Türkiye-Fransa İlişkileri Uygulama ve Araştırma Merkezi

Bülent Akarcalı - bulent@bulentakarcali.com

Marmara Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiye-Fransa İlişkileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÜFRAM), 21 Ekim Perşembe günü, Türk ve Fransız yetkililerin katıldığı bir konferans ile Anadolu Hisarı Yerleşkesi’nde açılışını yaptı.

TÜFRAM, esas olarak Türk ve Fransız kamuoylarını karşılıklı olarak bilgilendirmeyi, Türkiye-Fransa ilişkilerinde ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik araştırmalar yapmayı ve sonuçları kamuoyu ile paylaşmayı hedefliyor.

Türkiye’nin özelikle dış politika konularında, Fransız kamuoyunu bilgilendirmek için ciddi bir çaba göstermesi gerektiği bir ortamda Marmara Üniversitesi’nin bu girişimini önemseyip desteklemek bir milli görev olarak düşünülmeli. Her kademesinde ciddi bir Türkiye takıntısı olan, Ermeni diasporasına kayıtsız şartsız teslim olmuş, PKK sever, FETÖ hamisi bu ülkeye yönelik ciddi akademik desteğe ihtiyacımız var. Takıntı öyle bir boyutta ki Paris’te 2018’de başlayıp uzunca bir süre devam eden “Sarı Yelekliler isyanında Türkiye’nin de parmağı vardı” deseler şaşırmam. 

‘Türkiye takıntısı’

Fransa’nın İslam ve Orta Doğu uzmanlarından Jean Pierre Fillu’nun yakın zamanda Le Monde gazetesinde çıkan makalesinde Fransız Devlet Başkanı Macron’un, Türkiye’yi tek taraflı ve her konuda suçlamasının bir takıntıya dönüştüğünü yazıyordu. Bu takıntıyı başta Fransız basını olmak üzere bu ülkenin en saygın olması gereken Senato gibi kurumlarında dahi görünmesini ciddiye almamız gerekir. Yunanistan ile yaptıkları savunma ve askeri iş birliği anlaşması da bu takıntı sonucudur.

Saygın ve tarafsız olmasını sandığımız Senato, Fransa’da zararlı ve tehlikeli çalışmalar yaptığını iddia ettiği iki ülke hakkında rapor yayınlıyor: Türkiye ve Çin!

Türkiye hakkında hazırlanan rapora katkıda bulunan kişinin Ermeni tarihi üzerine uzmanlaşmış Claire Mourdian (Muratyan) olduğunu okuduğunuzda şaşırmaz mısınız?  Soykırım iddialarını tarihi gerçeğe dönüştürmeyi meslek olarak seçmiş birinden Türkiye hakkında istenen rapor içeriğinin ne olacağı peşinen belli değil midir?

İki yıl kadar önce Fransız televizyonunda “Erdoğan’dan kurtulmak ancak ölümcül bir yolla olabilir” diyen Philippe Moreau’ya, Türkler tarafından tehdit mesajları gönderildiğini ve bu zat’ın kişiliğinin itibarsızlaştırılmaya çalıştığını da Türkiye aleyhine bir unsur olarak belirtiliyordu.

Sarkozy ile başlayan tutum

Yukarıda verdiğim örnekler maalesef, Fransa gibi üst düzey entelektüel düzeye, tarafsız analiz yapma, hakkaniyet ölçüleri çerçevesine karar aldığını sandığımız Fransa’ya hiç yakışmadığı bellidir. Ama ne yazık ki Sarkozy ile başlamış olan yozlaşma Fransa’nın çoğu kurum ve kuruluşunu kapsamış, istila etmiştir. 

Aslında Fransa’nın Türkiye takıntısı çok uzun zamandan bu yana sürmektedir. Ancak bu durum karşılıklı nezaket çerçevesinde hissettirilmeden devam ettirilmekteydi. Kriz Sarkozy’nin nezaket sınırlarını açan söylem ve tavırlarıyla başladı ve Macron ile zirveye çıktı.

Fransız Devlet Başkanı De Gaulle’un 25-30 Ekim 1968 arası 5 gün süren Türkiye seyahatinden bu yana, son 53 yıldır ülkemizi bir tam gün ziyaret eden, tek bir geceleme yapan Fransız Devlet Başkanı olmamıştır.

ABD Başkanları Bush, Clinton, Obama’yı ağırlayan ülkemize Alman Şansölyesi Merkel, çok nazik bir düşünceyle yaptığı veda ziyaretiyle, 16 yıllık Şansölyelik döneminde Türkiye’ye 11 defa gelmişti.    

Irkçılık ve İslam düşmanlığının siyasi yapısında gittikçe yer aldığı Fransa’dan, bundan sonra da Türkiye’ye ciddi bir ziyaret yapmayı göze alacak bir lider çıkacağını sanmıyorum. 

Aşırı sağ adaylar önde

8 ve 22 Nisan 2022 tarihlerinde İki turlu yapılacak Fransız Başkanlık seçimlerine en kuvvetli adaylar aşırı sağı temsil edenler olmaktadır. İkinci defa seçilmek için şansını deneyecek olan Macron’un politikalarına baktığımızda kendisinin de aşırı sağa taviz vererek seçim kampanyasını yürüteceği anlaşılmaktadır. Başlamış olan seçim hareketliliği ve adayların yapısı, Başkanlık seçiminin Irkçılık destekli İslam karşıtlığı üzerinden olacağına işaret etmektedir.