Beethoven ve ırkçılık

Beethoven ve ırkçılık


Geçenlerde New York Post gazetesinde çıkan bir haberde ABD’deki klasik müzik dünyasında yeni gelişen bir bakış açısından bahsediliyor. Bu haber çıkmadan önce bir arkadaşım, kıymeti kendinden menkul bir YouTuber’ın, sözde araştırmasını yolladı. Bu “anchorman” özentisi, ten rengi beyaz olmayan müzikologları toplamış, klasik müziğin ne kadar ırkçı ve 18’inci yüzyıldaki beyaz Avrupa’nın elitizminden ibaret olduğunu anlatmış. Beethoven’ın 250’inci yaşını böyle kutlamaya karar vermişler. Geçen yazımda bahsettiğim büyüklük kompleksinin kültürleri nasıl küçülttüğüne iyi bir örnek.

ABD, Batı’nın da Batı’sında, gelişmişliğin de ötesinde bir gelişmişlik olarak satılıyor dünyaya. Bilim ve sanatta dünyanın en üstünü olduğunu tescil etmek için dünyanın en iyilerine sapkınlık boyutunda paralar saçıp onları ABD’li yapıyor. Dünyaya hükmetmek için halkın vergileriyle oluşan bütçesinin yaklaşık yüzde 60’ını ordusuna ve silahlanmaya yatırıyor. Kendi sanatı olmasını boş verin, kendi yemeği ve hatta resmî bir dili bile yok ve bunu da çeşitlilik etiketiyle meşrulaştırırken, yaklaşık iki yıldır sınırında göçmen ailelerin çocuklarını ailelerinden ayırıp kafeslere tıkıyor. Kendileri de göçmen ailelerin torunları olan bu ülkenin sözümona aydınları da bir türlü çözemedikleri ırkçılık sorunlarının sorumlusu olarak Beethoven’ı ilan ediyorlar.

İnsan hakları konusunda Türkiye’yi yerden yere vurmasına alıştığımız bu kültürde, insan hakları hiç çiğnenmediği için mi ırkçılıktan şikâyetçiler? Yoksa gelir dağılımı mı mükemmel? Kilometrelerce süren evsiz tenteleri İstanbul’da mı yoksa Los Angeles’ta mı? Hollywood filmlerinde satıldığı gibi herkesin hukuk yoluyla hakkını alabileceği bir yer olduğu için mi çok dertli bu kahramanlar? Yoksa sosyal adalet ve eğitim noksanlığı sorunlarını Beethoven ırkçılığı saçmalığıyla gizlemeye çalışan ama Beethoven’ın mağribi olduğunu bilmeyen Trump-istan’ın boş kafalı “aydınları” oldukları için mi?

Evet, müzik tarihi bilen herkes Beethoven’ın da siyahi olduğunu bilir. Ne kadar karaydı, bir renk kodu veremem ama ailesi Afrika’nın kuzeyinden Hollanda’ya göç etmişti. Hz. İsa da Ortadoğulu (yani koyu tenli) olmasına rağmen beyaz gösterilir ya, onun gibi. Beet-hoven pancar tarlası (veya bahçesi) manasına geliyor ve pancar tarlalarında çalışan bir ailenin torunlarından, hatta birçok kaynakta teninin koyuluğu sebebiyle lakabının “Moor” olduğu yazar. Bu o dönemde Orta Avrupa’da, İspanya’yı fetheden Arap kökenli Kuzey Afrikalılara verilen isimdir. Avrupa’nın yüzyıllar sonra birleşip, beyaz tenliliğiyle övünen Avrupa Birliği’ni kurmasından sonra marşları olarak mağribi besteci Beethoven’ın 9’uncu senfonisini seçmiş olmaları komik, ama ABD’li sözümona aydınların Beethoven’a ırkçı demesi trajikomik haliyle.

Yüzyıllar boyu yazarlar, şairler, müzisyenler, dansçılar, tiyatrocular hep asıldılar, kesildiler, hapsedildiler ve daha nice siyasi iktidarsızlıkların sebebi olarak gösterildiler ama salgında evine hapsolanlar sanatın önemini biraz daha iyi anladı. Tabii Beethoven yine büyüklüğünü ispat etti ve 250 yıl sonra bile, aklıevvellerin tahammül edemediği bir simge olarak dürüstlüğün, içtenliğin, insanlığın ve tabiatın sesinin müzikal temsilcisi olmayı başardı, üstelik sağır kulaklarına rağmen.

Peki, biz de bu geçmişiyle kopuk, düstursuz kültürleri medeniyet simgeleri olarak görmeye devam mı etmeliyiz? Yoksa insanlığı ilerleten dahi kişilerin kültürleri değil insanlığı, yani hepimizi temsil ettiğini görebilmek mi daha medeni?