Doğaya borcumuz artıyor

Türkiye, doğanın 365 gün için sunduğu kaynakları 173 günde tüketerek, limiti aştı. 12 günlük yemeğinizi 6 günde tükettiğinizi düşünün. Kalan günler ne yiyeceksiniz? Küresel Ayak İzi Ağı’na göre 1.7 dünyamız varmış gibi tüketiyoruz.

Dünyanın bu yıl bize sunduğu kaynakların tamamını geçen hafta çarşamba günü ülke olarak tükettiğimizi biliyor musunuz? Küresel Ayak İzi Ağı’nın verilerine göre, 22 Haziran Türkiye için Limit Aşım Günü olarak belirlendi. Peki, bu terim ne anlama geliyor ve nasıl hesaplanıyor? Limit Aşım Günü, dünyanın yenilenebilir doğal kaynakları üretme kapasitesinin insan yaşamının sürdürülmesi için tüketilen kaynaklara bölünüp bir yıldaki gün sayısıyla yani 365 ile çarpılmasıyla hesaplanıyor. Dünya için 28 Temmuz olarak belirlenen bu günü ülke olarak 22 Haziran’da aştık. Yani doğanın bize 365 gün için sunduğu kaynakları biz 173 günde tükettik. Dünya genelinde ise 28 Temmuz itibarıyla dünyanın bir yıl içinde yenilenebilme kapasitesinden fazlasını tüketmeye başlayacağız. Geçen yıl ise bu tarih 29 Temmuz’du. Küresel Ayak İzi Ağı, 1.7 dünyamız varmış gibi tükettiğimizi belirtiyor. Dünya artan talebimize kaynak yetiştiremiyor ve eğer bu tarih her yıl 6 gün öne gelirse 2050’den önce kaynaklarımız maalesef tükenecek. Alışkanlıklarımızı değiştirerek bu tarihi ileriye çekmek ise bizim elimizde. Et ürünlerinin sebze ve tahıl grubuna göre daha büyük karbon ayak izi bıraktığından pek çok kez bahsetmiştim. Küresel et tüketimini yüzde 50 azaltıp yerine sebze ağırlıklı bir beslenme planı ile değiştirmenin, limit aşım gününü 17 gün ileriye alacağı belirtiliyor.  Gıda israfını dünya çapında yarıya indirirsek, limit aşım gününü 13 gün uzatabiliyoruz.

Doğaya borcumuz artıyor

Modası geçmeyen dolap

“Kapsül gardırop” terimini duydunuz mu? Yediğimiz içtiğimiz besinler kadar giydiğimiz kıyafetler de karbon emisyonunu ve gezegeni etkiliyor. Moda endüstrisinin yarattığı karbon emisyonu ile doğaya zarar verdiğini biliyor musunuz? Küresel ısınmanın sebebi sera gazı salınımlarının yüzde 7’sini tekstil, yüzde 8’ini ise israf edilen gıda maddeleri oluşturuyor. Ortalama bir tişört için gereken 250 gramlık pamuğu üretmek için 2 bin litrenin üzerinde su harcanıyor. Bir tişört üretilirken harcanan su tam 2 bin 700 litre. Yani sadece bir tişört için 13 bin 500 bardak su harcanıyor. Giymekten sıkıldığınız veya hiç giymediğiniz kıyafetleri paylaşarak doğayı destekleyebilirsiniz; ikinci el kıyafet almaya, kiralamaya da sıcak bakmanızı öneririm. Bu anlamda kapsül gardırop fikrini de değerlendirmenizi tavsiye ederim. İlk kez 1970’li yıllarda Susie Faux tarafından kullanılan kapsül dolap terimi, aslında modası geçmeyen temel kıyafetleri kapsıyor. Etek, pantolon, ceket gibi elzem parçaları içeren dolap ile aynı zamanda tüketim çılgınlığının önüne geçmeyi hedefliyor. Ben de yakın zamanda sosyal medya hesaplarımdan kapsül gardırop ile ilgili paylaşımları yapmaya başladım. Kapsül gardırobu minimalist bir yaşam tarzının yansıması olarak tanımlamak mümkün. Böylelikle tüketim çılgınlığının da önüne geçiliyor. Fazla ve gereksiz kıyafetlerinizden kurtulmayı hedefleyen kapsül dolaplar, sadeleşmenize katkı sağlıyor. Daha az tüketim hem size hem de dünyamıza iyi geliyor. Böylelikle daha az zaman, daha az kararsızlık, daha az karbon ve su ayak izi, daha çok üretkenlik ve daha çok mutluluğa sahip oluyorsunuz. Bu hareketler arttıkça bilinçli tüketim fikrinin de yayılacak olması sevindirici.