Yine futbolumuz hakkında

29 Ağustos 2021

Mustafa Kemal Ulusu - Değerli okurlarım bizler yazmaktan, sizler belki de okumaktan bıktınız, Türk futbolunun hali ne olacak? Ki bu soruyu hemen herkes her yerde ve de herkese soruyor.

Bakın Milliyet yazarı Şansal Büyüka ne demiş?

“Nerede kalmıştık! Süper ligde ikinci hafta geride kaldı, geçen yıllara oranla futbol anlayışında değişen fazla bir şey yok. Futbolcular en ufak darbede yere yatıyorlar, hakemler en ufak temasa düdük çalıyolar. Belli ki, gene dura - kalka bir lig izleyeceğiz.”

Gerçekten her yıl, bir evvelki yıl gibi nasıl kalitesiz futbol seyrettiğimizi görüyoruz. Yani hiç bir şey değişmiyor. Şimdi yine bu konuda Milliyet köşe yazarı Melih Aşık ben dahil herkese çok güzel bir soru sormuş:

Para nereye gidiyor?

“Ligler başladı. Futbol maçlarını izliyoruz. Aslında tümünü izleyemiyoruz çünkü sıkıyor. Arada bir diğer kanallardaki Avrupa maçlarına atlıyoruz. O futbol bizim futbola benzemiyor. Daha doğrusu bizim futbol futbola benzemiyor. Oysa aylardır transfer haberleri okuyoruz ve dinliyoruz. Milyonlar havada uçuşuyor. Bir tek futbolcunun fiyatı 50 - 60 milyon TL’ye kadar yükseliyor ancak onca transfere rağmen oynanan futbol geçen yılki futboldan farklı değil. Paralar boşa harcanmış. Bu yıl da futbol diye kör döğüşü izleyeceğiz. Avrupa’da birkaç basamak daha geri gideceğiz.

Harcanan milyonlar ne oluyor derseniz? Onlar futbola gitmiyor anlaşılan. Gitse futbol gelişirdi. Onlar birileri arasında bölüşülüyor. Futbola yansımıyor. Benim böyle kuşkularım var. Sizin farklı düşünceniz var mı?”

Futbolu bozanlanlar

Yazının devamı...

Taksi sorun sarmalına çözüm yaklaşımı

29 Ağustos 2021

Bülent Akarcalı -  Ağustos ayı başlarında Milliyet gazetesinin taksicilerle ilgili şikâyetleri dile getiren haber ve yazıları yalnız kalmadı. Durumun ciddiyetini anlayan çeşitli gazete ve yazar konuya el attı. Ülkemiz turizmi hakkında da ciddi bir imaj zedelenmesi oluşturan bu duruma 15 Ağustos 2021 tarihli yazımda değinmiş ve devamının gelecek hafta olacağını yazmıştım. Ancak gündeme oturan Afganistan olayı ikinci yazımı geciktirdi.

1. Mevcut düzende, plaka kiralamak zorunda kalarak taksi sürücülüğü yapanlar, yaşanan sorunların müsebbibi veya suçlusu değil kurbanlarıdır.

Taksilerimiz ufak araçlardan oluşur, bagajı küçüktür ve çoğunda bir de gaz tüpü vardır. İki çocuklu bir aile valizleriyle taksiye sığamaz. Aracın iç temizliği, bakımsızlığı, yazın serinletici kullanmaması, sürücülerin giyim, kuşam, sakal tıraşı gibi konularda titiz olmayışları, bazılarının müşteriyi aldatma çabaları, milyonlarca yabancı turistin geldiği bir kentte yabancı dil bilen sürücü bulamama ve en önemlisi yüksek taşıma ücreti vs. gibi konular temel şikâyetleri teşkil ediyor.  

2. Şikâyetlerin muhatabı plaka sahibi olmalıdır.

Tüm bu şikâyetlerin tek muhatabı ve suçlusu olarak taksinin şoförü görülür. Vatandaş onu şikâyet eder, trafik polisi ona ceza yazar, son zamanlarda devreye girmeye başlayan Büyükşehir zabıtası aracın çalışmasını durdurur. Kimsenin aklına o taksinin esas sorumlusunun plaka sahibi olduğu gelmez. Aklına gelse bile takside plaka sahibinin iletişim bilgileri de bulunmadığı için şikâyetini, hizmeti sunan kişinin işverenine erişemez.

Plaka sahiplerinin kimler olduğu bilinmez. Bu işe tasarrufunu değerlendirmek için girmiş sade vatandaş kadar, plakayı tamamen ticarete dökmüş hem sürücüleri hem de taksi kullananları sömüren isimler vardır. Sonuç olarak 15 milyonluk bir kentin ulaşım ihtiyacına cevap verecek en önemli araçlardan biri olan taksi işletmeciliği hiçbir kurumsal yapıya sahip değildir.

Sürekli olarak yalnız ve yalnız sürücüleri muhatap alarak, onlara ceza yazarak sorunu çözebileceğimizi sanmak en temel yanlışlığımızdır. Esas olan taksi işletmeciliğine kurumsal bir yapı getirmektir. Kurumsal yaklaşım kalıcı çözüm getirir, kalıcı çözüm ise taksi işletmeciliğini, mevcut plaka satış ve kiralama her kademe de kayıt içine almaktan geçer.

3. İstanbul Büyükşehir Belediyesi plaka satış ve kiralama borsası kurulması

Yazının devamı...

Siber saldırı veya arıza mağduru banka müşterilerinin hakları

27 Ağustos 2021

ZAFER İŞERİ<br>Ticari ve ekonomik hayatta günümüzde birçok işlem bankalar vasıtası ile yapıldığından, bankacılık mevzuatı, son derece detaylı düzenlemeler içermektedir. Bankaların teknik arızalar sebebi ile müşterilerine uzun süre hizmet veremediği durumlarda konu, tahmin edileceği üzere hukuki açıdan Bankacılık Kanunu’na tabidir. İlgili temel düzenleme 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve ikincil mevzuatta düzenlenmiştir. Konuyla ilgili otorite Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’dur.

Son zamanlarda ülkemizde bulunan bir bankada ATM, İnternet Bankacılığı, uygulama üzerinden sisteme erişilememesi ve kredi kartlarına provizyon verilememesi gibi birtakım aksaklıklar yaşanmıştır. İlgili banka ise bu durumun sistemsel bir arıza olduğunu belirtmiştir, fakat kamuoyunda, açıklamanın yeterince detaylı ve tatmin edici olmadığı, ilgili banka sisteminin hacklendiği yönünde iddialar ortaya atılmıştır.

Bu husus, alacaklının temerrüdü dediğimiz konu ile ilgilidir. Alacaklı şu anda kendisine yapılacak ödemeyi kabul edebilecek bir durumda değildir. Bunu sistemlerine işleyememektedir. Bu nedenle de kendi temerrüdü durumunda zaten aksini yapması düşünülemez. Burada çok daha önemli bir detay vardır. Türk Borçlar Kanunu’na göre alacaklının temerrüdüne ilişkin hükümler ve bu hükümler çerçevesinde yazılmış akademik makaleler incelendiğinde bu ek yükümlülükten Banka’nın sorumlu olması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu anlamda bankanın sadece faiz almaması yeterli değil, diğer kendi kusurundan kaynaklanan zararları da karşılayacağını açıklaması gerekmektedir. Bankanın parasını vadeli ya da vadesiz tutan insanlar, arıza boyunca paralarını kullanamadılar. Mesela en basiti, diyelim ki o gün kartıyla e-ticaretten belki indirimli bir şey alacaktı fırsatı kaçırdı. Bunu nasıl değerlendirmek lazım? Daha önemlisi, kesinti sırasında başka bankalara ya da üçüncü şahıslara ödemesi olanlar ödemelerini yapamadı. Ödemeleri gereken faiz ya da ceza çıkarsa ne olur?

Öncelikle burada alacak/borç ilişkisinde taraflar değişiyor. Bu defa banka talep ettiğim takdirde bana mevduatımı vermek veya bazı istisnalar haricinde tahsis ettiği krediyi kullandırmakla yükümlü. Bu açıdan bakıldığında aslında çok daha kritik bir sorun var. Bir bankanın kişiye mevduatını ödememesi Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesine göre bankanın madde sayılan istisnalar dışında mevduat sahibine hesabı kullandırma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Ancak, şu anda bankada mevduat sahiplerine Kanunun 61. maddesinde sayılan sebeplerin dışında bir sebeple mevduatını kullandıramamaktadır. Kanunun 151. maddesinde ise “Bu Kanunun 61 inci maddesi hükmüne aykırı davrananlar altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş yüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır” düzenlemesi yapılmıştır. Yani konu aslında ilginç bir yere gitmektedir. Şu anda banka mudilere mevduatlarını Kanunun 61. maddesindeki “4721 sayılı Türk Medenî Kanununun rehinlere ve hapis hakkına, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun alacağın devir ve temlikine, takasa dair hükümleri ile diğer kanunların verdiği yetkiler ve koyduğu yükümlülükler saklı kalmak şartıyla mevduat ve katılım fonu sahiplerine ödenmesi gereken tutarları geri alma hakları hiçbir suretle sınırlandırılamaz. Mevduat veya katılma hesabı sahipleri ile kredi kuruluşları arasında vade ve ihbar süresi hakkında kararlaştırılan şartlar saklıdır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurulca belirlenir.” düzenlemesine aykırı şekilde davranmaktadır. Yani, özellikle vadesiz hesaplarda mudiye parasını talebe rağmen ödememektedir.

Temerrüt durumunda öncelikle faiz söz konusu olacaktır. Yani normalde bankadan vadesiz mevduat hesabındaki miktar talep edildiği halde ödenemediği için, ödenemeyen kısım için temerrüt gerçekleşecek ve banka bu miktar için faiz ödemekle yükümlü hale gelecektir. Ayrıca borçlunun (banka) alacaklının (mudi) gecikmeden kaynaklanan zararını ödemesi durumu oluşacaktır. Burada bizim hukukumuzdaki kavramlar şunlardır:

- Kusuru olmadığını ispat etmedikçe, “borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.”

- TBK m. 119’daki Beklenmedik hâlden sorumluluk: “Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumludur.

Yazının devamı...

Afganistan’daki iktidar değişikliğinin jeopolitik sonuçları -2

25 Ağustos 2021

Dr. Orhan Karaoğlu - İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin aşırı muhafazakâr hükümeti, komşu ülkedeki iktidar değişikliğinden memnun olup olmayacağı konusunda hala emin değil. ABD şimdilik mahallenin dışına çıkmış olsa da onların yerine gelen Taliban da İran tarafından gerçek anlamda pek istenmiyor olabilir. Reisi, iş birliğini sürdürmek için Afgan gruplar arasındaki iç müzakereler çerçevesinde ulusal bir anlaşmaya varılmasını umuyor. Gözlemciler ise bunun stratejik düşünceden ziyade bir hayal olduğu görüşünde.

İran’daki birçokları için Taliban İslamcı Sünni olması nedeniyle Şii İran’ın dini baş düşmanı ve bu olgu onlar için öyle kalmaya devam edecek. Afganistan’daki kaotik koşullar göz önüne alındığında, ekonomik iş birliği de en azından kısa vadede gerçekçi değil. Sovyetlerin Afganistan’ı işgalinden sonra 1979’da yaşanan mülteci dalgasının bir benzerinin tekrarlanmasından endişe ediliyor. İran, akut ekonomik kriz ve korona salgını nedeniyle şu anda böyle bir durumla başa çıkamaz. Ama İran, Afganistan’daki yeni durumda da Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’deki gibi aktif rol almak isteyecektir.

Hindistan’daki hükümetin gelecekteki bir Taliban hükümetine karşı nasıl duracağı şu anda belirsiz görünüyor. Şimdiye kadar ülkenin Afganistan ile iyi ilişkileri oldu ve son 20 yılda kalkınma yardımı projelerine yaklaşık üç milyar dolar yatırım yapıldı. Eski Afgan hükümetine yapılan bu büyük yatırımların artık tehlikede olması muhtemel. Taliban’ın aktif olduğu Afganistan’da Pakistan’ın daha güçlü bir role sahip olması muhtemeldir. Bu durum Hindistan-Pakistan sınırındaki Keşmir bölgesinde terör riskini artırabilir.

Japonya dikkatle izliyor

Hindistan’ın diğer komşusu Çin ile de gergin ilişkileri var ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin gelecekte Afganistan’da daha büyük bir rol oynaması muhtemel olduğundan Hindistan’ın Güney Asya’daki jeopolitik durumu şimdi oldukça kötü.

Bölgedeki gelişmeleri Japonya da dikkatle takip ediyor. Japonya Dışişleri Bakanı Orta Doğu ziyaretine başlıyor ve Japonya açısından ABD’nin birliklerini geri çekmesi ile birlikte bölgede istikrarın bozulacağı ve ayrıca Çin’in artan etkisinin daha da artma ihtimali Japonlar açısından bir diğer endişe kaynağını teşkil ediyor. Dışişleri Bakanı Motegi Toşimitsu, Orta Doğu’daki yedi ülke ve bölgeyi ziyaret ediyor.

Japonya Dışişleri Bakanlığından üst düzey bir yetkili, “ABD güçlerinin geri çekilmesinin tüm Orta Doğu’daki durumu hemen istikrarsızlaştıracağına inanmıyoruz. Ancak bir boşluk oluşursa Orta Doğu bir terör yuvası haline gelebilir.” dedi.

Japonya’nın Afganistan’ın güvenliğine doğrudan katkıda bulunması zor görünüyor. Komşu ülkelere yapılan bu ziyaret, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi değerlerin paylaşılmasını amaçlandığı ifade ediliyor. Çünkü insan haklarına ve demokrasiye saygı göstermeyen güçlerin sayısının artması teröre ve çatışmaya yol açacağına inanılıyor. Ayrıca Japonya Dışişleri Bakanı, 2017 yılından bu yana ilk kez İsrail ve Filistin’e aynı anda seyahat ediyor. Motegi Toşimitsu, her iki tarafa da gerilimi azaltmak için çalışma çağrısında bulunacağı da bildiriliyor.

Yazının devamı...

Afganistan’daki iktidar değişikliğinin jeopolitik sonuçları -1

24 Ağustos 2021

Dr. Orhan Karaoğlu - Kabil’deki iktidar değişikliğinde ilk bakışta en büyük kaybeden Batı gibi görünüyor. Çin daha fazla avantaj elde etmeyi umarken, Hindistan için durum son derece zor.

Afganistan’daki bu durum beklenenden önce geldi ve yerel halk için sonuçları dramatik görünüyor. Dış politika açısından, bu günlerin yoğun kurtarma operasyonlarından sonra, birçok devlet için şu soru ortaya çıkacak: Milyonlarca insanın hayatına Taliban’ın yön vereceği bu ülkeyi şimdi ne bekliyor? İş birliği mümkün mü yoksa Afganistan’ın izolasyonu küresel güçler tarafından mı belirlenecek? ABD, Hindukuş’tan hızla uzaklaşmak isterken Çin bölgede daha fazla nüfuz elde etmeyi düşünüyor.

ABD şu anda tahliye göreviyle ve operasyonun başarısızlığı konusundaki tartışmalarla meşgul görünüyor. Yeni Taliban rejiminin gelecekteki yönetimine ilişkin ek planlar henüz kamuoyunda tartışılmadı. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, gelişmekte olan durumla nasıl başa çıkılacağını koordine etmek için diğer hükümetlerle temas halinde olduklarını söyledi.

Uzun vadeli sonuçlar

ABD Başkanı Joe Biden, “Afgan halkının temel hak ve hürriyetleri” için mücadele etmeye devam edeceğini açıkladı. Biden özellikle kadınların haklarına vurgu yaptı. Artık Kabil’deki yeni yöneticiler üzerinde hiçbir etkisi olmayan ABD’nin angajmanının somut olarak nasıl olacağını açık bıraktı. ABD’nin bu geri çekilmesi küresel ve bölgesel politikalar bağlamında ABD’ye uzun vadeli sonuçları olabilir. İç ve dış basında ABD’nin başarısız olduğu, bölgeyi terk edip ikinci bir Vietnam durumu yaşadığı analizlerine sıklıkla yer verildiği görülmekte. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesini detaylı olarak analiz etmek gerekmektedir. Bu çekilme bir başarısızlığın sonucu mu yoksa bir strateji değişikliği mi derinlemesine tahlil etmek lazımdır.

AB içinde de NATO ve ABD ile ilişkiler bağlamında ilişkilerin düzeyi ve boyutu açısından gözden geçirmeler olabilir. Almanya Dışişleri Bakanı Maas, “ABD karar alıyor, biz uyguluyoruz. Avrupa’nın Washington’a bağımlılığı azaltılmalı” demesi de ilgi çekiciydi. Gündemdeki gelişmelere ilişkin Spiegel dergisine konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Afganistan’da yaşananlar sonrasında Alman ordusunun yurt dışı görevlerinin anlamı olup olmadığının tartışmaya açılması gerektiğini dile getirdi. Almanya Dışişleri Bakanı, “Gerçekte pek çok konuda kararı Amerikalılar alıyor ve biz ABD olmadan zorlu uluslararası misyonlar gerçekleştirebilecek durumda olmadığımız için onları izliyoruz. Askerlerimizi herhangi bir yere göndermeden önce daha fazla siyasi tartışma yürütmeliyiz. Aksi takdirde, başkan kim olursa olsun sadece Washington’ın kararlarını uygulamamız tehlikesi doğuyor” demesi de bir kenara not edilmelidir.

Rusya görüşmeler yaptı

Rusya’da Taliban terör örgütü olarak yasaklanmıştı. Bununla birlikte, Moskova’da Taliban temsilcileriyle resmi görüşmeler yapıldı. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Taliban’ın siyasi güçleriyle konuşulduğunu ancak teröristlerle konuşulmadığını söyledi. Rusya’nın Kabil’deki yeni liderliği tanıyıp tanımayacağı hususu netlik kazanmış değil. Rusya’nın Kabil’deki Büyükelçisi Dmitry Zhirnov bu hafta Taliban temsilcileriyle bir araya geldi ve yapıcı görüşmelerden bahsetti.

Yazının devamı...

Vietnam, Afganistan ve çıkarmamız gereken ders

22 Ağustos 2021

Bülent Akarcalı - Vietnam, Fransa tarafından sömürüldü. Fransa, Vietnam’ın doğal pirinç, kauçuk gibi kaynaklarını acımasızca tüketti. Köle gibi çalıştırdığı yüzbinlerce işçinin kan ve teriyle işlediği ürünleri satarak devasa gelirler elde etti.

Michelin lastik firmasına ait kauçuk ormanlarında ki işçilerin çalışma şartları 18.yüzyılda ABD pamuk tarlalarında günde 18 saat çalıştırılan kölelerden farklı değildi. Ama, o da her sömürgecinin yediği tekmeyi yiyerek 1954’de Dien Bien Phu vadisinde mevzilenen yenilmez sanılan ordusunun bir günde yok olduğunu gördü.

Atom bombası ister misiniz?

1965’de Fransa’nın yerini ABD aldı.                                               

Ama hangi ABD? 1954 hezimetinden önce ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, mevkidaşı Fransız Dışişleri Bakanına 4 kelimelik bir teklif yaptı: İki atom bombası ister misiniz?

Fransızlara atom bombası attıramayan ABD, 1965’de başarısı, çoluk çocuk, demeden öldürdüğü Vietnamlı sayısıyla ölçülen bir harekat plânı yaptı. Bu planla tarifsiz bir vahşete davet çıktı. 1955’de başlayan ve 1973’te son bulan 18 yıllık Vietnam işgalinde, 2. Dünya Savaşı’nda bütün orduların kullandığı bombaların toplamından iki kat fazla, 643 bin ton bomba kullandı. Atom bombalarıyla her türlü canlıyı yok etti, köyleri, ormanları yaktı. Etkileri hâlâ hissedilen portakal gazı ile suları ve toprağı zehirledi. Toplamda  3 milyon insanı kimyasallar dahil bombalarla hunharca katletti...

Sipariş ordunun sonu

ABD Vietnam’da, Afganistan’da olduğu gibi yerel güçlerle taşeron bir ordu kurmuş ve trilyonlarca dolar harcamıştı. Ama Sedat Ergin’in 17 Ağustos günkü köşe yazısında belirttiği gibi “Sipariş verilerek ordu inşa edilemiyor” inşa ettiğinizi sandığınız ordunun, Vietnam’da, Afganistan’da olduğu gibi üç günlük ömrü oluyor.

Yazının devamı...

Ateş düştüğü yeri yakar

22 Ağustos 2021

Mustafa Kemal Ulusu - Ülkemizde inanın tesadüfen yaşıyoruz, her an freni patlayan bir taşıtın altında kalabiliriz, bindiğimiz uçak her an düşebilir, sel gelir evimizi, barkımızı bizle beraber alır götürür, hafif bir depremde dahi binalarımız çöker enkaz altında insanlarımızı yitirebiliriz, daha birçok olayda insanımız ölüp gidiyor ve arkasında da büyük acılar bırakıyor.

Hadi doğal afetler Allah’tan diyoruz da neden dünyada en çok ve en büyük depremlerin yaşandığı Japonya’da bir depremde çok az hatta bazen hiç kimse hayatını kaybetmiyor? Çünkü devlet tedbirini almış işi bitirmiş, bizde ise her şeyimiz Allah’a kalmış, böyle durumlarda bildiğin duaları okuyacaksın başka şansın yok ki!

Neden mi? Bu köşede ilk yazılarıma ‘Denetim’ başlığıyla 3 yazı yazarak başlamıştım, evet ‘denetim’ ülkemizde maalesef hemen hemen hiç bilinmeyen, tam olarak hiç tatbik edilmeyen bir yaptırım gücüdür, ama bu güç bizde sade göstermelik arada trafikte, belediye zabıtalarınca esnaf teftişlerinde, uyuşturucu baskınlarında, kaçak kişi aramalarında, vb yerlerde yapılır.

Düşen yangın uçağı

Bu denetimlerin yapılmadan da bazen haberi gelir ve denetlenecek kişi ve kurum hemen tedbirini alır, işi bitirir. Kahramanmaraş’ta orman yangınına müdahale ederken düşen Rus uçağında 8 genç can gitti, neden mi? Zira bu uçaklar düz zeminde yangın söndürme uçaklarıymış, bizi de uyarmışlar ama cevaben “Biz uçururuz hemen gelsin” demişler ve getirmişler. Sonuç uçuramamışız ve uçak düşmüş, bu kadar basit ama 8 can da gitmiş , vah gidene o kadar.

Şimdi tam 18 yıl öncesine gidelim, tarih 8 Ocak 2003. THY İstanbul - Diyarbakır uçağı 80 yolcusuyla havalanır ve Diyarbakır’a yaklaşır. Hava şartları çok kötüdür, ama pilotlara maalesef , “Şartlar zor olsa dahi ineceksiniz “ talimatları verildiği için kaptan pilot ve 2. pilot oğlum Altuğ Ulusu büyük çabalarla uçağı indirmeye uğraşırlar. Fakat Diyarbakır askeri havaalanında ILS cihazı (yerden uçağa yüksekliği gösteren sistem) olmadığından çok zor şartlar onları beklemektedir. Bakın ondan sonrasında kara kutudan neler duymuşuz; kule mi hatalı?

Karakutudaki kayıt

Kaza tahkikat heyetinin hazırladığı raporda hava durumunun iniş sırasında kokpit ekibine bildirilmediği ifade edilerek, RAPCON, yani askeri hava kontrol kulelerindeki sistemin THY’nin kullandığı ICAO ile uyumlu olmadığı kaydediliyor. Raporun en çok dikkat çeken bölümü ise askeri havalimanlarındaki kontrol kulelerinin THY’nin kullandığı uluslararası hava standartlarına uygun olmadığının bildirilerek, durumun düzeltilmesi gerektiğinin yer aldığı kısım. Bu rapora dayanak oluşturan karakutu incelemelerinde kaptanlar ile kule görevleri arasında geçen konuşmalar da oldukça çarpıcı, kulenin yaklaşma izni verdiği, uçağın kaptan pilotunun sadece iki lamba gördüğünü ifade ederek pisti bulamadığı kaydediliyor. Puslu olduğu için pisti göremeyeceğini bildiren pilot, kulenin yaklaşmalarını istemesi üzerine alçalmaya devam ediyor. Ancak bu sırada sinirlenen kaptan pilot Yunak, “Nerede bu pist” diyor. Daha sonra pistin sonunu gördüğünü söyleyen kaptan alçalmaya başlıyor.

Yazının devamı...

Ecrimisil davası açılabilmesinin şartları ve intifadan men koşulu

20 Ağustos 2021

Zafer İşeri-

Ecrimisil davası, uygulamada haksız işgal tazminatı davası olarak da adlandırılmaktadır. Haksız işgal; hazineye ya da kişinin kendisine ait bir taşınmazın bu taşınmazları kullanma yetkisi ve hakkı olmayan kötü niyetli üçüncü kişilerce kullanılmasını, ecrimisil ise bu haksız kullanım sonucu taşınmazın malikine ödenmesi gereken tazminatı ifade etmektedir.

Ecrimisil tazminatı, uygulamada en azı kira geliri, en çoğu da tam gelir kaybı olarak hesaplanmaktadır.  Başka bir söylemle kira geliri, söz konusu tazminatın alt sınırını; gelir kaybı da üst sınırını oluşturmaktadır.

Ecrimisil davası açabilmek için de birtakım şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Kullanmaya devam ederse

Haksız bir işgalin bulunması: Ecrimisil talep edilebilmesi için mevcut olan işgalin haklı bir sebebe dayanmaması gerekmektedir. Haksız işgalde malın sahibinin zilyetliğin devrine ilişkin bir rızası bulunmamakta buna rağmen malın zilyetliği kendi rızası dışında elinden alınmaktadır. Malın devredildiği anda rızası olmakla beraber daha sonra bu rızanın ortadan kalktığı ve artık bu rızaya hukuki bir sonuç bağlanamayan durumlarda taşınmazı fiilen elinde bulunduran kişi taşınmazı kullanmaya devam ederse burada da haksız işgal bulunmaktadır.

Taşınmazı fiilen hakimiyeti altında bulunduran kişi taşınmazı bir edim karşılığında elinde bulunduruyorsa (misal kiracıysa), malikin taşınmazı kullanması yönünde taşınmazı fiilen kullanan kişiye tanıdığı bir yetki varsa veya taşınmaz fiili paylaşım gibi haklı bir sebebe dayanılarak zilyetleri tarafından kullanılıyorsa bu durumlarda haklı sebep bulunduğundan taşınmazın haksız işgalinden söz edilemeyecek ve neticesinde de ecrimisil tazminatına hükmedilmeyecektir.

Taşınmazı kullanan zilyedin kötü niyetli olması:

Yazının devamı...