Merak üzerine

Tarihçi, biyografi ve deneme yazarı Mestrius Plutarchus (Plutarkhos) MS 46 yılında Delfi’nin doğusunda Chaeronea Boeotia’da dünyaya gelir. Çok sayıda eser veren yazar daha çok iki eseri “Paralel Yaşamlar” ve “Moralia (Etik)” ile tanınır. Küçük bir kitabı da “Gevezeler ve Meraklılar” adını taşır.

Merak etmek, araştırmak iyi bir şeydir. Böylelikle yeni şeyler öğrenir ve heyecan duyarak yaşarız. Ancak, bilimsel merakın iyi ve teşvik edilir olmasına karşın kişisel olaylara duyulan merak insanları tedirgin eder. Kişisel olaylara karşı duyulan merak sonucu öğrenilen olaylar, kişiyi sevimsiz ve istenmeyen bir kişi durumuna düşürebilir. Merak duygumuzu iyi yönlendirebilirsek bize faydalı olur. Yalnızca başkalarının yaptıklarını ve yaşamlarını merak edenler “başkalarıyla ilgilenmekten kendi işleri ihmal eder ve onları batırırlar.

Ne yazık ki dilimizde “Merak kediyi öldürür” gibi deyimlerin yanı sıra karşımızdaki kişiyi küçültücü anlamda kullanılan “Ne kadar meraklısın” benzeri ifadeler mevcuttur. Çocukluktan itibaren gerek aile içi, gerekse okul eğitimi sırasında duyduğumuz bu ifadeler çoğumuzda merak etmenin, meraklı olmanın kötü bir şey olduğu konusunda bir fikir oluşmasına, giderek meraksız, araştırmadan yoksun hemen her şeyi tevekkülle karşılayan bir topluluk olmamıza yol açmaktadır.

Oysaki merak duygusu, yalnız insanın değil, tüm canlıların içinde olan doğal bir duygudur. Yaşamın devamı için merak etmek, araştırmak ve öğrenmek karşı çıkılmaz ve kaçınılmaz bir sonuçtur. Merak etmeyen, öğrenmeye direnen her canlının sonu yok olmaktır. Merak duygusu başarılı insanların vazgeçilmez bir motivasyon kaynağıdır.

Leonardo Da Vinci “Hayata doymak bilmez bir merakla yaklaş ve kesintisiz öğrenmek için sürekli arayış içinde ol” derken, merakın kişisel ve toplumsal ilerlemenin en önemli itici gücü olduğunu belirtmektedir.

Hayat bir öğrenme dizisi ve buna bağlı olarak kişisel ve toplumsal olarak gelişmenin getirdiği birikim ve kazanımları paylaşma sürecidir. Eğer yeteri kadar merak duymuyor, bunun sonucu olarak araştırıp bilgi birikimi sağlayamıyor ve sağlanan bilgi birikimini bir ürüne dönüştüremiyorsanız, sıkıntılı bir süreç içindesinizdir. Çünkü merak eden, araştıran ve edindiği bilgileri bir ürüne dönüştüren kişi ve toplumlar, ister istemez talep ettiğiniz bu ürünler için sizden çok yüksek bedeller talep edeceklerdir.

Geçmişi bir yana bırakalım, günümüzde öğrenmeye kapalı bir kişi ve toplumun geleceği nedir diye düşünmemiz gerekiyor. İnsanlığın gelişimine katkısı olmayan, buna karşın tüketimde ortak olan toplumların gelecek beklentileri nedir? Tarih bize göstermektedir ki gelecek beklentilerini bir başka hayata erteleyen kişi ve toplumlar atalet içine girip, yok oluşa doğru gitmektedirler. Buna karşın yaratıcılığın temelinde merak olduğunu, hayal gücünün kaynağında merakın yattığının farkında olan kişi ve toplumların başarılı olduğu ve ileri doğru atılımlar yaptığı görülmektedir. Gerçekten meraklı kişiler yalnız kendi disiplinlerinde değil farklı disiplinlerdeki olayları da merak edip bunlardan beslenmektedirler. Bilmekteyiz ki her canlı organizma farklı besinlerle beslenmek mecburiyetindedir. Tek düze aynı kaynaktan beslenmek mümkün değildir. Tek düze aynı kaynaktan beslenen organizmalar asalak olarak nitelenmektedir. Asalak terimi aşağılayıcı bir terim olup, hemen her organizma bir an önce asalaklarından kurtulmak için yoğun bir çaba içindedir.

İlerlemek, gelişmek, çağdaş hayat içinde etkili olarak yer almak istiyorsak merak duygumuzu artırmamız gerekiyor. Bunun için eğitim başta olmak üzere tüm yaşamımız boyunca merak etmeyi, araştırmayı, bilgi sahibi olmayı ve sahibi olduğumuz bilgiyi bir ürüne dönüştürmek için çalışmalıyız.

Peki! Acaba niçin Plutarkhos meraklıları küçük görürde, meraklılar üzerine bir yazı yazar. Sanırım bunu yüz yıllar sonra Madam Curie en güzel şekilde açıklar;

“İnsanlar konusunda daha az, fikirler konusunda daha çok meraklı olalım.”

Kişisel olaylara meraklılar, “...her zaman avlayacak ve parçalayacak kurbanları olsun diye dua eder; bol sorun, bol olay ararlar... Bu tür merak haneye tecavüz, ahlaksızlık, sırlara ihanettir.”

Günümüzde sosyal medya denilen yeni bir kurum ortaya çıktı. Çoğunlukla, rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan” bu grup, merak etme, araştırma, bilgi birikim oluşturmaktan çok, kolay tarafından dedikodu yapmayı hüner sayıyor.

Komedya yazarı Phillipides’in kendisine “Seninle varlıklarımdan hangisini paylaşayım?” diye soran Kral Lysimakhos’a verdiği cevap üzerinden yüz yıllar geçse de hepimize örnek olmalıdır: “Sırlarınız dışında hangisini isterseniz kralım.”

İnsanlar merak duygularını kişisel sırları değil, bilgilerini artırmak, yeni şeyler öğrenmek için kullanmalıdırlar. Merak yeni düşüncelerin, yeni fikirlerin ortaya çıkmasını, insanlığın daha ileri düzeylere ulaşmasını sağlar. Bu da ancak küçük yaşta başlayan eğitim sonucu mümkündür. Küçük yaşlarda merak duygusunun pekiştirilmesi, bunun kişisel sırları öğrenmek için değil de bilgiye erişmek ve yeni bilgiler oluşturmak için kullanılması gerektiğini öğrenmek ve öğretmek gerekir.

Montaigne “Bilme tutkusundan daha doğal olan hiçbir tutku yoktur” derken, sanırım bilme duygusunun ancak merak sonucu oluştuğunu dile getirmek istemektedir.

“Merakı olmayan hiçbir şey öğrenemez.”

Merak üzerine

M. Sinan Genim