İkinci Deprem Komisyonu’ndan beklenti

TBMM’de geçen hafta, on yıl aradan sonra ikinci Deprem Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon, ilk toplantısını yarın yapacak ve yol haritasını belirleyecek. Bundan önceki komisyon ise, 1999’daki Gölcük ve Düzce depremlerinden on yıl sonra, 2010’da kurulmuş, dört ay çalışmış ve ortaya 154 sayfalık bir rapor çıkarmıştı. Başkanlığını daha önce 61.,62. ve 63. Hükümetlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı olan İdris Güllüce’nin yaptığı komisyon, on iki toplantı gerçekleştirmiş, elli üç ayrı birimi komisyona davet ederek, 100’den fazla kişinin bilgisine başvurmuştu. O komisyon çalışmalarını, “Türkiye’nin Depremselliği” ve “Zarar Azaltma” şeklinde iki ana başlık altında toplayarak, deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrasına yönelik alınan ve alınması gereken tedbirler açısından incelemelerde bulunmuştu.

2010 Komisyonu’nun yayınladığı raporun, ‘Sorunlar’ başlıklı üçüncü bölümünde şu tespitler yer almış:

“Afet yönetimimizin genel sorunları olarak aşağıdaki hususlara dikkat çekmek gerekmektedir:

Yasal düzenlemeler ve toplumsal alışkanlıklarımız açısından, afetten sonra yardım ve yara sarma politikalarına öncelik verilmektedir.

Kanun ve yönetmeliklere aykırı eylem ve işlemlerin yeterli yaptırımı bulunmamaktadır.

Afetlerle karşılaşıldığında, eylem kararları yerel yönetimlerce belirlenmek yerine, üst düzey karar vericiler tarafından alınmaktadır.

İmar düzenlemelerinde afet konusu ihmal edilmiştir.

Afet ve imar düzenlemeleri, birbirinden bağımsız ve yabancı hale getirilmiştir.

İmar planlaması ve yapı üretimi, gerçek denetim biçimlerinden uzak kalmış, yönetsel ve teknik uygulama denetimi kurulamamıştır.

İmar planlamasındaki kanun ve yönetmelikler; kaynak geliştirme, örgütlenme, fiziki düzenleme, işletme konularında etkin yaptırıma sahip değildir.

Deprem konularında görsel ve yazılı basında özellikle yerbilimci bilim insanları tarafından toplumu rahatsız ve tedirgin eden farklı görüş ve bilgiler verilmesinin etik bir davranış olmadığı hususu da gündemdedir.”

Riskleri tanımlayamama

Rapor bu tespitlerin ardından; riskleri tanımlayamama, mevzuat, tekil yapı güçlendirme işlemleri, bilgi altyapısı, mühendislik hizmetleri, afet önlemlerine ilişkin sorumlulukların belirsizliği, fiziki planlama konuları, yapı ve yapım işleri, yapı malzemeleri ve zorunlu deprem sigortası olmak üzere toplam 10 başlıkta “başta deprem olmak üzere, afet yönetiminde üzerinde özellikle durulması gereken sorunları” da sıralıyor. Burada sadece riskleri tanımlayamama başlıklı bölümdekileri aktarıyorum:

“Yer seçimindeki faktörler

Sektörel sorunlar

Hızlı kentleşme

İmar kolaylaştırmaları

Ek imar yoğunlukları

İmar afları

Kullanım hataları

Tehlikeli madde stokları

Altyapı ve sanayinin korunmasızlığı

Acil durum hizmetlerinin yetersizlikleri

 Her tür tedbirin Devletten beklenilmesi

Kurumsal ve yasal düzenlemelerde zarar azaltmaya önem vermeme

Kaynak yaratma ve kaynak yönetme verimliliğinin azlığı..”

Komisyondan beklenen

2010 raporundan altını çizdiğim diğer iki paragraf ise şunlar:

“Yaşadığımız onca deneyimlerden çıkardığımız en önemli ders, zarar azaltma aşamasında yaptığımız her hatanın veya eksikliğin bedelini çok ağır ödediğimizdir. Bu bedel, günümüz toplumunda; nüfus, ekonomik faktörler sosyal kırılganlık gibi etkenlerin de yardımıyla, geometrik diziyle artmaktadır. Zarar azaltma aşamasında başardığımız her gelişme ise kayıplarımızı yine geometrik dizi olarak azaltmaktadır.”

“Deprem gerçeğindeki sorunu salt proje ve malzeme teknolojisi seçimine indirgemek de yanlış bir yol olacaktır. Depreme dayanıklı yapı üretim süreci, mesleki sorumlulukların geliştirilerek standartlara uygunluğu sağlayacak denetim sisteminin ve yapı sigorta sisteminin geliştirilmesi önem arz etmektedir.”

Özetle, yarın çalışmaya başlayacak olan komisyon, yol haritasını yukarıda aktarılan satırlardan başlayarak belirleyebilir. Komisyondan beklenen 2010 raporunda saptanan, sonrasında yapılan çalışmaların ötesine geçilmesini sağlamak olacaktır. İhtiyacımız olan ise, hangi kurallar, uygulamalar, araçlar yerleşirse, bir on yıl sonra üçüncü bir komisyon kurulmasına gerek kalmayacağıdır.