New York mu, ‘Sodom ve Gomore’ mi?

New York mu, ‘Sodom ve Gomore’ mi




Yakup Kadri Karaosman-oğlu’nun romanı “Sodom ve Gomore”yi bilir misiniz? Üç büyük kutsal kitapta da bahsi geçen Lut Peygamber’in kurtaramadığı iki şehirdir. Ahlaksızlığın, müptelalığın, zevk düşkünlüğünün ve tembelliğin aşırı boyutlara vardığı bu iki şehri kurtarmaya çalışır Hz. Lut. Tanrı’nın gazabını üzerlerine salacağına inandıramaz kimseyi ve sonuçta bu iki şehir sular altında kalır. New York’un Manhattan adasını “Sodom ve Gomore”nin daha da tehlikeli bir versiyonuna benzetiyorum; anlatayım...

11 yıl boyunca evimden çıkıp 50 saniyede Central Park’ın ve Manhattan’ın tam ortasında buluyordum kendimi. Başlarda bir piyanist-besteci-yazar olarak yaşayabileceğim en güzel şehirlerden biri diye düşünüyordum, öyleydi de.

‘Biraz zaman aldı’

Filmlerde görülen küçük esnaf, artık İstanbul’da da kalmamış olan terziler, kunduracılar, küçük kitapçılar, ıvır zıvır satan dükkânlar, akla bile gelmeyecek küçük işleri yapan zanaat ustaları güçlükle de olsa Manhattan’da hayatta kalabiliyorlardı. O dönemde ABD’nin dünya çapındaki anti-Türkiye propagandası da henüz görünür durumda değildi. Biz de tiyatro sanatçısı eşim Ege Maltepe ile dünyaya filmler ve televizyon yoluyla dayatılmış ideal şehir New York’un Manhattan adasında gül gibi geçinip gidiyorduk. Gözü boyanmış sanatçı karı-koca olarak gerçeklerin yüzümüze çarpması biraz zaman aldı.

Geçen yazımda sanatçıların ve sanatın Spotify, YouTube vs. gibi büyük şirketler tarafından yok edilmesinden bahsettim. Manhattan’ın meşhur Wall Street’i aynı “büyüklük kompleksi”ni her alanda yayıyor. Geçenlerde İKSV ve Zorlu PSM’nin düzenlediği bir panelde bu büyüklük kompleksinde boğulmakta olan ABD’li, İngiliz, Alman ve İzlandalı hantal sanat kurumlarının yöneticilerinin vızıldamalarını dinledik. Peki, “Sanat, zanaat, bilim, edebiyat, tarım, gibi alanların hepsi ancak büyük kurumlarla var olabilir” fikrini ve beraberinde dayatılan büyüklük kompleksini ne zaman kabul ettik? Bu alanlar tek bir insan kadar küçücük ve tüm insanlık kadar büyük değil mi? Beethoven, Marie Curie, Cahit Sıtkı Tarancı veya 12.000 yıl önce buğdayı bulanlar kurumlar mıydı? İnsan dünyadaki hayatın küçük bir parçası ama insan için hayatın olmazsa olmazı, peki ya kurumlar? Nasıl oluyor da tüm dünya olarak görmemize rağmen, görmezden gelebiliyoruz bu büyüklük kompleksi hastalığını?

Ya tüm dünyayı sarmış durumda ve bir milyon kişiyi öldüren salgınla alakalı neleri görmezden gelebiliyoruz acaba? Bu dünyada sahip olduğumuz tek bir yaşam ile insan icadı olan para arasında seçim yapmamızı şart koşan bir durum var şu anda. Başka bir deyişle: Parasızlık mı, ölüm mü? Hayatımız ne zaman ve kimler tarafından böyle bir seçime maruz bırakıldı? Manhattanlı bir grup kişi olabilir mi? “Park Avenue” isimli belgeseli izleyenler Manhattan’ın bir caddesindeki bir binada yaşayan ve en az şu sıralar sıklıkla medyada gördüğümüz Bill Gates kadar etkili olan diğerleri hakkında bilgi sahibi olabilir.

‘Birlikte vereceğiz’

Kendimi Lut Peygamber ile eş tuttuğum falan düşünülmesin, hâşâ, fakat şansıma içindeyken bile yaydığı ölümü görebildiğim, günümüzün “Sodom ve Gomore”si New York’un Manhattan adasından kaçtığımı anlatıyorum ki diğer kültürlere yaydığı sinsi hastalıkla mücadele edebilelim. Başka bir gözle bakmayı denersek insanlığı bu illetten kurtarabileceğimize eminim ama dünyayı kendi gözlerimizle görebilmek için Manhattan’dan yayılan büyüklük kompleksinden kurtulabilecek miyiz? Sanıyorum önümüzdeki dönemde bu sorunun cevabını hep beraber vereceğiz.