Tarihin rehberliğinde dış politika

“21 Ağustos 1923 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Lozan Antlaşması’nın onaylanması için toplanan oturumda söz alan İstanköy (Coo/Kos) doğumlu Menteşe Mebusu Şükrü Bey (Kaya), Oniki Ada’yı kastederek, ‘Bu adalar bence İtalyanların elinde Anadolu’ya doğru uyanacak bir isti’mar ve istismar siyasetinin bir mukaddimesidir’ demişti”

Tarihçi, Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hazal Papuççular’ın Türkiye ve Oniki Ada (1912-1947) başlıklı kitabı bu cümlelerle başlıyor. Kaya, o dönem İtalyanların elinde olan Oniki Ada ile ilgili olarak yapıyor bu tespiti ama adaların Yunanistan’a devrinden sonrası için de aynen geçerli oluyor. Bugün yaşananlar da bunun göstergesi. Çünkü Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne, İtalyanların elindeyken de Yunanlıların yönetimine geçtiğinde de sınır meselesi ve adaların silahlandırılması meselesi dertti, şimdi de...

Tarihin rehberliğinde dış politika


‘Türkiye’yi tatmin edecek sonuç çıkabilir’

Papuççular ile Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorun alanlarını tarihin bize öğrettikleri üzerinden konuştuk. Önce Meis’ten başladık. Papuççular, Türkiye’ye iki kilometre uzaklıktaki Meis konusunda şunları söyledi:

Meis hem Lozan, hem de 1947’de İtalyanlar tarafından Yunanistan’a devri sürecinde, Türkiye’nin sınırları içerisinde bulunması gereken bir ada. Ama çeşitli diplomatik meseleler nedeniyle olamıyor. Yunanistan’ın buradaki kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge gibi tezleri uluslararası hukuk açısından kabul edilemez. Türkiye net bir şekilde haklı. Eğer konu uluslararası hukuka gider ya da gidebilirse, Türkiye’yi tatmin edecek bir sonucun çıkabileceğini düşünüyorum.

Papuççular bu sonuca uluslararası mahkeme kararlarının bir kısmını inceleyerek ulaştığını vurguluyor. Meis’in bir dosya olarak Uluslararası Adalet Divanı’na yansıması halinde bir ‘çevrelemenin’ yapılacağını belirten Hazal Papuççular, “Ortaya çıkan sonuç muhtemelen karasuları kadar bir münhasır ekonomik bölge verilmesi olacak” dedi. Papuççular’a göre; Yunanistan’ın eli uluslararası hukuk ve hakkaniyet açısından güçlü değil.

Türkiye kendini anlatmalı

Papuççular iki ülke arasındaki asıl sorunlu alan, 1996 Kardak krizinin de gösterdiği gibi 12 Adaların çevresindeki adacık ve kayalıkların aidiyeti meselesi. Oniki Ada civarında, sayıları kimilerine göre 100’ün üzerinde olan adacık ve kayalık var. “Türkiye’nin geçmişini olduğu gibi geleceğini de ilgilendirecek bir mesele” ifadesini kullanan Hazal Papuççular, tartışmanın 1923’den sonra Meis üzerinden, önce onun etrafındaki adacık ve kayalıkların kime ait olduğundan başladığını hatırlatıyor.

Yunanistan’ın Kardak’ta olduğu gibi statükoyu bozmaya çalıştığını söyleyen Papuççular şunları söyledi:

“Yunanistan revizyonist değilmiş gibi bir imaj çizmeye çalışılıyor. Türkiye’nin bunu kırması gerekiyor. Yunanistan’ın adalardaki silahlanmasını uluslararası kamuoyuna, kurumlara taşınmalı ve gündemden düşürülmemeli. Türkiye’nin uluslararası camiaya kendisini iyi anlatması gerekiyor.”

Papuççular’ın bu vurgusunun nedeni yine tarih. Türk dış politikasında ‘izole olunan dönemlerin’ olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirten tarihçi, örneğini kitabını da yazdığı dönemden verdi. 1945-1947 arasında, adaların İtalya tarafından Yunanistan’a devrinin gerçekleştirildiği dönemde, 2. Dünya Savaşı’na girmemiş, Boğazlar meselesi nedeniyle Rusya tehdidiyle de uğraşmak zorunda kalan bir ülke olduğunu söyledi.