6-1’lik hezimet neden bir başlangıç olmasın?

12 Eylül 2021

Mustafa Kemal Ulusu - kulusu@hotmail.com

Kendimi bildim bileli Türk futbolu istikrar açısından bir türlü istenilen başarıya maalesef ulaşamamıştır, dolayısıyla da zaman zaman böyle tarihi hezimetlere uğramıştır.

6-1’lik Hollanda hezimetinin bir benzerini de ben, ilk Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığımda yaşamıştım. Aynı bu dönemde olduğu gibi o yıllarda da Türk futbolu, başta Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş olmak üzere çok kötü bir dönem yaşıyordu, bundan istifade eden Trabzonspor da o şahane öz Trabzonlu gençleriyle üst üste şampiyonluklar almıştı. Ama sonra o da Trabzonlu gençleri bırakınca şampiyonluklardan uzak kalmış ve Türk futbolu da çok büyük bir kaosa sürüklenmişti.

Tabii ki bunda en büyük sebep o dönemler Türk futbolunun başındaki yönetim ve teknik ekibin eğitim ve teknik açıdan Avrupa ve Dünya futbolunun çok gerisinde olmasıydı.

1984’te göreve gelir gelmez Almanya’da Köln Spor Akademisi’ni bitiren rahmetli Yılmaz Yücetürk’ü,  Araştırma, Planlama, Eğitim, Denetim bölümüne (APED)  başkan yapmış ve ekibine de çok değerli akademisyenleri vererek büyük bir eğitim seferliği başlatmıştık.

Sadece  o mu? Dünyaca ünlü Jupp Derwall’i Milli Takımlar Başdanışmanı yaptık. İngiltere’ye 8-0 yenildiğimiz maçtan sonra yaptığımız seri  toplantılarda Derwall, moralimizi bozmayıp uzun vadeli çalışmaya girmemizi ve ilk olarak da teknik direktör reformu yapmamızı önerdi. Hemen beraberce Alman Futbol  Federasyonu Başkanı’na giderek Almanya’nın ve UEFA’nın en iyi iki hocaları olan R. Müller ile Osieck’i Türkiye’ye getirdik. Ve İzmir’de bir ay süren ilk beynelmilel teknik direktör kursunu açtık.

Yine onun önerisi ile teknik direktörlük reformlarımız devam ederken geçici olarak milli takımın başına Macaristan’ın en önemli hocası Kalman Meszöly’i getirdik.

Bunu UEFA’nın en iyi hakem hocalarını getirerek Urla’da ilk kez düzenlediğimiz beynelmilel hakem kursu, Çapa Tıp Fakültesi’ndeki masörlük ile menajerlik kursları takip etti. Kursu bitirenlere profesyonel kulüplerde görev yapabilmelerini sağlayacak diplomalar, lisanslar verildi.

Yazının devamı...

Mülteci koruması can çekişiyor

11 Eylül 2021

Metin Çorabatır - İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi

Bir süredir muhalefet tarafından tamamen oy devşirmeye yönelik olarak yürütülen yabancı düşmanlığı, hükümetin, uluslararası toplumun takdirini kazanan mülteci politikasını da tamamen ters-yüz etmesine yol açıyor. Bu önemli politika değişikliğinin işaretleri, İçişleri Bakanlığı’nın hafta içinde yaptığı açıklamayla gelmeye başladı. Ardından AK Parti’nin MYK’sında alınan karar ile yeni işaretler alındı. Ardından Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aynı toplantıda, “Afgan göçmenlerin hepsini geri göndereceğiz” sözleriyle netleşti.

Öncelikli politika

Milliyet’in “Mültecilere Yeni Dönem” manşeti ile duyurduğu MYK toplantısı haberinde (Milliyet, 4 Eylül 2021), “Ankara’da bulunan Suriyelilerin kayıtlı oldukları şehirlere gönderilmesine yönelik alınan kararın diğer şehirleri de kapsamasının öncelikli politika olarak belirlendiğini” bildirildi.

Muhalefet çevrelerinin nefret söylemine varan, gerçekdışı bilgilere dayalı kampanyası, Ankara’nın Altındağ ilçesindeki linçlere yol açarken, iktidarın da geri göndermeyi merkeze alan politika değişikliği, Türkiye’nin yeteri kadar yönetilemeyen sığınma politikalarını tam bir çıkmaza sokacaktır. Aşağıdaki satırları hem İktidar hem muhalefete ve hem Türk ve mülteci kamuoyuna şu noktaları hatırlatmak amacıyla yazıyoruz:

- Türkiye, 1951 Tarihli Mültecilerin Statüsüne dair Sözleşme’ye taraftır. Sözleşmenin hiçbir biçimde çekince konmayacak, bir kısıtlamayla uygulanmayacak ilkesi 33. Madde’deki Geri Gönderme yasağıdır. Türkiye, Sözleşme’ye coğrafi kısıtlamayla taraf olmuş olsa da geri göndermeme yükümlülüğü altındadır.

- Sözleşme mülteci statüsünün nasıl sona ereceğini de tanımlar. Mülteci ya kendi iradesiyle bir ülkenin korumasından yararlanmaya başlayabilir; ya bir başka ülke veya bir BM kuruluşunun korumasına girebilir; ya da kendi ülkesinin korumasından neden yararlanamayacağını artık gerekçelendiremez, yani ülkesindeki ciddi bir değişim sonucu onu mülteci yapan nedenler ortadan kalkar. Ancak, menşe ülkenin tek taraflı af ilanı gibi açıklamaları mülteci statüsünün kaldırılması için yeterli değildir. O ülkenin BM denetimine izin vermesi, ırka, milliyete, inanca, siyasi görüşe ve grup mensubiyetine dayalı zulmün sona erdiğine uluslararası toplumun kanaat getirmesi gerekir.

- CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “onlara kızmıyoruz, onları buraya getirenlere kızıyoruz” yolundaki söylem ancak, mülteci hukukunun bilenmemesinin bir sonucu olabilir. Mülteciler “getirilmezler”, canları ve özgürlükleri tehdit altında olduğu için evlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kalırlar.

Yazının devamı...

Ulusal afet yönetimi stratejimiz olmalıdır-2

5 Eylül 2021

Ali Kahriman

Afet riskinin önlenmesi ve azaltılmasına yapılan yatırım, ülkelerin yanı sıra çevrenin ekonomik, sosyal, sağlık ve kültürel direncini artırır. Afet olaylarının etkili bir şekilde önlenmesi, tehlikelerin etkisini azaltmak veya ortadan kaldırmak ve toplumun direncini artırmak için birden fazla strateji geliştirilmelidir. Elbette alınacak etki hafifletme önlemleri; hayat kurtarma ve toplumsal iyileştirme maliyetlerini azalttığı için önemlidir. Afet önleme ve azaltma stratejileri; risk değerlendirmesine dayanmalı ve arazi kullanımı, alt yapı, yapı teknolojisi, çevre ve peyzaj unsurları ile birlikte düşünülmelidir.

Kritik altyapı

Bir toplumun sosyal ve ekonomik refahı, kritik altyapı tarafından sağlanan temel hizmetlerin sürekliliğine dayanır. Bu kritik altyapı, en temel ihtiyaçları destekler: Güvenli içme suyu, gıda, güvenilir ulaşım, erişilebilir halk sağlığı hizmetleri, evler ve endüstri için enerji temini ile  bankacılık, finans ve devlet hizmetlerine erişim için gerekli olan iletişim ağları bunlardan bazılarıdır. Kritik altyapı yok edilirse, bozulursa veya uzun bir süre kullanılamaz hale gelirse, toplumun sosyal veya ekonomik refahını önemli ölçüde etkileyecektir. Bu altyapının dayanıklılığı; tehlikelere maruz kalan bir sistemin veya toplumun, tehlikenin etkilerine zamanında ve verimli bir şekilde direnme, absorbe etme, uyum sağlama ve bunlardan kurtulma yeteneği olarak tanımlar.

Risk yönetimi

Doğal tehlikeleri azaltmaya yönelik yapısal çalışmalar, uygun yerleşim yeri seçiminden başlayarak, setler, kaya duvarlar, drenaj çalışmaları, iyileştirilmiş yol altyapısı ve sel azaltma barajlarını içerebilir: Ancak bunlarla sınırlı değildir. Yapısal hasar azaltma stratejilerinin peyzaj-çevre, finansman ve eğitim boyutu da olmalıdır. Doğal tehlikelerin azaltılması planlanırken elbette iklim değişikliği tahminleri dikkate alınmalıdır.

Tüm tehlikeler için etkin afet yönetimi planlaması, hazırlıklı olmanın kilit unsurudur. Bir felakete hazırlanırken koordineli eylem esastır. Bu olgu; risk değerlendirmelerine dayalı planların veya düzenlemelerin geliştirilmesini içerir. Önleme, hazırlık, müdahale ve kurtarma gibi afet yönetimi aşamalarının tamamını kapsar. Merkezi ve yerel yönetimler, afetler sırasında etkin koordinasyonu ve müdahaleyi sağlamak için sürekli bir risk yönetimi, planlama, koordinasyon, eğitim, donatım, tatbikat, değerlendirme ve düzeltici önlemler alarak afetlere hazırlanmalıdır.

Siyaset üstü yaklaşım

Yazının devamı...

Azılı bir Türk düşmanı: Robert Menendez

5 Eylül 2021

Bülent Akarcalı

15 Haziran tarihli yazımda size ABD Senato Dış İlişkiler Komite Başkanı Robert (Bob) Menendez’i tanıtmaya çalışmıştım. Kendi kendine azılı bir Türk düşmanı olmayı seçen bu kişi uzun yıllardır Senato’da ülkemiz aleyhine her türlü hainliğin, karşıtlığın başını çekmektedir. En saçma iddialar, iftiralar onun ağzından çıkmaktadır. Her şeyiyle Yunan ve Rum destekçisi olduğu kadar Ermeni Diasporası’nı ihmal etmez. Bölücülerimiz, darbeci demokratlarımız sürekli kapısını aşındırır.

Yunanistan’ın, İngiltere sayesinde Osmanlı’dan aldığı bağımsızlığın 200. yıl törenine katılmak için davet edilen Menendez’e Kutsal Haç nişanı ile Atina şehri madalyası verildi. Böylece sırtı iyice sıvanan Menendez de aldığı rüşvetin karşılığını Türkiye’yi suçlayarak verdi.

Kendini “ABD’deki en iyi Yunan-Rum dostu” olarak tanımlayan Menendez, “Türkiye’nin gerginlikleri artırmasına sessiz kalamayız. Türkiye’nin bugünkü yönetimi, Doğu Akdeniz’de, Kafkaslar’da bölünmeleri beslemek istiyor. ABD’den, Türkiye’nin bu davranışlarını gözden geçirmesini ve tarihi müttefiklerinin yanında yer almasını bekliyorum” gibi, her biri ayrı bir saçmalık olan veciz beyanlarda bulundu.

Rumlardan madalya

Atina’da aldığı gazla Lefkoşa’ya gidip, oradan 2015’te rüşvet başta olmak üzere çok sayıda federal suçtan yargılanıp, Senato tarafından ciddi biçimde kınanarak içine düştüğü şerefsizliği onarmak için, 1963-67-74’de binlerce Kıbrıs Türk’ün katliamından sorumlu Rumlardan onur madalyası aldı!

Karşılığında “Benim bu ilişkiye, Kıbrıs’a bağlılığım çok derin ve ABD’de senatör olarak görev aldığım sürece de devam edecek’’ diyerek ödemesini yaptı. Adam belli ciddi bir Yunan aşkı ateşiyle yanıyor!

Menendez’in beyanlarıyla bu sefer Rumlar gaza gelerek Kıbrıslı Türklere verilen Kıbrıs Devleti pasaportlarını iptal edileceğini söylediler. Başta Rus mafyası olmak üzere, kara para aklayanlara, her türlü kirli iş içinde olanlara vatandaşlığı yüksek ücretle ve rüşvet karşılığı sattıkları için AB tarafından soruşturma geçiren Rum kesimi belli hırsını Kıbrıslı kardeşlerimizden çıkarmaya çalışıyor.

Yazının devamı...

Ulusal Afet yönetimi stratejimiz olmalıdır

4 Eylül 2021

Ali Kahriman

Ülkemizde son yıllarda giderek artan bir trendle, özel olarak da son aylarda çeşitli türlerde ve çok yaygın olarak yaşadığımız afetler; iktidarı, muhalefeti sivil toplum kuruluşları ile toplumun her kesimine popülizmden uzak bir “Afet Risk Analizi ve Yönetimi”  planlamasının çok acil bir gereksinim olduğunu göstermiştir. Modern bir toplum olmanın en önemli kriterlerinden biri de afet riskinin önlenmesi ve azaltılmasına yönelik yapılan yatırım miktarı ile, insanların, toplumların, ülkelerin ve bunların varlıklarının yanı sıra, çevrenin ekonomik, sosyal, sağlık ve kültürel direncinin seviyesidir.

Ani gerçekleşebilir

Doğal afet, dünyanın düzenli süreçleri nedeniyle kendi başına meydana gelen bir olaydır. Bazı doğal afetler önceden tahmin edilebilirken, bazıları çok ani gerçekleşebilir. Yaralanma, ölüm ve kişisel veya ticari mülke zarar verme genellikle bu olaylar sırasında meydana gelir. Depremler, heyelanlar, çığ düşmeleri, kasırgalar, seller, tsunamiler ve volkanik patlamalar bazı örneklerdir. Öte yandan gerek ülkemizin gerekse de Dünyanın belirli bölgeleri jeolojik, ekolojik ve meteorolojik koşullara bağlı olarak  belirli doğal afetlere eğilimlidir.

Teknolojik afetlere ise insanlık neden olur. Ancak insan ırkı tarafından da önlenebilir. Teknolojideki ilerlemeler harika bir şey ama onun bazı kullanımları dünyadaki yaşam için çok tehlikeli olabilir. Bu tür afetlerin çoğundan kaçınmak için yoğun önlemler alınmalıdır. Birkaç örnek, düzensiz yerleşim alanları oluşturmak, kimyasal/nükleer, toplu elektrik kesintileri ve bilgisayar korsanlığı gibi siber saldırılardır.

Terörist saldırılar, bu günlerde Afganistan’da olduğu gibi belirli bir gruba veya inanç sistemine yönelik bir suç veya şiddet eylemidir. Bu saldırılar genellikle siyasi veya dini nedenlerle kışkırtılır.

Salgınlar, yaşamakta olduğumuz COVİD-19 gibi dünya çapında yayılabilen bulaşıcı hastalıklardır. Bunlar, insanların yaygın olarak enfekte olmasına, hastalanmasına ve ölümüne neden olur. Bu nedenle de büyük bir felaket olarak adlandırılabilir.

Doğal afetler ve terör saldırıları, toplumları sadece fiziksel olarak değil aynı zamanda zihinsel olarak da etkileyen en yaygın afet türleridir. Bu tür afetler toplum ahlakına en çok zarar veren ve çok fazla zihinsel stres ve korku yaratan afetlerdir.

Yazının devamı...

Dinler, dinsel yapılar ve birey olmak

29 Ağustos 2021

İsmail Özcan -  Çağdaş ve modern insan olmanın başat göstergelerinden biri de birey olmaktır. Birey olmak, her şeyden önce yetişkin olmak, eski deyimle mümeyyiz olmak, yani doğruyu-yanlışı ayırt edebilmektir. Herhangi bir konuda inancı, düşüncesi, görüş ve kanaati olmaktır. Bunları gerektiği yerde, gerektiği mecliste ve ortamda ifade edebilmektir. Birey olmak; kişinin bilgisini, birikimini, mesleki liyakatini, var olan herhangi bir ayrıcalığını özgüven içinde sergileyebilmesi demektir.

Birey biatı reddeder

Birey olmak, sürünün bir üyesi değil, özne olmaktır. Her konuda, her alanda akılla, mantıkla, bilimle bağdaşmayan sözlere, davranışlara, uygulamalara itiraz etmektir; sorgulamaktır. Körü körüne biat ve itaati reddetmektir. Bir insanın kişiliğini, birey oluşunu kanıtlamasının bunu yapabilmesinden daha üstün ve inandırıcı bir ölçüsü yoktur.  

Bu dünyada var olma bilincini hiçbir şey birey olmak kadar hissettirmez. Ne herhangi bir kimlik, ne herhangi bir aidiyet, ne de herhangi bir mensubiyet!

Uygar ülkelerin, başka bir ifadeyle gerçek demokrasilerin özgürlük konusunda ulaştığı en son nokta, vatandaşlarının bireysel özgürlüklerini kısıtlamasız olarak tanıması, birey olmalarının önündeki engelleri kaldırmasıdır. Bugün için bunu başaranlar sadece demokratik Batılı ülkelerdir.   

Tam teslimiyet

Tarihte de günümüzde de tanrısal ve beşerî bütün dinlerdeki, monarşilerdeki, diktatörlüklerdeki ve radikal ideolojilerdeki en büyük sorun; mensuplarının, uyruklarının ifadeye koyduğumuz şekilde birey olmasının en baştan önlenmiş olmasıdır. Birey olmanın önünü açan, bunun için gerekli ortamı hazırlayan tek rejim çoğulcu demokratik rejimdir. Birey olmanın engellenmesi sebebiyle monarşilerde, diktatörlüklerde, otoriter yönetimlerde riyakârlığın, dalkavukluğun, evet efendimciliğin yaygın olması hiç sürpriz değildir.  

Zaman zaman din kurumunda ve ona bağlı yapılarda ortaya çıkan ve kamuoyunda nefretlere, isyanlara sebep olan ahlaksızlıkların, sahtekârlıkların, çağdışı, yasa dışı olayların esas sebebi, söz konusu kurumda ve bağlı yapılarda itirazın, sorgulamanın, aklın kullanılmasının, yani birey olmanın engellenmesidir. Sorgusuz sualsiz itaatin, teslimiyetin en baştan kabul edilmiş olmasıdır. Çünkü bu yapılarda mürit ve mensup durumundaki insanlara

Yazının devamı...