‘Üniversite Adaylarına Tavsiyeler’

Geleceğin Meslekleri mi? Mesleklerin Geleceği mi? Eğitiminin Geleceği mi? Geleceğin Eğitimi mi?

‘Üniversite Adaylarına Tavsiyeler’

Değerli okurlar, iş yaşamı pratikleri ile mesleki deneyimlerini elde etme fırsatı bulan bir   akademisyen olarak, tercih dönemlerinde gençlerimizle bazı görüşlerimi paylaşmayı görev saymaktayım.  Bilindiği gibi insan yaşamının bazı kırılma noktaları var. Bunların en önemlisi; ergenlik ile eş zamanlı gündeme gelen, ancak kişileri yaşam boyu etkileyen meslek seçimidir. Üniversite giriş sınav maratonundan çıkan gençlerimiz ve aileleri; yaşam boyu eğitimin geçerli olduğu bir dönemde, karar verirken pek çok seçenekle karşı karşıyalar.  Bu nedenle üniversite eğitiminin aslında bir başlangıç olduğunun, uzmanlaşmanın ve yetkinliklerin öne çıktığının farkında olarak tercih yapmalılar.

Çeşitli araştırmalar, yakın gelecekte iş gücü piyasasında çok önemli gelişmelerin yaşanacağına işaret ediyor. Bugün ilkokula başlayan çocukların yarısından fazlasının henüz mevcut olmayan iş ya da mesleklerde istihdam edileceği belirtiliyor. Endüstri 4 devriminin egemen olacağı yeni dönemde esasen hangi iş ve mesleklerin yok olacağı, şu anda mevcut olmayan hangi işlerin öne çıkacağı tartışılmaktadır. Tahmin edilen yeni bazı meslekler, veri ekoloğu, oyunlaştırma danışmanı, sanal çevre mühendisi, uzay madencisi, uzay jeologu gibi alanlardır. Öyle ise Üniversiteler öğrencileri yeni bir iş dünyasına nasıl hazırlamalı? Tıp, hukuk, diş hekimliği, mühendislik ve bankacılık gibi geleneksel popüler kariyerler için mezunlar üretmeye mi odaklanmalıdır?  Yoksa yaratıcı endüstrilerdeki iş ve mesleklere mi yönelmelidirler?

Üniversitenin hazırladığı geleneksel iş ve mesleklerin çok azı kişiye “yaşam boyu bir iş” güvencesi verebiliyor.  Öyle ise çalışanlar esnek olmalı, kariyer portföylerini yaşam boyu eğitim felsefesiyle çeşitlendirmelidirler. 

Üniversiteler de öğrencileri yeni iş dünyası için nasıl destekleyebileceklerini, girişimci, başarılı ve tatmin edici olmalarını sağlamak için ne yapabileceklerine odaklanmalıdırlar. Yaratıcı meslekler, daha karmaşık bir lisansüstü özellikler kümesi gerektirir: Bu kümeyi oluşturan en önemli öğeler; eleştirel ve yaratıcı düşünme becerileri, küresel farkındalık, dijital okuryazarlıktır.

 

Bilinmelidir ki eğitimden beklenen sadece daha fazla kazanç elde etmek değildir. Aynı zamanda uzun ömürlü bir iş yaşamı için tatmin ve mutlu olunabilecek bir meslekler zincirini sunabilmesidir. Öyle ise geleceğin mesleklerini tahmin edemeyebiliriz, ancak öğrencilerin yapmayı seçtikleri işlerde tatmin olmalarına yardımcı olabiliriz. Çünkü özünde hayat bir öğrenme deneyimidir. 

Genel olarak, eğitim faaliyetleri iki kategoriye ayrılabilir: yaşam becerileri ve mesleki beceriler. Hepimizin öğrenmesi gereken yaşam becerileri ve onları öğrenme şeklimiz, çağlar boyunca nispeten tutarlı olmuştur: İletişim kurma, sosyalleşme ve hayatta kalma gibi. Ancak, bugünün eğitim sisteminin ikinci kategoriye, mesleki becerilerin öğretilmesine doğru eğildiğini ve önümüzdeki yüz yıl boyunca en büyük fırsat ve zorluklarla karşılaşacak olanın da bu kategori olduğu açıktır. Eğitimcilerin, öğrencileri, iş yaşamına hazırlarken en önemli rollerinin; onları, yaşam boyu kariyerlere hazırlamak olduğunu söylemek daha doğrudur. Ancak bu konu geçen yüz yılda nispeten basit bir iş olsa da robotik yaşamın, yapay zekanın egemen olacağı yeni yüz yılda çok daha zordur. Geçmişte eğitimciler, birisine bir meslek öğrettikten sonra, kişinin, seçtiği bu meslekte en az 40 yıl boyunca kazançlı bir şekilde istihdam edilmesi de mümkündü.  Ancak bugün teknoloji, meslekli kişilerin yerini alıyor. Sanayinin 15-20 yıl içinde tamamen otomatik hale getirileceği de açıktır. Dahası, özellikle iş dünyasının, insanların sadece bir role uymaya uygun olduğuna inandığı, rol temelli bir toplumda yaşıyoruz. Örneğin; yazılım satış görevlisi, donanım satamaz, donanım satış görevlisi mühendis olamaz, avukat veri bilimcisi olamaz ve veri bilimcisi yazılım satış görevlisi olamaz. Bununla birlikte COVİT-19 salgını sonrası; yüz milyonlarca insanın işten çıkarılacağı bir süreç yaşanılması da kaçınılmazdır. Bu olgular çalışanların birçoğunun, yeni beceriler öğrenmesinin gerektiğini göstermektedir.  

Önümüzdeki süreçte, bugünün tüm işlerinin çok önemli bir kısmının yerini teknolojinin alacağı muhakkaktır.  Gelinen noktada, teknolojinin mavi yakalı işlerin yerini aldığı geçmiş yıllardakinin aksine, bugünün teknolojisi daha da ileri bir boyut kazanmış olarak, beyaz yakalı ileri eğitimli çalışanların yerini almaktadır.  Şüphesiz bu değişim; aileler ve büyük emekle yetiştirdikleri çocuklarının kariyer beklentileri açısından hayal kırıklığına neden olabilir. 

Kendi kendine öğrenen yapay zekâ sistemleri ve bilişsel bilgisayar sistemleri; daha şimdiden danışmanların, analistlerin, mühendislerin, sanatçıların, yorumcuların, doktorların, gazetecilerin, müzisyenlerin, öğretmenlerin, çevirmenlerin yerini almaktadır. Hatta, geliştirilen yapay görme sistemleri; kalite denetmenlerinin, bakım işçilerinin, güvenlik analistlerinin ve güvenlik görevlilerinin yerini alıyor. Robotlar; zaten birçok mavi yakalı fabrika ve depo işçisinin yerini aldı. Diğer alanlarda da, otomobil ve kamyonlardan uçaklara ve yarım milyon tonluk kargo gemilerine kadar otonom araçlar; sürücüleri, operasyon ekiplerini, park görevlilerini, pilotları, denizcileri ve trafik servislerini ortadan kaldırıyor. Akıllı şehir teknolojileri; güvenlik memurlarına, sokak temizleyicilerine ve diğer kamu görevlilerine olan talebi azaltmaktadır. Çevremize baktığımızda, bu değişikliklerin bazılarının zaten gerçekleştiğini görmekteyiz. 

Bu perspektiften bakıldığında, eğitim; toplumun temel taşlarından biridir. Bireyleri “toplumun yararlı ve üretken üyeleri” olmaya hazırlar. Ancak iş piyasası değişmeye devam ettikçe, insanları 20, 30, 40 ve hatta 50 yıl içinde yeni iş ve mesleklere hazırlayabilmek için eğitimin on yıllar öncesinden   başlatılması gerekmektedir. İnsanları 50 yaş ve üzeri kariyerlere hazırlamak ortalama 20 yıl sürmektedir. Teknolojik değişimin hızı artmaya devam ettikçe, insanlara yaşamları boyunca   istihdam olanağı sağlayan becerileri kazandırmak da çok kolay değildir. Geleceğin işlerini tahmin etmemizdeki bariz zorluk, iki veya daha fazla neslin iş bulmakta zorlanmasına neden olabilir.  

İşgücünün ekonomik ömrünü sabit bir meslek seçerek tamamlayamayacağı bir zaman dilimi önümüzdedir.  Çeşitli disiplinlerden kazanılacak bilgi ve beceriler yaşam boyu mesleklerimizin evrileceği boyutu tanımlayacaktır.  Sürekli eğitimle, beceri ve bilgi eksikliğini; aşamalı olarak gidererek profesyonelleşme vazgeçilmez olacaktır. Özetle, gelecekte teknolojik gelişmeler yaşanacakken, eş zamanlı olarak da teknolojiyi üreten ve kullanan kişilerin iş yaşamı içinde uygun eğitim stratejileri ile donatılması gerekmektedir.  

Tüm bunlar ortada iken, Ülkemizde ivedilikle ilgili tüm kesimlerin iş birliği ile gelecekte hangi nitelik ve nicelikte işgücüne gereksinim duyulacağı konusunda, sistematik bir çalışma ile projeksiyon yapılmalı ve buna dayalı bir eğitim gerekliliği senaryosu oluşturulmalıdır. 

Bu değerlendirmeler ışığında üniversite adaylarımızın tercih yapmaları yararlı olacaktır.  Her aday, öncelikle kişisel yeteneklerini belirlemeli, ne yapmak istediğini sorgulamalı, yani kendini tanımalıdır.  Aynı zamanda yukarıda değindiğim hususları da dikkate alarak yaşam boyu istedikleri kariyer zincirinin ilk halkası olan üniversite ve meslek seçimini yapmalıdır. Mademki bu tercih uzun bir sürecin ilk basamağıdır, öyleyse bu  süreci kaosa dönüştürmek için neden bulunmamaktadır.