Âsafnâme üzerine

Âsafnâme üzerine



Kanûnî Sultan Süleyman (1520-1566) dönemi sadrazamlarından Lûtfi  Paşa, muhtemelen 1488 tarihinde Avlonya’da doğar. Küçük yaşta devşirme olarak saraya getirilir. Enderun’da eğitim görerek Sultan II. Bayezid (1481-1512) döneminde devlette görev alır. 1522’de Aydın, ardından Yanya sancakbeyliği yapar. 1529 Viyana kuşatmasına katılır, 1533’de Karaman Beylerbeyi, ardından önce Anadolu, sonra Rumeli Beylerbeyliği görevlerinde bulunur. 1537’de Üçüncü vezir, 1538’de İkinci vezir olur ve 1539’da Ayas Paşa’nın vefatı üzerine sadrazam olarak atanır. Yaklaşık iki yıl bu görevde kalan Lûtfi Paşa, Mayıs 1541 tarihinde azledilerek Dimetoka’daki çiftliğine çekilerek kalan ömrünü burada tamamlar ve 1563 tarihinde vefat eder.

Lûtfi Paşa’nın yirmiyi aşkın eserlerinin çoğu dini konularla, ikisi ise tarihle ilgilidir. “Tevârih-i Âli Osman” isimli eseri, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 1533 yılına kadar meydana gelen olayları ve bu olayların yorumlarını içermektedir. “Âsafnâme” isimli eseri ise, siyasetnâme türünden bir eser olup, genel olarak siyaset adamlarına yapılan öğütleri içermektedir.

“Âsafnâme”nin giriş bölümüne “... ben taşraya gönderildikten sonra birçok alim, şair ve seçkin kimselerle konuşup görüşüp yapabildiğim kadar, bilgiler öğrenerek, ahlakımı güzelleştirdim...” sözleriyle başlayan Lûtfi  Paşa için, Fuat Köprülü; “... İbrahim Paşa ve Rüstem Paşa gibi parlak bir zekaya sahip olmamakla beraber, keskin görüş sahibi, dürüst ve idarenin bozuk noktalarını düzeltmeye özenen, saray entrikalarına alet olmayacak kadar kendi başına davranan bir kişi idi...” demekte.

Lûtfi  Paşa’ ya göre “Osmanlı toplumunda, işe göre adam atanmalıdır, adama göre iş değil.” Sanki beş yüz yıl öncesinden gelen bu ses ile günümüzde de bazı benzerlikler varmış gibi. Hayatının uzun yıllarını devlete hizmetle geçiren ve sadrazamlığa kadar yükselen bir kişinin tespitlerinin hâlâ devam ediyor olması gerçekten sıkıntılı bir durum. Paşa’ya göre “... Sadrazam herkesin sığınağı olan padişaha sık sık, padişahım ben yükü boynumdan giderdim, doğuruşunu söyledim. Kıyamet gününde şimdiden sonra cevabı sen ver...” diyebilmelidir.

“... Vezirin anlamı, tedbir sahibi doktor demektir. Yoksulluk hastalığından mecalsiz ve takatsiz düşenleri güçlendirmelidir...” Günümüzde siyaset yapıyorum diyen çoğu kişinin, özellikle de Ankara’da bir süre ikamet etmesini takiben bürokrasiden yana bir tavır takındığı görülmektedir. Halbûki bir siyasetçinin temel görevi bürokrasiye karşı halkın yanında yer alması, onun bürokrasi ile olan problemlerini çözmede yardımcı olmasıdır.

“... Padişah nedimleri ile çokça buluşup görüşmemelidir. Padişahlar nedimsiz ve müsahipsiz olmazlar. Amaz nedimler ve müsahipler bahşişlerden ve hil’atlerden paylarını almalı, ama halkın işlerine karışmamalıdır...

Veziriazamlar, azledilmekten o kadar korkmamalıdırlar, uygun olmayan bir iş yapmaktansa azledilmeyi tercih edip halk arasında beğenilmek daha iyidir. Devlet adamlarının rüşvet alması büyük hastalık ve ilacı olmayan kötü bir derttir. Ve devletin yıkılmasına sebeptir.

Hırs ve açgözlülük, çirkin bir tutumdur, sonu yoktur. Kanaat bitmez tükenmez bir hazinedir, faydaları çoktur. ‘Ey Allahım, bizi kanaatla rızıklandır ve bize şefaatini kolaylaştır.’

Müderrisler ve ülema topluluğu birbirini çekemezler. Onların birbiri aleyhine söyledikleri şeylere inanmayıp reisleri ile görüşüp bilginlerin rütbe ve derecelerine araştırma ve yoklama yapmak gerekir.”

Bir nevi sultana öğütler olan bölümden sonra, kitabının ikinci bölümünde Lûtfi  Paşa, Savaş Tedbirleri Hakkında da bazı kısa açıklamalar yapar.

“... Kara ile ilgili hazırlıklar ne kadar önemliyse deniz ile ilgili işler ondan da önemlidir. Yavuz Sultan Selim, bir gün, rahmetli Kemal Paşazade’ye ‘tersaneyi üç yüz adet yapmak isterim. Ta Galata hisarından Kağıthane’ye kadar olmalıdır. Niyetim Avrupa’yı fethetmektir.’ dediklerinde merhum Molla’da padişahım, siz öyle bir şehirde oturursunuz ki, onun veli-nimeti denizdir. Denizden emniyet olmayınca, gemi gelmez, gemi gelmeyince İstanbul bayındır olmaz diye fikrini açıklamış...”

Üçüncü bölüm ise Hazine Tedbirleri Hakkındadır.

Lûtfi  Paşa, mutlaka devletin gelirinin giderinden fazla olması gerektiğini belirtir. Veziriazam olan kişinin Divan’a tedbirli, akıllı ve mal tahsil etmekten anlayan, ağırbaşlı defterdarlar ataması gerektiğini, onlara bağımsızlık verip işleri kendilerine bırakmaları gerektiğini söylemekte. Ancak, görev alanlarında kendi isteklerine ve kafalarının estiği şeylere uymamalı, devletin malına sahip çıkmalıdırlar. Padişahımızın döneminde gerek İbrahim Paşa, gerekse İskender Çelebi, iltifat ve unvan ile zamanın ileri gelenlerinden olmuşlardı, padişah bizzat saraylarına ve bahçelerine gitmiş ve bu yüzden herkesin gözüne batar olmuşlardı, nihayetinde bazı suçlamalarla padişahın gazabına uğradılar.

Dördüncü bölümde ise Halkın Durumları açıklanmaktadır. Halkın oturduğu yerde kalması için gereken tedbirlerin alınmasının çok önemli olduğunu belirtmektedir. Halktan eğer gücünden ve ürettiğinden fazla vergi alınırsa yerini yurdunu terk edeceğini, bunun da olumsuz sonuçlara yol açacağını söyler.

Lûtfi Paşa’nın öğütlerine benzer çok sayıda geçmiş dönemlere ait eserler mevcuttur. Ancak çoğu eser bilinmezde kalıp, günümüz Türkçesi ile onları okumak ve ders almak mümkün değildir. Herkesin geçen yüz yıllara ait bu belgeleri okuması, alfabe değişikliği olmasa da mümkün değildir. Geçen yüz yıllar içinde dilimizdeki çoğu kelime unutulmuş veya anlam değişikliğine uğramıştır. Bu nedenle geçmişe ait bu ve benzer belgeleri, herkesin okuyup, anlayabileceği uygun hale getirmek ve yüz yılların deneyimlerini günümüz taşımak gerekir.

Lûtfi Paşa’nın “Âsafnâme”isimli eserini  yıllar önce günümüz Türkçesi’ne çeviren Ahmet Uğur Hoca’ya bu vesile ile Allah’tan rahmet dilerim.

* Lûtfi Paşa, Asafnâme, Haz. Ahmet Uğur, Ankara, 1982.