Virüse karşı güçlü bağışıklık

17 Mart 2020

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüsle mücadele ederken özellikle bu konuda açıklama yapmaktan kaçındım, çünkü bence doğrusu Sağlık Bakanlığımızın koronavirüs bilimsel danışma kurulunun açıklamalarını ve önerilerini takip etmekti. Özellikle de görsel ve yazılı basının bu konuda çok hassas davranması gerektiğine inanıyorum.

Fakat konu virüs olunca ve tek mücadele gücümüz bağışıklığımız olduğu için genel anlamda bağışıklığımız hakkında bilgi vermek istedim.

Vücudumuzda öğrenebilme, düşünebilme ve hafızasında saklama kapasitesinde iki tane sistem var; biri beyin, diğeri de bağışıklık sistemi. Bağışıklık sistemi, genetik olarak var olan, atalarımızdan aktarılan bilgimizi kullanıp, karşılaşılan bir mikroba, yabancıya karşı bu bilgiyi işleyip, işledikten sonra sadece mikrobun olduğu bölgeye odaklanarak savaşan, yok edinceye kadar yılmadan uğraşan ve bu deneyimini unutmayıp saklayan, her yeni durum için bu deneyimini de kullanarak yeni bir yanıt üretebilen bir sistemdir.

Bağışıklık sistemi canlıyı dışarıdan gelen her türlü yabancı madde ve biyolojik etkene karşı koruyan, özelleşmiş hücre ve dokulardan oluşan mükemmel bir sistemdir. Bu kadar önemli görevleri olan bir sistemin elbette çok dirençli olması gerekmektedir.

Bağışıklık sistemi organları nelerdir?

Bağışıklık sisteminin insan vücudundaki görevinin gerçekleşmesi bazı organ ve dokuların iş birliği sayesinde olmaktadır. Bu organlar genel olarak lenf sistemimizle ilgili organlardır. Bağışıklık sisteminin temel öğeleri akyuvarlar, kemik iliği, lenf sistemi, hormonlar ve bazı proteinlerdir. Bu muhteşem sistemde bademciklerimiz, lenf sıvımız ve lenf bezlerimiz, karaciğerimiz, dalağımız, bağırsaklarımızın içinde bulunan bazı yapılarımız ve kemik iliğimiz görev alır.

Bağışıklık sisteminin çeşitleri nelerdir?

İnsanda temel olarak iki tür bağışıklıktan söz edilebilir. Birincisi doğuştan gelen bağışıklık; ikincisi edinilmiş yani sonradan kazanılmış bağışıklıktır.

Yazının devamı...

İnme (felç)

10 Mart 2020

İnme basitçe beynin damarsal sebeplerle bir kısım işlevini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Genellikle halk arasında felç olarak da tanınır. İnme (felç), beyin kan akımının bozulması sonucu oluşur. Nasıl ki kalpte bu olay olursa kalp krizi diyoruz. Buna da bir yerde beyin krizi diyebiliriz. Bozulan kan akımı sürekli olursa beyin hücreleri canlılığını koruyamaz ve kalıcı beyin hasarı oluşur. Bunun adına da inme (felç) diyoruz.

İnme nasıl olur?

İnmenin iki tipi vardır:

İskemik (kan azlığına bağlı) inme: Beyinde enfarktüs sonucu oluşur. Mekanizma kalp krizine benzer. Bilindiği gibi kalp kası hücreleri uzun süre kansız kalırsa kalp krizi oluşur. Beyindeki enfarktüs de değişik nedenlerden dolayı beynin kan damarlarının tıkanması ve böylece beynin beslenmesi bozulduğu zaman olur. Damarın tıkanması beynin kendisine ait olan damarlardaki aterosklerozdan (damar kireçlenmesinden) dolayı daralıp tıkanması sonucu olabileceği gibi vücudun değişik yerlerinden gelen pıhtıların beyne kan getiren damarlar yoluyla beyne gelip beyni besleyen damarları tıkaması sonucu da olabilir. İskemik inmeler tüm inmelerin %80-85’ini oluşturur.

Hemorajik inme: Hemoraji “kanama” denmektir. Beyin içindeki damarların yırtılmaları sonucu olur. Damar dışına çıkan kan beyin dokusuna bası yapar ve bası altında kalan beyin hücrelerinde hasar ve ölüm oluşur. Hemorajik inmenin en büyük nedenleri hipertansiyon ve beyin anevrizmalarıdır. (Anevrizma: Damar duvarında, damarın incelmesi ve zayıflaması sonucunda baloncuk oluşması).

Şikâyetleri nedir?

En sık görülen şikâyetler:

Yazının devamı...

Karaciğer yağlanması(*)

3 Mart 2020

Karaciğer hücrelerinde anormal seviyede yağ birikmesine karaciğer yağlanması ya da ‘hepato steatoz’ denir. Yaygın şekilde karşılaşılan karaciğer yağlanması son derece ciddiye alınması gereken bir konudur.

Karaciğer yağlanmasının pek çok nedeni olabilir. En sık karşılaşılan nedenler aşırı alkol tüketimi, obezite ve kötü beslenme alışkanlıklarıdır. Alkole bağlı olmayan (NASH) karaciğer yağlanması ise ayrı bir başlık altında ele alınır. Yağlı karaciğer tek başına büyük bir tehlike oluşturmaz ve bir hastalık olarak kabul edilmez. Halsizlik gibi bazı belirtiler yağlanmayı hemen fark edecek şekilde keskin değildir.

Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi karaciğerdeki yağlanma kötüleşip iltihaplanma da tabloya eklenirse, bu durum sağlık açısından büyük riskler oluşturmaya başlar. Karaciğerde yağlanması olanların   en az %80’inde hiçbir ciddi sağlık sorunu gelişmediğini bilmekteyiz. Ancak olguların %10-20’sinde hastalığın ciddi formu olan NASH (alkole bağlı olmayan steatohepatit) gelişebilir. Ultrasonunda yağlı karaciğeri olan ve karaciğer testlerinde yükseklik saptananlarda NASH görülme ihtimali çok daha yüksektir.

Huzursuzluk ve halsizliğe dikkat

Genellikle hiçbir belirti vermez. Nadiren halsizlik, iyi hissetmeme, karnın sağ üst kısmında huzursuzluk, dolgunluk veya hafif bir ağrıya yol açabilir. Ancak bu belirtiler birçok başka hastalıkta da görülebilir.

Karaciğer yağlanmasının nedenleri

Aşırı alkol tüketimi:

Yazının devamı...

HİPERTANSİYON

25 Şubat 2020

Hipertansiyon nedir?

Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı ya da daha doğru söylemek gerekirse, kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Bugün kabul edilen kan basıncı değeri istirahat halindeki normal bir yetişkinde 120/80 mmHg’dır (milimetre cıva). Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyecanlıyken yüksektir. Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa, hipertansiyondan bahsedilir. Hipertansiyon kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalıklara ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Bir kez teşhis yapılıp tedaviye başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir.

Hipertansiyon riskleri

Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Kendi başına öldürücü değildir; tedavi edilmediğinde sonuçları öldürücü olabilir. Kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine yol açabilir. Hipertansiyonlu hastalar diğerlerine göre daha kolay kanama geçirebilir ve beyin kan damarları daha kolay pıhtılaşabilir. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına da büyük katkıda bulunur ki bu hastalık sanayileşmiş toplumlarda ölümlerin başlıca nedenlerinden biridir.

Hipertansiyonun sınıflandırması

Hipertansiyon sıklıkla nedenine göre sınıflandırılır. Buna göre iki tip vardır.

1- Esansiyel (primer) hipertansiyon

2-

Yazının devamı...

Damar sertliği (ateroskleroz)

18 Şubat 2020

Halk arasında damar sertliği olarak bilinen ateroskleroz, atardamarların esnekliğini kaybedip kalınlaşması ve sertleşmesiyle oluşan bir damar hastalığıdır. Damar sertliği özellikle sigara kullanımı, şeker hastalığı, kolesterol, hipertansiyon gibi durumlarla birlikte damarların esnekliğini kaybetmesi ve tıkanması durumudur. Damar sertliği çok önemli bir sorundur çünkü kalp, şah ve bacak damarlarının tıkanmasının temel nedenidir. Kalp damarlarının tıkanması kalp kriziyle, ayak damarlarının tıkanması kangrenle ve hatta ayakların kesilmesiyle, şah damarlarının tıkanıklığı ise felçle sonuçlanabilir. Damar sertliğiyle birlikte damar duvarından damarın iç kısmına doğru tıkayıcı plaklar oluşmaya başlar. Bu plaklar, damarın tıkanmasına ve damarın yapısının zayıflayarak çeşitli komplikasyonların oluşmasına yol açar.

Yaş, damar sertliğinde önemli bir faktördür. İskemik kalp hastalığına bağlı ölümler ileri yaşlarda, her 10 yılda belirgin olmak üzere artmaktadır. Erkekler damar sertliğine daha fazla eğilimlidirler. Bu durum hormonların oynadığı rolü göstermektedir. Menopoz öncesi kadınlarda damar sertliği ve komplikasyonları nadir olarak görülür. Kadınlık hormonu olan östrojenin menopoz sonrası azalması damar sertliği riskini artırır.

Yapılan çalışmalarda, kolesterol ile damar sertliği arasında doğrudan ilişki saptanmıştır. İyi kolesterolün (HDL) düşük olması, kötü kolesterolün (LDL) yüksek olması damar sertliğine ve buna bağlı birçok rahatsızlığa neden olmaktadır.

Tansiyonun yüksek olması damar sertliği için her yaşta önemli bir risk faktörüdür. Hipertansiyonun tedavi edilmesi, felç ve iskemik kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.

Sigara, özellikle erkeklerde çok iyi bilinen bir risk faktörüdür. Son zamanlarda damar sertliğinin kadınlarda sıklığının artışından büyük ölçüde sorumlu olduğu düşünülmektedir. Yıllarca günde bir paket sigara içen kişide iskemik kalp hastalığı riski %200 artmaktadır. Sigaranın bırakılmasıyla zamanla risk azalır.

Son yıllarda insülin direncinin ön plana çıkması, bazı ailelerde insülinin yanı sıra kolesterol ve ürik asit yüksekliğiyle seyreden metabolik sendromun varlığı damar sertliğinin sebeplerini ve mekanizmasını çok açık ortaya çıkarmıştır.

Damar sertliği belirtileri

Damar sertliğinin belirtileri bu hastalığa spesifik belirtiler değildir. Zaten belirtiler, ancak damar hasarları belirginleştiğinde meydana gelir. Damar sertliği kalpte ortaya çıkarsa kalp kası zayıflar ve yeterince kasılamaz. Çünkü kalbe gelen oksijen azalmıştır. Göğüs ağrısı birçok hastada görülebilir. Özellikle egzersiz yaparken bu ağrı sıkıştırıcı ve yanma şeklinde ortaya çıkar. Hastalar göğüslerinde bir baskı hisseder. Bu ağrı kola, çeneye yayılabilir ve birkaç dakika dinlendikten sonra geçer. Bunların dışında kalpte ritim bozuklukları oluşabilir. En son ise hasta kalp krizi geçirir. Eğer beyinde tutulum olursa bilinç kaybı, kaslarda güçsüzlük, görme problemleri, konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir. Bacaklarda damar sertliği oluşması sonucu kramp tarzında ağrı, ısı kaybı ve son olarak gangren gelişebilir. Eğer hayati organlarımızdan biri olan böbreğin damarlarında ateroskleroz gelişirse, tansiyon yüksekliği ve böbrek fonksiyonlarında bozukluk oluşabilir.

Yazının devamı...

NEFES DARLIĞI

16 Şubat 2020

Herkesin arada bir nefesi kesilebilir. Dik bir yokuşu tırmandıktan, hızla bisiklet sürdükten ya da ağır bir fiziksel aktiviteden sonra, nefessiz kalmak beklenen ve kontrol edilebilecek durumlardan biridir. Nefes almanın beklenmedik şekilde zor ve rahatsız edici olduğu, durumun kontrolden çıktığı hissi yaşatan, nefes kesilmeleridir. Nefesin yetmemesi, derin alamama ve alıpverirken zorlanma şeklinde tarif edilebilir. Tıp dilinde, ‘dispne’ denir.

İster durup dururken yaşansın, ister her gün meydana gelsin, korkutucu bir deneyimdir. Sebebini anlayamadığı bir şekilde nefesi kesilen kişinin, bu durumdan dolayı kaygılanması da normaldir. Bazı kişilerin aynı sorunu yaşamamak için kimi aktivitelerden kaçınmaya başladıkları olur. Bu rahatsızlık, günlük işler sırasında yaşanıyor ve hatta buna engel olmak için çeşitli işlerden kaçınılıyor veya daha yavaş hareket etmek gibi önlemler düşünülüyorsa, atılacak en doğru adım, doktora başvurmaktır. Efor sarf edilmediği ya da aşırı sıcaktan rahatsız olunmadığı halde yaşandığında, bu genellikle altta yatan bir sağlık sorununa işaret eder. Bir aydan daha uzun süren rahatsızlık, kronik sınıfına girer ve hayat kalitesini büyük oranda düşürür. Pek çok kişinin keyif alarak katıldığı aktivitelerden mahrum eden bir şikayettir. Uzun sürer ve bir türlü geçmezse, büyük olasılıkla tıbbi bir sorunla ilgilidir. Aniden ve yoğun şekilde ortaya çıkan nefes darlığı da, kısa bile sürse, bir sağlık sorununun belirtisi olabilir.

Nedenleri

Ani görülen nefes darlığıyla ilgili olabilecek çeşitli rahatsızlıkları ve sağlık sorunlarını şöyle sıralayabiliriz:

Akciğer veya solunum  yolları rahatsızlıkları

Astım: Aniden nefesin kesilmesi, bir astım krizi yüzünden kaynaklanabilir. Bunun anlamı, hava yollarının daralması, hırıltıya ve öksürüğe neden olacak şekilde balgamın artmasıdır.

Zatürre:

Yazının devamı...

ANTİBİYOTİK KULLANMA REHBERİ

2 Şubat 2020

Hastalarımdan gelen sorular ve bu konuya olan yoğun ilgi nedeniyle, bugünkü yazımı antibiyotiklere ayırmak istedim. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının görülmeye başlandığı bugünlerde, antibiyotik kullanımıyla ilgili kafalar biraz karışık... Antibiyotikler, ‘hekimin önerisi doğrultusunda, uygun görülen doz ve sürede’ kullanıldıkları takdirde, bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alınan ilaç grubudur. Aksi halde tedavide etkisiz kalmalarının yanı sıra pek çok ciddi sağlık sorunlarına davetiye çıkartabilirler.

‘Doğru tıbbi gereklilik’ halinde asla
uzak durulmaması gereken ilaçlardır. Çünkü zamanında müdahale edilmeyen bakteriyel enfeksiyonlar, başımıza iş
açabilir. Yani bir başka değişle sahip olduğumuz enfeksiyonun sebebi bakteriyse ve teşhis bir hekim tarafından konmuşsa, antibiyotik kullanılmalıdır...

Grip tedavisinde yeri yok!

Türkiye, antibiyotik tüketiminde Avrupa ülkeleri arasında birinci sırada yer alıyor. Toplumda yaygın olan anlayışın aksine; antibiyotiğin ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisi yoktur. Boğaz ağrısı, burun akıntısı ve öksürüğü hafifletici etki sağlamadığı gibi nezle ve grip tedavisinde de tercih edilmez.

İki kuralı unutmayın

1 - Antibiyotiklerin mutlaka hekim önerisiyle kullanılması gerekir. Hastaların kendi kendilerine kullanmaya başlayacakları ilaçlar değildir.

Yazının devamı...