D VİTAMİNİ

24 Kasım 2020

Yeni tip koronavirüs başta olmak üzere enfeksiyonların arttığı bu dönemde, virüslerin etkilerine karşı direnci arttırmada bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinin önemli olduğu aşikârdır. D vitamini bağışıklık sistemi için önemli bir role sahiptir. D vitamininin, klasik etkilerinin yanında, bağışıklık sisteminde de önemli rol aldığı bilinmektedir.

İçerisinde bulunduğumuz koronavirüs (Kovid-19) pandemisi  döneminde  yeterli D vitamini düzeyinin sağlanmasının bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi nedeniyle hastalığa karşı vücut direncine katkı sağlayacağı yeterince mantıklı bir yaklaşım olacaktır.

Önceleri sadece yağda eriyen bir vitamin olarak değerlendirilen D vitamini, günümüzde kendimizin ürettiği bir prohormon olarak kabul görmektedir. Temel işlevi kalsiyum ve kemik metabolizmasını yapıcı yönde aktive etmek olan D vitamini, son yıllarda giderek daha iyi anlaşılan etkileriyle, vücuttaki en önemli metabolik faktörlerden biridir. Vitamin D eksikliğinin diyabet, enfeksiyonlar, otoimmün hastalıklar, kanser ve kardiyovasküler gibi pek çok sağlık sorunuyla ilişkili olduğu yönünde önemli kanıtlar bulunmaktadır.

Serum 25-hidroksivitamin D düzeylerinin 20 ng/mL altındaki düzeyleri azalmış fiziksel aktivite düzeyi, kırık riskinde artış ve yüksek mortalite oranıyla ilişkili bulunmuştur. Fiziksel inaktivitenin kemik sağlığı dışında koroner kalp hastalıkları, tip 2 diyabet, meme ve kolon kanserleri gibi hastalıkların gelişimi ve beklenen yaşam süresinin kısalmasıyla ilişkisi açıktır. Bu nedenle, vitamin D eksikliğinin neden olduğu fiziksel aktivite azalmasına bağlı olarak gelişebilecek fiziksel ve ruhsal kayıplarla bozulan yaşam kalitesi gibi ikincil etkileri ilgi konusu olmaktadır.

Düşük serum D vitamini düzeylerinin gündüz uyuklama halinde artışa yol açtığı bildirilmiştir. D vitamini eksikliğinin uyku patolojilerinin oluşmasında önemli rolü olduğu ve vitamin verilmesinin hastaların çoğunda semptomları düzelttiği açıklanmıştır. Tedaviyle serum D vitamini yükselen hastaların yorgunluk düzeylerinde belirgin azalmalar saptanmıştır.

Hangi besinlerde bulunur?

Güneşin az bulunduğu aylarda ya da bölgelerde D vitamini eksikliği yaşamamak için beslenme ve diyet düzenine D vitamini içeren besinleri eklemek gerekmektedir. “D vitamini nelerde var?” sorusuna yanıt olarak aşağıdaki besinler sıralanabilir:

Yağ bakımından zengin balık  çeşitleri (somon, uskumru, ton  balığı, sardalye)

Yazının devamı...

METABOLİK SENDROM

17 Kasım 2020

Metabolik sendrom, kalp krizi, felç ve şeker hastalığı riskini artıran bazı risk faktörlerinin bir arada bulunduğu tehlikeli bir tablodur. Her biri sağlığı tehdit eden aşağıdaki 5 durumdan en az 3 tanesinin bir arada bulunması metabolik sendrom olarak adlandırılır.

Artmış bel çevresi: Göbek üzerinden ölçülen bel çevresinin erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm’den fazla olması metabolik sendromun ölçütlerinden biridir. Kalp hastalığına sebep olma açısından göbek etrafında birikmiş yağlar vücudun başka yerlerinde birikmiş olanlara göre daha tehlikelidir.

Yüksek trigliserid düzeyi: Kandaki trigliserid (serbest kan yağları) düzeyinin 150 mg/dl’den yüksek olması (veya trigliserid düşüren ilaç kullanıyor olmak) metabolik sendromu tetikler.

Trigliserid yüksekliği damar sertliği ve şeker riskini artırır.

Düşük HDL düzeyi: HDL kolesterol “iyi huylu” kolesterol olarak bilinen bir kolesterol molekülü çeşididir ve damar sertliğine karşı koruyucu özelliği vardır. HDL kolesterol düzeyinin kadınlarda 50, erkeklerde 40 mg/dl’nin altında olması metabolik sendromu tetikler.

Yüksek kan basıncı: Kan basıncının 135/90 mmHg’dan yüksek olması (veya tansiyon düşürücü ilaç kullanıyor olmak) metabolik sendromu tetikler.

Bozulmuş açlık kan şekeri: Açlık kan şekerinin 100-125 mg/dl arasında olması (açlık kan şekerinin 126 mg/dl ve üzerinde olması şeker (diyabet) hastalığı demektir.

Metabolik sendrom ile insülin direnci arasında çok yakın bir ilişki vardır. İnsülin direnci, kalp sağlığını tehdit eden ve tedavi edilmesi gereken benzer bir sağlık sorunudur.

Yazının devamı...

Anemi

14 Kasım 2020

Kanın yapısında bulunan hücrelerden olan kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar) sağlıklı yaşam için çok değerlidir. Bu kan hücrelerinin yapısında oksijenin taşınmasını ve bu hücrelerin kırmızı olmasını sağlayan hemoglobin bulunur. Nefes alırken akciğerdeki oksijen, bu hemoglobinin yapısına bağlanarak taşınır. Bu hemoglobinin kanda bulunması gereken miktarın altında olması sonucu kansızlık (anemi) ortaya çıkar. Bu olması gereken minimum değerler erkekte 13 g/dl, kadında ise 12 g/dl’dir. Bunlar dünya sağlık örgütünün belirlediği değerlerdir.

Kansızlık şikâyetiniz varsa, kendinizi yorgun hissetmeniz sürpriz olmayacaktır. Nedeni bilinmeyen bir şekilde yorgunluk hissi dışında çarpıntı, baş ağrısı, bulantı, soluk ten rengi, dikkati toplayamama, el ve ayakların soğuk olması kansızlığın diğer belirtileri arasındadır.

Başlıca nedenleri

Kırmızı kan hücrelerinin kanda eksik olmasının farklı nedenleri vardır. Vücudun yeterince alyuvar üretmemesi, kanama nedeniyle yenilerinin oluşmasından çok daha hızlı bir şekilde alyuvar kaybedilmesi ya da vücudun kırmızı kan hücrelerini yok etmesi başlıca üç neden olarak sıralanabilir. Kırmızı kan hücresi üretmek için vücudumuzun demir, B-12 vitamini, folik asit ve gıdalar yoluyla aldığımız diğer besin maddelerine ihtiyacı vardır.

Dünyada kadınlarda görülme sıklığı yüzde 30-40, erkeklerde yaklaşık yüzde 20’dir. Bu kansızlıklar arasında en çok görülen, demir eksikliği anemisidir. Anemi hastalarının yaklaşık yüzde 90’ında görülür.

Belirtileri

Yazının devamı...

KALIN BAĞIRSAK KANSERİ

3 Kasım 2020

Kolon ve rektum, sindirim sisteminin kalın bağırsak denen kısmını oluşturur. Son 20 cm’lik kısmı rektum, buradan ince bağırsaklara kadar olan kısmı ise kolon olarak adlandırılır. Toplam yaklaşık 1.5 m uzunluğundadır. Kolonun rektumla birleştiği yer sigmoit kolondur. Kolonun ince bağırsakla birleştiği yere çekum adı verilir. Kısmen sindirilmiş gıdalar ince bağırsaktan kolona gelir. Kolon su ve mineralleri besinden ayırır, geri kalanı anüsten atılmak üzere depolar.

Kolondan başlayan kansere kolon kanseri, rektumdan başlayan kansere rektal kanser denir. Kolon ve rektum kanserleri bu organların iç yüzeyini örten tabakayı oluşturan hücrelerden gelişir. En sık 50 yaşından sonra gözlenmektedir. Ortalama görülme yaşı 60’tır. Kadın-erkek arasında görülme sıklığı açısından pek bir fark yoktur.

Risk faktörleri

Kolorektal kanserin kesin sebebi bilinmemektedir. Kolorektal kanser için bazı risk faktörleri vardır:

Yaş: Kolorektal kanser, genelde yaşlılarda görülür.

Polipler: Polip iyi huylu bir tümördür. Kolon veya rektumun iç duvarından kaynaklanırlar. 50 yaşın üzerindeki insanlarda yaygındır. Bazı polipler (adenomlar) kanserleşebilir. Bu durumda, kanserleşme riski nedeniyle polip çıkartılmalı ve düzenli aralıklara kontrol edilmelidir. Poliplerin erken tanısı ve alınması kolorektal kanser riskini azaltır.

Ailede kolorektal kanser öyküsü: Bir kişinin yakın akrabalarında (anne, baba, kız veya erkek kardeş, çocuklar) kolorektal kanser öyküsü varsa bu hastalığa özellikle daha genç yaşta yakalanma riski artar.

Genetik bozukluklar:

Yazının devamı...

KALP KRİZİ

20 Ekim 2020

Kalp krizi, dünyada ölüm nedenleri arasında hâlâ ilk sırada yer almaktadır. Stresli yaşam, büyük şehirlerdeki ağır hayat koşullarının yanı sıra, kalıtım, kötü alışkanlıklar (beslenme, sigara vs.), şeker hastalığı, yüksek tansiyon, aşırı kilo, yüksek kolesterol ve hareketsiz yaşam da kalp krizine zemin hazırlamaktadır.

Nedir, nasıl gelişir?

Kalp krizi, ‘miyokart enfarktüsü’ olarak adlandırılır. Eğer koroner arter aniden tıkanırsa, kalbin o bölgesine kan akımı tamamen kesilir. Bu durumda bir miktar kalp kası kalıcı olarak zarara uğrar. Bu durum çoğunlukla geçmeyip, uzun süre devam eden göğüs ağrısıyla birlikte olur ve miyokart enfarktüsü veya kalp krizi olarak adlandırılır.

Kalp krizi, damar sertliğinin koroner kalp damarlarını tutması sonucu ortaya çıkar. Vücuda kan pompalayan kalbin kan beslenmesi, koroner kalp damarlarının taşıdığı kanla gerçekleşir. Koroner kalp damarlarında zaman içinde biriken yağlar, damar duvarında plaklar oluşturur. Bu plaklar damar boşluğunda yer tutarak kan akımını yavaşlatır ve bir süre sonra damarın tıkanmasına neden olur. Koroner damarların tıkanmasıyla da kalbe kan akışı engellenir. Kanın ulaşmadığı kalp kasları, 1 dakika ile 6 saat arasında ölür. Koroner arter hastalığında daralmış olan koroner arterlerde kalp kasına gelen kan miktarı azalır. Yorgunluk, göğüste gerginlik, bası hissi, yanma, genellikle sol kola vuran ağrı, çeneye doğru yayılan ağrı şeklinde şikâyetler, azalmış olan kan akımının göstergeleridir. Egzersiz ve stres gibi kalbin kan ihtiyacını artıran durumlar bu şikâyetleri başlatabilir ve dinlenildiğinde genellikle geçer.

Belirtileri nelerdir?

Kalp krizinin en önemli belirtisi, göğüs ağrısıdır. Göğsün ortasında yanma veya baskı tarzında genellikle şiddetli bir ağrı olur. Batıcı bir ağrı oluşmaz. Bu ağrı sol kola, nadiren de olsa sağ kola yayılır. Bazen kolda uyuşma şeklinde de görülebilir. Ağrı terlemeyle birlikte ortaya çıkar. Göğüste tam yeri belli olmayan sıkışma hissi veren bir ağrı olur, bu sol kola ve çeneye doğru yayılır, ağrı hareket etmekle artar, dinlenirken azalır, fakat geçmez.

Ağrı yarım saatten uzun sürer. Bununla birlikte soğuk soğuk terleme ve mide bulantısı vardır. Nefes darlığı olur. Dolayısıyla, göğsünde şiddetli ağrı olan kişide eş zamanlı terleme de varsa bu kalp krizi belirtisi olabilir. Bununla birlikte kalbin alt duvarı etkilenmişse kalp krizinden, karın ağrısı ve mide bulantısı da oluşabilmektedir. Yaşlı insanlarda ise daha çok nefes darlığı olarak görülmektedir. Bunun yanında bayılma, ritim bozukluğu, çarpıntı da bazen kalp krizi belirtisi olabilir. Nadiren olsa da kalp yetmezliğiyle de ortaya çıkmaktadır. Bazı insanlarda belirtiler çok gizli olabilir. Örneğin diyabet hastaları hemen hemen hiç ağrı duymazlar ve sadece nefes darlığı ve soğuk terleme şikâyetleri olur. Bazen de hiçbir belirti vermeyebilir. Buna sessiz miyokart enfarktüsü (sessiz kalp krizi) denilmektedir.

Yazının devamı...

KORONALI GÜNLERDE KIŞA HAZIR MIYIZ?

13 Ekim 2020

Kış mevsiminin öncüsü sonbaharın biteceği şu günlerde, hava sıcaklıkları bir gün yüksek, mevsim normallerinin üzerinde, bir gün daha düşük seyretmekte. Hatta geceyle gündüz arasındaki ısı farklılıkları çok belirginleşmektedir. Bu duruma vücudumuzun ayak uydurması, adaptasyonu her zaman kolay olmamakta ve savunma sistemimiz zayıflamaktadır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, astım gibi kronik akciğer hastalıkları olanlar, sigara kullananlar, Tip 1 ve Tip 2 diyabetliler ile gebelerde vücudun savunma sistemi değişikliklere daha duyarlıdır. Bu kişiler, dikkat etmezlerse, hastalıklara daha kolay yakalanmaktadırlar.

Hastalıklardan kendimizi korumak için neler yapabiliriz?

Vücudumuzun günlük vitamin ve mineral ihtiyacını karşılayacak, kişiye özel doğru bir beslenme programı oluşturulmalıdır. Bunu sağlayacak çeşitli sebze, meyve, tahıllar, kuru baklagiller, et, süt, süt ürünleri ve yumurta gibi besinler düzenli olarak tüketilmelidir.

C vitamini (askorbik asit): Bağışıklık sistemi için önemlidir. Taze sebze ve meyvelerde yüksek oranda bulunmaktadır. Kuşburnu, limon, mandalina, portakal, greyfurt, kivi, maydanoz, roka, kırmızı - yeşil biber ve ıspanak, önemli C vitamini depolarıdır.

Unutulmamalıdır ki askorbik asit ışığa ve ısıya çok duyarlıdır. Bu nedenle C vitamini içeren bu meyve ve sebzeler mümkünse pişirilmeden, çiğ ve kesildikten sonra zaman kaybetmeden tüketilmelidir. Ayrıca C vitamini besinlerdeki demirin vücut tarafından emilimini artırır, C vitamini içeriği yüksek besinlerin tüketiminin artırılması demir eksikliğini de azaltır.

D vitamini: Bağışıklık sistemi için önemli olan diğer bir vitamindir. Sonbaharda güneşin azalmasıyla D vitamini eksikliği görülmektedir. Esas kaynağı güneş olmakla birlikte bazı besinlerde de bulunmaktadır. Somon, ton balığı, sardalya, uskumru, yumurta sarısı, süt, tereyağı gibi süt ürünleri, dana karaciğeri, morina balığı karaciğeri, mantar ve zeytinyağı, D vitamini içeren besinlerdir. Her sonbaharda kandaki D vitamini düzeyinin saptanması ve eksiklik saptanması halinde doktor kontrolünde tedavi edilmesi önemlidir.

Çinko:

Yazının devamı...