Irak’ın Asi Yüzü: Mukteda es-Sadr

Bilgay Duman - bilgay.duman@gmail.com Son dönemde Ortadoğu siyasetinin belki de en çok konuşulan isimlerinden biri Iraklı Şii lider Mukteda es-Sadr. Irak’ta 10 Ekim 2021 tarihinde yapılan seçimlerin 73 milletvekili çıkararak 329 sandalyeli Irak Parlamentosu’nda en büyük grup haline gelen Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr, hükümet kurma sürecinin başat aktörü haline geldi. Ancak esas olarak Sadr’ı ön plana çıkaran konu seçimde kazandığı başarı değil. Seçim sonrası süreçte hükümet kurma konusunda attığı adımlar.

Zira 2003 sonrası Irak’ta yaşanan sürecin en etkili aktörlerinden biri olan Mukteda es-Sadr, seçimde elde ettiği avantajı kullanarak, Irak’ta “reform” sayılabilecek bir siyasal değişikliği kovalıyor.

Mukteda es-Sadr kim?

Sadr ailesi Irak’ın en güçlü Şii dini ailelerinde biri. Necef’in en önemli din alimlerinden biri olarak bilinen Mukteda es-Sadr’ın babası Muhammed Muhammed Sadık es-Sadr da sadece Irak’ta değil, Şii dünyasında saygı duyulan bir isimdi. Ancak 1999 yılında bir suikast sonucu öldürüldü. Muktada es-Sadr’ın kayınpederi ve aynı zamanda dedesinin kuzeni olan Büyük Ayetullah Muhammed Bakr es-Sadr da yine din alimi olmasının yanı sıra Irak’taki Şii siyasal hareketinin de öncülerinden ve Irak’ta 1950’lerde kurulan ilk Şii siyasi parti olan Dava Partisi’nin de kurucu önderlerinden biri. Bakr es-Sadr da 1980 yılında Saddam Hüseyin rejimi tarafından idamla cezalandırıldı. Bu isimlerin dışında da Şii camiası içerisinde saygı duyulan Musa es-Sadr, İsmail es-Sadr gibi isimler de var. Zira Sadr ailesinin bir kısmının Lübnan’a da uzanması, Sadr ailesinin Irak dışına taşan etkinliğini de beraberinde getiriyor. Bir yandan El-Kaide ve Sünni direnişçiler, diğer yandan Mukteda El Sadr. ABD’yi belki de Saddam’dan sonra en çok uğraştıran kişi Sadr oldu.

Siyasi ve dini olarak etkin bir aile ortamının içerisinde yetişen Mukteda es-Sadr, ABD işgali döneminde 30 yaşlarına yeni girmişti. ABD işgaline karşı bir duruş sergileyen Sadr, işgale karşı direniş gösteren Mehdi Ordusu isimli bir yapı kurdu.

Dini eğitimini tamamlayamayan Mukteda es-Sadr, bu yüzden müçtehid değil. Yani fetva verme yetkisine sahip olmamasına rağmen, gücünü ailesinden alıyor. Sadr’ın, Irak’ın toprak bütünlüğünü ve birbirini öldüren Şii veya Sünnilerin Müslüman olamayacağını savunması, Mehdi Ordusunun ABD işgali döneminde Sünni direnişçilere yakın bir çizgi izlemesi, taraflı tarafsız Irak’ta yaşayan her kesim tarafından sempatiyle bakılmasına neden oldu. Buna rağmen Sünni politikacıların bir kısmı Mehdi Ordusunu Sünnilere yönelik etnik temizlik yapmakla da suçladı. Bir dönem Nuri el-Maliki’nin başbakanlığındaki hükümetle karşı karşıya gelen Mehdi Ordusu, faaliyetlerini durdurma kararı almıştı. Bu yüzden Mehdi Ordusu içerisinde de kopmalar yaşandı. Bugün ABD’nin terör örgütleri listesinde yer alan Kays el-Hazali’nin liderliğindeki Asaib Ehlil Hak isimli örgüt de Mehdi Ordusundan ayrılarak kuruldu. Bu süreçte İran’a giden Mukteda es-Sadr, ABD’nin çekilmesinin ardından 2011’de Irak’a geri döndü. DEAŞ’la mücadele döneminde de Mehdi Ordusunu “Saraya es-Selam Barış Birlikleri” adıyla yeniden aktive ettiği görüldü. Mukteda es-Sadr ve Saraya es-Selam 2018 seçimlerinin ardından yaşanan işsizlik, yolsuzluk, temel kamu hizmetlerinin sağlanamaması gibi nedenlerle başlayan protesto gösterilerinde de etkin bir rol oynadı ve mevcut düzene karşı protestocuların yanında yer aldı. Hatta protestocuları korumaları için “Mavi Şapkalılar” isimli bir grup bile oluşturdu. Nitekim Sadr’ın son seçimlerde de gördüğü üzere sosyal tabandaki boşluğu iyi değerlendirerek doğru bir seçim stratejisi ile siyasal güce çevirdiği görülüyor.

Sadr ne istiyor?

Sadr, daha önceki tüm hükümetlerden farklı olarak, parlamentoya girmeye hak kazanan bütün grupların yer aldığı “ulusal birlik hükümeti” olarak adlandırılan hükümet yerine, Irak toplumunun her kesimini temsil edecek şekilde, belli siyasal grupların yer alacağı bir “ulusal çoğunluk hükümeti” kurma konusunda bir direnç içerisinde. Zira 2003 sonrası Irak’ta yaşanan sürecin en etkili aktörlerinden biri olan Mukteda es-Sadr, seçimde elde ettiği avantajı kullanarak, Irak’ta “reform” sayılabilecek bir siyasal değişikliği kovalıyor.

Bu konuda Irak’taki siyasetin yürütücü gücü ve başat aktörü olan Şiiler arasında bir bölünme yaşandı. Zira 2003 sonrası süreçte şimdiye kadar hükümeti kuran başbakan hep Şiilerden oldu. Bu bir teamül haline dönüştü. Geçtiğimiz dönemlerde ulusal birlik hükümeti konusunda bir problem yoktu. Bu yüzden de başbakan konusunda ortak aday çıkartılması konusunda bir biçimde uzlaşılıyordu. Ancak son seçimlerin ardından Sadr hem başbakanın kendisi tarafından seçilmesi hem de hükümetin yapısı konusunda diğer Şii gruplarla ayrı düştü. Bu ayrılığın temelinde yönetim mekanizmasını elinde bulunduran özellikle İran’a yakın Şii grupların, mevcut düzenden elde ettikleri faydayı kaybetmek istememesinin büyük etkisi olduğunu söylemek mümkün.

Birkaç kez denemeden sonra hükümet kurma konusunda parlamentoda yeterli çoğunluğa ulaşamayan Mukteda es-Sadr, grubuna bağlı milletvekillerinin istifasını istedi ve grubundaki 73 milletvekilinin yanı sıra, 2 bağımsız milletvekili de parlamentoya istifasını sundu. Parlamento başkanlığı tarafından söz konusu istifalar da kabul edildi ve yerine bu milletvekillerinin seçildiği seçim bölgelerinden en yüksek oyu alan ikinci adayların milletvekili olarak yemin etti. Böylece parlamento aritmetiği değişmiş oldu. Ancak güçlü sosyal desteğinin yanı sıra, yaygın ve dinamik bir teşkilatlanmaya sahip olması nedeniyle kitleleri harekete geçirme kabiliyeti ve hızı konusunda belki de Irak’ın en etkili gücü olan Mukteda es-Sadr’ın sokak muhalefetine yönelme ihtimali, tüm kesimler tarafından endişe ile karşılanıyor. Böyle bir süreç Irak’taki siyasal istikrarsızlığın yanı sıra güvenliği ve sosyal yapıyı da olumsuz etkileyebilir. Bu durumun Irak’ı daha kaotik bir sürece sürüklemesi, PKK ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin etkinliğini arttırması gibi ülke sınırları dışına taşacak etkiler ortaya çıkarması işten bile değil.