Korkutucu virüsler

24 Şubat 2020

Enfeksiyon denince aklımıza bakteri veya virüs gelir. Birbirine benzer hastalıklar yapan bu iki mikrobu iyi ayırt etmek gerekir. Zira benzer belirtilere sebep olsalar da tedavileri ve sebep oldukları hastalıkların seyri tamamen farklıdır. Bakteriler virüslere göre nispeten daha halim selim mikroplardır. Eğer yanlış kullanım nedeniyle direnç gelişmediyse antibiyotiklerle genelde kolayca iyileşir. Hatta bazıları bizimle beraber dostça yaşar. Bağışıklık sistemimize hizmet eder. Mikrobiyota olarak adlandırılan bu bakteriler çok işimize yarar. Oysa virüsler hakikaten korkutucudur. Bakterilere göre çok daha küçüktür. Kendi başlarına yaşayamazlar. Mutlaka bir canlının hücresinde parazit gibi yaşamak zorundadırlar. Bu şekilde hücreyi kullanıp hızla çoğalarak hastalığı oluştururlar. Bağışıklık sistemimiz bir kez bu virüsle karşılaştığında onu tanır. Virüse karşı özel antikorlarını oluşturur ve tekrar aynı virüsle hastalık gerçekleşmesini önler. Ancak bu uyanık mikroplar aynı zamanda kolayca kılık değiştirirler. Bu sayede tanınmayıp bağışıklık sistemimizi gafil avlayarak kötü emellerine kolayca ulaşırlar. Bizi en çok zorlayan tarafları da budur. Bu yüzden her sene farklı isimlerde, başka cins virüsle karşı karşıya kalıyoruz. Sanki gittikçe de daha melun hale geliyorlar. Tabi bütün yaptıkları kötülükler kimlikleri deşifre olup, aşı oluşunca bitiyor. Virüsler; solunum, sindirim, deri, mukoza, genital yol, plesanta, iğne yapılması veya kan verilmesi yoluyla vücuda giriş yaparlar. Vücuda girince de kendilerine uygun gelen kan, lenf veya sinir hücreleri yoluyla da yayılırlar.

Nelere yol açar?

Yaptıkları hastalıklar virüsün cinsine göre dudağımızın kenarında sadece görüntü bozan küçük bir yara veya hafif bir soğuk algınlığından, kanser veya soluğumuzu kesip ölüme kadar götüren sonuçları verebilir. Bu hastalıklar uçuk (herpes), kızamık, kızamıkçık, suçiçeği, siğil, sarılık, üst solunum yolu enfeksiyonları, zatürre, çocuk felci, AIDS, kuduz gibi hastalıklardır. Ebstein Barr Virus (EBV), Human Papilloma Virüs (HPV), Hepatit virüsleri ileride kansere yol açabilen virüslerdir. EBV, ‘öpücük hastalığı’ adıyla da bilinen, ateşli hastalığa neden olur. Bu hastalık genellikle iyi seyreder ve tedavisiz, kendiliğinden iyileşir. Toplumun yüzde 80-90’ı bu virüsle hayatının bir döneminde karşılaşır. Bununla beraber EBV, bazı lenfoma tiplerinin ve nazofarenks (yutak) kanserinin nedenleri arasında gösterilir. HPV ise çoğu zaman belirtisiz seyreder bazen genital bölgede deride ve mukozada siğillere neden olur. Ancak özellikle kansere neden olduğu bilinen HPV tip 16 ve 18 ile oluşan enfeksiyonlarda herhangi bir belirti görülmez ve yıllar sonra rahim ağzı kanseri olarak ortaya çıkabilir. Aynı şekilde anüs ve penis kanserlerinde de bu virüs saptanabilir. Hepatit virüsleri özellikle hepatit B (HBV) ve hepatit C virüsü (HCV) karaciğerde enfeksiyona neden olarak sarılık yapar. Akut yani ani başlayan ve sarılığa neden olan hepatitler büyük oranda iyileşir, ancak belirsiz seyreden enfeksiyonlar genellikle kronikleşir. Sessizce ilerleyip, bazı kişilerde siroz (karaciğer yetersizliği), bazılarında ise doğrudan karaciğer kanseri yapabilir.

Koronavirüs önlemleri

Şimdilerde tehlikeli bir koronavirüs ( Kovid19) çeşidi ile karşı karşıyayız. Şehirleri karantinaya aldırtan, ülke sınırlarını kapattıran, uluslararası ilişkileri, ekonomi ve ticareti etkileyen bu salgının ilacı ve aşısı henüz yok. Çin’den yayılan bu virüs Türkiye için Sağlık Bakanlığımızın da aldığı üst düzey tedbirler sayesinde yüksek risk taşımıyor. Bugüne kadar görülen bir vaka yok. Bakanımız Dr. Fahrettin Koca dışarıya bağımlı olmadan virüsü en fazla 2 saat içinde tespit eden yerli tanı kitimizi de ürettiğimizi belitti.

Kovid19 dâhil virüslerden iyi korunmak için kalabalık ortamdan kaçınmak, hapşıran, öksürenlerden en az 1 metre uzak durmak, elleri ağza göze değdirmemek sık sık yıkamak, ortamı sık havalandırmak, stres, alkol ve sigaradan uzak durmak, sağlıklı beslenmek, çiğ et tüketmemek ve düzenli uyku gerekir.

Yazının devamı...

Sağlıkta sürdürülebilirlik

17 Şubat 2020

Sürdürülebilirlik kelime anlamı olarak daimi olabilme yeteneğini korumak olarak tanımlanır. Bir kere yapmış olmak, ilk adımı atmak elbette iyidir ancak devamı gelmezse sonuca hiçbir zaman ulaşılamaz. Başlangıçta harcanan emek de boşa gider hiçbir anlamı kalmaz. Kalıcı olmak, devamını getirmek daha önemlidir her zaman. Geçen Cuma günü sevgililer günü olarak kutlandı. Birini sevmek güzel ancak asıl marifet bunu sürdürebilmek herhalde. İşte o zaman anlamı ve değeri olur söylenen sözlerin. Bu günün anlam ve önemine istinaden ülkemizin sayılı iş gruplarından birinde “Kalbimizi sevelim ve onu koruyalım” konulu bir seminer verdim. Çalıştığım hastanede kurucusu olduğum koruyucu kardiyoloji ünitesinin faaliyeti ile de ilişkili olan bu konu, emojisini çok sık kullandığımız kalbimizi ne kadar önemsiyoruz sorusunu da akla getirdi. Bizim için değeri olan her şeyi manevi anlamda kalbimizde taşırız. Oysa hayatımız için vazgeçilemez derecede önemli olan bu organımıza gereken değeri veriyor muyuz? Bu değerin farkında olup onu korumak için üzerimize düşen vazifeyi yerine getirebiliyor muyuz? Bu çabamızı doğru bir şekilde sürdürebiliyor muyuz? Sürdürülebilirlik kavramı pek çok alanda önemlidir. Uluslararası bir kuruluş olan Birleşmiş Milletler, faaliyetlerini pekiştirmek için  2012 yılında Rio de Janeiro’da yapılan Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda bir evrensel eylem çağrısında bulunmuştu. Bu çağrıda 17 tane sürdürülebilir kalkınma amaçlarını belirtti. Bu amaçlar sırasıyla yoksulluğa ve açlığa son vermeyi, sağlıklı ve kaliteli yaşamı, nitelikli eğitimi, toplumsal cinsiyet eşitliğini, temiz su ve sanitasyonu, erişilebilir ve temiz enerjiyi, insana yakışır iş ve ekonomik büyümeyi, sanayi, yenilikçilik ve alt yapıyı, eşitsizliklerin azaltılmasını, sürdürülebilir şehirleri ve toplulukları, sorumlu üretim ve tüketimi, iklim eylemini, sudaki yaşamı, karasal yaşamı, barışı, adalet ile beraber güçlü kurumları ve bu amaçlar için ortaklıkları içeriyor. Burada asıl vurgulanan bu faaliyetlerin sürdürülebilir olması. Yani işi yapmak güzel de devamını getirebiliyor musunuz bakalım diye sormak gerekiyor.

Sağlığımızla ilgili yaptıklarımız, aldığımız tedbirler belli bir süre için mi geçerlidir? Yani vur abalıya dilediğimiz gibi yaşayalım. Yiyip içelim sonra birkaç hafta diyet yaparız yeter. Zehri dolduralım vücudumuza bir iki hafta detoks yaparız biter- gider midir olay acaba? Sürdürebilirlik sağlanamadığında en önemli ve geri dönülmez etkisini sağlıkta veriyor. Sağlık elden gidince her şey boş, her şeyin başı sağlık diyoruz ama en çok da onu ihmal ediyoruz. Bile bile lades gibi boş veriyoruz. İş işten geçtikten sonra, başımıza gelenler geldikten sonra da keşke öyle yapmasaydık diyor, pişman oluyoruz. İşte koruyucu sağlık bilinci bu nedenle çok önemli. Sağlıklı beslenmek, sağlıklı yaşamayı alışkanlık haline getirmek, kötü alışkanlıklardan kurtulmak istedikten sonra yapılması çok zor bir şey değil. Sadece aklımıza geldikçe kendimize çeki -düzen vermek yerine bunu bir yaşam tarzı haline sokmak tamamen bizim elimizde. Ülkemizde ve dünyada yıllardır birinci ölüm sebebi olan kalp damar hastalığı koruyucu kardiyoloji sayesinde gerekli tedbirler alındığında önlenebilir bir hastalıktır. Şimdi bana durmadan değişen, kirlenen bu dünyada bu kadar stres varken, bol katkılı, sahte ve sağlıksız besinler varken, çevre kirliliği en kötüsü ortalıkta bu kadar bilgi kirliliği varken “Bunu nasıl yapacağız?” diyorsanız ben de, “Biz de bunun için varız” diyorum.

 

Yazının devamı...

Kışın D vitaminini ihmal etmeyin!

16 Şubat 2020

Vücudun bağışıklık sistemini dirençli tutmanın büyük önem taşıdığı, soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıkların arttığı kış aylarında, D vitamininize baktırmanızı öneririm

Vücudumuz için faydalı vitamin ve mineralleri aldığımız besinlerle sağlamayı hep desteklerim. Ancak maalesef özellikle grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıkların kol gezdiği bu dönemde bağışıklık sistemimiz için çok önemli olan D vitaminini yediklerimiz veya içtiklerimizle karşılayamıyoruz. Bu vitamin ancak güneş altında ve cildimizde sentez ediliyor. İçinde bulunduğumuz mevsime göre güneşin etkisi azaldıkça da vitaminin bizdeki miktarı da azalıyor. Yağda eriyen bir vitamin olduğu için depo edilebiliyor. Fakat o da ancak bir süre için geçerli. Bu nedenle sıklıkla kışın D vitaminine ihtiyaç oluyor ve kış ayları boyunca da takviye olarak dışarıdan almak gerekiyor.

Bağışıklığın askerleri

D vitamini eksikliğinin pek çok hastalıkla ilişkisi olduğu gösterilmiş. Bağışıklık sistemindeki etkisi bu savunma sisteminin askerleri olan “T” hücrelerini doğru bir şekilde harekete geçirmesiyle oluyor. Bu askerlerin gerçek hayatta da olduğu gibi sayısı kadar doğru şekilde hareket etmesi de önemlidir. Bağışıklık sisteminin doğru şekilde çalışması infeksiyon hastalıklarını önlemede mikroplarla mücadele etmesiyle olur. Ancak bazen Hashimato tiroiditi, romatoit artrit, skleroderma, vitiligo, ulseratif kolit gibi otoimmün hastalıklar dediğimiz durumlarda bu bağışıklık hücreleri aynı vücuttaki diğer hücreleri de düşman gibi görüp saldırır ve hastalık ortaya çıkar.

Bağışıklık sisteminin doğru çalışması kanserlerde de önem taşır. Bu sefer vücut için çok zararlı olan kanser hücresinin yok edilmesi gerekir. Bağışıklık sistemi  kanserleşen hücreyi tanıyınca askerlerini yani T lenfositleri dediğimiz hücreleri onu yok etmesi için gönderir. Ancak bazı durumlarda özellikle de sistem zayıfladığında kanser hücrelerinin alıcıları bu hücrelerin alıcılarına bağlanarak onların görevine engel olur. Kanser hücreleri çoğalır ve hastalık ortaya çıkar. Kanserde kullanılan immünoterapi ilaçları işte bu bağlanmayı engeller. D vitamininin başta meme, kolon, prostat, pankreas olmak üzere bazı kanser türlerine karşı olumlu etkisi gözlenmiştir.

Kanda D vitaminine baktırmalı

Kendisi de bir hormon gibi hareket eden D vitamini, vücuttaki bazı hormonlarla da etkileşime geçer.  Obez kimselerde yüksek oranda olan leptin hormonunun vitamin üretimine olumsuz etkisi vardır. Bu nedenle şişmanlarda genellikle D vitamini düşük olur. D vitamini eksikliğinin en belirgin özelliği çocuklarda raşitizme (kemiklerde eğrilikle beraber olan yapısal bozukluk) , erişkinlerde de osteoporoza (kemik erimesi) yol açmasıdır. Kemik ve kas gücüne olan etkisi nedeniyle eksikliğinde çabuk yorulma ve kemik, kas ağrıları olur. D vitamini eksikliğinin depresyonla da ilişkisi vardır.  Çünkü  D vitamini eksikse strese karşı etkili olan magnezyumun emilimi azalır . Bu nedenle kış depresyonuna girmeden, oram buram ağrıyor demeden, her yanı bir grip korkusu salmışken bağışıklığınız için kanda bir D vitaminine baktırın derim.

 

Yazının devamı...

Virüslere karşı propolis kalkanı

9 Şubat 2020

Korkutucu virüs salgınının önüne geçmek için alınacak tedbirlerin yanı sıra bağışıklık sistemini güçlü tutmak da büyük önem taşıyor. Propolis de bu bakımdan ön plana çıkıyor

Bu yazımda özellikle propolisin bağışıklık üzerindeki olumlu etkilerinden bahsetmek istiyorum. Bağışıklık sistemimiz bizi zararlı etkenlere karşı korumakla programlanmış âdeta savunma kalkanı görevi görür. Bu zararlı etkenler arasında ilk akla gelen mikroplardır. Bu mikroplar hastalık yapan bakteriler ya da virüsler olabilir.

Her gün ve her yerde bunların pek çok çeşidiyle karşılaşırız, hatta temas da ederiz. Ancak savunma sistemimiz kuvvetliyse bize kolay kolay bir şey yapamazlar. Hasta olmayız. Olsak bile çok çabuk, kolayca ve hafif atlatırız. Bağışıklık sistemimiz aynı zamanda kanser hücrelerinin oluşumunu ve çoğalmasını engellemede de büyük önem taşır. Sistemin doğru çalışması ve vücuda düşman olan etkeni doğru algılaması son derecede önemlidir.  Çünkü kimi zaman kendi hücrelerimizi de düşman gibi algılayan bu sistem, bize fayda yerine zarar da verebilir.

Diyabet, romatizmal hastalıklar, inflamatuvar bağırsak hastalığı, kalp damar hastalıkları, alerjiler, parkinson ve multiple skleroz gibi hastalıklar bağışıklık sistemi bozulduğunda ortaya çıkan ve kronik bir yangı ile birlikte seyreden hastalıklardır.  Bağışıklığı güçlü tutmak için sağlıklı yaşam koşullarına dikkat etmek gerektiğini biliyoruz. Yeni koronavirüsün yol açtığı gibi öldürücü ve korkutucu bir virüs salgını dünyayı alarma geçirmişken, biz de kendimizi korumak adına alacağımız tedbirleri iyice gözden geçirmeliyiz. Bulaşmayı önlemek adına aldığımız tedbirler ile birlikte savunma sistemimizi de güçlendirmeliyiz. Bu sadece koronavirüs için değil ortalıkta dolaşan domuz gribi gibi daha birçok bulaşıcı hastalığa karşı da kendimizi korumamızı sağlar.

Koruyucu propolis

Propolis Latincede “şehrin koruyucusu” anlamına gelir. Arılar, çeşitli çam ağaçları, at kestanesi, gürgen, söğüt, karaağaç, kayın, kestane gibi iğne yapraklı veya yaprak dökmeyen reçine salgılayan bitkilerin özsuyunu kendi salgılarıyla ve balmumu ile birleştirdiklerinde, yapışkan, yeşil-kahve renkli bir madde yaratırlar ve bunu arı kovanı yapımında kovanın kaplanmasında kullanırlar. Propolis denilen bu madde kovanı zararlı dış etkenlerden, mikroorganizmalardan bakteri, mantar, virüs gibi mikroorganizmalardan ve böceklerden korur. Bunu gören insanoğlu antik çağlardan beri propolisi bazı tedavilerde kullanmaya başlar.   

Alerjisi olanlar dikkat

Propolisin içeriği toplandığı bitkilerin türüne göre çeşitlilik gösterir. Büyük oranda ve yüksek etkili antioksidanların yanı sıra vitamin, mineral ve aminoasit içerir. Antibakteriyal, antiviral, antifungal etkisi ile mikroplardan korunmada, yaraların iyileşmesinde, uçuk tedavisinde etkili olduğu görülmüş. Ayrıca propolisin tümörleri küçülttüğüne dair gözlemsel çalışmalardan da bahsedilir. Kanser oluşumunu engellemedeki bu olumlu etkisi, yine bağışıklık sistemini güçlendirmedeki etkisine bağlı olabilir. Özellikle bal alerjisi olan kişilerde propolise karşı da alerji olabileceğini düşünerek doktorunuza danışmadan kullanmamanızı öneririm.

Yazının devamı...

Yemeğin en sağlıklısı...

2 Şubat 2020

Seçilmiş, taze, organik ve tutkuyla, sevgiyle yapılmışsa yemeğin en iyisi önünüzde duruyor demektirYemek konusu o kadar geniştir ki, lezzetlisi, sağlıklısı, özgünlüğü hep konuşulur. Dünya mutfakları, farklı restoranlar değişik deneyimler için birer eğlence alanı olabilir. Çoğu zaman sosyalleşmek için arkadaşlarımızla, dostlarımızla, ailemizle beraber olmak için evde veya dışarıda yemekte bir araya geliriz.
Restoranlarda yerken neyi ön planda düşünürüz? Yemeğin sağlıklı olmasından bahsetmeyeceğim. Lezzet önemlidir. Sosyalleşme için gidiliyorsa yerin popüler ve gösterişli olması önemlidir. Dekoru, gelenler, servis önemli olabilir. Tüm bunlar bir araya gelince yemekten keyif almak aslında ne yediğimizin önüne geçiyor.

Gurmeler için durum farklı mutlaka. Gurmet (gourmet) Fransızca bir kelime ve kısaca “ağzının tadını bilen boğazına düşkün” anlamına geliyor. Türk Dil Kurumu, “tadbilir” karşılığını veriyor ve genel anlamda, yemekler ve içkiler konusunda uzmanlık ölçüsünde bilgisi ve gelişmiş beğenisi olan, ağzının tadını bilen kişi olarak kullanılıyor .

Yıldız savaşları

Yemeğin iyisi restoranın iyisi derken birden kendimizi dünya şeflerinin çarpıştığı yıldız savaşlarında bulabiliriz. Bu savaşın yıldızları ile gökteki değil, 1926 yılından beri “Michelin rehberi” tarafından verilen yıldızlar kast ediliyor. Bir, iki ya da en yüksek derecesi üç olan yıldızları kazanmak için malzeme kalitesi, hazırlama ve pişirme konusundaki ustalık, yaratıcılık, ödeme karşılığının alınması ve kalite standartlarındaki istikrar gibi kriterlerin yeterince karşılanması gerekir. Bu sınav her yıl tekrar ediliyor, çünkü yıldızlar ancak bir yıllığına veriliyor.

Yazının devamı...

Koronavirüsü tanımak

26 Ocak 2020

Henüz etkili bir tedavi yöntemi ve koruyucu aşısı bulunmayan bu virüsten korunmak için en başta bağışıklık sistemini yüksek tutmak ve bulaşma risklerinden kaçınmak gerekir.Çin’de başlayan ve çok kolay yayılabilen öldürücü de olabilen koronavirüs vakaları dikkati çekiyor. Tüm dünyayı alarma geçiren bu virüs, öyle ki şu sıralar ülkemizde çok sık görülen domuz gribi vakalarının da önüne geçti. Geçen ay Çin’in Wuhan kentinde başlayan salgın, yeniyıl tatili ve kutlamalarına denk gelmesi nedeniyle yayılma riskini artırıyor. Dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi Çin’de ortaya çıkan bu virüs, iş ya da turistik sebeple yapılan seyahatlerin hareketlendiği bu dönemde Dünya Sağlık Örgütü’nü ve ulusal sağlık kuruluşlarını alarma geçirdi. Grip virüsüne benzer yolla bulaşabilen bu virüsün birkaç çeşidi bulunmakta. Önceleri hayvandan insana ve daha sonra da insandan insana bulaşıp değişik şiddette seyreden bu virüsün yakın akrabası 2003 yılında yine ilk olarak Çin’de görülüp hızla yayılarak önce 29 ülkede, 4 ay içinde de 37 ülkede toplam 8 bin 500 vakada tespit edilmişti. Bu vakalardan yüzde 10’a yaklaşan bir oranda 800’den fazla kişinin ölümüne yol açmıştı. SARS (Severe Acute Respiratory Sendrome) koronavirüsü olarak adlandırılan bu akraba, şimdilerde görülen virüsün yaptığına benzer şekilde belirtiler vermişti. Bir diğer akraba da 2012 yılında Suudi Arabistan’da tespit edilen ve benzer şekilde görülen Middle East Respiratory Syndrome (Orta Doğu Solunum Sendromu) hastalığına yol açan MERS-CoV’dir.




Belirtileri

Yazının devamı...

İlaç kullanmanın incelikleri

19 Ocak 2020

Kan sulandırıcı kullanırken yeşil sebze yemek, demir ilaçlarıyla çay içmek doğru mu? Ya antidepresan alırken kuru fasulye kaşıklamak!Hastalığımıza deva için kullandığımız ilaçların, esas etkilerinin yanı sıra birtakım yan etkilere de sahip olduğunu artık hepimiz biliyoruz. O yüzden fayda zarar hesabını iyi yapıp çok dikkatli kullanılmaları gerekir. İlaçların vücuda verdikleri bu ikincil etkilerinin yanında bir de eğer yanında başka ilaçlar da kullanmak gerekiyorsa bu ilaçlarla girdiği etkileşim söz konusu olabilir. Hatta yine kullanılan bu ilaçlar, yediklerimiz ve içtiklerimizle de etkileşime girebilir. Bu etkileşimlere çok dikkat etmek gerekir. Zira hastalığı tedavi için kullanılan bu ilaçların etkileri sırf bu yüzden azalır veya istenmeyen etkiler ortaya çıkar ve fayda yerine zararı dokunabilir. Kan sulandırıcılar ve yeşil sebzelerKan sulandırıcılarla beraber yeşil salatanın tüketilmesi ilacın etkisini azaltır. Pıhtı oluşumunu engellemek amacıyla sıkça kullandığımız K vitamini antagonisti olan ve “antikoagulan” olarak adlandırılan kan sulandırıcılar, kişiye ve yediklerine göre dozu değişen şekilde verilir. Kandaki etki düzeyi takip edilmelidir. Eğer doz düşük gelirse hiçbir işe yaramaz, yüksek gelirse de vücudun çeşitli yerlerinde örneğin beyinde istenmeyen kanamalara yol açabilir. K vitaminini bol miktarda içeren yiyecekler, örneğin yeşil salata ve sebzeler bol miktarda tüketilirse ilacın dozunu artırmak gerekebilir. Bu etkileşim kesinlikle bu yiyecekleri tüketmemek gerekir anlamına gelmez. Sadece her gün aynı miktarda tüketmek yeterli çözüm olacaktır.




Greyfurt etkisi

Yazının devamı...

Onlar isimsiz kahraman

12 Ocak 2020

İsimsiz sağlık kahramanlarının, olağanüstü çabaları, son günlerde doktor dizileriyle gözler önüne seriliyorGeçtiğimiz günlerde Sağlık Çalışanları Kongresi ve İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği’nin tanıtım toplantısına katıldım. Bu toplantıda, doktorluğun ne kadar saygıdeğer bir meslek olduğunu bir kez daha gördüm ve mesleğimle gurur duydum.
Kardiyolog olunca, özellikle hayati bir organla uğraştığımız için sıklıkla yoğun bakım kapılarında ya da tehlikeli bir ameliyattan çıkmış bir hastayı kontrol edip durumuyla ilgili bilgi verirken, hasta yakınlarından ve hastalardan mesleğimizle ilgili övgü dolu sözler almışımdır. Çoğu zaman kalıplaşmış bu sözler yüzümüzü gülümsetir, yorgunluğumuzu unutturur ve bize daha kuvvetli çalışma gücü verir. Çok imrenilen bu meslek, aslında büyük fedakârlıklar gerektirir. Sevilmeden de yapılamaz. Bu fedakârlık sadece doktorun kendisinin değil, okurken anne babasının, mesleğe başladığında ise eşinin, çocuklarının yaptığı fedakârlıkları da içerir.
Toplantıda gösterilen videoda 112 sağlık ekiplerinin hastayı hastaneye nasıl yetiştirdiklerini; acilde, yoğun bakımda tüm sağlık personelinin nasıl büyük bir çabayla çalıştıklarını gördüm. Bu görüntüler bana acil ve yoğun bakım nöbetlerinde geçirdiğim günleri ve geceleri hatırlattı. ”Anlatılamaz, yaşanmalıdır” tarzındaki bu hayatımız son zamanlarda sayıları artan doktor dizileriyle biraz olsun gözler önüne getiriliyor.

Doğru bir iletişim önemliAntalya’da, 5-8 Mart 2020’de Sağlık Çalışanları Kongresi toplanacak. Ben de bu kongrenin bilimsel kuruluna seçilmekten gurur duyuyorum. Kongrenin onursal başkanı ve İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun desteği ve katkıları çok önemli. Memişoğlu, toplantıda, sağlık çalışanlarının hasta ve hasta yakınlarıyla doğru bir iletişimin sağlanmasına dikkati çekti. “Ailesini bırakıp gecenin bir saatinde insanlarımızı kurtarmak için çabalayan birçok sağlık çalışanı, kahramanı var. Onların sesi çıkmıyor. Hastalar bizim, biz hastaların yanındayız; sağlık çalışanları bizim, biz sağlık çalışanlarının yanındayız” diyerek sessiz sağlık kahramanlarının kalbine dokundu.
Toplantıya ayrıca İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği Başkanı Serdal Zelyurt, Sağlık Çalışanları Kongresi Genel Sekreteri Avukat Şule Yılmaz, kongre başkanı Doç. Dr. Rabia Bilici, Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı Reşat Bahat ile İstanbul’daki birçok hastanenin yöneticileri, çok sayıda sağlık çalışanı da katıldı. Bu kongre, ülkemizde hekime şiddet, hakaret gibi utandırıcı davranışlarda bulunan kendini bilmezlerin sayısını azaltmaya yardımcı olur mu bilemem, ancak bu sessiz kahramanların sesini duyurmakta ve haklarını ortaya koymada mutlaka yardımcı olacaktır.

Yazının devamı...