Türkiye - İsrail - İran üçgenine dair notlar

İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid’in 13 Haziran’da İstanbul’u ziyaret eden İsrailli turistlere “mümkün olan en kısa sürede Türkiye’den ayrılmaları gerektiği” yönündeki uyarısı, yakın zamandaki ikinci ikaz. İsrail, 30 Mayıs’ta da vatandaşlarına benzer bir uyarıda bulunmuştu.

İsrail, aslında bu dikkat çekişleri tam olarak 22 Mayıs’ta, Tahran’da, İran Devrim Muhafızları’ndan Albay Hasan Sayid Hodayi’ni adlı kişinin öldürülmesinden sonra yapmaya başladı. Çünkü İran bu cinayetten onu sorumlu tutuyor. İsrail de, İran’ın intikamını Türkiye’de İsrailli turistler üzerinden alacağını düşünüyor.  Ayrıca, geçen ay Türkiye ve İsrail’in İstanbul’da birlikte İran kaynaklı terör saldırısını engellediğine dair haberler de var.

Türkiye, Lapid’in açıklamasına Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Tanju Bilgiç aracılığıyla, “Söz konusu uyarıların, farklı uluslararası gelişmelerle ve saiklerle bağlantılı olduğu düşünülmektedir.” diyerek yanıt verdi. Bilgiç, Türkiye’nin güvenli bir ülke olduğunu vurgularken, Şalom Gazetesi’nin aktardığına göre, Hahambaşı Rav İsak Haleva da benzer bir güvence verdi İsrail vatandaşlarına. Haleva, The Jerusalem Post gazetesine verdiği röportajda, İsrail hükümetinin uyarısına rağmen İsraillilerin Türkiye’yi ziyaret etmeye devam etmesi gerektiğini düşünüp düşünmediği sorusuna, “Bence İsrailliler Türkiye’yi ziyaret etmeye devam etmeli. Türkiye çok güzel bir ülke. Telaşa kapılmadan gelip tadını çıkarabilirler. Türkiye’de kendilerini evlerinde gibi hissederler’’ yanıtını verdi.

İşin tuhafı tam da bu sıralarda, Ankara’da yaşadığı ve İranlı muhalif bir gazeteci olduğu belirtilen Mohammad Bagher Moradı’nın kaybolduğuna yönelik haberler var. İddia ile İsrail’in endişeleri arasında bir bağlantı var mı? Henüz, bu konuda bir bilgi yok. Ama şunu biliyoruz, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 13 Haziran ‘da İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile 15 Haziran’da da İsrail Dışişleri Bakanı Lapid ile birer telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Çavuşoğlu ayrıca dün de İran Dışişleri Bakanı ile bir kez daha telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve bundan kısa süre sonra da İsrail Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyareti ilan edildi.

Bir başka dipnot ise, Lapid’in vatandaşlarına uyarı yaptığı sırada İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın davetlisi olarak İsrail’e giden Türkiye’den gazeteciler arasında bulunan Habertürk Diplomasi Editörü Sena Alkan İsrailli yetkililerin, “Mavi Marmara sonrası istihbarat paylaşımı durdu ve bu süreç bizim için ‘sancılı’ oldu. İstihbarat alanında işbirliğini yeniden başlamasından mutluyuz” dediğini aktarmıştı. Dipnot içi parantez ise, iki ülke arasındaki normalleşme adımları çerçevesinde önce İsrail’den bir grup gazeteci bir süre önce Türkiye’ye gelmiş ve burada bir dizi görüşme gerçekleştirmişti.

Ez cümle, üç ülkeyi de ilgilendiren ve ‘güvenlik’, ‘terör’, ‘istihbarat’ gibi ifadelerin sık sık geçmeye başladığı gelişmeleri iyi takip etmek gerekiyor.

İsrail’de de sahnelenen komedi

Bu arada, Türkiye ile İsrail’in ilişkilerini normalleştirme çabası çerçevesinde sanat alanında da bir aşama kaydedildi. Türkiye’nin, Tel Aviv Büyükelçiliği sosyal medya hesaplarından, Haldun Dormen’in supervizörlüğünü yaptığı, Yosi Mizrahi ve Şebnem Özinal’ın rol aldığı “Seninle Evlenir Miyim?” adlı oyunun 16 ve 18 Haziran tarihlerinde İsrail’de sahneleneceğini duyurdu. İsrailli seyirci ile ‘alt yazılı’ olarak buluşan oyun, aynı zamanda İsrail’de sergilenen ilk profesyonel Türk tiyatro oyunu ünvanını da bu vesileyle elde etti. Yine Şalom Gazetesi’nde oyuncularla yapılan röportajda Yosi Mizrahi oyunun İsrail’e nasıl gittiğini şöyle anlatmış:

“Biraz tesadüf, biraz çabayla diyebiliriz. İsrail’deki Türkiyeliler Birliği Derneği bana ulaştı, nasıl birlikte bir şeyler yapabileceğimizi konuştuk. Pandemiden önce bu oyun İsrail’de oynanacaktı ve Haldun Hoca da gelecekti. Malum salgın ile dünya durdu, rafa kaldırdık. Şimdi yeniden normale dönünce “Hadi yapalım bu işi” dedik ve hayata geçti.”

Türkiye - İsrail - İran üçgenine dair notlar

Türkiye - İsrail - İran üçgenine dair notlar

Türkiye’de DNA’sını bırakan Sir

Tanımayanlar varsa da, Büyük Britanya Büyükelçisi Sir Dominick Chilcott’u, İstanbul’u Ocak ayında esir alan kar yağışı sırasında Büyükşehir Belediye Başkanı  Ekrem İmamoğlu ile yediği yemek vesilesiyle tanıdı. İmamoğlu’na yöneltilen sert eleştiri oklarından sadece nasibine düşeni fazlasıyla almakla kalmadı, başka hedef tahtalarına da oturtuldu. Ama, tek kelime etmedi.

Dışişleri Bakanlığındaki görevini başladığı yerde bitirmiş oldu Chilcott. 12 Eylül 1984’de ilk kez geldiği Türkiye, genç bir diplomat olarak ilk yurtdışı göreviydi. Portekiz, Belçika, İrlanda, İran, Sri Lanka’da Büyükelçi, ABD’de Müsteşar olarak görev yaptı. Londra’da üstlendiği sorumluluklar arasında ülkenin iki Dışişleri Bakanı’nın özel kalem müdürlüğü de var.

Gazetecilere veda ederken, Rusya’da çalışan oğlunun Ukrayna savaşı çıkınca ailesi ile birlikte Türkiye’ye geldiğini ve işlerini burada sürdürme kararı aldığını anlattı. O, emekli sıfatıyla Türkiye’den ayrılsa da oğlu, gelini ve torunu burada kalmaya devam ediyor. Chilcott torununu kastederek “DNA’mı burada bırakıyorum. Türkiye’deki her anımdan zevk aldım” dedi.

Kendisine ait kişisel notum, mütevazılığıydı. Bir uçak yolculuğunda başka bir gazeteci arkadaşımla, ekonomi sınıfında, önümüzdeki orta koltukta oturan kişinin İngiltere Büyükelçisi olduğunu fark ettik. Tanışmıyorduk, dolayısıyla gözlem için iyi bir fırsattı.

Kendimizi tanıtmadık. Diplomat olduğu için rahatlıkla VIP servisleri kullanabilirdi. Oysa herkes ile aynı transfer aracına bindi. Üzerinde kollarını kıvırdığı spor bir gömlek, canvas pantolonu ve sırt çantası ile seyahat ediyordu. Yanında koruma ya da güvenlik görevlisi de yoktu.

İşte böyle bir Sir, Türkiye’ye veda etti.