Kronik hastalıklar ve koronavirüs

Üç ay veya daha uzun süreli olan hastalıklar kısaca kronik hastalık olarak adlandırılıyor. Ömür boyu tedavi gerektiren bu hastalıklar kişinin yaşan kalitesini doğrudan etkileyen hastalıklar arasında yer alırken, düzenli tedaviyle hastanın yaşam kalitesi belirli bir seviyede tutuluyor.

Kronik hastalıklar nelerdir?

Hipertansiyon

KOAH hastalığı

Şeker hastalığı

Kalp/damar hastalığı

Bağışıklık sistemi düşük

Kronik akciğer hastalığı

Böbrek hastalığı

Karaciğer hastalığı olanlar ve

Bağışıklık sistemini bozan ilaçları kullananlar

Koronavirüs salgınında kronik rahatsızlığı olanların risk altında olduğunu sürekli duyuyoruz. Peki, neden Kovid-19 konusunda riski artırıyor?

Hastalıklara karşı savunma oluşturan bağışıklık sistemi, vücudumuzu aralarında virüslerin de olduğu her türlü yabancı ve zararlı maddeden koruyan bir mekanizma.

Bağışıklık sistemi zayıf kişiler ve kronik rahatsızlığa sahip olanlar, koronavirüs salgını gibi durumlarda çok daha büyük risk altında. Kronik hastalığı olanların salgın hastalıklara yakalanmamak için çok daha dikkatli olması gerekiyor. Mevcut tedavilerine devam etmeleri ve kendilerini takip eden doktorlarla yakın temasta olmaları gerekmektedir.

Kronik akciğer hastalıkları

Astım hastalarının akciğerleri sağlıklı insanlara oranla çok daha duyarlı. Astım krizleri sırasında bronş mukozası şişer, solunum yollarında spazm ve ödem görülür. Astım hastaları özellikle nefes vermekte zorluk yaşar ve bunun için sağlıklı insanlardan çok daha fazla enerji sarf eder.

Alerjenler veya viral hastalıkların da aralarında bulunduğu solunum yollarını etkileyen enfeksiyon hastalıkları astım krizlerini tetikleyebiliyor. Bu durumda vücut sadece astımla değil, aynı zamanda viral enfeksiyonla da mücadele etmek zorunda kalıyor. Vücut bu iki durumla aynı anda başa çıkamadığında ise bunun sonucu kimi zaman ölümcül olabiliyor.

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) da bu gruba giren bir diğer önemli hastalık. Uzmanlara göre sigara KOAH için en önemli risk faktörlerinden biri.

Kronik akciğer hastalıkları akciğerlerde ve solunum yollarında hasara yol açıyor, bu durum da virüslerin bir anlamda işini kolaylaştırıyor.

Diyabet (şeker hastalığı)

Gerek Tip 1, gerekse Tip 2 diyabet hastaları sağlıklı insanlara oranla daha zayıf bir bağışıklık sistemine sahip. Tip 1 diyabet insülin hormonundan yeterli miktarda üretemediği için, kan şekeri devamlı yüksek seviyede bulunuyor. Bu da vücudun savunma mekanizmasını zayıflatıyor. İnsülin direnci olarak da adlandırılan Tip 2 diyabette ise kan şekeri seviyeleri ilaçla normal seviyelerde tutuluyor olsa bile, özellikle ateşli enfeksiyon hastalıkları diyabet hastaları için yüksek bir risk faktörü oluşturuyor. Ayrıca diyabet damarlarda değişime ve çeşitli damar hastalıklarına neden olabildiği gibi organlara da zarar verebiliyor. Bu durumda vücudun viral hastalıklarla mücadele kapasitesi düşüyor.

Kalp ve damar hastalıkları

Koroner ve iskemik kalp hastalıkları bu grubu oluşturuyor. İskemi bir doku ya da organa kan akışının azalması ya da durması anlamına geliyor. Koroner yani kalbi besleyen damarlardaki daralma ise oksijen yetmezliğine yol açıyor. Buna ise ateroskleroz yani damar sertliği neden oluyor. Burada da enfeksiyonların ölümcül sonuçları olabiliyor. Kalp kapakçığı sorunu yaşayanların da sağlıklı insanlara göre çok daha temkinli davranmaları gerekiyor.

Kronik hastalıklar ve koronavirüs

Hipertansiyon (yüksek tansiyon)

Tansiyonun uzun süre yüksek seviyelerde olması damarlarda yıkıma neden oluyor. Kan basıncının sürekli yüksek olmasının kalbe de olumsuz etkileri var. Kalbe yönelik aşırı yüklenme ağır kalp-damar hastalıklarına neden olabiliyor. Hastalar bu sessiz ve sinsice yaşanan gelişmeyi sıklıkla çok geç, örneğin bir felç ya da kalp krizi sonrasında öğreniyor.

Kanser

Kanser tedavisi için kullanılan farklı terapiler bir yandan kanserle mücadele ederken, diğer yandan bağışıklık sistemini zayıflatıyor.

Kanser tedavisi sırasında kullanılan yöntemlerden biri kemoterapi. Hastaya verilen sitostatik ilaçlarla kanserli hücrelerin çoğalması durdurulmaya çalışılıyor. Ancak bu ilaçlar sadece kanserli hücrelere değil, sağlıklı hücrelere de saldırıyor. Bu da bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen bir durum. Kemoterapi ve radyoterapi gören hastaların çok dikkatli olması ve kendilerini her türlü enfeksiyon hastalığından korumak için çaba göstermesi gerekiyor.

İmmünsüpressifler (bağışıklık baskılayıcı ilaçlar)

Otoimmün hastalıklarda kişinin bağışıklık sistemi sadece dış etkenlere yanıt vermekte kalmayıp kendi kendine karşı da tepki gösteriyor. Bu durumda hastalara verilen immünsüpressifler bağışıklık sistemini baskılıyor. Bu durum da hastaları grip virüsü ve koronavirüs gibi virüslere karşı daha savunmasız hale getiriyor.

Örneğin multipl skleroz (MS), romatizma, Crohn gibi kronik ve iltihabi bağırsak hastalıkları ile HIV pozitif kişiler bu tip ilaçları kullanıyor.

Bu ilaçlar bir yandan bağışıklık sisteminin verdiği tepkileri kontrol atında tutarken, diğer yandan onun zayıflamasına neden oluyor.