Kılıçdaroğlu’nun gücü

Siyasiler, partileri içinde ya da dışındaki rakipleri ile girdikleri her yarışı kazandıkça, hem içeride hem de dışarıda istedikleri etkiyi yaratıp, partilerine ya da ülkeye istedikleri şekli verebildikleri sürece güçlenirler. Kazanılan mücadele sayısı artıkça elbette güce güç katılır. Bu saptamayla baktığımız CHP’nin 37. Olağan Kurultayı’nın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun sadece 6. kez koltuğunu korumayı başardığı değil, aynı zamanda partide tam hâkimiyetini ilan ettiği ilk kurultay olduğu söylenebilir. Hatta, genel başkanlığı üstlendiğinden bu yana ulaştığı en güçlü nokta... Ancak bunun nedeni ortada kıyasıya mücadele sonucunda elde edilmiş başarılı bir sonuç olması değil. Tam tersine, geçmiş kurultay, güç savaşları, mücadeleler ve aşılması gereken engeller düşünüldüğünde, bu kez tüm ‘kolaylaştırıcılıklara rağmen’ ortaya bir yarış tablosunun çıkamamış olmasıdır.

2018 kurultayında ne olmuştu?

Kastımı, 2018 kurultayını hatırlatarak anlatmaya çalışayım. 2 yıl önceki kurultayda Kılıçdaroğlu’nun karşısına biri Muharrem İnce olmak üzere 3 isim aday olarak çıkmaya hazırlandı. Adaylıklarını açıklayan eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ile eski İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal o zaman için gerekli 127 delege oyunu bulamadıkları için yarışa katılamadı. Kılıçdaroğlu bin 81, İnce ise ilk başta 165 delegenin oyu ile aday oldu. Ancak, 48 delegenin hem Kılıçdaroğlu’na, hem de İnce’ye adaylık için imza verdiğinin ortaya çıkması krize neden oldu. Kılıçdaroğlu’nun mükerrer 48 imzanın kendi listesinden İnce’ye yazılması ‘jesti’nde bulunduğu iddiası, İnce kanadında ‘bu bir algı operasyonu’ tepkisiyle karşılanmıştı.

Uzun, sert ve itiş kakışın eşlik ettiği tartışmalar sonucunda iki adayla başlayan yarış konusunda kamuoyuna ‘içerdeki’ tepkiyi, isteği, mesajı yansıtan oylama sonucuydu. Binden fazla delege imzasıyla aday gösterilen Kılıçdaroğlu’na sandıktan çıkan oy 790’du. İmza veren 291 delege, oy vermedi. Buna karşılık adaylık için gerekli imzayı alamadığı öne sürülen İnce 447 oy aldı. Yani perdeyi çekip, oy kabininde kendiyle baş başa kalanlar, asıl sözünü böyle söyledi.

Delegenin iradesi

2020 kurultayının ilk gününde ise şu oldu: Genel başkan adaylığı için delegelerden alınması gereken imza sayısı 127’den 68’e indirildiği halde, adaylık iddiasında bulunan üç isim de bu sayıya ulaşamadı. Üstelik bu kez, hem bir önceki kurultaydaki durum yaşanmasın, hem de ‘teşkilatın tam desteği’ mesajı için, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı sadece 80 il başkanının imzası formülüyle işletildiği halde. Matematiksel olarak, üç aday adayı için başvurulabilecek 1276 imza vardı. Ama bir tane bile 68 bulunamadı.

Aday adayı ve Gelecek İçin Biz grubunun temsilcisi İlhan Cihaner’in iddiası, delegeler üzerinde baskı kurulduğu. Yazının konusu iddianın doğruluğu ya da yanlışlığı değil, son kertede delegenin sergilediği irade. Her ne saikle olursa olsun, ortaya çıkan iradeyle Kılıçdaroğlu’nun karşısına bir aday çık(a)mamıştır. Kılıçdaroğlu da oylama sonucunda, geçerli bin 251 oyun tamamını almıştır. Adaylığı için verilen imzanın 15 buçuk katıdır bu. Toplama, çıkarma, çarpma ve bölmelerin söylediği- iki yıl içinde yeni bir delege anlayışı ortaya çıktığıdır. O anlayış Kılıçdaroğlu’nu tek aday haline getirmiş ve bin 251 oy ile seçilmesini sağlamıştır. 

2 yılda ne oldu?

Kılıçdaroğlu partisi içinde bu noktaya gelebilmesini sağlayan ilk adımı, 2017’de Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasından sonra attı ve adalet yürüyüşünü başlattı. O yürüyüş ile partililer üzerinde yarattığı etki, İstanbul Belediye Başkanlığı için aday gösterildiği ‘Gandi Kemal’ etkisinin bile önüne geçti. 2018 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçim sonucu CHP’de alışık olunan tekrarlanıp, yenilgiye bağlı kurultay tartışması başlasa da kıran kırana yarışa tanıklık edilecek kurultay, belediye seçimleri sonrasına ertelendi. Kılıçdaroğlu en yüksek riski o dönem aldı. Parti içindeki ve dışındaki farklı kanatların, ağırlıkların, tüm eleştiri ve uyarılarına rağmen, deyim yerindeyse sessiz sedasız bildiğini okudu. Asıl riski o zaman aldı. Ama 2018 kurultayında söylediği “Allah’ın izniyle önümüzdeki seçimde Bursa’yı, Balıkesir’i, Manisa’yı, Antalya’yı, Mersin’i, Adana’yı, Ankara’yı ve İstanbul’u alacağız” sözündeki iddiasını büyük ölçüde yerine getirdi. Böylece partililere, doğru bulmasalar, eleştirseler bile arkasından yürümeye devam etmelerinin kazandırdığını göstermiş oldu. 

Kılıçdaroğlu’nun liderliğine ilişkin içerdeki tartışmalar aslında o zaman bitti. Kurultaya uzanan yolda, pek çok ilde tek adayla kongre yapabilmekte de o sonucun etkisi vardı. Milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldığında eylemsellikten uzak durulmasından, Ayasofya konusundaki tutuma kadar bir dizi konuda parti içinden çıkarılan seslerin “eko” olarak kalmasının nedeni de budur.