Türkiye’nin tamamı deprem bölgesidir

Türkiye yerkürenin en kırılgan bölgelerinden birinde yer almakta. Yerküre, canlı bir organizma gibidir, içi ve şekli sürekli devinim hâlindedir. Bu vesile ile Türkiye’nin tamamının bir deprem ülkesi olduğunun altını çizmek gerekir. Zaman-zaman telaffuz edildiği gibi %95’i falan değil %100’ü deprem ülkesidir.

Mehmet UTKU

1960 Atça (Aydın) doğumludur. 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Bölümü’nü bitirdi. 1985 yılında aynı üniversiteden master derecesi aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’ne araştırma görevlisi olarak atandı. TÜBİTAK tarafından Yurtiçi Doktora Bursu’na layık görüldü. 1988 yılında Almanya Bilimler Akademisi’nde, UNESCO tarafından desteklenen “Sismoloji, Tektonik ve Sismik Risk” konulu 9. Uluslararası Eğitim Programı’na katıldı. 1997 yılında Türkiye’de ilk kez, Türkiye depremlerinin moment tansör ters çözümlerini ve analizlerini yaparak İstanbul Teknik Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Üniversitede, idari görevlerde de yer aldı. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.

Bu yazıda; “Türkiye neden bir deprem ülkesidir?”, “bundan kurtulmanın çaresi var mıdır?”, “ne yapmak gerekir?” ve “ bir yerde olan deprem, bir başka yerdekini tetikler mi?” gibi, bir deprem ülkesinde yaşayanların temel eğitiminden sayılabilecek soruların yanıtları paylaşılmaktadır.

EN KIRILGAN BÖLGE
Türkiye, ortalama 6371 km yarıçaplı yerkürenin en kırılgan bölgelerinden birinde yer almaktadır. Yerküre, canlı bir organizma gibidir, içi ve şekli sürekli devinim hâlindedir. Zaten bu dinamizmi gereği bir canlı yaşamına ortam sağlamaktadır. Eğer Ay gibi olsaydı, sadece bir taş yığınından ibaret olacak, insan yaşamının gerektirdiği imkânlar olamayacak, örneğin o sebze ve meyveleri yetiştirdiğimiz ovalar, verimli dağlar olmayacaktı. Bunlar ve diğer tüm olanaklar, yerkürenin canlılığının bir başka deyişle depremlerin sonucudur. Yerküre, kısaca değinilen bu iç dinamizmi ve atmosferiyle birlikte, sürekli dıştan içe doğru soğumakta olan bir yaşam gezegenidir.

Faylanma ve fay
Yerkürenin merkezinde yaklaşık 7000C civarında olan sıcaklık, yeryüzünde 0C civarına, atmosferde -50C mertebelerine düşmektedir, yani Yerküre, dıştan içe doğru sürekli ısı kaybetmektedir. Yerkürenin en soğuk ve dolayısıyla da katılaşmış olan bölümü, 6371 km’lik kalınlığın yeryüzüne en yakın en dış bölümüdür.
Yer yüzeyinden itibaren Yer içine doğru ortalama 100 km’lik bir kalınlığa sahiptir ve kırılgandır. Bu bölüme “taşküre (litosfer)” adı verilir. Bunun en dışındaki yaklaşık 70 km’lik kısmına da “Yerkabuğu” denir. Sözkonusu dinamizmin etkisiyle bu kırılgan bölüm, o dinamizme uymak için zaman-zaman kırılır. Bu kırılmalar, belli bölgelerde çok sıklıkla gerçekleşirken, belli bölgelerde nadiren olur. Bu kırılmalara “faylanma”, oluşan kırığa da “fay” adı verilir. Kırılma olayına da “deprem” diyoruz.
Türkiye, dünya ölçeğinde, depremlerin en sık olduğu bölgelerden ikinci sıradaki “Alp-Himalaya Deprem Kuşağı”nda bulunan bir ülkedir. Bu kuşak, İtalya’daki Alp sıradağlarından başlayarak Çin’de Himalaya dağlarına kadar devam eder. Türkiye, bu kuşakta bulunduğundan, bu kuşağın deprem etkinliği ile birlikte yaşamak zorundadır.

1. DERECE OKYANUS
Bu vesile ile Türkiye’nin tamamının bir deprem ülkesi olduğunun altını çizmek gerekir. Zaman-zaman telaffuz edildiği gibi %95’i falan değil %100’ü deprem ülkesidir. Dünyadaki birinci derece deprem kuşağı ise Büyük Okyanus çevresi, üçüncü derece ise yaklaşık kuzey-güney hattı boyunca Atlas Okyanusu ortasıdır.
Yerküre, yaklaşık 4.5 milyar yıldan beri deprem üretmektedir. Bu dinamizmin gereği dünyada, yılda ortalama 1 adet çok büyük (8.0M9.0), 10’lar mertebesinde büyük (7.0M8.0), 100’ler mertebesinde kuvvetli (6.0M7.0), 1000’ler mertebesinde orta büyüklükte (5.0M6.0), 10 binler mertebesinde hafif (4.0M5.0), 100 binler mertebesinde küçük (3.0M4.0), milyon mertebesinde ise çok küçük (M3.0, mikrodeprem) depremler meydana gelir.

BİLİNÇLİ YAŞAM
Dolayısıyla, Yerküredeki dinamizmin bir sonucu ya da gereği olan depremlerden kaçmak veya böyle bir fenomeni önlemek mümkün değildir. Ancak, dünyanın deprem yönünden daha sakin olan bölgelerinde yaşamayı tercih ederek ya da deprem bilinciyle bir yaşam gerçekleştirerek ya da insanlığın deprem kestirimlerinde (tahminlerinde) başarı kaydetmesiyle bu sorunun üstesinden gelinebilir. Daha sakin bölgeler, imkânı olan insanlar için belki bir yol olabilir, fakat bu sıra dışı bir yoldur. Deprem bilinciyle yaşamak ise bilimin, aklın, mantığın farkında olmak, onun açtığı yolda yürümekle mümkündür.

BİLİMSEL ÇALIŞMA
Günlük hava tahmin raporları gibi deprem tahmin raporlarının da benzer başarı seviyesine getirilebilmesi de tamamen bilimin işidir, ancak bilimsel çalışmalarla başarılabilir. Bu yöndeki çalışmalar, gerek ülkemizdeki Yerbilimleri (Jeofizik, Jeoloji, Jeomorfoloji vs.) alanında gerek dünyadaki ilgili alanlarda merakla ve hızla sürmektedir. Bu noktada toplumun, bilimin farkında olması şarttır, fakat Türk toplumu henüz bu noktadan maalesef uzaktadır, fakat örneğin bir 40 yıl öncesine göre de az da olsa bir miktar gelişme vardır.

Disiplinli çalışma
Deprem kestirimi, çok disiplinli bir çalışma gerektirmektedir, yani tüm Yerbilimleri alanlarının ya da depreme dahli olan tüm bilim alanlarının birlikte çalışmalarıyla gerçekleştirilebilecek bir iştir, eğer önümüzdeki günlerde bambaşka bir gelişme veya yenilik olmazsa... Böyle bir gelişme de tamamen, Yer içindeki gerilmenin ölçümüne, hatta gerçek zamanda ve sürekli ölçümüne dayanmak zorundadır. Bugün için zor olan nokta da budur. Eğer bu ölçmeyi gerçekleştirebilirsek, günlük deprem tahmini raporları da kolaylıkla gündeme gelecektir.

TETİKLEYEBİLİR Mİ?
Dünyanın herhangi bir yerinde ya da Türkiye çevresinde veya Türkiye’nin bir başka yerinde olan bir (büyük) depremin, Türkiye’deki depremleri tetikleme konusu da kamuoyunun sürekli merak ettiği bir konudur. Litosfer ya da Yerkabuğu, “Levha” adı verilen çok sayıda litosfer parçasının birleşiminden oluşmaktadır. Yerkabuğunun ya da litosferin herhangi bir yerindeki dinamizm, gücü ve karakteri oranında ana ve diğer alt (ikincil, üçüncül vb.) levha sınırları ile birinden diğerine aktarılır. Aktarılan enerji, gerilme birikimi devam eden ama henüz eşik noktasına ya da kırılma aşamasına gelmemiş bir müstakbel deprem odağını tetikler.
Bu, eşik noktasına olan uzaklığın aktarılan yeni enerji ile karşılanmasıyla olur. Yani, mutlaka bir miktar enerji, bu sistemle; depremin büyüklüğüne, uzaklığa ve levhalar arası ilişkiye bağlı olarak iletilecektir. Sonuçların hemen gözle görülebilirliği, sistemlerin birbiriyle bağlantısına da bağlı olmak üzere hemen gerçekleşmeyebilir.
Bir deprem ülkesinde yaşayan insan yönünden bakılırsa, “Ne yapmak gerekir?” sorusu için “eğitim, bilgi, bilinç, depreme dayanıklı yapıları kullanmak ve iyi yönetim”, anahtar bir yanıttır.