AYAK YA DA BACAKLARINIZDA ŞİŞLİK Mİ VAR?

8 Ağustos 2022

İçinde bulunduğumuz yaz ayları ile gelen sıcak hava, damarların genişlemesi ve daha geçirgen hale gelmesi ile bu dönemde bacaklardaki şişliğin daha sık ve kolay bir şekilde karşımıza çıkmasının en önde gelen sebebidir. Dolaşım sistemi dış ortamın ısısından doğrudan etkilenir. Damarlarda sıcakla ortaya çıkan bu değişiklik yer çekimin etkisiyle de daha çok ayak ve bacaklarda belirgin olarak ortaya çıkar. Çoğu zaman giydiğimiz ayakkabının ayağımızı sıkması sonucu tesadüfen fark ederiz. Kimi zaman da bu şişlikler daha yukarı da çıkarak bacağı da etkiler kalıcı hale gelir. Görüntü olarak bizi rahatsız eder uzun etek ve pantolonla saklamaya çalışırız.

Hastalık belirtisi olabilir

Sıcak havanın hangi mekanizma ile bacakları şişirdiğini bahsettim. Buna bir de hareketsizliği eklersek bir sebep daha eklemiş oluruz. Zaten sıcak havanın verdiği bitkinlik ve hareketteki isteksizlik, insanda yarattığı tembellik hissi aktivitede de azalmayı tetiklediği için genelde de bu iki sebep bir arada karşımıza çıkar. Bunlar en masum sebepler. Hareketsiz tembel tembel oturmak ya da yatmak aslında kendi kabahatimiz ancak bazı meslekler sürekli ayakta durmayı ya da oturmayı gerektiriyor. İşte asıl onların bir kabahati yok. Sıklıkla da bu kimseler ayaklarda ve bacaklarda şişlikten şikayet ederler. Uzun süren seyahatler sebebiyle oturur vaziyette hareketsiz kalma da kanın bacaklarda toplanmasına yol açacaktır. Bacakların bu şekilde hareketsiz kalması şişmenin yanı sıra pıhtı oluşumuna da yol açabilir. Masa başında çalışıp günün çoğunu bu şekilde geçiren kimseler de aynı risk grubuna girer. Bu nedenle arada kalkıp yürümek ya da bacak kaslarını hareket ettirici egzersizler yapmak gerekir. Bu hareketler veya yürümek bir şekilde çalışan kaslar yardımıyla bacaktaki damarlara masaj etkisi yapacak ve dolaşımı uyaracaktır.

Hamilelikte hormonal etkiler nedeniyle bacaklarda şişlik olabilir. Ayrıca bebeğin anne karnında asimetrik durması ve bir tarafa fazla yüklenmesi, o bacakta giderek artan ve ciddi boyutlara ulaşan şişmelere neden olabilir. Daha da önemlisi basıya bağlı olarak kan akımı yavaşlamış toplardamarların içinde kan pıhtıları oluşabilir. Bu nedenle özellikle gebeliğin altıncı ayından sonra başlayan tek taraflı veya iki taraflı bacak şişmelerinde mutlaka bir uzmana başvurmak yerinde olacaktır.

Kilo fazlalığı bizzat şişmanlık ile beraber bacakların şiş ve kalın gözükmesine sebep olduğu gibi özellikle karında biriken yağlar ile beraber bacakta da çoğalmış yağ hücreleri dolaşımı bozar. Ayrıca fazla kilo ve ağırlık artışı hareket kısıtlamasına da sebep olarak dolaylı yoldan bacaklardaki dolaşımı da bozar.

Fazla tuz tüketimi, alkollü ve kafeinli içecekler vücutta su tutulumunu kolaylaştırarak bacaklarda da şişliğe sebep olabilir.

Ayrıca bazı tansiyon ve kalp ilaçları, ağrı kesici olarak da kullanılan romatizma ilaçları, kortizonlu ilaçlar da bacaklarda şişme yan etkisi yapabilir.

Masum sebeplerden olan ayak bacak şişlikleri genellikle geçicidir ve sebep ortadan kalkar kalkmaz düzelmeye başlar.

Yazının devamı...

Kovid-19 vakaları artıyorsa tedbiri almak bize düşer

1 Ağustos 2022

Pandemi nedeniyle alınan sıkı tedbirlerin gevşetilmesiyle, son zamanlarda Kovid-19 vakalarında da kuvvetli bir artış gözleniyor. Özellikle yaz sıcağından bunalmışken, açık havada virüsün daha az yayıldığını öngörerek, maskeleri bir tarafa atıp unutan halk, bir yandan da vaka artışını hatta gerçek rakamın görünenden çok daha fazla olduğunu konuşuyor.

Salgının daha ilk günlerinden beri hastalığın nasıl bulaştığı biliniyor. Nelere dikkat etmemiz gerektiğini durmadan tekrarlıyoruz. Maske, mesafe, temizlik üçlüsüne bir de aşıyı ekledik. Benim tarifimle üç silahşörlere bir de d’Artagnan eklenince, virüsle savaşı lehimize çevirmek mümkün oldu, olayın gidişi kolaylaştı. Aşı karşıtlarına rağmen hastalığın şerrinden korkan birçok kişi bu aşıyı yaptırdı. Yaptırmayanlarda hastalığı geçirip, bağışıklık kazandı. Yani büyük bir kesim, virüse karşı koruma kalkanı olarak gerekli bağışıklık hücrelerini bir miktar da olsa taşıyor. Fakat hâlâ hastalık bitmedi. Hâlâ etrafımızda bu hastalıktan muzdarip olanları duyuyoruz. Ancak görüyoruz ki o ilk günlerdeki gibi korktuğumuz şekilde geçmiyor.
Çoğunlukla birkaç gün içinde nezle veya grip gibi atlatılıyor. Bunda virüsün akıllanarak evrim geçire geçire daha az ölümcül hale gelmesinde pay büyük. Tabii edindiğimiz bağışıklık hücreleri de bizi koruyor. Aşı ile ya da geçirerek bağışık olsak dahi virüsü alınca hasta olabiliyoruz. Fakat daha hafif atlatıyoruz. Hastalık çok kısa sürüyor ya da hiçbir belirti vermiyor. Ayakta haberimiz olmadan da geçirebiliyoruz.

Korunmak için

Enfeksiyon hastalıklarından korunmak için birinci şart mikrobun bulaşmasını önlemektir. Bundan bahsettik. Her fırsatta da tekrarlıyoruz. Buna ek olarak aşı da önemli bir savunma aracı. Bu önlemleri almamız halinde virüse yakalanma ihtimalimiz yine var ama oldukça düşük seviyede. Eğer yakalansak dahi hastalığın ağır geçip geçmemesi de alınan virüs miktarıyla orantılı olduğu ve alınan önlemler sayesinde daha az oranda virüse maruz kalınacağı için hastalık da hafif geçecektir. Aşılanan kimselerde de bağışıklık sayesinde hastalık hiç belirti vermeden ya da çok hafif olarak atlatılır.
Her ne kadar maske takma zorunluluğu kalkmış olsa dahi özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda kişisel sorumluluk çerçevesinde maske takmayı unutmamalıyız. Bu hem kendimizi virüsten korumak için ve hasta olmamak için önemli hem de virüsü taşıyıp bulaştırma ihtimaline karşı önemli. Hem kendimizi hem de başkalarını korumak için bu sorumluluğa uygun hareket etmemiz gerekiyor. Tabii buna bu tip ortamlarla ilgili olan kurumların da dikkat etmesi gerekiyor.

Koruyucu sağlık da önemli

Yazının devamı...

Yazı kabusa çeviren sivrisinekler

25 Temmuz 2022

Yaz ayları senenin en güzel zamanlarından sayılır. Günlük güneşli, aydınlık günleri, ılık ya da sıcak yaz akşamları izler. Teraslarda, balkonlarda açık havada keyifle zaman geçirme fırsatı olur. Günler de uzamıştır, daha bereketlidir. Havuza denize gidilip yaz tatili yapılır. Buraya kadar her şey güzel ama bir de bize bu keyfi özellikle de akşamları kulağımızın dibinde sinir bozucu sesiyle vızıldayarak gezen sivrisinekler zehir etmese. Yazın sıcaktan bunaldığımız için ya da temiz hava gelsin diye açtığımız pencereden güzel güzel esen hava ile birlikte içeriye girip hem vızıltısıyla sinir ederek hem de oramızı buramızı sokup ısırıp hatır hatır kaşındıran ve uykumuzu kaçıran bu yaratık sadece kanımızı emmekle de kalmıyor bir de bize hastalık da bulaştırıyor.

Çeşitleri var

Türkiye’de 62 farklı sivrisinek türü var. Özellikle Karadeniz ve Marmara bölgelerinde siyah beyaz çizgileriyle dikkat çeken sivrisinekler Latince isimleri Aedes albopictus (asya kaplan sivrisineği) ve Aedes aegypti (sarı humma sivrisineği) olan Güneydoğu Asya kökenli sivrisineklerden. Günümüzde dünyanın birçok bölgesinde görülen bu türler, Türkiye’de de artık görülüyor. Aedesler çok az miktarda suyun varlığında yani saksı altlarından yağmur suyu birikmiş kovuklara kadar her yerde çoğalabiliyor. Aedesler şehirlerdeki yaşam koşullarına uyum sağlamış olduklarından dolayı ‘şehir sivrisinekleri’ olarak da adlandırılıyor. Aedes albopictus chikungunya, dang humması ve dirofilariasis virüslerini, Aedes aegypti ise sarı humma, dang humması, chikungunya ve Zika virüslerini taşıyabilir. Sivrisineklerle bulaşan hastalıklar arasında en iyi bilinen sıtma hastalığı anofel cinsi sivrisineklerle taşınan plazmodium isimli parazitlerin yaptığı bir hastalıktır. Tekrarlayan titremeli ateş ile seyreden bu hastalıkta karaciğer, dalak büyür ve devamında da sarılık ve kansızlık gelişebilir. Solunum şikayetleri ile zatürre de gelişebilir. Vaktinde ve doğru bir şekilde tedavi edilmediğinde hastalık ölümle de sonuçlanabilir.

En çok bulunduğu alanlar

Çift kanatlılar takımından olan bu ufak sinek iyi bir uçucu değil ama rüzgar yardımıyla da uzaklara kadar gidebiliyor. Hatta çok katlı apartmanlara da bir güzel uçuyor, tırmanıyor. Ben şu ufacık üflesem yolunu değiştireceğim canlının annemin Ataköy’de oturduğu sekizinci kata kadar nasıl çıktığına hayret ederdim. Sayıları da nedense hatırı sayılır kadar fazla sanki ordu gibi dolaşıyorlar mübarekler. Birinden kurtuluyorsun öbürü çıkıyor. Sabaha kadar avcı gibi dolaşmak gerek. Bu bölgede sayılarının bu kadar fazla olması karşıda deniz, yakındaki malum dereden kaynaklanıyor. Bir de Ataköy’ün aslında en güzel özelliği olan yeşillik alan. Sivrisinekler; durgun sulara yumurtalarını bırakmak suretiyle ürüyorlar. Dolayısıyla deniz, havuz ya da durgun su birikintilerinde çok miktarda bulunuyorlar. Yeşillik alanlar da onların sevdiği yerler.

Neden kan emiyor?

Ergin yani yetişkin sivrisinekler çiçekli bitkilerin nektarlarıyla besleniyor. Ancak dişileri ayrıca kan emiyor çünkü yumurta geliştirebilmek için yüksek kaliteli proteine ihtiyaçları var. Hayvanlardan da daha çok memelilerden kan emme yönünde evrimleşmişler, çünkü en yüksek kaliteli protein memelilerde bulunuyor. Erkek sivrisinekler kan emmiyor.

Yazının devamı...

'Yaz vakti grip mi olur?' demeyin!

18 Temmuz 2022

Kış, soğuk algınlığından sorumlu virüslerin dolaşımına en elverişli mevsimdir. Ama gerçekte her mevsimde nezle, grip ya da farenjit olması mümkündür. Çünkü bu virüsler her zaman bizim etrafımızda dolaşıp durur.

Soğuk algınlığı olarak da bilinen nezle ya da basit üşütme yazın sıcak günlerinde bile başımıza gelebilir. Sıcakta terleyip bunalınca serinlemek için klimanın karşısında geçip oturmak ya da sırf esiyor diye ferahlamak için cereyanda durmak terin üzerimizde soğumasına yol açar. Bu da hastalıklara davetiye çıkarır.
Bugünlerde soğuk algınlığı belirtileri başlayınca salgın henüz bitmediği için akla ilk önce Kovid-19 geliyor. Her ne kadar virüs geçirdiği mutasyonlarla etkisini hafifletse de, aşı sayesinde çoğumuz bağışıklık kazanmış olsak da yine de kolayca yakalanabileceğimizi unutmamalıyız. Hastalığı geçirmiş olmak da bir miktar bağışıklık kazandırıyor, durmadan tekrarladığımız sağlıklı yaşam önerileriyle, D-C vitaminleri, quersetin takviyeleriyle daha rahat atlatmak mümkün olsa da yeni mutasyonlarla bulaşıcılığı tavan yapan virüsün ortalıkta dolaşıp bizi aradığını da unutmamalıyız. Tedbirlerdeki yumuşama ve hastalığın manevi yorgunluğuna yaz sıcağı da eklenince maskeyi unuttuk. Daha önce maske, mesafe, temizlik kurallarına iyi bir şekilde uyduğumuz için Kovid-19 dahil diğer virüslerden de bir güzel korunuyorduk. Ancak maskeler fora olunca, mesafeyi de unutunca onlar da bizimle olan hasretlerini coşkulu bir şekilde gidermeye başladılar.

Nezle

Hapşırma, burun akıntısı veya burun tıkanıklığı, gözlerin kızarması, sulanması ve yanması, bazen yüz ve alın bölgesinde dolgunluk hissi, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve boğazda gıcık hissi, öksürük, koku ve tat duyularında azalma nezlenin (soğuk algınlığı) belirtileridir. Yaklaşık bir hafta sürer. Genellikle ateş olmaz ve hastalık ayakta geçirilebilir. Hastanın genel durumunu ve yaşantısını çok etkilemeyen, onu işinden alıkoymayan belirtiler çoğu zaman ilaç kullanımı dahi gerektirmez. Sadece birkaç gün mendil ile dolaşmak gerekebilir.

Grip

Nezleye göre daha ağır geçer. Belirtilere ateş mutlaka eklenir. Ayakta atlatmak zordur. Eklem ağrıları, halsizlik, iştah bozukluğu olur. Yatak istirahati gerekir. Sıklıkla ilaç tedavisine gerek duyulur. Özellikle kış aylarında sık karşılaştığımız, çoğu zaman da basit bir soğuk algınlığı gibi görerek önemsemediğimiz grip kimi zaman antiviral ilaçlar, istirahat, parasetamol ve bağışıklığın kuvvetlenmesi ile kolayca iyileşebildiği gibi hayatı tehdit edecek kadar tehlikeli sonuçlara da sebep olabilir. Hastalığa influenza virüsü sebep olur. Bu virüsün A, B ve C olmak üzere üç tipi vardır. İnsanlarda grip hastalığına en sık neden olan influenza A virüsüdür. İnfluenza B ve C virüsü sadece insanlarda hastalık yaparken, influenza A virüsü; örneğin kuşlarda ve domuzlarda da hastalık yapar ve insanlara da bulaşır. Bu yüzden kuş gribi, domuz gribi gibi isimlerle anılmıştır. Influenza A virüsü, taşıdığı hemaglutinin ve neuroaminidase yüzey antijenlerinin farklı kombinasyonlarında farklı alt tiplere ayrılır. Bu nedenle H ve N harflerini içeren farklı isimlerle anılır. Influenza B ve C virüsü ise alt tiplere ayrılmaz. Esas salgınlara neden olan ise İnfluenza A virüsüdür.

Yazının devamı...

Bayramınız sağlıkla geçsin

11 Temmuz 2022

Herkesin sanki sihirli bir değnek değmiş de pandemi ortadan yok olmuş gibi maskeyi ve tedbirleri bir kenara bırakıp umursamadan yaşantısına devam etmeye başlaması maalesef bu hastalığın artık bittiğini göstermiyor. Hatta tam tersi ortalığı boş bulan virüs var gücüyle insanlara bulaşmaya devam ediyor. Zorunlu tedbirler de gevşetildiği için herkes hasta da olsa maske takmadan ortalıkta dolaşıyor hatta uçağa toplu taşımaya binip seyahat ediyor. İnsanla beraber gezen virüs de bir güzel mutasyona uğrayıp yeni dalgalarda sörf yapıyor.

Vakalar artabilir

Bu sene de Kurban Bayramı’nın yaz aylarına rast gelmesi ve 15 Temmuz resmi tatil ile birleştirilerek uzatılabilmesi bu süreyi bir yaz tatili olarak değerlendirmek isteyenlerin tatil beldelerine seyahatine ya da uzaktaki ailesini, sevdiklerini görmek isteyenlerin memleketlerine seyahat etmesi için güzel bir fırsat oldu. Ne yazık ki bu kucaklaşmalarda ve bayram ziyaretlerinde gözle görülmeyen ama hiç de istenmeyen bir misafirimizin daha olabileceğini hiç unutmamalıyız. Bu istenmeyen misafir başımıza öyle işler açabilir ki hem bayramımız hem de tatilimizi burnumuzdan getirebilir. Hem kendimiz hasta olup eziyet çekebiliriz. Hem de bayramlaşmaya gittiğimiz büyüklerimizin ellerini öperken virüsü de bir güzel bulaştırıp sonra da onları hasta etmenin vicdani sorumluluğuyla baş başa kalırız.

Gelin tüm bu olumsuzlukları yaşamamak için biz yine tedbirleri elden bırakmayalım. Elbette bu önlemler sadece tek tarafın aldığı tedbirlerle olmuyor. Herkes aynı bilinci taşımalı ve ona göre dikkatli davranmalı. Zira virüs o kadar çok bulaşıcılık kazandı ki neredeyse açık havada uygun mesafede bile kolayca bulaşır halde. Üstelik aşı maşı dinlemeden hasta ediyor. Elbette aşılanmış olanlar, bağışıklığı olan ve bağışıklık sistemi, bünyesi sağlam olanlar daha rahat geçiriyor. Ancak hiç belli olmaz bu virüs sizi hiç ummadığınız anda, en zayıf olduğunuz zamanda vurabilir. Moral bozmuş gibi olmayayım ama daha bu salgın bitmedi hafifledi ama bitmedi.

Kurban eti tüketirken unutulmaması gerekenler

Kurban Bayramı denince akla hemen buram buram kavrulmuş kurban etleri geliyor. Belki çoğu kimse için bu çok iştah açıcı gibi gelebilir. Ancak kurban eti tüketirken bir yandan da sağlığımızı düşünmek gerekirse dikkat etmemiz gereken birkaç noktadan bahsetmek isterim.
Sağlığımızı bozmamak adına tükettiğimiz etin kaynağı da önemlidir. Yani o ete sahip hayvanın sağlıklı olmasından tutun da kesim, hazırlama ve taşıma aşamasında da sağlık şartlarına dikkat edilmesi gerekiyor. Hayvanın nasıl bir ortamda kesildiği, kesilirken hijyen şartlarına dikkat edilmesi, kesilen hayvanın gerekli sağlık kontrollerinin vaktinde yapılıp bulaşıcı hastalıkları taşımadığından emin olmak önemli Çünkü gerekli şartlara uyulmadığı takdirde bazı virüs, bakteri ya da parazitlerin insanlara bulaşması ve hastalık yapması mümkün.

Yazının devamı...

Yazın düşük tansiyona dikkat!

4 Temmuz 2022

Tansiyon denince akla genelde yüksek tansiyon gelir. Hep hipertansiyon yani yüksek tansiyonun sebep olduğu olumsuzluklardan bahsederiz. Hipotansiyonu yani düşük tansiyonu pek hastalık gibi görmeyiz. Evet aslında biz kardiyologlar yüksek tansiyonu pek sevmeyiz. Çünkü bu hastalık kalp-damar başta olmak üzere kalp kası, böbrek, beyin ve gözde önemli komplikasyonlara yol açabilir. Ayrıca kalp-damar sağlığıyla, ritim bozukluklarıyla ilgili birçok ilaç aynı zamanda tansiyonu da düşüren ilaçlardır. Kalbin iş yükünü de azaltan bu ilaçların kalp hastalıklarının tedavisinde geniş bir yeri vardır. Şimdi gelin sıcak havada vücudumuzda neler olur hep birlikte inceleyelim.

Damarlar genişler

Vücudumuzda ısı dengesini sağlayan merkez beyinde hipotalamusta bulunur. Sıcaklık artışı olduğu zaman vücut ısısını dengelemek için özellikle cilde yakın damarlarda genişleme meydana gelir. İşte bu yüzden sıcak havada kalınca, hatta kışın da sobanın karşısında oturunca cildimiz kızarır. Sıcağı görünce yanaklarımız pembe pembe olur. Bunun sebebi cilde yakın damarların genişlemesi ile içinde dolaşan kanın verdiği kırmızı renktir. Vücut cilt yoluyla ısı alışverişini artırıp bu sayede serinlemeye çalışır.

Kalbin iş yükü artar

Genişleyen damarlara da kanı pompalama işi kalbe ait olduğundan sonuçta kalbin iş yükü artar. Bu nedenle kalp yetersizliği olan hastalar sıcak havadan olumsuz yönde etkilendikleri gibi sıcak ve nemli havada bu etki daha da artar. Kalp yetersizliği belirtileri belirgin hale gelir.

Ter ile sıvı ve mineral kaybı olur

Vücut sıcaklığını ayarlayan hipotalamustaki bu merkez, aslında bir termostat gibi çalışır. Çevre ısısına bağlı olarak vücut ısısı arttığında yüzeye yakın damarların genişlemesinin yanı sıra ciltte terlemeyi sağlayarak da tedbirini alır. Bu vesile ile serinlemeyi planlayan vücudun bu amacı bazen sıcaklıkla beraber ortamdaki nemin de fazla olması nedeniyle sekteye uğrayabilir. İşte bu nedenle nem oranı yükseldikçe hissedilen sıcaklık da artar ve daha çok rahatsız oluruz. Ter ile sıvı elektrolit yani tuz, mineral kaybı da olur. Minerallerdeki bu denge bozulunca bazı istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Örneğin özellikle sodyum mineralinin kaybıyla daha da tetiklenen tansiyon düşmeleri ve buna bağlı baş dönmesi halsizlik belirtileri olabilir. Bu şikayetler yaşlı kimselerde, şeker hastalarında, zayıflayayım diye az tuz tüketenlerde, idrar söktürücü alanlarda, tansiyon ilacı kullananlarda, özellikle de sıcak havada daha belirgin olarak ortaya çıkar.

Yazının devamı...

Bağımlılık beyinde başlar

27 Haziran 2022

Daha önceki yazılarımda bağımlılıktan bir tür beyin hastalığı gibidir diye bahsetmiştim. Çünkü bağımlılık gelişirken beyinde bir takım bölgelerde bazı nörokimyasal değişiklikler de olur. Bize keyif veren mutlu eden bir uyaranla karşılaştığımız zaman örneğin bunlar hoşumuza giden bir müzik, çok sevdiğimiz çikolatalı güzel bir pasta ya da bir kahve veya bir eylem olabilir. Böyle bir durumda beynin ödül merkezindeki (ventral tegmental alan) nöronlar bize haz veren ve iyi hissettirecek dopamini salgılar. Buraya kadar bir sorun yok.
Keyif aldığımız bir müziği dinlerken beynimizden salgılanan dopaminle de bu keyfi pekiştirmemizin hiçbir zararı yok. Ancak aynı durum bağımlılık yapabilecek bir madde ya da olay ile karşılaşıldığı zaman bu olay ve sonuçları ile de farklı seyrediyor. Zaten mesele de burada başlıyor Beyinde dürtüleri yönetme, muhakeme etme, karar verme gibi faaliyetlerinden sorumlu (frontal korteks) ve korku, öfke gibi duygusal tepkilerden sorumlu (amigdale) merkezlerin de bağımlılık ile ilgili davranışlar üzerine bir takım etkileri var.
Bağımlılık geliştiren madde alındığında beynin bu bölgelerindeki öğrenme, muhakeme etme, karar verme gibi yetenekleri de bozuluyor. Aynı zamanda duygusal tepkilerde de bazı bozukluklar meydana geliyor. İşte bu nedenle aslında son derecede iradeli ve otoriter gibi görünen bir insan bile bağımlılığı söz konusu olunca son derecede aciz ve iradesiz bir pozisyona düşebiliyor. Genelde bu tip kimseler kendisine yediremediği için bu bağımlılığından sanki kendi vaz geçmiyormuş gibi gözükmeye çalışır. Fakat aslında o, istese de ne yazık ki bırakamayacağının farkındadır. Bunun en belirgin örneğini sigaraya olan bağımlılıkta görüyoruz. Zira sigaranın zararlarını artık bilmeyen yok. Aklı başında bir kişi buna rağmen içmeye devam ediyorsa buna başka türlü bir açıklama bulmak zor.

Çeşitli olabilir

Bağımlılığın alkol bağımlılığı, sigara ya da tütün bağımlılığı, eroin bağımlılığı, esrar bağımlılığı, kokain bağımlılığı, morfin bağımlılığı, internet bağımlılığı, extacy bağımlılığı, kafein bağımlılığı, kumar bağımlılığı gibi çeşitleri olabildiği gibi bir de insan bağımlılığı vardır. Bağımlı olunan unsur farklılık gösterse de olay ve sonuç hep birbirine benzer.

Bağımsız ve özgür olmak

Herkesin, her dönem gençliğin, hatta ergenlerin dilindedir “Bağımsız ve özgür olmak”. Daha bunun anlamını doğru dürüst anlayamamış gençler özgür olmayı ailelerinden kopmaya, uzaklaşmaya, onlara doğru yolu göstermeye çalışan öğretmenlerine ve büyüklerine karşı gelmeye eşdeğer zanneder. İşte tam bu sırada da maalesef bu gençlerimizin birçoğu uyuşturucu tacirlerinin eline düşmeye adaydır. Bağımsız ve özgür olmak demek hiçbir şeye ve hiçbir kimseye bağımlı kalmadan kimseye muhtaç olmadan kendi kendine yeterek ve kendi ayakları üzerinde yaşamaya devam etmektir. İnsanlar için de ülkeler için de bu geçerlidir. Bağımsız ve özgür olacağım diye tepinen gençler uyuşturucu, sigara ya da alkol bağımlılığının kucağına düşmekte. Bağımlı ülkeler de maalesef kukla gibi kullanılıp ortalığı kışkırtarak boyundan büyük başka bir ülkeyle savaşa girmeye zorlanmakta sonunda da olan zavallı ülke halkına olmakta.

Sönen hayatlar

Yazının devamı...

Plastik eşyalardaki Bisfenol A neler yapıyor?

20 Haziran 2022

1957 yılından beri ticari üretimin içinde olan Bisfenol A (BPA) bazı plastiklerin ve epoksi reçinelerinin yapımında kullanılıyor. 2015 yılında tahmini olarak 4 milyon ton üretilen BPA, dünya çapında en çok üretilen kimyasal maddelerden biri. BPA, hormon-benzeri bir etki ile östrojeni taklit etme özelliğine sahip. 2008 yılından beri bazı hükümetler bu maddenin güvenliğini araştırmaya başladılar. Bu araştırmaların sonucunda FDA, bebek biberonlarında ve bebek maması kaplarındaki BPA ruhsatını kaldırdı. Avrupa Birliği ve Kanada BPA’nın biberonlarda kullanılmasını tamamen yasakladı.
Hayvanlarda yapılan birçok çalışmada düşük miktarda BPA uygulaması ile toksik yani zehir etkisi yaptığı gösterilmesi üzerine 2010 yılında Amerikan gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından yayınlanan raporda BPA’nın özellikle anne karnında ve çocukluk çağında zararlı etkileri olabileceği bildirildi. Kanada, Eylül 2010’da BPA’nın toksik bir madde olduğunu açıklayan ilk ülke oldu. Daha sonra dünyada birçok ülke özellikle biberonlarda BPA kullanımını yasakladı. 2011 yılında ülkemizde Tarım ve Köy işleri Bakanlığı’nın ‘Türk Gıda Kodeksi Gıda Maddeleri ile Temasta Bulunan Plastik Madde ve Malzemeler’ Teblliği’nde yaptığı değişiklik yürürlüğe girdi. Bu tebliğ uyarınca bebekler için kullanılan eşyalarda polikarbonat madde ve malzemelerin üretiminde kullanılmaması belirtilmiştir.

Obesite ve diyabetes mellitus

BPA verilen erişkin farelerde yapılan çalışmalarda insülin direnci geliştiği gösterilmiş. Böylece insülin direncinin ardından bozulan şeker metabolzması ile diabetes mellitus yani şeker hastalığı, obesite, karın içi yağlanmada artış ve metabolik sendrom ile ardından kalp damar hastalığı riskinde artış kaçınılmaz son olarak karşımıza çıkar.

Beyin gelişimi üzerindeki etkileri

Östrojen ve progesteron beyin gelişiminde önemli rol alan hormonlardandır. Birçok hayvan çalışmasında BPA’nın östrojen benzeri etki yaparak, beyin gelişimi sırasında cinsel farklılaşmadan sorumlu bölgelerde değişikliğe neden olduğu gösterilmiş. Ayrıca, öğrenme azlığı ve hafıza bozukluğuna neden olabileceğini gösteren çalışmalar da mevcut. BPA aynı zamanda büyüme hormonunun da işlevini bozuyor.

Davranışsal değişiklikler

Yazının devamı...