KORONALI GÜNLERDE PROSTAT KANSERİ

29 Eylül 2020

Koronavirüs sürecinin başlangıcından itibaren pek çok insanın virüse yakalanma endişesiyle sağlık sorunlarını ertelediği gözlemleniyor. Evde kalarak virüsten korunma düşüncesiyle tedavisi geciktirilen bu problemler arasında, prostat kanseri gibi, hayati tehlikeye neden olan hastalıklar da bulunuyor.

Yeni tip koronavirüs Kovid-19’un dünya genelinde pandemi ilan edilmesiyle birlikte ülkemizde de sağlık alanında acil olmayan birçok tedavi ve ameliyat ertelendi. Rutin tarama programları bu dönemde geçici olarak durduruldu. Hastaneye gelmesi zorunlu olmayan hastaların sağlık ihtiyaçları için de e-doktor uygulamaları daha fazla kullanılmaya başlandı. Bu tablo içerisinde idrar yapmakta sıkıntı yaşayan birçok hasta virüs endişesiyle doktora başvurmayı erteledi. Ancak unutulmamalıdır ki prostat kanseri, tedavisi geciktirilecek bir hastalık değildir ve zamanla yarış hayat kalitesi ile süresi açısından çok önemlidir.

Prostat kanseri, erkeklerde akciğer kanserinden sonra en çok teşhis edilen habis tümör türüdür. Genelde 50 yaş sonrası erkeklerin hastalığıdır. Teşhis konulan erkeklerin yüzde 90’dan fazlası, 60 yaşından daha yaşlıdır. Nüfusun ortalama yaşının artmasıyla, ülkemizde de hastalığın sıklığı git gide artmaktadır. Yaşları 70 üzerinde olan erkeklerin yüzde 30’unda, gizli prostat kanseri mevcuttur. Bu tümörlerin sadece bir bölümü, herhangi bir zamanda daha hızlı büyümeye başlar ve tedavi edilmesi gereken tehlikeli bir hastalığa dönüşür.

Prostat kanseri, sinsi seyredebilir. Hiçbir belirti vermeyeceği gibi, hastalar idrar yapmayla ilgili problemler, menide veya idrarda kan, sırt, bel, kalça ve uyluk ağrılarıyla başvurabilirler. İdrar yapmayla ilgili problemler; idrar yapamama, idrar yapmaya başlama ya da durdurmada zorlanma, sık sık idrara çıkma, geceleri çıkma, idrar akımında zayıflama, kesik kesik zorlanarak yapma ve ağrılı idrar yapma şeklinde olabilir. Bu belirtiler kanser dışı nedenlere de (prostat büyümesi, enfeksiyon gibi) bağlı olabilir.

TEŞHİSİ

Genellikle ileri evrelere kadar belirti vermeyebilir. Çoğu zaman, kandan bakılan PSA testindeki yükselmeyle veya rektal muayeneyle saptanır. Rektal muayenede ürolog, prostatın dış yüzeyinde tümör açısından şüpheli herhangi bir sertlik ya da düzensizlik olup olmadığını kontrol eder. Prostat kanseri teşhis edilen hastaların yüzde 25’inde PSA düzeyi normal sınırlarda olmasına rağmen, teşhis parmakla muayenede saptanan sertlik ve düzensizlikle konulur. Bu nedenle 40 yaşından sonra her erkeğin yılda bir kez üroloji doktoruna gitmesi gerekir. Son yıllarda multiparametrik MR erken evre prostat kanseri teşhisinde çok önemli bir rol almaya başladı.

TEDAVİSİ

Yazının devamı...

KORONALI GÜNLERDE MEME KANSERİ

22 Eylül 2020

Koronavirüs sürecinin başlangıcından itibaren pek çok insanın virüse yakalanma endişesiyle sağlık sorunlarını ertelediği gözlemleniyor. Evde kalarak virüsten korunma düşüncesiyle tedavisi geciktirilen bu problemler arasında, meme kanseri gibi hayati tehlikeye neden olan hastalıklar da bulunuyor. Yeni tip koronavirüs Kovid-19’un dünya genelinde pandemi ilan edilmesiyle birlikte ülkemizde de sağlık alanında acil olmayan birçok tedavi ve ameliyat ertelendi. Rutin tarama programları bu dönemde geçici olarak durduruldu. Hastaneye gelmesi zorunlu olmayan hastaların sağlık ihtiyaçları için de e-doktor uygulamaları daha fazla kullanılmaya başlandı. Bu tablo içerisinde memede kitle şüphesi yaşayan birçok hasta virüs endişesiyle doktora başvurmayı erteledi.

Geç kalınmamalı

Ancak unutulmamalıdır ki meme kanseri, tedavisi geciktirilecek bir hastalık değildir ve zamanla yarış hayat kalitesi ile süresi açısından çok önemlidir.

Son dönemlerde doktora başvurarak meme kanseri tanısı olan hastalar arasında lokal ileri evre ve metastatik meme kanserli hasta sayısının önceki yıllara göre daha fazla oranda olduğu gözlemlenmektedir. Meme kanseri meme dokusu hücrelerinden gelişen kanserlerdir. Meme kanseri kadınlar arasında en sık karşılaşılan kanser türüdür. Sıklığı sürekli artış göstermektedir. Türkiye’de kadınlarda görülen tüm kanser vakalarının yaklaşık dörtte birini oluşturan meme kanseridir.

Riskler neler?

35 yaş altı dönemde son derece seyrek olarak karşılaşılan meme kanserine yakalanma riskinin yaşla birlikte arttığı bilinmektedir. Çoğu meme kanseri 50 yaşın üstünde ortaya çıkmaktadır.

Araştırmalar aşağıdaki durumlarda meme kanseri riskinin yükseldiğini ortaya koymaktadır:

Yazının devamı...

Koronalı günlerde anksiyete (kaygı bozukluğu)

1 Eylül 2020

Koronavirüs salgınının tüm dünyayı etkilemeye devam ettiği bugünlerde yaşamını sürdürmeye çalışanların sosyal yaşamları da tümüyle etkilendi. Tedbir amaçlı izolasyon süreci nedeniyle kültür, sanat ve spor aktiviteleri iptal oldu, toplu buluşmalar ertelendi, pek çok iş yeri süresiz kepenk indirdi ve çoğu kişi de evden çalışma sistemine geçti.

Özellikle sosyal medyada yayılan pek çok haber ve görüntü ise bireylerdeki kaygı ve panik duygusunu tetikledi. Hem kendileri hem de sevdikleri için endişelenen bireyler, salgın tehdidi sürecini ruhsal anlamda en az zararla atlatmanın yollarını aramaya başladı.

Öncelikle sakin olmak, panik yapmamak ve hastalık kaygısından (anksiyete) olabildiğince uzaklaşmak gerekiyor.

Zira aşırı stres, hem psikolojik hem de fizyolojik olarak bağışıklık sistemini bozup, bireyleri hastalanmaya daha yatkın hale getirebiliyor.

Anksiyete (bunaltı), tehlike ya da tehlike olasılığı karşısında yaşanan bir duygudur ve günlük dilde endişe, korku, gerginlik, daralma, huzursuzluk, kaygı, sıkıntı, bunaltı, tedirginlik olarak ifade ettiğimiz duyguları karşılamak için kullanılır.

Kaygılanmak normal midir?

Kaygı yaşamın normal bir parçasıdır. Herkes günlük yaşam içinde değişik konularla ilgili kaygı duyabilir. Yetişmesi gereken bir iş, sınav, sağlık, para, çocuklar ve aileyle ilgili sorunlar birçok insanı kaygılandırabilir. Aslında kaygı, bir ölçüde bizim günlük sorunlarla baş edebilmemiz için hazırlıklı olmamızı, bir tehlike durumunda da hızlı karar verip kurtulmamızı sağlar. Normalde bu tür kaygı hafiftir ve baş edilebilir düzeydedir.

Anksiyete çoğu zaman her hangi bir hastalık belirtisi olmaksızın yaşamın olağan bir parçası olarak yaşanır. Ancak kimi zaman da bedensel ya da psikiyatrik bir hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkabilmektedir. Tiroit bezinin bazı hastalıklarında anksiyete belirtileri çok sık görülür. Diğer yandan, psikiyatride anksiyete bozuklukları olarak adlandırılan hastalıkların temel belirtisi olması yanında özellikle depresyon olmak üzere diğer psikiyatrik hastalıklarda da çok sık görülebilmektedir. Başka bir deyişle, kişinin yaşadığı anksiyete tamamen olağan bir duygulanma olma yanında bir bedensel ya da psikiyatrik hastalık belirtisi olabilmektedir.

Yazının devamı...

Koronalı günlerde zatürre ve grip aşısı

25 Ağustos 2020

Birkaç haftadır bu konu gündemde olmasına rağmen konunun tam olarak anlaşılmadığını düşündüğüm için geç de olsa bu konuyu yazma gereği duydum.

Hayatımıza giren koronavirüsün en önemli kötü sonucunun zatürre olması ve yoğun bakım gerektiren solunum yetersizliğine yol açması zatürre aşısını gündeme soktu.

Fakat burada bilmemiz gereken en önemli konu, zatürrenin akciğerin iltihabi olayı olduğu ve birçok sebepten oluşabileceğidir. Yani koronavirüsün yol açtığı zatürre ile pnömokok adı verilen bakterinin yol açtığı zatürre tamamen farklıdır. Aynı şekilde grip yapan influanza virüsünün yol açtığı zatürre de tamamen farklıdır. Ortak yönleri akciğerde enfeksiyon yapmış olmalarıdır. Yani sonuçtur

Durum böyle iken, bizim daha önce zaten çok iyi bildiğimiz bu iki aşıyı daha bilinçli şekilde uygulamamız gerekiyor. Ama kime?

Zatürre (tıbbi adıyla pnömoni) başta virüs, bakteri gibi etkenlerin yol açtığı, akciğer dokusunun tek veya iki taraflı enfeksiyonudur. Enfeksiyon, genellikle basit bir soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlar ve ilerler.

Yıllar önce zatürre özellikle 1940-1950’li yıllarda tüberküloz mikrobuna, bir başka deyişle vereme bağlı ve ölümle sonuçlanabilen çok ağır tablolardı. Bu nedenle büyüklerimiz zatürre lafından çok korkarlar. Ardından halen günümüzde de sıklıkla karşılaşılan pnömokok adı verilen mikropla olan klasik zatürreler arttı. Fakat o dönemde antibiyotikler de ancak devreye girmeye başladığı için sık ölümler olabiliyordu. Günümüzde ise en sık sebep kapalı devre havalandırmaların hayatımıza girmesiyle (uçak ve toplu taşımacılık, büyük alışveriş merkezleri gibi) karşımıza çıkan çok hafif geçebileceği gibi ölüme dahi götürebilen ATİPİK PNÖMONİ’lerdir. Adından da anlaşılabileceği gibi, sıra dışı seyredebiliyor ve bu nedenle geç teşhis edilebiliyor. Ayrıca grip sonrası gelişen zatürreler de sık görülmeye başladı. Bunlarda sebep grip, yani influenza virüsü olabildiği gibi, zayıflamış zeminde yerleşmiş klasik zatürre de olabilir.

Risk grupları

65 yaş ve üzeri ve 2 yaş altı kişiler

Yazının devamı...

Koronalı günlerde check-up!

18 Ağustos 2020

Koranavirüs salgınının tüm dünyayı olduğu gibi bizim ülkemizi de etkisi altına aldığı süreç anlaşılan çok kısa olmayacak. O zaman bizler koronavirüse odaklanmışken aslında hayat devam ediyor. Sağlığımızın genel durumu çok önemli hale geliyor. Çünkü bu amansız virüsle baş edebilmemiz için sağlığımızın iyi olması gerekiyor. Ayrıca korona öncesi sağlığımızla ilgili sahip olduğumuz tüm riskler aynı şekilde hatta artmış durumda.

Sağlıklı bir yaşamın sırrı, vücudumuza iyi bakmamız ve yaşımıza göre gerekli kontrolleri yaptırmamıza bağlıdır. Bunu asla ihmal etmemeli, ertelememeliyiz. Kontrollerimizi, her zaman düzenli olarak yaptırmamız, yaşam kalitemizi düşürmemek adına çok önemli… Bunun için atılacak ilk adım, gereken tetkiklerimizi düzenli olarak yapabilecek ve bizi takip edecek bir doktor bulmamızdır.

Çocukluk ve gençlik yıllarında yaptıracağımız bu kontroller; aşıları, hormonlarımızı, vitaminleri gerek ruhsal gerekse bedensel gelişmelerin kontrollerini kapsar. Sağlıklı bir çocukluk ve ergenlik döneminden sonra, orta yaş dönemi başlangıcı otuz beşli yaşlardan itibaren daha dikkatli ve detaylı kontroller yaptırmamız gerekir.

Herhangi bir sağlık sorununa bağlı olmaksızın belirli aralıklarla yapılan kontrollere check-up denir. Check-Up ‘ın tanımının içeriğinin anlaşılması benim için büyük önem taşır... Çünkü yapılan en büyük ve en yaygın hata, bazı şikâyetlerimiz varken bir check-up yaptırayım da ne varsa çıksın yaklaşımıdır.

Etrafımızda maalesef sıklıkla şunu duyabiliyoruz “rahmetli düzenli check-up” yaptırırdı.

Sorun neredeydi? Eksik olan neydi? Yeterli bir check-up ın kapsamı ne olmalıydı? tarzındaki endişelere yer vermemek adına, şikâyetimiz doğrultusunda gerekli doktorlara gidilmeli ve sorun çözüldükten sonra genel check-up yaptırılmalıdır

En Geniş anlamda amacımız beklenmedik ölümleri engellemek olduğuna göre, tetkiklerimiz de en sık buna sebep olan hastalıklara yönelik olmalıdır. Günümüzde kadın ve erkeklerde ölümlerin %95 sebebi ilk sırada kalp ve damar hastalıkları olmak üzere, akciğer kanseri, kalın bağırsak kanseri, kadınlarda meme ve kadın hastalıkları kanserleri, erkekler de ise prostat kanseridir. Bu büyük dört hastalık grubu kesinlikle erken teşhis edilebilmekte ve bize tedavi için yeterli zamanı vermektedir.

Yazının devamı...

İNME (FELÇ)

11 Ağustos 2020

İnme basitçe beynin damarsal sebeplerle bir kısım işlevini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Genellikle halk arasında felç olarak da tanınır. İnme (felç), beyin kan akımının bozulması sonucu oluşur. Nasıl ki kalpte bu olay olursa kalp krizi diyoruz. Buna da bir yerde beyin krizi diyebiliriz. Bozulan kan akımı sürekli olursa beyin hücreleri canlılığını koruyamaz ve kalıcı beyin hasarı oluşur. Bunun adına da inme (felç) diyoruz.

Nasıl olur?

İnmenin 2 tipi vardır:

İskemik (kan azlığına bağlı) inme:

Beyinde infarktüs sonucu oluşur. Mekanizma kalp krizine benzer. Bilindiği gibi kalp kası hücreleri uzun süre kansız kalırsa kalp krizi oluşur. Beyindeki infarktüs de değişik nedenlerden dolayı beynin kan damarlarının tıkanması ve böylece beynin beslenmesi bozulduğu zaman olur. Damarın tıkanması beynin kendisine ait olan damarlardaki aterosklerozdan (damar kireçlenmesi) dolayı daralıp tıkanması sonucu olabileceği gibi vücudun değişik yerlerinden gelen pıhtıların beyne kan getiren damarlar yolu ile beyne gelip beyini besleyen damarları tıkaması sonucu da olabilir. İskemik inmeler tüm inmelerin %80-85’ini oluşturur.

Hemorajik İnme: Hemoraji “kanama” denmektir. Beyin içindeki damarların yırtılmaları sonucu olur. Damar dışına çıkan kan beyin dokusuna bası yapar ve bası altında kalan beyin hücrelerinde hasar ve ölüm oluşur. Hemorajik inmenin en büyük nedenleri hipertansiyon ve beyin anevrizmalarıdır. (Anevrizma: Damar duvarında, damarın incelmesi ve zayıflaması sonucunda baloncuk oluşması).

Şikâyetler nedir?

Yazının devamı...