Tatlandırıcılar sandığınız gibi masum değil

Şekerden kaçmak için tatlandırıcı kullanmak sanki güzel bir çözüm gibi gözükse de aslında tatlandırıcıların da benzer yan etkileri olduğu maalesef göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Kalorileri daha düşük olduğu için diyet gibi algılanır. Nasıl olsa tatlandırıcı kullanılmış bir şey yapmaz diye düşünerek yanıltıcı bir şekilde bol miktarda tüketmek bu zararı katlayarak çoğaltır. Tüketilen yiyecek miktarındaki artışla beraber kilo artışı da gözlenir. Yani bu pastada, tatlıda nasıl olsa şeker yok diye düşünüp kocaman bir dilim keser yerseniz, yediğiniz bu miktar yine size kilo aldıracaktır.

İki türü var

Tatlandırıcılar, enerji içeren ve içermeyen olmak üzere ikiye ayrılır. Enerji içeren tatlandırıcılar fazla miktarda alınırsa kan şekerini yükseltebilirler. Fruktoz yani meyve şekeri bu tür bir tatlandırıcıdır. Bir diğeri de ‘sorbitol’dür. Isıya dayanıklıdır, pişirilmekle tadı kaybolmaz, acılaşmaz,  kıvam artırıcı özelliği olduğu için reçel, marmelat gibi tatlıların ve cikletlerin yapımında kullanılır. Ancak fazla alındığında ishale neden olabilir. Mannitol ve ksilitol de aynı şekilde fazla alındığında ishal yapar. Biz mannitolü aynı zamanda tıpta ilaç olarak da kullanırız. Glokomda göz için basıncı düşürmede ya da bazı durumlarda kafa içi basıncı düşürmede tedavide yeri vardır.

Tatlandırıcılar sandığınız gibi masum değil

Enerji içeren ve içermeyenler

Enerji içermeyen tatlandırıcılar sakarin, siklamat, aspartam, asesülfam-K gibi tatlandırıcılardır.

Sakarin (E954):  İçlerinde en eskisi olan sakarin, 1878’de bulunmuş. Çay şekerinden daha tatlıdır. Sakarinin karsinojen yani kanser yapıcı etkisi ile ilgili olumlu ve olumsuz birçok çalışma var. Fareler üzerinde yapılan deneylerde kemik iliği hücrelerinde DNA kırılmalarını indüklediği saptanmış, mesane kanserine neden olduğu gösterilmiş ve güvenirliği ile ilgili birçok tartışmalar yaşanmış. FDA tarafından yasaklanması gündeme gelmiş, ancak karsinojen etkisi olduğuna dair yeterli kanıt bulunmaması nedeniyle kullanımı yasaklanmamış. Plesantaya ve anne sütüne geçebildiği için hamilelerde ve emziren annelerde kullanılması önerilmiyor. Ağızda metalik bir tat bırakıyor. Pişirildiğinde de bu acı tat artıyor.

 Aspartam (E951):   Proteinlerin yapı taşı olan aminoasit yapısında bir tatlandırıcı. Ağızda metalik tat bırakmıyor. Ancak ısıya dayanıklı değildir, ısıtıldığında tadı kaybolur. Asitli içeceklerde de kullanımı uygun değil. İlk kez 1965 yılında sentezlenmiş, fakat o zamanlar sıçanlarda mesane kanserine sebep olduğuna dair birtakım kuşkular nedeniyle onay alınamamış.  Daha sonra yapılan farklı çalışmalarda kanser ve beyin hasarı ile ilişkisine ait çelişkili bulgular ortaya konulmuş. Fareler üzerine yapılan deneylerde lösemi ve lenfomaya sebep olduğu gösterilmiş, ancak uzun süren tartışmalar sonunda hakkındaki olumsuz iddialar kanıtlanamadığı gerekçesiyle FDA (Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi) 1981 yılında kuru besinlerde kullanımına onay vermiş. 1983 yılında karbonatlı içecekler, 1996 yılında da tüm besinler ve içecekler için genel tatlandırıcı olarak kullanımı onaylanmış. Nadir görülen bir doğumsal hastalık olan fenilketonüri hastalarının aspartam kullanması sakıncalıdır. Bu hastalarda aspartamın bileşiminde bulunan fenilalanin isimli aminoasidi metabolize eden enzim eksiktir. Kanda ve dokularda fenilalanin birikir.

 Fruktoz:  Glukoz ile birlikte meyvelerde ve sebzelerde, balda ve yüksek fruktozlu mısır şurubunda bulunur. Glukozdan farklı olarak doygunluk duyusu vermediği için daha fazla tüketme isteği oluşturur. Vücuttaki kullanımı insülinden bağımsız. Fruktozun yoğun olarak tüketimi kanda yağ asidi düzeylerini artırır ve vücutta yağ depolanmasına sebep olur. Obezite ve metabolik hastalıklara yol açabilir.

Yüksek fruktozlu mısır şurubu:  Glukozdan endüstriyel olarak elde edilir. FDA tarafından 1970’lerin başında onaylanmış. Tatlandırma gücünün yüksek, ucuz ve raf ömrünün uzun olması nedeniyle günümüzde işlenmiş besin ürünlerinde çok yaygın olarak kullanılıyor. İçlerinde en zararlı olanı bu. Obezite, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, kanser, böbrek taşı gibi birçok hastalıkla bağlantısı gösterilmiş.

 Agave şurubu:  Aynı adı taşıyan bitkiden elde edilen bir tatlandırıcıdır. Fruktoz içeriği yüksektir. Bu nedenle aşırı fruktoz tüketimine ait bütün riskleri taşır.

 Akçaağaç şurubu:  Aynı adı taşıyan ağaçtan elde edilir. Pankek ve waffleların üzerine dökülerek kullanılır. Antioksidan, riboflavin, kalsiyum, çinko, manganez, potasyum, fosfor, demir ve magnezyum içerir.

 Stevia (E960):  Tadı şekerden çok daha tatlı, doğal ve kalorisiz bir tatlandırıcıdır. Stevia bitkisinin yapraklarından elde ediliyor. Bu bitki antik çağlardan bu yana dünyanın birçok yerinde kullanılmış. 1999 yılında tatlandırıcı olarak kabul edilmiş. ABD’de 2008, Avrupa’da 2011, Türkiye’de ise 2013’den beri onaylı olarak kullanılıyor. Bazı çalışmalarda hormon bozucu etkisi olduğu iddia edilmiş ancak tatlandırıcılar içinde en masum gözükeni. Üstelik kan basıncını düşürmesi, trigliserid ve kötü kolesterol LDL’yi düşürürken iyi kolesterol HDL’yi yükseltmesi, kanserli hücrelerin yok edilmesinde ve meme kanserinin tedavisindeki olumlu etkisi, kanser oluşumunu önlemedeki etkisi, fazla insülin salınımını düzenlemedeki etkisi gibi birçok faydaları da vardır.