D VİTAMİNİ

24 Kasım 2019

Önceleri sadece yağda eriyen bir vitamin olarak değerlendirilen D vitamini, günümüzde endojen olarak sentez edilebilen bir prohormon olarak kabul görmektedir. Temel işlevi kalsiyum ve kemik metabolizmasını anabolik yönde aktive etmek olan D vitamini, son yıllarda giderek daha iyi anlaşılan etkileriyle, vücuttaki en önemli metabolik faktörlerden biridir. Vitamin D eksikliğinin diyabet, enfeksiyonlar, otoimmün hastalıklar, kanser ve kardiyovasküler gibi pek çok sağlık sorunuyla ilişkili olduğu yönünde önemli kanıtlar bulunmaktadır.
Serum 25-hidroksivitamin D [25(OH)D] düzeylerinin 20 ng./mL. altındaki düzeyleri azalmış fiziksel aktivite düzeyi, kırık riskinde artış ve yüksek mortalite oranıyla ilişkili bulunmuştur. Fiziksel inaktivitenin kemik sağlığı dışında koroner kalp hastalıkları, tip 2 diyabet, meme ve kolon kanserleri gibi malignitelerin gelişimi ve beklenen yaşam süresinin kısalmasıyla ilişkisi açıktır. Bu nedenle vitamin D eksikliğinin neden olduğu fiziksel aktivite azalmasına bağlı olarak gelişebilecek fiziksel ve emosyonel kayıplarla bozulan yaşam kalitesi gibi ikincil etkileri ilgi konusu olmaktadır.
Düşük serum D vitamini düzeylerinin gündüz uykululuk halinde artışa yol açtığı bildirilmiştir. D vitamini eksikliğinin uyku patolojilerinin oluşmasında önemli rolü olduğu ve vitamin replasmanının hastaların çoğunda semptomları düzelttiği açıklanmıştır. Yapılan çalışmalar
D vitamini eksikliğinin gerek kanser gibi kronik hastalığı bulunan bireylerde gerekse bunlar dışındaki toplumun diğer kesimlerinde yorgunlukla ilişkili olduğunu göstermiştir. Tedaviyle serum D vitamini yükselen hastaların yorgunluk düzeylerinde belirgin azalmalar saptanmıştır. D vitamini eksikliği olan kişilerde yorgunluğun nedeni olarak mitokondriyal oksidatif kapasitenin azalması gösterilmiştir.

Belirtileri nelerdir?

D vitamini eksikliği, vücudun tüm sistemlerini etkilemekte ve pek çok hastalığa davetiye çıkarmaktadır. Günümüzün yaşam koşulları, kapalı ortamlarda çalışmak, açık hava aktivitelerini yeterince gerçekleştirmemek ve yetersiz beslenme, D vitamini eksikliğini artırmaktadır. Bu eksiklik, her yaş grubunu etkileyen ve önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olan bir etkendir.

- Genel vücut ağrısı

Yazının devamı...

UYKU APNESİ

17 Kasım 2019

Uyku apnesi, uyku esnasında tekrarlayan nefes durmalarıyla kendini belli eden, kanda oksijen oranının düşmesine ve uykunun bölünmesine neden olan ve ani ölüm riski taşıyan ciddi bir bozukluktur. Bazı insanlarda uyuma esnasında nedeni tam olarak bilinmeyen üst hava yollarında tıkanma, sinir sistemindeki bir problem ve hava yollarındaki daralma gibi faktörler uyku apnesine sebep olur.

Tipleri ve nedenleri

Uyku apnesinin üç temel türü mevcuttur: Tıkayıcı şekilde (obstrüktif), merkezi (beyindeki solunum merkezine bağlı) ve bu iki türün karışımı (mix tür). Çalışmalarda hastaların yüzde 84’ünde tıkayıcı, yüzde 1’inde merkezi ve yüzde 15’inde de mix tür uyku apnesi görüldüğü ortaya çıkmıştır.
Tıkayıcı tip uyku apnesi, en sık görülen tiptir. Her cinste ve her yaşta görülebilse de, özellikle orta yaş erkeklerde ve kilo problemi olanlarda daha sıktır. Nedeni, yumuşak damak kaslarının normalden fazla gevşemesidir ve buna bağlı olarak da solunum yolu tıkanır. Büyümüş bademcik (tonsil) ve geniz eti nedeniyle de olabilir.

Merkezi uyku apnesinde, göğüs ve diyafram kasları kısa bir süre çalışmadığı için solunum durur. Bu durum genellikle sinir sisteminin, beyin sapı ensefaliti gibi birçok hastalığa bağlı olarak solunum kontrolünün bozulmasından kaynaklanır. Bu tip apne, bazı nöromusküler hastalıkları veya kalp yetmezliği bulunan kişilerde de görülebilir. Tedavisi, altta yatan nedenin düzeltilmesiyle olur.
Mix tip uyku apnesi ise hem merkezi hem de tıkayıcı tip uyku apnesine yol açan faktörleri veya bunlardan bazılarını içerir.

Belirtileri nedir?

Düzensiz solunum: Rahatsızlığın en önemli belirtisi, uyku boyunca görülen solunum duraklamaları, iç çekmeleri ve horlamalardır. Bu düzensizlikler, normal kişilerde görülenlerden farklıdır. Normalde sırtüstü yatanların horladığı bilinse de, bu rahatsızlıkta kişiler her pozisyonda horlamaya devam eder. Hastalar uyku sırasında el ve kol hareketleriyle rahatsız bir uykunun görüntüsünü çizer.

Yazının devamı...

KALP KRİZİ

3 Kasım 2019

Kalp krizi, dünyada ölüm nedenleri arasında hâlâ ilk sırada yer almaktadır. Stresli yaşam, büyük şehirlerdeki ağır hayat koşullarının yanı sıra, kalıtım, kötü alışkanlıklar (beslenme, sigara vs.), şeker hastalığı, yüksek tansiyon, aşırı kilo, yüksek kolesterol ve hareketsiz yaşam da kalp krizine zemin hazırlamaktadır.

Nedir, nasıl gelişir?

Kalp krizi, ‘miyokard enfarktüsü’ olarak adlandırılır. Eğer koroner arter aniden tıkanırsa, kalbin o bölgesine kan akımı tamamen kesilir. Bu durumda bir miktar kalp kası kalıcı olarak zarara uğrar. Bu durum çoğunlukla geçmeyip, uzun süre devam eden göğüs ağrısıyla birlikte olur ve miyokard enfarktüsü veya kalp krizi olarak adlandırılır.

Kalp krizi, damar sertliğinin koroner kalp damarlarını tutması sonucu ortaya çıkar. Vücuda kan pompalayan kalbin kan beslenmesi, koroner kalp damarlarının taşıdığı kanla gerçekleşir. Koroner kalp damarlarında zaman içinde biriken yağlar, damar duvarında plaklar oluşturur. Bu plaklar damar boşluğunda yer tutarak kan akımını yavaşlatır ve bir süre sonra damarın tıkanmasına neden olur. Koroner damarların tıkanmasıyla da kalbe kan akışı engellenir. Kanın ulaşmadığı kalp kasları, 1 dakika ile 6 saat arasında ölür. Koroner arter hastalığında daralmış olan koroner arterlerde kalp kasına gelen kan miktarı azalır. Yorgunluk, göğüste gerginlik, bası hissi, yanma, genellikle sol kola vuran ağrı, çeneye doğru yayılan ağrı şeklinde şikayetler, azalmış olan kan akımının göstergeleridir. Egzersiz ve stres gibi kalbin kan ihtiyacını arttıran durumlar bu şikayetleri başlatabilir ve dinlenildiğinde genellikle geçer.

Belirtileri nelerdir?

Kalp krizinin en önemli belirtisi, göğüs ağrısıdır. Göğüsün ortasında yanma veya baskı tarzında genellikle şiddetli bir ağrı olur. Batıcı bir ağrı oluşmaz. Bu ağrı sol kola, nadiren de olsa sağ kola yayılır. Bazen kolda uyuşma şeklinde de görülebilir. Ağrı terlemeyle birlikte ortaya çıkar. Göğüste tam yeri belli olmayan sıkışma hissi veren bir ağrı olur, bu sol kola ve çeneye doğru yayılır, ağrı hareket etmekle artar, dinlenirken azalır, fakat geçmez.

Ağrı yarım saatten uzun sürer. Bununla birlikte soğuk soğuk terleme ve mide bulantısı vardır. Nefes darlığı olur. Dolayısıyla, göğsünde şiddetli ağrı olan kişide eş zamanlı terleme de varsa bu kalp krizi belirtisi olabilir. Bununla birlikte kalbin alt duvarı etkilenmişse kalp krizinden, karın ağrısı ve mide bulantısı da oluşabilmektedir. Yaşlı insanlarda ise daha çok nefes darlığı olarak görülmektedir. Bunun yanında bayılma, ritim bozukluğu, çarpıntı da bazen kalp krizi belirtisi olabilir. Nadiren olsa da kalp yetmezliğiyle de ortaya çıkmaktadır. Bazı insanlarda belirtiler çok gizli olabilir. Örneğin diyabet hastaları hemen hemen hiç ağrı duymazlar ve sadece nefes darlığı ve soğuk terleme şikayetleri olur. Bazen de hiçbir belirti vermeyebilir. Buna sessiz miyokard infaktüsü (sessiz kalp krizi) denilmektedir.

Yazının devamı...

PROSTAT KANSERİ

27 Ekim 2019

Prostat kanseri, erkeklerde akciğer kanserinden sonra en çok teşhis edilen habis tümör türüdür. Genelde 50 yaş sonrası erkeklerin hastalığıdır. Teşhis konulan erkeklerin yüzde 90’dan fazlası, 60 yaşından daha yaşlıdır. Nüfusun ortalama yaşının artmasıyla, ülkemizde de hastalığın sıklığı git gide artmaktadır. Yaşları 70 üzerinde olan erkeklerin yüzde 30’unda, gizli prostat kanseri mevcuttur. Bu tümörlerin sadece bir bölümü, herhangi bir zamanda daha hızlı büyümeye başlar ve tedavi edilmesi gereken tehlikeli bir hastalığa dönüşür.

Prostat kanseri, sinsi seyredebilir. Hiçbir belirti vermeyeceği gibi, hastalar; idrar yapmayla ilgili problemler, menide veya idrarda kan, sırt, bel, kalça ve uyluk ağrılarıyla başvurabilirler. İdrar yapmayla ilgili problemler; idrar yapamama, idrar yapmaya başlama ya da durdurmada zorlanma, sık sık idrara çıkma, geceleri çıkma, idrar akımında zayıflama, kesik kesik zorlanarak yapma ve ağrılı idrar yapma şeklinde olabilir. Bu belirtiler kanser dışı nedenlere de (prostat büyümesi, enfeksiyon gibi) bağlı olabilir.

TEŞHİSİ

Genellikle ileri evrelere kadar belirti vermeyebilir. Çoğu zaman, kandan bakılan PSA testindeki yükselmeyle veya Rektal muayeneyle saptanır. Rektal muayenede ürolog, prostatın dış yüzeyinde tümör açısından şüpheli herhangi bir sertlik ya da düzensizlik olup olmadığını kontrol eder. Prostat kanseri teşhis edilen hastaların yüzde 25’inde PSA düzeyi normal sınırlarda olmasına rağmen, teşhis parmakla muayenede saptanan sertlik ve düzensizlikle konulur. Bu nedenle 40 yaşından sonra her erkeğin yılda bir kez üroloji doktoruna gitmesi gerekir.

ŞİKAYETLER

İdrar yapma güçlüğü.

İdrar akışında kuvvet azalması.

Yazının devamı...