ yanıtını verdi.

İşin tuhafı tam da bu sıralarda, Ankara’da yaşadığı ve İranlı muhalif bir gazeteci olduğu belirtilen Mohammad Bagher Moradı’nın kaybolduğuna yönelik haberler var. İddia ile İsrail’in endişeleri arasında bir bağlantı var mı? Henüz, bu konuda bir bilgi yok. Ama şunu biliyoruz, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 13 Haziran ‘da İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile 15 Haziran’da da İsrail Dışişleri Bakanı Lapid ile birer telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Çavuşoğlu ayrıca dün de İran Dışişleri Bakanı ile bir kez daha telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve bundan kısa süre sonra da İsrail Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyareti ilan edildi.

Bir başka dipnot ise, Lapid’in vatandaşlarına uyarı yaptığı sırada İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın davetlisi olarak İsrail’e giden Türkiye’den gazeteciler arasında bulunan Habertürk Diplomasi Editörü Sena Alkan İsrailli yetkililerin, “Mavi Marmara sonrası istihbarat paylaşımı durdu ve bu süreç bizim için ‘sancılı’ oldu. İstihbarat alanında işbirliğini yeniden başlamasından mutluyuz” dediğini aktarmıştı. Dipnot içi parantez ise, iki ülke arasındaki normalleşme adımları çerçevesinde önce İsrail’den bir grup gazeteci bir süre önce Türkiye’ye gelmiş ve burada bir dizi görüşme gerçekleştirmişti.

Ez cümle, üç ülkeyi de ilgilendiren ve ‘güvenlik’, ‘terör’, ‘istihbarat’ gibi ifadelerin sık sık geçmeye başladığı gelişmeleri iyi takip etmek gerekiyor.

İsrail’de de sahnelenen komedi

Yazının devamı...

'A planı dışında bir B planı yok'

13 Haziran 2022

Temmuz yaklaşırken yine Cilvegözü ile Bab el Hava Sınır Kapılarının olduğu bölgeye uluslararası ziyaretçi trafiği sıklaşıyor. ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield’ın ardından, Birleşik Krallık Dışişleri ve Uluslararası Kalkınma Bakanlığı Suriye Kalkınma Direktörü McDermott da Hatay’daydı. Önümüzdeki günlerde de bu alanda yabancı misyonlardan bazı temsilcilerin temaslarını izleyeceğiz.

Çünkü, BM’nin Suriye’nin kuzeyindeki yaklaşık 2 milyon sivile temel insani yardımı yapabildiği tek kapı olarak kalan bu noktanın geleceği Rusya’nın iki dudağı arasında. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı ile yardımların ulaştırılmasını sağlayan mekanizmanın süresi 10 Temmuz’da sona eriyor. Geçen yıl, daha Ukrayna ile savaşı ve kendisine uygulanan ambargolar ortada yokken bile kapının 12 ay daha açık kalmasına son anda onay veren Rusya’nın bu yıl onay vermeyeceğine dair beklenti yüksek.

Rusya’nın bu vesileyle AB’den yaptırımlar konusunda taviz koparıp koparamayacağını ve insani yardımların devamına dair bir B planı olup olmadığını AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut ile konuştum.

- Rusya geçen sene de son anda onay verdi. Bu sene bir de stresi daha çok artıran savaş hali var. Rusya’nın yaklaşımına dair öngörünüz ne?

N. Meyer-Landrut: Öncelikle BM tarafından yönetilen bu sınır ötesi operasyonun Avrupa açısından ne kadar önemli olduğunu belirtmek isterim. AB ve Üye Devletler olarak bu süreci yıllar içerisinde desteklemeyi sürdürdük. Bu Kuzeybatı Suriye’de yaşayan milyonlarca insan için hayati öneme sahip bir yaşam hattıdır. Zira bu bölgede geçtiğimiz yıllar içerisinde yaşam şartları ve insani durum daha da kötüleşmiştir. Dolayısıyla, bu yaşam hattını canlı tutacak her türlü çabayı destekliyoruz. Değinmek istediğim ilk husus buydu.

İkincisi, Rusya son yıllarda, bu kararla ilgili her yıl yürütülen müzakerelerde bu sınır ötesi yardım konusunda baskı yapmayı sürdürmüş ve sonuç olarak bu yardımın kapsamını daraltmıştır. İlk başta dört sınır geçiş noktası vardı daha sonra bu sayı ikiye ve sonrasında bire indi. Geçen yıl da altı ay ve altı ay olmak üzere bir deneme süreci yaşadık, toplamda bir yıl oldu.

Bu yıl bu yardımların süresinin uzatılması için diplomatik girişimleri sürdüreceğiz. Bir ay kadar önce sınır geçiş noktasını ziyaret ettim. Önümüzdeki hafta, Norveç ve İrlanda Dışişleri Bakanları burayı ziyaret edecekler. Bu ülkeler BM Güvenlik Konseyi’nde “penholder” olarak görev alıyorlar. ABD’nin BM nezdindeki büyükelçisi de ziyaret etti. Dolayısıyla uluslararası camia bu operasyona bitmeyen desteğini gösterdi diye düşünüyorum.

Yazının devamı...