İdil Biret’in vârisi

5 Aralık 2013 günü Zorlu Center’da Performans Sanatları Merkezi’nde (PSM) Lara Melda resitalini izledim. Uluslararası otoriteler tarafından geleceğin piyanistleri arasında gösterilen Lara Melda Londra’da yaşayan Türk bir ailenin kızıdır. 2010 yılında henüz 16 yaşında iken BBC Genç Müzisyenler yarışmasında birincilik ödülü almıştır.

AYTAÇ YALMAN
29 Temmuz 1940 yılında İstanbulda doğdu. 1960’ta Kara Harp Okulundan, 1961’de Piyade Okulundan, 1971’de Kara Harp Akademisinden, 1976’da Silahlı Kuvvetler Akademisinden mezun oldu.
1986 yılında tuğgeneral rütbesine terfi ederek Kara Harp Okulu Komutan Yardımcılığı’na, 1987 yılında da 39. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’na atandı. 1990 yılında tümgeneral rütbesine yükseldi. 1990-1993 yılları arasında Kara Kuvvetleri Personel Daire Başkanlığı, 1993-1994 yılları arasında Piyade Okul Komutanlığı yaptı.
1994 yılında korgeneral rütbesine yükselerek Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı görevine atandı. 1995 - 1998 yılları arasında Adana’da bulunan 6. Kolordu Komutanlığı görevini yürüttü. 1998 yılında orgeneralliğe terfi ederek 2. Ordu Komutanlığı’na atandı.
1998’de Suriye ile yaşanan krizi müteakip 20 Ekim 1998’den itibaren Adana Mutabakatı gereği, Türkiye Cumhuriyeti adına Türkiye-Suriye güvenlik ilişkilerini yürüttü. 24 Ağustos 2000 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı görevine atandı. 24 Ağustos 2002 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirildi. TSK Üstün Hizmet Madalyası, Üstün Cesaret Madalyası, Altın Şeref Madalyası sahibidir.

Lara Melda’nın performansıyla ilgili görüşlerime geçmeden önce, ilk kez gittiğim Zorlu Center (PSM) zenginleştirilmiş akustik özelliğe sahip 738 kişi kapasiteli salonu her tür sahne sanatlarının icrasına imkân verecek donanımlara sahip olduğunu ifade edebilirim. Binanın genel yapısına uygun olarak düzenlenmiş bu modern salonda, kendi kültürümüzün motiflerini görmek ve o havayı solumak istediğimi de belirtmeliyim. Belki ileride oda olabilir.
Bu kısa açıklamadan sonra; programla ilgili görüşlerimi belirtmeliyim. Program Sanatçı Francis Poulenc’in yumuşak huzur verici, duygulu bir eseriyle başladı (Trois Novelettes). Büyük bir sanayicinin oğlu olan besteci, amatör piyanist olan annesinden, Francis Poulenc’den piyano çalmasını öğrendi. Çok kabiliyetli bir piyanist olduğu için besteciliğinin başlangıcında hazırladığı eserler genellikle tuşlu çalgılar için hazırlanmıştır. Poulenc bütün bestecilik döneminde hem kendi eski bestelerinden hem de Wolfgang Amadeus Mozart ve Camille Saint-Saens bestelerinden devamlı temalar ve kısımlar almıştır. Hayatının son döneminde Hristiyan dinsel fikirleri ve görüşleri benimsedi ve besteleri daha süssüz tonlu hatta kasvetli olmaya başladı.

CHOPIN’İN ESERİ
Programın ikinci eseri Chopin’in Etüd, Nocturn ve Scherzo’larından oluşuyordu. Polonya dansları mazurka ve Polonezleri ile ülkesinin ulusal duygularını uyandırmak için çalışan ünlü piyano ozanı Chopin’in etütlerindeki ince ritim efektleri dikkatimizi çekti ve sanatçı tuşlara yumuşak dokunuşları ile ilgi uyandırdı. Chopin’in en güzel eserleri kanaatimce Nocturn’lerdir. Bestecinin yirmi Nocturn’ünün ortak özellikleri berrak, dengeli ve iyimser bir üslup taşımasıdır. Kuşkusuz bu eserleri bestelerken George Sand ile beraber olmasının etkisi büyüktür.
Sherzo No.1. vatanı Polonya’dan ayrılıp gittiği Viyana’da başlamış; eylül ayında Stutgart’ta, ülkesinin Ruslar tarafından işgalini öğrendikten sonra da yerleştiği Paris’te, 1832 yılında tamamlamıştır. Chopin, Varşova’daki arkadaşı Jan Matuszynski’ye 26 Aralık 1830 tarihinde başladığını bildirdiği scherzo’yu, Viyana’daki ünlü St. Stephan Katedrali’nde duyduğu hislerle yazdığını anlatır: “Gece yarısı St. Stephan’a yavaşça girdim; içerde kimseler yoktu. Bu saatte dua etmek değil, bu muazzam yapının içini görmek istiyordum. En karanlık köşede, Gotik stildeki sütunun kaidesinin yanındaydım. Arkamda bir tabut, altımda bir tabut vardı. Yalnızca yukarımda tabut yoktu. Kafamda hüzünlü bir armoni canlandı.”

HALK EZGİLERİ
Romantik dönemin en önemli bestecilerinden Chopin, çeşitli dönemlerde işgale uğrayan vatanının hüznünü eserlerinde romantik bir duygusallıkla ifade etmişti. Ünlü piyano ozanı güçlü bir Polonya milliyetçisiydi. Polonya’dan ayrılırken (2 Kasım 1830) şair arkadaşına “Dağlarda, vadilerde taş ve cevher arayan bir mineralog gibi Polonya halk ezgilerini araştırın” demişti. Bunun üzerine 10 binin üzerinde halk ezgisi toplamıştır.
Ünlü Norveçli Besteci Edvard Grieg (1843-1907) de bestelerinde ülkesinin halk müziğini ve onun kendine özgü armonik yapısını ustaca kullanmış ve Norveç Müziğini dünyaya tanıtmıştır.
Öte yandan Rus bestecileri de birçok kez işgale uğrayan ülkelerinin hüznünü eserlerine olağanüstü bir üslup içinde yansıtmışlardır.

GENÇ LARA MELDA
Bu konuda daha çok örnek verilebilir. Ancak hepsinin ortak özelliği, eserlerinde halk ezgilerinden yola çıkarak ve ulusal değerleri evrensel normlar içinde olağanüstü bir güzellik ile ifade edebilmeleridir. İşte büyük Atatürk de 1933 yılında ve daha sonraki konuşmalarında bu anlayışı anlatmak istemiş.
Chopin müziğini çok sevdiğim için belki yazımda ona geniş bir yer verdim ancak bir noktaya daha temas etmeden geçemeyeceğim. Türk piyanist kadınlar Chopin’i her zaman iyi yorumlamışlardır. Sayın Biret, Sayın Onay madalyalı yorumcularımızdır. İnanıyorum ki genç Lara Melda da bu güzel yolda ilerleyecektir.
Debussy’ye yer verilen programda, genellikle ağır tonda eserler icra edilmiştir.
Programın son iki eseri Liszt’e ayrılmıştı.
9 numaralı Etüd, Ricordanza (Anımsamak), geçmişi anımsamaya nostaljik bir çağrıdır. Ağırca tonda (Andantino), başlayan etüd zariflik ve içli bir anlatımla tamamlanmıştır. Virtüöz piyanist ve besteci F. Busoni (1866-1924), Ricordanza’yı “Bir tomar solmuş aşk mektubu”na benzetir. Ana teması Chopin’i anımsatan etüdün yazıldığı 1826 yılında Liszt henüz Chopin’i tanınmıyordu ve Paris’e gelmemişti. Liszt’in bu ezgiyi İtalyan operalarından esinlenerek yazdığı sanılmaktadır.
Gecenin son eseri Liszt’in Concert Paraphrase on Rigoletto idi.
Liszt’in işlediği yedi Verdi operası arasında, ilk kez 1851’de oynanan Rigoletto Operası Parafrazı, bunların içinde en başarılısıdır. 1859’da yazılan bu konser parafraz’ı, trajediyle sonuçlanan Rigoletto Operası’nın son perdesindeki parlak, zengin ve süslü bir şekilde sonlanır.
Sonuç olarak sunu söylemeliyim. Mid Sussex Times’ın da belirttiği gibi genç Lara Melda “İdil Bİret’in vârisi” olmasını temenni ederim. Bir temennimi de belirtmeden geçemeyeceğim. Genç piyanistimiz bu gece çok sayıda eser seslendirdi. Acaba onun yerine mesela Chopin’in Polonezi veya İhtilal etüdünü seslendirseydi acaba nasıl olurdu diye düşünüyorum.
Genç piyanistimizin yolu ve bahtı açık olsun.

İrtibat telefonumuz: 0212 337 92 23 email: dusunce@milliyet.com.tr