Bayramda Kovid-19’u sakın unutmayın

19 Temmuz 2021

Bugün arife ve yarın Kurban Bayramı başlıyor. Bayram tatilinin uzaması bu süreyi bir yaz tatili olarak değerlendirmek ya da ailesini sevdiklerini görmek üzere memleketine gitmek isteyenler için güzel bir fırsat oldu. Ancak bu sürede yeni koronavirüsün de hâlâ aramızda dolaştığını bize bulaşmak hasta etmek için fırsat kolladığını unutmayalım. Aşılanma ile alınan tedbirlerle bulaşıp hasta edecek imkân bulamazken o da boş durmayıp mutasyonlara uğruyor. Daha bulaşıcı daha da hasta edici hal almaya çalışıyor. Çünkü hayatta kalabilmesi için buna ihtiyacı var. Eğer insana bulaşıp onun vücudunda bir parazit gibi yaşayıp üreyemezse yok olup gidecek. Hatta ne kadar çok insana bulaşırsa onun için o kadar iyi çünkü bu sayede mutasyonunu da kolayca yapıp varlığını garantiye alıyor. Böylece de biz daha çoook bayramları yeni koronavirüsle birlikte geçirip onun hayatımızı tehdit ederek kısıtlamasına maruz kalıyoruz ve kalacağız gibi de gözüküyor. Türk insanının sıcakkanlılığı, aile ve dostluk bağlarına verdiği değer dünyaya örnek olacak niteliktedir. Ancak bu özelliğin içinde bulunduğumuz dönemde insanlarımıza zarar verebilir olabileceğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Pandemi tedbirlerindeki gevşemeyle birlikte normalleşmeye atılan adımların ardından insanlarda coşkuyla bir açılma göze çarpıyor. Restoranlar, kafeler, alışveriş merkezleri tıklım tıklım dolmakta. Ekonominin hareketlenmesi açısından sevindirici olabilir ama bu koronavirüs vakalarının artmasına da yansırsa orada bir geri gitmek olaya farklı açıdan da bakmak gerekiyor.

Tedbirlerini ihmal etmeyin

Yeni koronavirüse karşı mücadelemizi efsaneleşmiş ünlü Fransız romanı üç silahşorların hikâyesine benzetiyorum. Bir çocuğun anlayabileceği en basit tarzda anlatacak olursak düşmana karşı aynı bu romanda olduğu gibi maske, mesafe, temizlik adında üç silahşorumuz var. Bunlara bir de romandaki adıyla d’Artagnan katılır. Onu da koronavirüse karşı aşı olarak tanımlarsak olayı en açık ve net şekliyle de aktarmış oluruz. Bu savaşçıların ünlü sloganı “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” de benim çok beğendiğim bir slogandır. Bir mücadelede birlik, beraberlik, dayanışma örneğini simgeler.

Kurban eti tüketiminde dikkat edilecekler

Hayvanın nasıl bir ortamda kesildiği hijyen şartlarına dikkat edilmesi önemlidir. Çünkü gerekli şartlara uyulmadığı takdirde bazı virüs, bakteri ya da parazitlerin insanlara bulaşması ve hastalık yapması mümkündür. Bu nedenle hayvanın gerekli sağlık kontrollerinin yapılıp bulaşıcı hastalıkları taşımadığından emin olmak gerekir.

Saklanma şartı

Etin saklanma koşullarına, soğuk zincirin korunmasına dikkat etmelidir.  Özellikle içinde bulunduğumuz sıcak yaz günlerinde etin kolayca bozulacağını ve hastalık yapıcı mikroorganizmaların kolayca üreyebileceğini unutmamak gerekir.

Kesildiği tezgâh

Yazının devamı...

Zeytinyağı ve zeytin yaprağından gelen şifa

12 Temmuz 2021

Kalp damar hastalıklarını önlemede yediklerimizin büyük rolü olduğunu hepimiz biliyoruz. Yüksek kolesterol düzeylerinin özellikle de kötü kolesterolün damardaki tıkanmada, plakların oluşumunda rol aldığını ve bu süreci olumsuz yönde etkilediğini de biliyoruz. Bu nedenle daha çok zeytinyağlılardan zengin Akdeniz diyetini öneriyoruz.

Zeytin ağacının sağlık üzerine olan bu olağan üstü faydaları insanların çok eskiden beri dikkatini çekmiş olmalı ki mitolojide bile ayrı bir yeri var.  Antik Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası Athena, Akropolis’e ilk zeytin ağacını dikmiş. Bu nedenle de günümüzde Yunanistan’ın başkenti olan Atina’ya onun adı verilmiş. Zeytin dalı aynı zamanda barış tanrısı da olan Athena’nın sembollerinden biriymiş.  Antik Olimpiyat Oyunları’nda birinciler zeytin dalıyla ödüllendirilirmiş. Zeytin dalının barışın bir sembolü olarak kullanılması MÖ beşinci yüzyılda Yunan oyun yazarı Aristophanes’in  Barış (Irini) adlı eserinde “tüm  tanrıçaların en yücesi, barış  tanrıçası Irini’ye mal etmesiyle daha da belirginleşmiş. Günümüz de de zeytin dalını barışın dostluğun simgesi olarak kabul edip biriyle barışmaktan bahsederken ona zeytin dalı uzatmak ifadesini de kullanırız. Böylesi güzel anlamlar taşıyan zeytin, dalları, yağı ve yapraklarıyla beraber biz insanlar ne güzellikler sunuyor gelin bir bakalım.

Zeytinyağının Sağlığa faydaları Kalp Damar Hastalıkları Risk Faktörlerini Azaltır

Zeytinyağının en önemli özelliği kalp damar hastalıklarına karşı olan olumlu ve koruyucu etkisidir. Damar tıkanıklıklarında önemli bir risk faktörü olan kolesterolü düşürmede etkili ve hayırlı ve iyi olan kolesterolü yükseltmede etkilidir. Kan yağlarındaki oksitlenmeyi engelleyerek daha da zararlı hale gelmelerini önler. Vücuttaki paslanmayı engeller. Hipertansiyonu düşürür, tansiyonu dengeler. 

Diyabet Riskini Azaltır

Akdeniz diyeti ana yağ kaynak olarak zeytinyağını kullanır. Sağlıklı yaşamak için özellikle Akdeniz diyetini öneriyoruz diyoruz. Bu diyet kalp damar hastalıkları için olduğu gibi bu hastalıklarda önemli bir risk faktörlerinden bir olan tip 2 diyabeti önlemede de önemlidir. Kan şekeri kontrolü daha kolay yapılır.  Yapılan çalışmalarda bu diyetle, tip 2 diyabet gelişme riskinin % 20 -% 23 daha düşük olduğu gösterilmiş.

Kansere Yakalanma Oranını Düşürüyor

Zeytinyağı değerli antioksidanları içeriyor. Bu maddeler paslanmayı önlediği gibi kanser hücrelerinin de büyümesine engel olabiliyor.  Bunlardan Hidroksitirosolün hücrelerdeki programlanmış hücre ölümünü teşvik ederek tiroit kanseri hücrelerini azalttığı bilimsel araştırmalarda gösterilmiş. Diğer antioksidanlardan oleuropeinin meme kanseri ve kolorektal kanserlerde de yine programlanmış hücre ölümünü düzenleyerek kanser oluşumunu azalttığı gösterilmiş.

Yazının devamı...

Kalp kası iltihabı nedir neden olur?

5 Temmuz 2021

Son zamanlarda aşı karşıtlarının neredeyse zil takıp oynamalarına sebep olan bir haber yayıldı. Bu haberde Pfizer/Biontech aşısının daha doğrusu mRNA aşılarının kalp kasında enflamasyon yani bir tür iltihaplanma yaptığına dair edinilen sonuçlardan bahsediyordu. Bu sonuçlara göre Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), ve Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) mRNA aşıları için hekimleri miyokardit (kalp kası iltihaplanması) ve perikardit (kalp zarı iltihaplanması) belirtilerine karşı tetikte olmaları uyarısında bulundu. CDC’den yapılan değerlendirmede 12-39 yaş aralığındaki erkeklerde ikinci doz aşının üç hafta sonrasında bir milyonda 12,6 kişide bu rahatsızlığın görüldüğünü  belirtilmişti.  CDC, 30 yaş altında kalp kası iltihaplanması nedeniyle hastaneye 309 kişinin yattığını, bu kişilerden 295’inin taburcu edildiğini bildirildi.

Nadir görülen bu etki daha çok 20’li yaşlar ve altındaki erkeklerde gözleniyor ve hafif belirtilerle, çoğunlukla da tam iyileşme ile atlatılıyor. Yaş yükseldikçe, özellikle 50 yaşının üzerindekilerde görülmüyor.

Miyokardit (kalp kası iltihabı) değişik sebeplerle oluşabilir. Bu hastalıkta kalp kasında enflamasyon yani bir tür yangı vardır. İltihap hücreleri, antikorlar birikir.

SEBEPLERİ

- Mikrobik olabilir

Bakteri, virüs, mantar ve parazitler kalp kası iltihabına neden olabilir. Bunlar arasında bildik ve tanıdık olan birçok hastalık vardır. Örneğin influenza virüsleri ile olan grip bazen de kalp kasını tutar ve miyokardite sebep olur. Basit bir grip geçirdim derken kısa bir süre sonra bir de bakarsınız ki kalp kasınızda bu hastalık oluşmuş. Aynı şekilde şu sıralar çok uğraştığımız koronavirüsler de kalp kasını tutabilir. Bunların yanı sıra kızamıkçık, kızamık, kabakulak, suçiçeği, çiçek, herpes (uçuk) virüsleri de kalbi tutabilir.  Yine aynı şekilde vücudun başka bir yerinde var olan bakteri, mantar enfeksiyonları ya da sıtma mikrobuyla ya da bağırsak solucanlarıyla olan parazit infeksiyonları da miyokardite neden olabilir.

- İlaçlara bağlı olabilir

Yazının devamı...

Aşı karşıtlarına sakın kanmayın

28 Haziran 2021

Kovid-19 salgınında uzun bir yol katettik. Biz sağlık çalışanları olarak bu savaşta cephede ve ön saflarda savaşırken çok üzücü sonuçlara da şahit olduk. Kimi zaman hastalarımızı çaresiz kalarak kaybettik. Birçok meslektaşımızı şehit verdik. Bu sürede yaklaşık 50 bin insanımız salgın yüzünden hayatını kaybetti. Ayrıca salgın sebebiyle korkup hastaneye gelmeyen, kontrollerini erteleyen hastalar da tedavilerini yaptırmakta geciktiler.

Hastaneye gitmediler

Bir kısmı tedavi olabilecek hastalıklara yakalandığı halde hayatlarını kaybetti. Bunların başında da her zaman olduğu gibi kalp damar hastalıkları geliyor. Bu hastaların çoğu şikâyetleri başlasa bile koronavirüs kaparım diye hastaneye gitmekten çekindi. Bazı hastalar basit bir anjyo ile teşhis konulup, anjiyoplasti yapılarak başına bir hadise gelmeden tedavi olabilecekken kalp krizi geçirerek ambulansla acile geldi, bazıları da gelemeden hayatını kaybetti.

Kafa karıştırıyorlar

Bu kâbustan kurtulmak için dört gözle çıkacak aşıları bekledik. Bu sayede tünelin ucunu görmeyi ümit ettik. Derken aşılar bulundu, kullanım onayları çıktı ve dünya aşılanmaya başladı. Aşı üretimi yeterli mi, tedarik konusunda hangi problemler var, her ülkeye aşı gidebilecek mi diye konuşurken bir de aşı karşıtları karşımıza çıktı. Herkesin fikri kendine ancak böyle kimseler insanlarda kafa karışıklığı yaratıp, aşı olacak kişileri de vazgeçirmeye çalışıyorsa işte orada bir sorun var demektir. Bu aşılar belli aşamalardan geçilerek dünya çapında ve onay kararını verecek kapasitedeki kurumlarda incelenerek piyasaya çıkarıldı.

‘Kime ne’ denilemez!

Bu konuda uzman olmayan ben dahil hiç kimseye bunun üzerine bir yorum yapmak düşmez. Çünkü olay kişiye özgü olmaktan çıkmış durumda, yani “Kime ne ben aşı olmayacağım, koronavirüse yakalanırsam da ben yakalanacağım” demekle olmuyor. Salgın devam ettikçe yayılım ne kadar fazlaysa tehlikeli varyantların çıkma olasılığı da o kadar fazla oluyor. Gelin ülkemizde kullanılan Çin’de Sinovac şirketinin geliştirdiği CoronaVac aşısı ve Alman Biontech ile Amerikan Pfizer’in ortak çıkardığı kısaca Biontech aşısı olarak bilinen aşılardan biraz bahsedelim.

Yazının devamı...

Tatlandırıcılar sandığınız gibi masum değil

21 Haziran 2021

Şekerden kaçmak için tatlandırıcı kullanmak sanki güzel bir çözüm gibi gözükse de aslında tatlandırıcıların da benzer yan etkileri olduğu maalesef göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Kalorileri daha düşük olduğu için diyet gibi algılanır. Nasıl olsa tatlandırıcı kullanılmış bir şey yapmaz diye düşünerek yanıltıcı bir şekilde bol miktarda tüketmek bu zararı katlayarak çoğaltır. Tüketilen yiyecek miktarındaki artışla beraber kilo artışı da gözlenir. Yani bu pastada, tatlıda nasıl olsa şeker yok diye düşünüp kocaman bir dilim keser yerseniz, yediğiniz bu miktar yine size kilo aldıracaktır.

İki türü var

Tatlandırıcılar, enerji içeren ve içermeyen olmak üzere ikiye ayrılır. Enerji içeren tatlandırıcılar fazla miktarda alınırsa kan şekerini yükseltebilirler. Fruktoz yani meyve şekeri bu tür bir tatlandırıcıdır. Bir diğeri de ‘sorbitol’dür. Isıya dayanıklıdır, pişirilmekle tadı kaybolmaz, acılaşmaz,  kıvam artırıcı özelliği olduğu için reçel, marmelat gibi tatlıların ve cikletlerin yapımında kullanılır. Ancak fazla alındığında ishale neden olabilir. Mannitol ve ksilitol de aynı şekilde fazla alındığında ishal yapar. Biz mannitolü aynı zamanda tıpta ilaç olarak da kullanırız. Glokomda göz için basıncı düşürmede ya da bazı durumlarda kafa içi basıncı düşürmede tedavide yeri vardır.

Enerji içeren ve içermeyenler

Enerji içermeyen tatlandırıcılar sakarin, siklamat, aspartam, asesülfam-K gibi tatlandırıcılardır.

Sakarin (E954):  İçlerinde en eskisi olan sakarin, 1878’de bulunmuş. Çay şekerinden daha tatlıdır. Sakarinin karsinojen yani kanser yapıcı etkisi ile ilgili olumlu ve olumsuz birçok çalışma var. Fareler üzerinde yapılan deneylerde kemik iliği hücrelerinde DNA kırılmalarını indüklediği saptanmış, mesane kanserine neden olduğu gösterilmiş ve güvenirliği ile ilgili birçok tartışmalar yaşanmış. FDA tarafından yasaklanması gündeme gelmiş, ancak karsinojen etkisi olduğuna dair yeterli kanıt bulunmaması nedeniyle kullanımı yasaklanmamış. Plesantaya ve anne sütüne geçebildiği için hamilelerde ve emziren annelerde kullanılması önerilmiyor. Ağızda metalik bir tat bırakıyor. Pişirildiğinde de bu acı tat artıyor.

 Aspartam (E951):  

Yazının devamı...

Tatlı yemeyelim ki tadımız kaçmasın

14 Haziran 2021

Şekerin mecazi anlamlardaki kullanımı her ne kadar hep olumlu ve sevimli manaları çağrıştırsa da bilim onun foyasını çıkardı. Şeker tatlı tatlı ve sinsi bir şekilde bizi kendine alıştırıp organlarımızı tek tek bozuyor, dokunmadık yer bırakmıyor. Üstelik her zaman çaya, kahveye koyduğumuz şekerin haricinde her gün tükettiğimiz birçok yiyeceğin içinde de yer alıyor. Örneğin çay veya kahvemizi şekersiz içiyoruz fakat onun yanında pasta ya da kurabiyeyi afiyetle tüketiyoruz. Bazılarımız için çikolata vazgeçilmezimiz. Hani her gün yesem bıkmam dediğimiz yiyecekler var ya eminim birçoğumuz için çikolata bu yiyeceklerin arasındadır. İçerdiği kakaonun antioksidan özelliği vicdanlarımızı biraz rahatlatır. Bu yüzden de özellikle bitter olanını tercih ederiz. Hatta kakao oranına bakıp yüzdesi en yüksek olanını seçeriz. Bu bir bakıma iyi tabi ki. Ama hepsinin içinde şeker var maalesef.

Şekere çocuklukta alışıyoruz

Çoğumuz şekere çocuklukta alışıyoruz daha doğrusu alıştırıyorlar. Çocukları sevindirmek amacıyla ziyarete gidilince şeker, çikolata alınıyor, gezmeye, lunaparka çıkılınca pamuk şeker yeniliyor, ödüllendirmek amacıyla şeker, çikolata veriliyor. Tüm bunlar hep güzel anları hatırlattığı için o çocuk büyüyünce de kendini mutlu hissetmek için bunları tüketiyor. Hep televizyon reklamlarında da çikolatalar, dondurmalar keyifli mutlu anları ima eder ya. Sanki onu yediğinizde çok mutlu olacakmışsınız gibi. Oysa damak tadı çocuklukta gelişir. Eğer çocuğu böyle ödül verir gibi şekere alıştırmazsanız o çocuk brokoliyi de sever diğer sebzeleri de.

Bağışıklığı bozuyor

Özellikle Covid-19 ile mücadele ettiğimiz şu günlerde bağışıklığımızın gücünün ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Şeker mikroplarla olan savaştaki askerlerimiz akyuvarların bakteri ve virüsleri yenme gücünü düşürür, C vitamininden faydalanma oranını azaltır. Yapılan bir araştırmada yüksek kan şekeri düzeyinin bakteri ve virüsleri tanıyan özel reseptörlerin hassasiyetini azalttığı gösterilmiş. Ayrıca kan şekerindeki yükseklik vücudun C vitamini emmesini de engelliyor.

İnsülin direnci yapıyor

Şeker vücuda girdiğinde onu kullanılacak daha doğrusu hücre içine girecek hale getiren insülin hormonunun salgılanmasına yol açar. Daha doğrusu vücudumuza giren bu misafir hücre kapısından içeri girip kaynaşmak için bir aracı kişi kullanır. Bu aracı da insülin hormonudur. Onu yüzüne tutar böylece içeri girer. Ancak işin suyunu kaçırır da şeker efendi sürekli ve vakitli vakitsiz gelmeye başlar ise artık hücre onu içeri almak istemez. Bu durumda şekeri içeri sokan insüline de yüz vermemeye ve onu tanımamaya başlar. Hücreden gelen talimata göre kapıda aracı insülini tanıyıp şekeri içeri alan reseptörler insüline direnç gösterir. Bu sefer insülini doğuran pankreas olayı ters anlayıp sayı fazla olursa bu direnci yeneriz zannedip daha çok insülin yollar. Ancak bu da ters teper. Kan şekerindeki ani düşüş acıkmaya sebep olur ve bu acıkma insanı şekerli şeyler yemeye sevk ederek olayı bir kısır döngüne çevirir.

Yazının devamı...

DSÖ ile daha sağlıklı güvenli ve adil bir dünya

7 Haziran 2021

Bu yıl 74’üncüsü düzenlenen Dünya Sağlık Asamblesi, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) en önemli toplantılarından biridir. Bu toplantıya tüm DSÖ üye devletlerinin delegeleri katılır. Dünya Sağlık Asamblesi’nde örgütün politikaları belirlenir, yönetimle ilgili seçimler yapılır, mali politikalar denetlenir ve önerilen program bütçesi gözden geçirilip onaylanır. Tüm dünyayı ilgilendiren önemli kararların alındığı bu toplantı, her yıl İsviçre’nin Cenevre kentinde Dünya Sağlık Örgütü’nün merkezinde düzenlenir. Toplantı farklı alanlarda çeşitli hayati konuların ele alındığı, problemlerin tartışıldığı, çözüm imkanlarının sunulduğu ve karara bağlandığı farklı oturumlar şeklinde yapılır.

Bakan Koca  konuşma yaptı

Dünya Sağlık Asamblesi’nin bu yılki teması “Bu salgını sona erdirmek, bir sonrakini önlemek, birlikte daha sağlıklı, daha güvenli ve daha adil bir dünya inşa
etmek” şeklinde kurgulandı. 24 Mayıs - 1 Haziran 2021 tarihleri arasında süren oturumlar geçtiğimiz hafta sona erdi. Geçen yılın ardından bu yıl da ikinci kez video konferans yöntemiyle yapılan asambleye katılan Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca, Dünya Sağlık Örgütü’nün amacını ve asamblenin bu yılki temasını da vurgulayarak çok güzel bir giriş yaptı. Konuşmasında ” Her ne kadar insan sağlığını ve sağlık hakkını korumak için mücadeleler versek de son günlerde tüm bu çabaları boşa çıkartan çok acı gelişmeler de yaşamaktayız. Küresel sağlığı korumak ve inşa etmek adına görevli bu örgütün yönetim kurulu masasında oturup, insan sağlığı üzerine nutuklar atan bir ülkenin, çocukların bile yaşam hakkını gözetmeden, sağlık hizmeti sunan hastaneleri dahi acımasızca hedef alarak insan sağlığına nasıl bir tehdit oluşturduğunu acı bir şekilde müşahede etmekteyiz. Eğer insanlık dışı bu anlayışı görmezden gelir, Filistin’de yaşananlara sağlık camiası olarak gerekli duyarlılığı oluşturmaz, tepkimizi göstermezsek adil ve sağlıklı bir dünya inşa etme fikri hamasetten öte geçemez, bu toplantılar hiçbir anlam taşımaz” İfadesini kullandı.

Küresel yardımlaşmanın önemi

Hepimizin bildiği gibi Kovid-19 tüm ülkeleri ve sektörleri doğrudan ya da dolaylı olarak etkiliyor. Pandemi süresince sağlık politikalarında bütüncül hükümet yaklaşımı, tedarik zinciri, bilgi paylaşımı, yanıt, veri toplama ve küresel yardımlaşma gibi birçok alanda uluslararası sistemin ne kadar güçlendirilmeye muhtaç olduğu ortaya çıktı. Türkiye ise 158 ülkeye ve
14 uluslararası kuruluşa sağladığı katkılar ile bu süreçte uluslararası dayanışmanın en önemli öncülerinden oldu ve olmaya da devam ediyor.

Uluslararası Sağlık Çalışanları Yılı

Yazının devamı...

31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü

31 Mayıs 2021

31 Mayıs, tütün ürünü kullanımının sağlığa verdiği zararlar konusunda insanları uyarmak, farkındalık yaratmak, bilinç kazandırmak ve sağlıklı yaşam davranışlarını geliştirmek amacıyla Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Dünya Tütünsüz Günü” olarak ilan edilmiştir.

Tütün ürünleri olarak sigara, puro, pipo ve nargileyi sayabiliriz. Bunlar başta kalp damar hastalıkları olmak üzere, çeşitli kanserler, kronik akciğer hastalıkları ve çeşitli cilt hastalıkları gibi birçok sağlık problemlerine yol açar. Tüm bu zararları çok iyi bilindiği halde maalesef insanlar bu ürünleri kullanmaya devam ediyor ve sürekli yeni kullanıcılar da ekleniyor. Bu garip yanılgının sonucunda da her yıl dünyada 8 milyon kişi tütün kullanımı nedeniyle ölüyor. Bu nedenle hiç bıkıp usanmadan tütünün zararlarını aynı şekilde tekrar tekrar hatırlatmak göz göre göre olan bu yanlışa bir dur demek gerekiyor. Bunların arasında en sık kullanılanı sigara olduğu için onun üzerinden konuşarak gidelim.

Bağımlılık

Sigarayı tüm diğer tütün ürünleri gibi alıştıktan sonra bırakması çok zordur. Çünkü tıpkı eroin, morfin gibi bir bağımlılık yaratır. Bunu önlemenin en doğru yolu daha çocuklukta iken bu konuyla ilgili eğitimi iyi bir şekilde vermek ve hiç alışmadan bu işi önlemektir. Anne ve babanın, aile büyüklerinin çocuklara iyi örnek olmaya dikkat etmeleri gerekir. Genellikle genç yaşlarda henüz bilinç ve karakter tam gelişmeden başlanan bu kötü alışkanlık ileride farkına varılsa da bırakılamaz hal alır.

Kanser riski

Sigaranın yapısında bulunan kimyasallardan 69 tanesi kanserojen yani kanser yapıcıdır. Sigara dumanında da ayrıca 43 çeşit kanserojen madde bulunmaktadır. Yani sadece sigarayı içen kişi değil yakınında bulunup aynı dumanı soluyan için de aynı risk söz konusudur. Sigara başta akciğer olmak üzere vücutta birçok kansere yol açmaktadır. Sigaradaki kanserojen maddelerin DNA’nın yapısını etkilediği birçok bilimsel çalışmada gösterilmiş. Bunlardan benzopiran maddesin P53 genini bozarak kansere yol açtığı bilimsel deneyler sonucunda da ispatlanmıştır. Nedir P53 geni derseniz, kısaca açıklamak için size şöyle tarif edeyim. Hücre içinde genetik bilgileri taşıyan DNA kendisini kopyalarken bir takım hatalar yapabilir. Bu hatalar ile oluşan hücreler kanserleşme potansiyeli taşır. Bu riskle biz her gün karşı karşıya kalırız ancak hücre çekirdeğindeki P53 geni tarafından bu hatalar temizlenir. Hücrelerin kanserleşme riski de ortadan kalkar. Ancak P53 geni zarar görürse bu işlevini yerine getiremez. Katran (zifir), Yapışkan, kahverengi bir kalıntı oluşturarak dişlerdeki lekelenmeyi yapar. Aynı lekeler hava yolları ve akciğerde de oluşur. Katran kansere de yol açabilen bir karışımıdır.

Arsenik, kansere yol açar, kalp ve kan damarlarında hasara neden olabilir.

Benzen

Yazının devamı...