Kömür ve petrolün sonu artık yakın

Glasgow, fosil yakıtlarda sonun başlangıcı oldu. 2040’tan sonra kömür ve petrol kullanılmayacak. Ciddi yaptırımlar var. Bu tarih daha da öne çekilebilir. Zira kamuoyu baskısı, yaptırımlardan da etkili

Dünyanın gözü o kadar Glasgow’daydı ki ne yapılsa, ne başarılsa yetmeyecekti. Görüntü buydu. Özellikle de bilim insanları, çevre ve doğa örgütleri, Birleşmiş Milletler’in (BM) etkin kuruluşları yarınlarla ilgili uyarıları bombaladıkça bombaladı. 10 gündür, yüzlerce mail, telefon, notla ulaşan okurlar, Glasgow konusunda benim fikirlerimi merak ediyor. İşte benim gözümden Glasgow:

NATO ilk defa bir İklim Zirvesi’ne katıldı. O kadar önemli ki. Sadece savaş yerine barış mesajı anlamında değil bu katılım. Askeri operasyon ve güvenlik alanında da çevresel sorunlara önem verileceğinin bir göstergesi. Emisyonları azaltan teknolojiler geliştirilecek, yeşil askeri birlikler oluşturulacak. Doğaya zararı asgari noktada tutan tatbikat ve çalışmalar yürütülecek. NATO Genel Sekreteri Jens Soltenberg, elbette “Savaşlar bitecek” demedi, ama NATO’nun yaklaşımı tarihsel önemde. Barışçı liderlerle bu süreç savaşsız bir dünyaya evrilebilir.

Kömür ve petrolün sonu artık yakın

Fosil yakıtlar için de sonun başlangıcı. İlk kez BM gündemindeydi. 2040’tan sonra kömür, petrol ve türevleri kullanılmayacak. Ciddi yaptırımlar var. Ancak bu tarih daha da öne çekilebilir. 2030 bile bana garip gelmiyor. Kamuoyu baskısı bunu sağlayacak. Nitekim metan salımı 2030’a kadar yüzde 30 azalacak. Neredeyse 100 ülke bunu imzalarıyla taahhüt etti. Ayrıca yeni karbon vergileri gelecek. Petrol ve kömür geliri ile yaşayan ülkeler de şimdiden bunun hesabını yapmalı. Diyeceksiniz ki, Hindistan bastırdı, sera gazı emisyonlarının ciddi bir nedeni olan kömür kullanımı konusunda (aşamalı durdurma) notu yerine (aşamalı azaltma) notunu ekletti. Doğru, ama ne değişir? Öyle ya da böyle, fosil yakıtlar insanlık geleceğinden çıkacak. Böyle bir maddenin varlığı bile önemli. Gelecek yıl Mısır’da bu konuda daha ciddi yaptırımlar olacaktır.

Doğanın hakları artık daha çok konuşulacak. Protestoların fazlalığı ve etkinliği de bunun göstergesiydi. Konuşan toplum ne güzel! Üstelik doğa ve çevreyi kirleten işletme ve kuruluşlara yönelik yaptırımlar da ağırlık kazanacak. Herkes 2022 yılı sonuna kadar iklim, doğa ve dünyanın geleceği adına etkin ve tutulacak sözler verecek. Bu taahhütler takip edilecek. Ve ekokırım suçu. Mahkemelerde dava açılabilecek ve çevreci kuruluşlar bu davaların takipçisi olacak. Bunun ileri noktası zor gibi görünse de Uluslararası Ekokırım Mahkemesi.

Dünyamız daha yeşil olacak. Doğal afetlerin de önüne geçilmesi anlamında yeni ormanlık alanlar kurulacak, eskileri revize edilecek, geliştirilecek.

Rüzgar, güneş, dalga enerjileri önem kazanacak. Elektrikli otomobil ve ulaşım araçları yaygınlaşacak, desteklenecek.

Uluslararası işbirliği gelişimi de önemli. Özellikle Çin ve ABD ortak çalışma yaklaşımı. Buna Rusya gibi ülkeler de destek verecek.

Her yeni yılda yeni bir acil plan çıkacak ve bu aşama aşama devreye girecek.

İklim krizinden daha çok olumsuz etkilenen fakir ya da gelişmekte olan ülkelerin sesleri de bir ölçüde yansıtıldı. En azından çevreciler bu kesimlerin büyük sorununa sürekli dikkat çektiler. Maddi yardımlar da ‘yeterli - yetersiz’ tartışması olsa da artırıldı ve işlevsellik kazandı.

Küresel ısınma ne olacak? 1.5 derece ile sınırlandırma hedefi tutmayabilir. Ama tartışılıyor. Çözüm aranıyor. Bir günlük iş değil elbette. Ancak dünyanın ciddi bir tehdit altında olduğu bir kez daha yansıtıldı. Bu da önemli. Ciddi karar ve yaptırımlar arkadan gelecektir. 2030 yılı için emisyon azaltma hedefleri yenilenecektir.

Kömür ve petrolün sonu artık yakın

Binalar büyük tehdit. Şikayete kulak asmayan yöneticiler de suçlu değil mi?

Binam çürük diyenin işi zor!

İzmir’deki depremin birinci yılında acılar tazelendi. Gözyaşları sel oldu, yalnızlıklar, hüzünler, kimsesizlikler. Belki de en acısı ‘bir daha gelmeyecek olanlar’. O acının tarifi yok. Ne var ki, sorunlar tam anlamıyla çözülmedi. Belki de seçimlerin yaklaşıyor olması bir şans. Verilecek sözlerin tutulması anlamında.

Ama bir temel soruna değinmek zorundayım. “Binam çürük, korkuyorum” diyenin işi gerçekten sıkıntılı. Öyle zor bir prosedür ki... Ordan oraya sürükleniyor çaresiz insanlar. Neredeyse bir yıl boyunca binasından karot aldıramayanları biliyorum. Altında dükkan ve restoran varsa, sakinlerden biri ‘hayır’ derse, karot aldırmak zor. Hatta imkansız. Bakanlıktan belediyeye, odalardan CİMER’e... Git git, dön!

Asıl felaket yeni bir depremde. O zaman bu sancılar yine gündeme gelecek, birçok yurttaş, “Bina çürüktü, başvurdum, ilgilenilmedi” diyecek ve sonuç acı. Böyle mi olmalı?

Yurt dışındaki örnekleri inceledim. Prosedür açık. Kendi binası ile ilgili şikayette bulunan ve çürük endişesi yaşayan bir yurttaşın başvurusu yeterli. Yerel yönetim derhal devreye girip inceleme yapıyor ve yurttaşa sonucunu iletiyor. Karşılığında da cüzi bir ücret alıyor. O kadar basit.

Bu arada örgütlü depremzedelerin birkaç şikayeti daha var: “Deprem paraları ağır ve orta hasarlı binalarda da kullanılacak mı? Deprem sigortalarının işlevsizliği irdelendi mi? Ağır hasarlı olup da yapılmayan binalar için bir tespit var mı?”

Şekerde tehlike çanları çalıyor

Şekere yüzde 25 zam geldi. Bazı yerlerde yansımalar daha yüksek. Bugünün sorunu bu! Ama ya yarın? Şeker üretiminde şeker pancarı ekiminden başlayarak ciddi sıkıntılar var. Geçen yıl 23 milyon ton şeker pancarı üretildi. Bu yıl öngörülen üretim ise 21 milyon ton idi. Ne var ki, soğuk-sıcak, iklim sancıları derken, revize edilen rakamlarla bu üretim Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 19 milyon ton civarına çekildi. Ancak gerçek farklı. Sahadan gelen rakamlar üretimin 18 milyon ton civarında olacağını söylüyor. Bu da iyimser bir rakam. Bunun anlamı, yetersiz üretim, fiyatlarda yeni düzenleme demek.

Kömür ve petrolün sonu artık yakın

Şeker pancarı üreticisi sancılı. Gelecek yıl rekoltede kayıp riski var.

Akla şu da geliyor: ‘İthalat yapılır’. O da çok zor. Londra borsasında şekerin tonu 530 dolar noktasında. 100 dolar da navlun eklenince 630 dolar. Kur değişkenliğine rağmen 10 lira baz alındığında 6.300 lira gibi bir rakam ortaya çıkıyor. Oysa yerli satış 6000 lira. İthalat kapısı da kapalı diyebiliriz.

Üretimin azlığı, üreticinin sıkıntıları ve üründen vazgeçmesi, ithalatın zorluğu 2022 yılı ile birlikte mevcut açıklar da göz önüne alındığında gelişmeler, fiyatlarda yeni yüzde 25 oranında zam demek. Güzel bir haber değil, ama gerçek bu. Peki ne yapılabilir? 2022 Mart ayı öncesi doğrudan üretici desteği ile şeker pancarı üretimindeki azalmanın önüne geçilebilir. Sektörde etkili kurum ve kooperatiflerle daha etkin ve olumlu bir diyalog ortamı kurulabilir. Yoksa 2022 yılı rekolte tahminleri de 16 milyon tona doğru geriliyor.

‘Üretici desteklenmeli’

Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, bu konuda akil isimlerden biri. Doğrucu tavrı gelecek adına da umut verici.

Kömür ve petrolün sonu artık yakın

Akay, “Gelecek yıl için üretim de ciddi kayıplar söz konusu. Şimdiden önlem alınmalı. Üretim desteklenmeli. Çözüm bu. Üreten çiftçiye doğrudan gübre desteği sağlanabilir. Gübre fiyatı arttıkça sorun doğuyor. Gübresiz üretim, verim yetersizliği demek. Ayrıca fiyatlardaki değişim nedeniyle yurt dışına kaçak şeker çıkışı olabilir. Bu da bir tehlike” görüşünde.

ÇETİN ALTAN OLSA...

‘Enseyi karartmayın’

Siyasetçi, gazeteci, yazar, entellektüel. Medyada edebiyatçı köşe yazarı kuşağının önemli temsilcilerinden. Renkli, suya sabuna dokunan, derin içerikli yazılar yazdı. “Anlatabiliyor muyum” diye sora sora gerçekleri dile getirdi her platformda.

Kömür ve petrolün sonu artık yakın

Milliyet Gazetesi’ne Abdi Bey’in (İpekçi) çağrısı ile girdiğini gururla anlatırdı. Birçok gazete de yazdı, hapse girdi çıktı, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) milletvekili de oldu. Köşe yazısı anlamında dünya rekoru olduğu söylenir. Milliyet’te ‘Şeytanın gör dediği’ köşesinde değindikleri hala güncel. Bugün hayatta olsa yine ‘enseyi karartmayın’ der ve şunları dile getirirdi: “İnsanlar değerli olmayı unuttular. Önemli olmaya çalışıyorlar. Başarı, yalan söylemek zorunda kalmadan yaşayabilmektir. Politika demek, kazığı atarken söylediğin nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatmak demektir.”