AZERBAYCAN’IN ZAFERİ TÜRKİYE’NİN BAŞARISI

Azerbaycan’ın Ermenistan’a karşı sağladığı askeri üstünlük ve elde ettiği ateşkes anlaşması her açıdan bir zaferdir. Bakü, topraklarının önemli kısmını savaşla aldı, geri kalan bölgeleri de ateşkes sürecinde alacak. Barış anlaşmasına temel olabilecek ateşkese göre Azerbaycan bütün toprakları üzerinde egemenlik kurarken, birisi Karabağ ile Ermenistan arasında Laçin üzerinden, diğeri de Azerbaycan’ın batısı ile Nahcivan arasında olmak üzere iki koridor kurulacak. Her iki bölgenin güvenliğini de Rusya sağlayacak.

AZERBAYCAN’IN ZAFERİ TÜRKİYE’NİN BAŞARISI

ENDİŞELER YERSİZ

Rusya’ya ilişkin endişelerin çoğu eski olumsuzluklardan kaynaklanıyor. Ermeniler 1990’larda bu toprakları etnik temizlik yoluyla işgal ederken Rus birlikleri kendilerine yardım etmişti. Fakat yıllar içinde Bakü-Ceyhan petrol boru hattının yapılmasını engellemek amacıyla bu işlere karışan Rusya’nın politikalarında değişimler yaşandı.

Önce Türkiye ve Azerbaycan’ın Rusya’yı kendilerine düşman etmeden Bakü-Ceyhan’ı Tiflis üzerinden gerçekleştirme kararlılığı sonuç verdi. Putin’in ABD’nin tek kutuplu dünya sistemini sürdürme çabalarına karşı koyması hem küresel hem de bölgesel jeopolitik üzerinde Azerbaycan ve Türkiye lehinde sonuçlar doğurdu.

MASRAF KAPISI OLDU

Petrol ve doğal gaz gelirleriyle hızla kalkınan ve Türkiye ile yürüttüğü yakın işbirliğiyle güçlü bir ordu kuran Azerbaycan’a karşılık Ermenistan Rusya açısından stratejik değeri azalan masraf kapısı bir ülkeye dönüştü. Türkiye’nin yükselen bölgesel güç haline gelmesi ve Rusya’nın çok kutuplu dünyada Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç Azerbaycan-Ermenistan denkleminde Erivan aleyhine gelişen şartları daha da belirgin hale getirdi.

Ermenistan bu toprakları bu şartlarda elinde tutamazdı. Kademeli şekilde çekilip Karabağ’a otonomi isteyebilir ve bölgenin Ermenistan’la bağlantısı üzerinde bazı düzenlemeler talep edebilirdi. Fakat on dokuzuncu yüzyıl içerikli etnik, hırçın, yayılmacı ve tarihin nefret versiyonu üzerine inşa edilmiş Ermeni politik kültürü buna izin vermedi.

BARDAĞI TAŞIRAN DAMLA

Paşinyan’ın 2018 yılında Sorosvari gösterilerle iktidara gelmesi ve Ermenistan’ı Batı çizgisine yönlendirme girişimleri Moskova’da ciddi endişelere sebebiyet vermişti; çünkü Paşinyan Batıdaki Ermeni diasporasının etkisiyle hareket ediyor ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarından çekilmek yerine daha fazla toprak ele geçirmekten bahsediyordu. Tovuz saldırısı bu niyetini ortaya koymuştu. Püskürtülmesine rağmen 27 Eylül’de tekrar saldırıya geçmesi bütün taraflar açısından bardağı taşıran son damla oldu.

Azerbaycan karşı taarruz başlatırken Putin Paşinyan’ın cezalandırılması üzerinden sorunun çözülmesini içeren bir politikaya yöneldi. Azerbaycan sahada Ermenistan’a karşı yüksek teknoloji ürünü Türkiye ve İsrail yapımı silahlarla üstünlük kurarken, Moskova, çatışmaların Ermenistan topraklarında cereyan etmediğini; Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) bu şartlarda Ermenistan’ı koruma yükümlülüğü olamayacağını ifade eden politikasını sonuna kadar sürdürdü.

Azerbaycan birlikleri çok zor bir coğrafyada müthiş bir savaş yeteneği ortaya koyarken Paşinyan bir toptan çekilme anlaşmasına geleceğini bildiği tepkiler yüzünden imza koyamadı; ama kartal yuvası diye anılan Şuşa’nın düşmesi ve Azerbaycan birliklerinin hızlı ilerleyişi karşısında Ermeni ordusunun kalanının imha edilmesini önlemek için bir teslim anlaşmasına imza attı. Savaş ve anlaşma Azerbaycan’ın 1990’larda incinen onurunu/gururunu tamir ederken, psikolojik üstünlüğün de Azerbaycan tarafına geçmesini sağladı. Artık Azerbaycan bölgede kalıcı ve güçlü bir devlet olduğunu ispatladı.

BUNDAN SONRASI

Savaşın ve imzalanan anlaşmanın Türkiye açısından da olağanüstü bir başarı olduğuna hiç şüphe yok. Türkiye dış politikayı duygusallıktan ve ideolojik unsurlardan uzak tutarak planlamış, uygulamış ve sonuç almıştır. Ankara şimdi Ermenistan’ın sistem içine çekilerek kapsamlı bir uzlaşma ve barışma sürecine de yardımcı olabilir. Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarından çekilmesine paralel olarak bu ülkeyle sınırları açmayı değerlendirebileceğini; Ermenistan’ın ekonomik olarak bölgesel işbirliğinden faydalanmasına yardımcı olacağını açıklayabilir. Böyle bir açıklama Türkiye’nin ve hatta Azerbaycan’ın gerçek niyetlerini yansıtacaktır. Sonuçta ne Türkiye ne de Azerbaycan Ermenistan’ı zor bir durumda yakalayarak yok etme politikası içerisindedir.

Türkiye de Azerbaycan da Ermenistan ile normalleşmeyi istemekte ve kendi kendini izolasyona mecbur eden politikaları yüzünden ekonomik fırsatlardan faydalanamayan Erivan’ı sistemin içine çekerek bir uzlaşma ve barışma süreci oluşturmayı amaçlamaktadırlar. Türkiye’de binlerce Ermenistan vatandaşının çalıştığı düşünülürse ilişkilerin normalleşmesinin Erivan ekonomisi üzerinde yaratacağı olumlu etkiler daha iyi anlaşılır.

Böyle bir açıklamanın Batı dünyasında Erdoğan üzerinden Türkiye aleyhine yürütülen psikolojik harekata iyi bir karşılık vermesi ve yönetimi devralmaya hazırlanan Biden ve ekibinin Türkiye karşıtı çıkışlarına karşı ön alması muhtemeldir. Bu, Putin’in de elini güçlendirir ve Rusya’nın Ermenistan üzerindeki kontrolünü daha güçlü kılabilir. Rusya’nın Batılı diaspora etkisinden mümkün mertebe uzak tutacağı bir Ermenistan ile uzlaşmak ve genel manada barışmak aksine bir seçenekten çok daha mümkündür.

Türkiye 1922 yılında Büyük Taarruz ile Yunan ordusunun yarısını imha ederek Anadolu’dan attı, ertesi yıl Yunanistan’ı Lozan’ı imzalamaya zorladı ve arkasından da Yunanistan için çok sancılı geçen bir mübadele dönemi yaşandı; ama Büyük Önder Atatürk Yunan Lider Venizelos’un uzattığı dostluk elini 1929 yılında yani Büyük Taarruz’dan sadece yedi yıl sonra geri çevirmedi. Böylece başlayan Türkiye-Yunanistan dostluk ve ittifak ilişkileri iki ülkenin de yararına sonuçlar vererek 1950’li yılların ortalarına kadar sürdü. Burada da olabilir.